Orijinalini görmek için tıklayınız : Bu gün seçim olsa
mansur58
10.04.2012, 13:19
EN SON SEÇİM ANKETİ
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
AKP tarihi tırmanışını inanılmaz bir şekilde devam ettiriyor. Son seçimde aldığı yüzde elliye yakın oy oranına bakılırsa yüzde elli beşlerde seyretmesi; belliki halk tarafından benimsenen icraatlarıyla istikrarlı yükselişini sürdürmeye devam ediyor. CHP de ise yüksek oy kaybı yaşanırken MHP oylarını artırmış durumda.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
sivaslınet
10.04.2012, 14:25
Zam ve vergi yağmuru fazlalaştıkça AKP oyları da artıyor. Durmak yok ZAM'a devam AKP. :)
Bir dahaki seçimlere AKP şovunu yapar yine bence..Yüzde 60'a yaklaşır iyice..
Kibrisli
10.04.2012, 15:48
Aslında bu anketin en önemli göstergesi Deniz Baykal'ın liderliğinin ne kadar önemli olduğudur. Baykalsız CHP %19 görünürken Baykal ve Kılıçdaroğlu'nun oyu %25'i geçiyor...
_DuMaN_58
10.04.2012, 18:20
Bende Mhpde artış bekliyorum, biraz Akpden biraz da Chp alır.
sivaslınet
10.04.2012, 20:26
Ben bu anket oranlarına hiç inanamadım. Mutlaka yandaş şirkettir. İnanan inansın.
Benim Cumhurbaşkanı adayım Hikmet ÇETİN'dir
BekirBayrak
10.04.2012, 20:56
Benimde cumhurbaşkanı adayım Recep Tayyip ERDOĞAN
Ben bu anket oranlarına hiç inanamadım. Mutlaka yandaş şirkettir. İnanan inansın.
Benim Cumhurbaşkanı adayım Hikmet ÇETİN'dir
Halk seçimlerde gerçek anketleri söylemiyor mu 10 yıldır?
mansur58
10.04.2012, 23:29
Halk seçimlerde gerçek anketleri söylemiyor mu 10 yıldır?
Doğru söylüyorsunuz anketler hiç yanıltmadı hatta daha fazlası çıktı ortaya. AKP li olmayan arkadaşlar üzgünüm ama son 10 yıldır yapılan anketlerin doğru çıktığı gibi bu anketinde doğru çıkması gibi kötü bir durum var galiba. AKP halk ile aynı dili konuşmayı yakaladığı için sanırım bu gidişle hiç iktidardan gitmiyecek gibi. CHP de kongre partisi olmayı bırakıp halka inebilse belki iktidar olur ama tarihi arka planı çok karışık pek de tekin değil. Bu millet bunu bidiği için kolay kolay iktidar yapmaz. Bunun için de her seçimde erimeye devam ediyor.
Darbeler ve darbeciler de yargılanarak yeniden darbe ihtimali kalmadığına göre artık CHP nin iktidarı hayal.
O yüzden gelin AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahllerinde bekliyoruz...
ÖnceVatan_58
10.04.2012, 23:38
Anketin taraflı olup olmadığı tartışılır tabiki. Bugün yada yarın seçim olsa belki bu kadar abartılı olmayabilir ama üç aşağı beş yukarı bu seviyelerde olur.
Demekki herşeye yüzde 20-30 zam gelirken emekliye memura yüzde 3 sadaka zammı vermekten vatandaş büyük keyif alıyor.
Demekki, tarım ve hayvancılık ülkesi olan ülkemiz dışardan et buğday ithal etmesinden esnaf, çiftçi köylü çok memnun kalıyor.
Demekki her 10 dükkan dan 4-5 tanesi boş diğerleride devren satılık yada kiralık olmasından esnaf büyük memnuniyet duyuyor.
Demekki vatandaş, son 10 yılda Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı borçlanmadan ve torunun borçlu doğmasından çok memnun.
Demekki vatandaş, sayın başbakanın çocuklarının 2006 yılında yurt dışında hayırlı iş adamalrının burs parasıyla okuyan çocukları son 6 yılda milyon dolarlık gemiler alıp başbakanda en zengin başbakanlar listesinde yerini almaktan büyük keyif alıyor.
Bir araştırma yapılsa 10 yıl önceki AKP ileri gelenlerinin mal varlığı ve birde şimdiki mal varlıkları ne durumda herşey ortaya çıkar fakat öyle birşey isteyenlerin başına neler gelir sanırım ya ergenekondan yada suç örgütünden silivri kampını boylar.
Eeee hal böyle oluncada bir tabir var ama buraya yazmak uygun düşmez yapacak birşey yok. Durmak yok zama soymaya devam!
sivaslınet
11.04.2012, 07:34
Anketin taraflı olup olmadığı tartışılır tabiki. Bugün yada yarın seçim olsa belki bu kadar abartılı olmayabilir ama üç aşağı beş yukarı bu seviyelerde olur.
