PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : MEVLÂNA CELALEDDÎN-İ RÛMÎ


Sabiha Serin
17.12.2008, 07:27
...sitelerinde köşe yazımdır


MEVLÂNA CELALEDDÎN-İ RÛMÎ


HOŞGÖRÜ VE SEVGİ GÜNEŞİ MEVLÂNA CELALEDDÎN-İ RÛMÎ 17 Aralık 1273 Pazar günü, 66 yaşında iken Konya’da vefat etmiştir. Saygı ile anıyorum.
Hazreti Mevlâna yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir. Mevlâna aşkın ne olduğunu soranlara ; “ Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça onu tamamıyla bilemezsin.” buyurur.
Hz. Mevlana sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür. Onun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj: “AŞK, SEVGİ VE BİRLİK”tir.
HAYATI

Mevlâna Celâleddin_i Rûmî; 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde bulunan Belh şehrinde doğmuştur.
Babası, Sultânü’l-Ulema (Alimler Sultanı) ünvanına sahip olan Muhammed Bahâeddin Veled, annesi Mümine Hatun’dur. Bahâddin Veled 1212 yılında aile fertleri ve yakınları ile birlikte Belh’den ayrılmıştır. Mevlâna’nın da içinde bulunduğu bu göç kervanı Nişâbur, Bağdat ve Küfe yoluyla ilerlemiş, Hac ibadeti için Mekke’ye gitmiştir. Daha sonra Şam, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Niğde’ye uğrayan kervan Karaman’a gelmiştir. Aile
Karaman’da 7 yıl kaldıktan sonra, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubât’ın ısrarlı daveti üzerine 3 Mayıs 1228 tarihinde Konya’ya gelip yerleşmiştir.

Mevlâna’nın annesi Karaman’da, babası ise 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etmiştir.

1225 yılında Karaman’da Gevher Hatun ile evlenen Mevlâna’nın bu eşinden, Sultan Veled ve Alaaddin Çelebi isimli iki oğlu dünyaya gelmiştir. Onun vefatı üzerine yapmış olduğu ikinci evliliğinden de, Emir Alim Çelebi isimli bir oğlu ile Melike Hatun isimli bir kızı doğmuştur.

Babasının vefatı üzerine, Onun yerine geçen Hz. Mevlana şimdi “İplikçi Camii” diye bilinen yerdeki Medresede uzun yıllar dersler ve vaazlar vermiş, bu ders ve sohbetlere zaman zaman farklı din mensupları da katılmışlardır.

15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile tanışmış, ancak bu tanışma ile tesis edilen
büyük dostluk ve yakınlık Şems’in kayboluşu yahut ölümü sebebiyle fazla sürmemiştir.

Herkesin birbirini anlamasını ve birbirine hoşgörü ile bakmasını, engin anlayışının temeli sayan ve Hz.Muhammed (A.S)’ın çizgisi üzerine olduğunu sık sık vurgulayan Mevlâna –Celâleddîn 17 Aralık 1273 Pazar günü, 66 yaşında iken Konya’da vefat etmiştir.

Ölüm gününü, en büyük sevgili olarak bildiği Allah’a kavuşma ânı olarak düşündüğü için “ Şeb-i Arûs yani Düğün Gecesi olarak kabul etmiştir.

Mevlâna’nın tasavvuf anlayışı hayali bir idealizm değildir. O daima hayatın gerçeklerini görmekte, bazılarının yaptığı gibi ondan el etek çekmemektedir. O’nun anlayışına göre tasavvuf, kulluğun yoludur. Buna ancak Allah’a âşık olarak erişilir. O’ndan başkasına duyulan sevgiler geçici heveslerdir. Bütün bu anlayışlar sebebiyle Hz.Mevlâna gerçek bir rehber, bir mürşid-i kâmil olarak tanınmıştır.
ESERLERİ

Bugün dünyanın dört bir yanında Hz. Mevlana’ya ve eserlerine duyulan ilgi her geçen gün artmaktadır. O’nun defalarca neşredilmiş ve Türkçe’ye çevrilmiş bulunan beş eseri vardır ki bunların aslı Farsça olarak yazılmıştır.
Mesnevî:
Tasavvufî duygu ve düşüncelerinin, hikâye tarzında anlatıldığı eseridir.
25618 beyittir.

Divân-ı Kebir:
Çeşitli konularda söylediği şiirlerinden oluşmaktadır.
Fîhi Mâ Fîh:
Mevlâna’nın Muhtelif meclislerde yapmış olduğu sohbetlerden derlenmiş eserdir.

Mektûbat:
Kendisine sorulan sorulara yönelik verdiği cevapları ve dostlarına yazdığı mektupları ihtiva eden bir eserdir.

Mecâlis-i Seb’a
Mevlâna’nın ders ve vaazlarından derlenmiş bir kitaptır.

