PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Üzülme!


HaZaN
31.03.2009, 10:14
Üzülme!
Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.
Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki
Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki
Gözden çıkarmamış olmalı seni.
Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.
Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki
Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.
Üzülme!
Seni bir İşiten var. Seni, senin kendini bile sevmenden önce O sevdi. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.
Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin. Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, Senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.
Üzülme!
Onun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan göz yaşları içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: Lâ tahzen, innAllahe meânâ.
Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. Rabbin sana küsmedi ki Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki

senai demirci

altuntas58
31.03.2009, 10:16
Paylaşımınız için sağolun

barikat58
31.03.2009, 16:25
Onun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan göz yaşları içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: Lâ tahzen, innAllahe meânâ.
Üzülme!

anlamlı paylaşım için teşekürler abla

Kardelencicegi
31.03.2009, 21:16
BİR BAK ŞU GÖĞE UMUT DOLUDUR,
BULANDI KANA;ZULUM YOLUDUR...
REIS SENIN YOLUN HAKKIN YOLUDUR
SANA KUCAGINI ACMIS BEKLIYOR PEYGAMBER.....






Senai Demirciden

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununcasevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım bıraktım işimi bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü geç kaldım geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım selam verdim hemen kalktım rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar
sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin. Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim.
Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı
çok gördüm. Benden istediğini benim için
istediğini bile bile huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum
namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler
aradım. Günümü delik deşik etmeni işimin
arasına kesintiler sokmanı hayatımın ortasına
duraklar koymanı uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm.
“Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna; içim
başka bir yerlerin türküsünü söylerken ben
seccadende belki
sadece bedenimle mıhlı kaldım. Oysa
Sen dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun
dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor
olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve
kan kusan bombaların altında günümü de işimi
de uykumu da hatta rüyalarımı da delik deşik
etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar
uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum
Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime
bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de
secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi
sıfırlamayı benliğimi hiçe indirgemeyi
beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o
teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı
koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün
benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı secdemi
işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de
sığdırmaya
çalışmadım. Uykum vardı secdemi sığ bırakıp
uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp
rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda
“emrolunduğum gibi dosdoğru olma”nın
ağırlığını sırtıma almayı erteledim.
“Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da
olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri
üzerime alınmadım.

Sen dileseydin çocuğumun cılız nabızlarının
eşliğinde loş ve neşesiz bir yoğun bakım
odasında gözümü de gönlümü de umutsuzca
çaresizce ürpertiyle korkuyla bir monitörün
ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin yeryüzünün
sükûnetini bir anda kesip küçücük bir duvar
kıpırtısının gölgesinde mini mini bir
sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar
düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle
ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta
kendimden
de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten
korktuğum ağzıma almaktan utandığım öyle bir
sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya…
Meselâ uzayınca Fatiha uzayınca sûre heceler
sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe
“bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama
içimden. Kimseler duymadı.

Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen
bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde
dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için
oynarken Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun
söyleyemediğimi de dile getiremediğimi de bildin.
Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde bir bedenimi
bıraktığım halde huzurunda kovmadın beni
yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi
özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan
çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı.
Geçiştirdim namazı. Bir
“sorun”du çözdüm
hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım…
Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı
yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.
Bilemedim.

Kafa tuttum ayak diredim pazarlık ettim; ama Sen
utandırmadın yine yine yine huzuruna aldın beni. Her
secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda
“aferinler” fısıldadın gönlüme. Her
vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın
ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın.
Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok
saymadın. Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im.
Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin bir Sana
açabilirim içimi bir Senin beni ayıplamandan korkmam.
Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin
hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin
anlayışından medet umayım?
__________________
__________________

"Ayağın kırıldı diye üzülme. Allah sana belki kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye kırılma belki oradan bile bir kapı açılır.
Yusuf kuyudan sultan oldu.."

seva
01.04.2009, 21:53
Onun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan göz yaşları içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: Lâ tahzen, innAllahe meânâ.
Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. Rabbin sana küsmedi ki Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki

MİKAİLOGLU
15.11.2009, 23:42
PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN TŞK.EMEGİNİZE SAGLIK.