Demekki herşeye yüzde 20-30 zam gelirken emekliye memura yüzde 3 sadaka zammı vermekten vatandaş büyük keyif alıyor.
Demekki, tarım ve hayvancılık ülkesi olan ülkemiz dışardan et buğday ithal etmesinden esnaf, çiftçi köylü çok memnun kalıyor.
Demekki her 10 dükkan dan 4-5 tanesi boş diğerleride devren satılık yada kiralık olmasından esnaf büyük memnuniyet duyuyor.
Demekki vatandaş, son 10 yılda Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı borçlanmadan ve torunun borçlu doğmasından çok memnun.
Demekki vatandaş, sayın başbakanın çocuklarının 2006 yılında yurt dışında hayırlı iş adamalrının burs parasıyla okuyan çocukları son 6 yılda milyon dolarlık gemiler alıp başbakanda en zengin başbakanlar listesinde yerini almaktan büyük keyif alıyor.
Bir araştırma yapılsa 10 yıl önceki AKP ileri gelenlerinin mal varlığı ve birde şimdiki mal varlıkları ne durumda herşey ortaya çıkar fakat öyle birşey isteyenlerin başına neler gelir sanırım ya ergenekondan yada suç örgütünden silivri kampını boylar.
Eeee hal böyle oluncada bir tabir var ama buraya yazmak uygun düşmez yapacak birşey yok. Durmak yok zama soymaya devam!
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez] ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez])[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez] ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez])[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez] ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez])[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez] ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez])[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez] ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez])
Beş yıldızlık bir yazı.
Kibrisli
11.04.2012, 08:16
Doğru söylüyorsunuz anketler hiç yanıltmadı hatta daha fazlası çıktı ortaya. AKP li olmayan arkadaşlar üzgünüm ama son 10 yıldır yapılan anketlerin doğru çıktığı gibi bu anketinde doğru çıkması gibi kötü bir durum var galiba. AKP halk ile aynı dili konuşmayı yakaladığı için sanırım bu gidişle hiç iktidardan gitmiyecek gibi. CHP de kongre partisi olmayı bırakıp halka inebilse belki iktidar olur ama tarihi arka planı çok karışık pek de tekin değil. Bu millet bunu bidiği için kolay kolay iktidar yapmaz. Bunun için de her seçimde erimeye devam ediyor.
Darbeler ve darbeciler de yargılanarak yeniden darbe ihtimali kalmadığına göre artık CHP nin iktidarı hayal.
O yüzden gelin AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahllerinde bekliyoruz...
AKP tarihten silinecek. Sadece iktidardan düşmeyecek tarihten silinecek. Nereden biliyorum biliyor musunuz? Sizin kibirinizden. Bir İnsan (Tayyip Erdoğan) ve Seçmenleri (Siz ya da Laedri gibi) kibirlenmeye başladıklarında gitmeleri yakındır... Bunu gördüğüme sevindim...
sivaslınet
11.04.2012, 10:26
O yüzden gelin AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahllerinde bekliyoruz...
Zümer 72: Onlara: İçinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin; kibirlenenlerin yeri ne kötü! denilir.
Nahl 29: O halde, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!
Doğru söylüyorsunuz anketler hiç yanıltmadı hatta daha fazlası çıktı ortaya. AKP li olmayan arkadaşlar üzgünüm ama son 10 yıldır yapılan anketlerin doğru çıktığı gibi bu anketinde doğru çıkması gibi kötü bir durum var galiba. AKP halk ile aynı dili konuşmayı yakaladığı için sanırım bu gidişle hiç iktidardan gitmiyecek gibi. CHP de kongre partisi olmayı bırakıp halka inebilse belki iktidar olur ama tarihi arka planı çok karışık pek de tekin değil. Bu millet bunu bidiği için kolay kolay iktidar yapmaz. Bunun için de her seçimde erimeye devam ediyor.
Darbeler ve darbeciler de yargılanarak yeniden darbe ihtimali kalmadığına göre artık CHP nin iktidarı hayal.
O yüzden gelin AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahllerinde bekliyoruz...
Devam hocam. Büyük bir merak ve heyecanla takip ediyoruz ve büyük bir zevkle okuyoruz kıymetli yazılarınızı forum sakinleri olarak. Tebrikler hocam tespitleriniz çok doğru her zaman ki gibi.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
Doğru söylüyorsunuz anketler hiç yanıltmadı hatta daha fazlası çıktı ortaya. AKP li olmayan arkadaşlar üzgünüm ama son 10 yıldır yapılan anketlerin doğru çıktığı gibi bu anketinde doğru çıkması gibi kötü bir durum var galiba. AKP halk ile aynı dili konuşmayı yakaladığı için sanırım bu gidişle hiç iktidardan gitmiyecek gibi. CHP de kongre partisi olmayı bırakıp halka inebilse belki iktidar olur ama tarihi arka planı çok karışık pek de tekin değil. Bu millet bunu bidiği için kolay kolay iktidar yapmaz. Bunun için de her seçimde erimeye devam ediyor.