MEVLÂNA MÜZESİ

Bu gün müze olarak kullanılmakta olan bu yer, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi’dir. Selçuklu Sultan Alâeddin Keykubat tarafından, Mevlâna’nın babasına hediye edilmiş olup, Sultânü’l-Ulemâ vefat edince buraya defnedilmiştir.(12 Ocak 1231).
Mevlâna 17 Aralık 1273 yılında vefat edince O da buraya defnedilir. Oğlu Sultan Veled’in kabul etmesi üzerine “ Kubbe-i Hadra” (Yeşil Kubbe) denilen türbe yaptırılmıştır. 1854 yılına kadar muhtelif ilaveler ile sürdürülen inşa faaliyetleri, derviş hücrelerinin yapımı ile tamamlanmış, uzun yıllar dergâh olarak hizmet vermiştir.
Dergâh, 1926 yılından itibaren müze olarak hizmet vermeye başlamış, ismi de 1954 yılından itibaren “ MEVLÂNA MÜZESİ” olarak kabul edilmiştir.
MÜZENİN BÖLÜMLERİ

Müzenin 21 tane bölümü vardır.

Bunlar: Cümle Kapısı, Türbe Kapısı, Tilavet Odası, Horasan Erleri Sandukaları, Mezarlar, Yeşil Kubbe, Huzur-ı Pir (Türbe), Semâhane, Mescid,
Çelebi Dairesi, Hasan Paşa Türbesi, Fatma Hatun Türbesi, Sinan Paşa Türbesi,
Hürrem Paşa Türbesi, Mehmet Bey Türbesi, Matbah, Meydan-ı Şerif, Şeb-i Arûs
Havuzu, Şadırvan, Derviş Hücreleridir.

SABİHA SERİN
Şair Araştırmacı Yazar -
SİVAS

KAYNAK: T.C.Konya Valiliği İl Kültür Müdürlüğü



YÜCE MEVLANA


Belh şehrinde doğdu sevgi güneşi
Dünyada benzeri bulunmaz eşi
Mümine Hatun’un gönül neşesi
Gönül bahçesinin yazı Mevlana

Bahaeddin Veled gitti Kâbe’ye
Yol uğradı düştü Şam, Larende’ye
Ol Nişabur şehri sultanı diye
Sevda bahçesinin özü Mevlana

İplikçi Medrese dolup taşardı
Mevlana Hak için aşkla yaşardı
Gönüller fethedip sevgi başardı
Erenler kulağı gözü Mevlana

Hamdım piştim ile yandım diyerek
Sevdası aşk için coştu bu yürek
Hoş görü kardeşlik sevgi bilerek
Dört mevsim baharın güzü Mevlana

Gönüllerde solmaz bir çiçekti o
Kâbe’ye yüzünü sürecekti o
Nur ile aşk için ölecekti o
Güneşin gül açan yüzü Mevlana

Yaratana gönül veren nur, melek
Kabrine gidenler adarlar dilek
Aşk, sevgi, yolunda böyle bir yürek
Hakka giden yolun izi Mevlana

Barış ve kardeşlik sembolü idi
Âşık olan aşkla tanınır dedi
Bunca nasihati kimler dinledi
Birlik beraberlik sözü Mevlana


SABİHA SERİN

Arif Coşkun
17.12.2008, 08:40
İnsanlara örmek olacak biri,
İnsanların sevgiden , saygıdan hoşgröüden uzaklaşmaması dileğimle,
Paylaşım için teşekkürler.

sibelYILMAZ
17.12.2008, 10:29
"Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok
Ne elbiseler gördüm içinde insan yok"

Mevlana Celalettin Rumi bütün yaşamı boyunca ve vefatının ardından yüz yıllar geçmesine rağmen hala çok iyi bir örnek ve yol gösterecidir...

güleyşa_58
17.12.2008, 15:49
Öncelikle böyle anlamlı bir günde, böyle bir başlığı görmek çok güzel...


Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim...

Mevlana Celaleddin Rumi'nin bugün vuslatı yaşadığı gün. O'nu saygı ve sevgiyle yad ediyoruz... Onun gibi bir üstad daha nice yüzyıllar geçse de unutulmaz... İsteğin gerçekleşiyor inşallah!...

LaEdri
17.12.2008, 15:53
Şems-i Tebrizi ile olan müthiş muhabbeti bende hep hayranlık uyandırır.Ama bu sevgi onu asıl sevgi olan ilahi sevgiye ulaşmasına inanılmaz derecede katkı sağlamış.Ve Dünyanın dört bir yanında tanınan bir düşünür olarak kalmasını sağlamıştır.

güleyşa_58
17.12.2008, 16:25
Şems-i Tebrizi ile olan muhabbetleri beni de çok etkiler , Beş Şehir'de Konya'yı anlatırken çok da güzel bahsedilmiş...
Şems kalabalıkta ön safta görünmekten pek hoşlanmazmış. Mevlana'ya sormuşlar: "Baş köşe neresidir?" diye. O da; "Aşk adamı için baş köşe sevdiğinin kucağıdır." diyerek kapıdan girer girmez çömeldiği kapı dibine, yani Şems-i Tebrizi'nin yanına oturur... Aşk adamı olmak böyle bir şey...

MeLody58
17.12.2008, 16:45
Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir.
( MevlaNa !