Darbeler ve darbeciler de yargılanarak yeniden darbe ihtimali kalmadığına göre artık CHP nin iktidarı hayal.
O yüzden gelin AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahllerinde bekliyoruz...
aklını yorumunuzu mantığınızı seveyim
1946 dan beri chp kaç yıl iktidar kalmış allah aşkına bir okusana şu güncel tarihide bir bak
amerikaya endeksli bir siyasi sağ hayatı geçmiş ülkenin
tek baş kaldırdığı an 1974 kıbrıs çıkarmasıdır , onunda bedelini chp ye ödetmişlerdir kontr gerillası sağcı faşist örgütlenmeleriyle, buna sizin akıncılarda dahildir
Devam hocam. Büyük bir merak ve heyecanla takip ediyoruz ve büyük bir zevkle okuyoruz kıymetli yazılarınızı forum sakinleri olarak. Tebrikler hocam tespitleriniz çok doğru her zaman ki gibi.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
hocanız bu arkadaş vb ise allah korusun bu milleti emperyalizmin gazabından
Anketin taraflı olup olmadığı tartışılır tabiki. Bugün yada yarın seçim olsa belki bu kadar abartılı olmayabilir ama üç aşağı beş yukarı bu seviyelerde olur.
Demekki herşeye yüzde 20-30 zam gelirken emekliye memura yüzde 3 sadaka zammı vermekten vatandaş büyük keyif alıyor.
Demekki, tarım ve hayvancılık ülkesi olan ülkemiz dışardan et buğday ithal etmesinden esnaf, çiftçi köylü çok memnun kalıyor.
Demekki her 10 dükkan dan 4-5 tanesi boş diğerleride devren satılık yada kiralık olmasından esnaf büyük memnuniyet duyuyor.
Demekki vatandaş, son 10 yılda Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı borçlanmadan ve torunun borçlu doğmasından çok memnun.
Demekki vatandaş, sayın başbakanın çocuklarının 2006 yılında yurt dışında hayırlı iş adamalrının burs parasıyla okuyan çocukları son 6 yılda milyon dolarlık gemiler alıp başbakanda en zengin başbakanlar listesinde yerini almaktan büyük keyif alıyor.
Bir araştırma yapılsa 10 yıl önceki AKP ileri gelenlerinin mal varlığı ve birde şimdiki mal varlıkları ne durumda herşey ortaya çıkar fakat öyle birşey isteyenlerin başına neler gelir sanırım ya ergenekondan yada suç örgütünden silivri kampını boylar.
Eeee hal böyle oluncada bir tabir var ama buraya yazmak uygun düşmez yapacak birşey yok. Durmak yok zama soymaya devam!
rahmetli özalda çok severdi yandaş anketçileri, şak şakcılar olmasa nasıl görecekler gerçekleri
tabiki gerçekler türkiyede ortalama 20 -30 sene ortaya çıkar arkasından konuşulur bu halk değilmi hala şikayet ettiği kenan evren anayasısına % 95 evet verip hemen ardında patronların temsilcisi anapa oy veren,
ve hala ardına sığındığı siyasi partiler yasası , yök rtük, özel mahkemeler , ve daha şimdi adını hatırlayıp saymayacağım kuruluşlar değilmidir gerçek faşist 12 eylül anayasasının baskı unsuru kurumlar, akp bunlardan ve bu anayasanın uygulamalarından feyz alarak yoluna devam etmiyormu bu iki yüzlülüğü nasıl göremezsiniz hala
mansur58
11.04.2012, 13:55
AKP tarihten silinecek. Sadece iktidardan düşmeyecek tarihten silinecek. Nereden biliyorum biliyor musunuz? Sizin kibirinizden. Bir İnsan (Tayyip Erdoğan) ve Seçmenleri (Siz ya da Laedri gibi) kibirlenmeye başladıklarında gitmeleri yakındır... Bunu gördüğüme sevindim...
Kibir, Kemalist Türkiye den Faşist İtalya ya selam olsun diyen Milli şef ve avanelerine olsun.
Sizin savınıza göre AKP silinecekte, biz cumhuriyeti on milyon bir halkla kurduk gerekirse on milyona düşürürüz diyen darbedarlar ve darbecilik demode olduğuna göre bu halkı nereye koyacaksınız ? Yoksa abra kadabra yapıp bu halkı ortadan kaldırarak ithal halk mı oluşturacaksınız ?
Gerçi ideolojik geleneğinizde; ah şu okullar olmasa milli eğitim çok güzel yönetilecek diyen milli eğitim bakanlarınız vardı. Yoksa siz de bu zamanda, bu çağda, ah bu halk olmasa... diye iç geçirenlerden misiniz ?
Zümer 72: Onlara: İçinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin; kibirlenenlerin yeri ne kötü! denilir.
Nahl 29: O halde, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!
Araştırma yapıp Kuran dan ayetler sunduğunuz için tebrik ederim. Ama Kur an sıkıştığı zaman, eşyada diaklektiğe inananların imdadına yetişmez değerli sivaslınet arkadaşım. Hem de bu ayeti kerime dialekt tanımlamaya terstir.
Olsa olsa bu ayeti kerimenin muhatapları, Dersimde biz evlad-ı Kerbelayız, bi hatayız, bu yaptığınız ayıptır günahtır diyen bir mazlum halkı topluca katleden, Allah ın yarattığı bir ırkı kart kurt trajı komikliği içerisinde sindirip yoksayan, dillerini yasaklayıp önderlerini ibret olsun diye idam sehpalarında sallandıran, Kuran ı, ezanı yasaklayan... kibirli zalimler olabilir.
Allah (cc) gücü eline geçirip zulmeden kibirli zalimlerin akibetlerinin ne olacağını bu verdiğiniz ayeti kerimelerde anlatıyor.
Bir ayeti kerimeyi delil gösterebilmek için o ayetin iniş sebebini bilmek gerekir. Ne için, neden, nerede ve kimler için indi diye. Bu da yetmez; yazın mı indi, kışın mı indi, gece mi indi, gündüz mü indi ve hangi toplumsal olaylar ile ilgili olarak indi bütün bunları çok iyi bilmek gerekiyor.
Not: Önce ismi Dersim olan ama binlerce insanın devlet eliyle katliamından sonra ismi, demir yumruk veya tunç yumruk anlamına gelenTunçel konulan daha sonra da Tunceli diye değiştirilen bir kibir ve despotluk örneği...
Tunceli isminin değiştirilip yeniden DERSİM ismine kavuşturlmasını yürekten diliyorum.
mansur58
11.04.2012, 14:17
aklını yorumunuzu mantığınızı seveyim
1946 dan beri chp kaç yıl iktidar kalmış allah aşkına bir okusana şu güncel tarihide bir bak
amerikaya endeksli bir siyasi sağ hayatı geçmiş ülkenin
tek baş kaldırdığı an 1974 kıbrıs çıkarmasıdır , onunda bedelini chp ye ödetmişlerdir kontr gerillası sağcı faşist örgütlenmeleriyle, buna sizin akıncılarda dahildir
Psikolojide bir terim vardır projeksion mekanizması diye. Yani suçu başkasına atma mekanizması. Kendi hatasını, eksikliğini, kusurunu, acziyetini başkasını suçlayarak kurtulma mekanizmasıdır. Sizler bu mekanizmayı neden bu kadar çok kullanıyorsunuz bu da ilginçtir ?
İlk özgür seçimlerde iktidarı kaybeden sizsiniz ! Darbeciler, darbedar derbederler hep CHP zihniyetinden değilmiydi ? ( İsmet İnönü, 27 mayıs darbecilerine; aferin çocuklar çok büyük bir iş başardınız. diyordu)
Cumhuriyetin ilk yıllarında hep atama yoluyla iktidar olmuş CHP yi bu halk, sandık önüne konulduktan itibaren hiç bir zaman iktidara getirmemiştir. Bundan hiç ders çıkarmazmısınız acaba ?
EN SON SEÇİM ANKETİ
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
AKP tarihi tırmanışını inanılmaz bir şekilde devam ettiriyor. Son seçimde aldığı yüzde elliye yakın oy oranına bakılırsa yüzde elli beşlerde seyretmesi; belliki halk tarafından benimsenen icraatlarıyla istikrarlı yükselişini sürdürmeye devam ediyor. CHP de ise yüksek oy kaybı yaşanırken MHP oylarını artırmış durumda.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
Daha önce AKP nin genel seçimlerde aldığı oyla o yıllardaki benzin fiyatlarını grafiksel olarak inceleyip bu iki değer arasında matematiksel denklemi bulduğumu yazmıştım.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
Burada y benzin fiyatını x AKP nin yüzde olarak oy oranını gösteriyor.
y= 0.16169x - 4.0039.
R2= 0.988
R2 değerine dikakt ederseniz 1 e çok yakın. Yani benzin fiyatları ile AKP oy oranı arasında bire bir ilişki var demiştim..
Şu anki anketi görünce yine bir hesaplama yapayım dedim
Şu an 97 oktan benzin 4.79.
Formülümüzle AKP nin şu anki oy oranını hesaplayalım
4.72= 0.16169x - 4.0039
0.16169x= 4.79 + 4.0039
x= 54.38
Bakınız son anketlere AKP nin oy oranı 54.7
Mansur kardeşim teşekkür ederim..
AKP'nin meşhur "deveye diken, insana ......" i fark ettiğini bir kez daha bize ispatlama fırsatı verdiğin için minnetarım...
Karşı çıkan arkadaşlar abircan, kıbrıslı alibaba, sivaslınet yav eleştirmeyin, bu bir realite halkınızı tanımadınız mı?
Ayrıca eknomi uzmanımız olan amet_58 den de şiddetle analizini bekliyorum,
Sevgiler...
mansur58
11.04.2012, 16:12
Karşı çıkan arkadaşlar abircan, kıbrıslı alibaba, sivaslınet yav eleştirmeyin, bu bir realite halkınızı tanımadınız mı?
Bu da halka güvenmemenin ve onu aşağılamanın matematiksel anlatım versiyonudur. Bundan dolayı hep kaybettiniz.
İflah olmayanın vardır bir derdi diye Anadolu da güzel bir söz vardır. Nerde yanlış yaptık yada yapıyoruz da bu halktan her seçimde boyumuzun ölçüsünü alıyoruz deme erdemini kendinizde bir türlü bulamıyorsunuz.
Bence sizin açınızdan en büyük tarihi yanlış; halkın önüne sandık koymak olmuştur.
Ekmeksiz yaşayabilirim ama onursuz asla.
Bütün göstergeler, halkın bu sözün gereğini ortaya koyduğunu gösterir.
Kibrisli
11.04.2012, 16:21
Kibir, Kemalist Türkiye den Faşist İtalya ya selam olsun diyen Milli şef ve avanelerine olsun.
Sizin savınıza göre AKP silinecekte, biz cumhuriyeti on milyon bir halkla kurduk gerekirse on milyona düşürürüz diyen darbedarlar ve darbecilik demode olduğuna göre bu halkı nereye koyacaksınız ? Yoksa abra kadabra yapıp bu halkı ortadan kaldırarak ithal halk mı oluşturacaksınız ?
Gerçi ideolojik geleneğinizde; ah şu okullar olmasa milli eğitim çok güzel yönetilecek diyen milli eğitim bakanlarınız vardı. Yoksa siz de bu zamanda, bu çağda, ah bu halk olmasa... diye iç geçirenlerden misiniz ?
Araştırma yapıp Kuran dan ayetler sunduğunuz için tebrik ederim. Ama Kur an sıkıştığı zaman, eşyada diaklektiğe inananların imdadına yetişmez değerli sivaslınet arkadaşım. Hem de bu ayeti kerime dialekt tanımlamaya terstir.
Olsa olsa bu ayeti kerimenin muhatapları, Dersimde biz evlad-ı Kerbelayız, bi hatayız, bu yaptığınız ayıptır günahtır diyen bir mazlum halkı topluca katleden, Allah ın yarattığı bir ırkı kart kurt trajı komikliği içerisinde sindirip yoksayan, dillerini yasaklayıp önderlerini ibret olsun diye idam sehpalarında sallandıran, Kuran ı, ezanı yasaklayan... kibirli zalimler olabilir.
Allah (cc) gücü eline geçirip zulmeden kibirli zalimlerin akibetlerinin ne olacağını bu verdiğiniz ayeti kerimelerde anlatıyor.
Bir ayeti kerimeyi delil gösterebilmek için o ayetin iniş sebebini bilmek gerekir. Ne için, neden, nerede ve kimler için indi diye. Bu da yetmez; yazın mı indi, kışın mı indi, gece mi indi, gündüz mü indi ve hangi toplumsal olaylar ile ilgili olarak indi bütün bunları çok iyi bilmek gerekiyor.
Not: Önce ismi Dersim olan ama binlerce insanın devlet eliyle katliamından sonra ismi, demir yumruk veya tunç yumruk anlamına gelenTunçel konulan daha sonra da Tunceli diye değiştirilen bir kibir ve despotluk örneği...
Tunceli isminin değiştirilip yeniden DERSİM ismine kavuşturlmasını yürekten diliyorum.
Olayları dönemin şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olabiliriz sanırım. Ancak İlle de inatla İsmet Paşa muhalefeti yapacaksanız ve kibirli olduğunu düşünüyorsanız haklı çıkarım DP gelmiş indirmiştir. Ne 12 Eylülcü ne de 28 Şubatçı Komutanlar kibirleri sayesinde orada kalamamışlardır. AKP'nin de başına gelecek olan budur. Eğer Yöneticileri ve Partizan seçmenleri kibirlenmeye başlamışsa Halk geçmişte sizin bahsettiklerinizi ve onlarca örneğini nasıl indirmişse onları da indirecektir. Dediğiniz söz Taaaa Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Maarif Nazırı tarafından söylenmiştir. Sanırım Kemalistlere yamamak gibi bir amacınız yoktur sadece yanlış bilgi ya da hatırlama diye geçiyorum. Halkı koyduğum yeri de açıklamama gerek yok, Baskı yapan, hak yiyen, diktatörlük yapan kibirli yöneticiler asker ya da sivil er ya da geç iner, bunu da halk indirir. Halkı koyduğum yer budur. Kibir insanlarını indirecek olan kurumdur. Bütün bu tartışma da sizin tavrınızdan çıkmıştır, benim bu inanca sahip olmama neden olan örnek yazı sizin yorumunuzdur bu son yazdığınız da onaylamıştır.
Saygılar...
sivaslınet
11.04.2012, 16:27
Araştırma yapıp Kuran dan ayetler sunduğunuz için tebrik ederim. Ama Kur an sıkıştığı zaman, eşyada diaklektiğe inananların imdadına yetişmez değerli sivaslınet arkadaşım. Hem de bu ayeti kerime dialekt tanımlamaya terstir.
Konu felsefe olunca islam felsefesini, metafizik ve materyalist felsefeyi iyi bilenlerdenim dostum. Burada önce diyalektiğin tanımını yapacaksın, sonra da zariyat/49'la örtüşüp/örtüşmediğini anlatacaksın.
Ayrıca Yukarda verdiğim ayetlerdeki "ebedi" (sonsuzluk) kelimesinin diyalektiğe uyup uymadığını da açıklayın. Açıklamalar kısır kalmasın.
Olsa olsa bu ayeti kerimenin muhatapları, Dersimde biz evlad-ı Kerbelayız, bi hatayız, bu yaptığınız ayıptır günahtır diyen bir mazlum halkı topluca katleden, Allah ın yarattığı bir ırkı kart kurt trajı komikliği içerisinde sindirip yoksayan, dillerini yasaklayıp önderlerini ibret olsun diye idam sehpalarında sallandıran, Kuran ı, ezanı yasaklayan... kibirli zalimler olabilir.
Kuran'daki hükümler tüm herkese ve tüm zamanlara mı hitap eder, yoksa dar bir zamana ve bir kaç kişiye mi?
Cevabınızı merakla bekliyorum.
Kibrisli
11.04.2012, 16:28
Kibir, Kemalist Türkiye den Faşist İtalya ya selam olsun diyen Milli şef ve avanelerine olsun.
Sizin savınıza göre AKP silinecekte, biz cumhuriyeti on milyon bir halkla kurduk gerekirse on milyona düşürürüz diyen darbedarlar ve darbecilik demode olduğuna göre bu halkı nereye koyacaksınız ? Yoksa abra kadabra yapıp bu halkı ortadan kaldırarak ithal halk mı oluşturacaksınız ?
Gerçi ideolojik geleneğinizde; ah şu okullar olmasa milli eğitim çok güzel yönetilecek diyen milli eğitim bakanlarınız vardı. Yoksa siz de bu zamanda, bu çağda, ah bu halk olmasa... diye iç geçirenlerden misiniz ?
Araştırma yapıp Kuran dan ayetler sunduğunuz için tebrik ederim. Ama Kur an sıkıştığı zaman, eşyada diaklektiğe inananların imdadına yetişmez değerli sivaslınet arkadaşım. Hem de bu ayeti kerime dialekt tanımlamaya terstir.
Olsa olsa bu ayeti kerimenin muhatapları, Dersimde biz evlad-ı Kerbelayız, bi hatayız, bu yaptığınız ayıptır günahtır diyen bir mazlum halkı topluca katleden, Allah ın yarattığı bir ırkı kart kurt trajı komikliği içerisinde sindirip yoksayan, dillerini yasaklayıp önderlerini ibret olsun diye idam sehpalarında sallandıran, Kuran ı, ezanı yasaklayan... kibirli zalimler olabilir.
Allah (cc) gücü eline geçirip zulmeden kibirli zalimlerin akibetlerinin ne olacağını bu verdiğiniz ayeti kerimelerde anlatıyor.
Bir ayeti kerimeyi delil gösterebilmek için o ayetin iniş sebebini bilmek gerekir. Ne için, neden, nerede ve kimler için indi diye. Bu da yetmez; yazın mı indi, kışın mı indi, gece mi indi, gündüz mü indi ve hangi toplumsal olaylar ile ilgili olarak indi bütün bunları çok iyi bilmek gerekiyor.
Not: Önce ismi Dersim olan ama binlerce insanın devlet eliyle katliamından sonra ismi, demir yumruk veya tunç yumruk anlamına gelenTunçel konulan daha sonra da Tunceli diye değiştirilen bir kibir ve despotluk örneği...
Tunceli isminin değiştirilip yeniden DERSİM ismine kavuşturlmasını yürekten diliyorum.
Dersime yapılan asıl büyük harekatta ülkeyi kim yönetiyordu acaba? Hayır başkaca konulara gireceğiz ama alakasız bir yerden Dersim'e girmişsiniz.
Konu ile ilgili Dersim cevabım, Dersim'i yaptığını söylediğiniz kibirli insanlar neredeler?
Bu da halka güvenmemenin ve onu aşağılamanın matematiksel anlatım versiyonudur. Bundan dolayı hep kaybettiniz.
İflah olmayanın vardır bir derdi diye Anadolu da güzel bir söz vardır. Nerde yanlış yaptık yada yapıyoruz da bu halktan her seçimde boyumuzun ölçüsünü alıyoruz deme erdemini kendinizde bir türlü bulamıyorsunuz.
Bence sizin açınızdan en büyük tarihi yanlış; halkın önüne sandık koymak olmuştur.
Ekmeksiz yaşayabilirim ama onursuz asla.
Bütün göstergeler, halkın bu sözün gereğini ortaya koyduğunu gösterir.
Yine nefis tespitler..
Size minnettarlığım üst düzeyde beni haklı çıkardığınız için..
Sanayi devrimini yapmamış, entellektüel birikimi oluşmamış, hala feodal, hala ataerkil, hala ağalık, hala herifim bilir düzeninde yaşayan bir toplumun önüne sandık koyarsan haklısın hala o feodalliğe gider...
Hala kendisinin sırtına binen sen büyüksün, din, kitap lafları ile oyunu alır...
Allah'a kul olmak yerine 600 sene padişaha kul olan, 350 sene halifeye kul olan bir toplumdan kısa sürede ne beklersin ki?
Ben de muhalefete kızıyorum, toplumunu tanımadığı için...
mansur58
11.04.2012, 17:05
Muhalefet edişiniz aynı olduğu için yazılanlara karşı tek bir sorum var.
21. yüzyıl dayız ve iletişim çağının sınır tanımaz özelliği sayesinde her türlü bigi ve belgeye ulaşmada hiç kimsenin hiç bir zorluğu yoktur. Bu bilişim ve iletişim çağında insanlara mutluluk getireceğini söylediğiniz ütopyalarınıza bu halk neden inanmıyor ve neden bir türlü beklediğiniz desteği alamıyorsunuz ? Tam tersine her seçimde bitişe doğru gidiyorsunuz ?
Nesli tükenmekle karşı karşıyasınız. İstatistiklere inanmıyorsunuz bari seçim sonuçlarına bakın o da yetmiyorsa aynaya bakın.
mansur58
11.04.2012, 17:17
Dersime yapılan asıl büyük harekatta ülkeyi kim yönetiyordu acaba? Hayır başkaca konulara gireceğiz ama alakasız bir yerden Dersim'e girmişsiniz.
Konu ile ilgili Dersim cevabım, Dersim'i yaptığını söylediğiniz kibirli insanlar neredeler?
AKP yönetmiyordu.
Tarihi açıp okuyun.
Dersim katliamı gündeme geldiğinde celladına aşık olmuş Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu ne diyeceğini dahi bilemedi. Yine Dersimlinin hakkını savunan Başbakan oldu.
Zümer 72: Onlara: İçinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin; kibirlenenlerin yeri ne kötü! denilir.
Nahl 29: O halde, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!
Bu ayetin hangi sebeplerle indiğini bilmeniz iyi olurdu.
Bu ayetin dışında da kibir iyi değildir.Ama bugünleri gördüğümüze sevinmek güzeldir.
Ayrıca ikide bir deve örneğini verip duranları da dünya tarihine kara harflerle adını yazdırmş zalim diktatörlere benzetiyorum.Onların, gücü ellerinde bulundarmayan halleri.Ellerine güç geçse onalrdan farkları kalmaz..Burda yazmayın bence..Gidin Sözcü'de yazın..
mansur58
11.04.2012, 17:27
Kuran'daki hükümler tüm herkese ve tüm zamanlara mı hitap eder, yoksa dar bir zamana ve bir kaç kişiye mi?
Cevabınızı merakla bekliyorum.
Madem merakla bekliyorsunuz ben de yazayım.
Kuran bütün çağlara hitap eder. Zulum tektir. Renkleri tonları olsa da çağlar boyunca zulum hiç değişmemiştir. Dünki zulum neyse bu günki ve yarınki zulum de aynı olacağından dolayı bu konu da olduğu gibi her konuda da ayetlerin hangi toplumsal olaylar için indirildiklerine bakmazsanız o ayetlerin maksatlarını bilemezsiniz. Ve kendi maksadınız için kullanırsınız.
Kibrisli
11.04.2012, 17:47
AKP yönetmiyordu.
Tarihi açıp okuyun.
Dersim katliamı gündeme geldiğinde celladına aşık olmuş Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu ne diyeceğini dahi bilemedi. Yine Dersimlinin hakkını savunan Başbakan oldu.
AKP'nin büyük abisi Celal Bayar yönetiyordu. Bunun yanında Başbakanın Dersim'den bahsetme nedenini çok güzel açıklamışsınız. Acıları yatıştırmak ya da çözmek değil Kemal Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırmaktır. Siz bizim muhalefetimize bakarak yorum yapmayın. Benim söylediğim diğer arkadaşlardan çok farklı. O arkadaşlar Muhalefet yapıyorlar benzinden bahsediyorlar, hayat pahalılığından felan bahsediyorlar ben ise diyorum ki AKP'yi kendisi bitiriyor. Kendisi ve Destekleyen Partizanların kibirleri bitiriyor. Eriyecek AKP bu anket doğrudur yanlış tartışmam bilemem seçim sonuçlarını da keza benim gördüğüm birşey varsa halk bu kibirin sonunu getirecek ama Cumhurbaşkanlığında ama Genel Seçimlerde fakat AKP 2023 için düşündüğü gerçek hedeflere ulaşamadan düşecek.
mansur58
11.04.2012, 18:03
AKP'nin büyük abisi Celal Bayar yönetiyordu. Bunun yanında Başbakanın Dersim'den bahsetme nedenini çok güzel açıklamışsınız. Acıları yatıştırmak ya da çözmek değil Kemal Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırmaktır. Siz bizim muhalefetimize bakarak yorum yapmayın. Benim söylediğim diğer arkadaşlardan çok farklı. O arkadaşlar Muhalefet yapıyorlar benzinden bahsediyorlar, hayat pahalılığından felan bahsediyorlar ben ise diyorum ki AKP'yi kendisi bitiriyor. Kendisi ve Destekleyen Partizanların kibirleri bitiriyor. Eriyecek AKP bu anket doğrudur yanlış tartışmam bilemem seçim sonuçlarını da keza benim gördüğüm birşey varsa halk bu kibirin sonunu getirecek ama Cumhurbaşkanlığında ama Genel Seçimlerde fakat AKP 2023 için düşündüğü gerçek hedeflere ulaşamadan düşecek.
Göreceğiz Kıbrıslı arkadaşım bu halk o engin ferasetiyle yine yanıltmayacak.
Celal Bayar yaparken İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Marsilya sahillerine tatile mi çıkmışlardı acaba ?
Kibrisli
11.04.2012, 18:36
Göreceğiz Kıbrıslı arkadaşım bu halk o engin ferasetiyle yine yanıltmayacak.
Celal Bayar yaparken İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Marsilya sahillerine tatile mi çıkmışlardı acaba ?
İsmet Paşa muhalefetti Mustafa Kemal'de Marsilya sahilinde değil ölüm döşeğindeydi zaten 5 ay sonra da vefat etti. İşte kibirden kastım da buydu... İsmet Paşa'yı geçtim Mustafa Kemal ile dalga geçebiliyorsunuz. Ben ki Tayyip Erdoğan ile bile dalga geçmiyorum...
sivaslınet
11.04.2012, 19:02
Bir ayeti kerimeyi delil gösterebilmek için o ayetin iniş sebebini bilmek gerekir. Ne için, neden, nerede ve kimler için indi diye. Bu da yetmez; yazın mı indi, kışın mı indi, gece mi indi, gündüz mü indi ve hangi toplumsal olaylar ile ilgili olarak indi bütün bunları çok iyi bilmek gerekiyor.
Evet iyi bilmek gerekiyor. Ve soruluyor..
Kuran'daki hükümler tüm herkese ve tüm zamanlara mı hitap eder, yoksa dar bir zamana ve bir kaç kişiye mi?
Cevabınızı merakla bekliyorum.
Ve sorulunca doğru bulunuyor.
Madem merakla bekliyorsunuz ben de yazayım.
Kuran bütün çağlara hitap eder. Zulum tektir. Renkleri tonları olsa da çağlar boyunca zulum hiç değişmemiştir. Dünki zulum neyse bu günki ve yarınki zulum de aynı olacağından dolayı bu konu da olduğu gibi her konuda da ayetlerin hangi toplumsal olaylar için indirildiklerine bakmazsanız o ayetlerin maksatlarını bilemezsiniz. Ve kendi maksadınız için kullanırsınız.
Buna da "çevir kaz yanmasın" deniliyor.
Üstelik biz "kibir" üzerine konuşuyorduk. Ayetler hangi toplumsal olay olursa olsun, genel için(iki farklı ayet), kibir fiiliyatından bahsediyor. Tüm zamanlar ve tüm olaylar için. Hala direniyorsunuz.
Diyalektiğin tanımını yapmamışsınız. Kuran'la örtüşüp örtüşmediğini de..
bugün seçim olsa oy vereceğim malik ejder özdemir partisini sevmem ama sivasıma bir sahip o çıkarken ben ona sahip çıkmassam bu sivas daha çok geri kalır
artık müslümanlara oy vermesseniz chp gelir palavralarını yemiyoruz 3 dönem oldu bir tane sivasa kazandırdığı proje söylesin sayın akpli vekillerimiz
stadyumda 33.000 kişilikden az olursa zehri zıkkım olsun çoluk çocuklarından kendilerinden yedi sülallerinden çıksın bu memleketin ahı
bıktık artık sahipsiz kalmakdan
mansur58
11.04.2012, 21:02
Evet iyi bilmek gerekiyor. Ve soruluyor..
Ve sorulunca doğru bulunuyor.
Buna da "çevir kaz yanmasın" deniliyor.
Üstelik biz "kibir" üzerine konuşuyorduk. Ayetler hangi toplumsal olay olursa olsun, genel için(iki farklı ayet), kibir fiiliyatından bahsediyor. Tüm zamanlar ve tüm olaylar için. Hala direniyorsunuz.
Diyalektiğin tanımını yapmamışsınız. Kuran'la örtüşüp örtüşmediğini de..
Görmeyen gözlere duymayan kulaklara gerçekleri anlatmak ne zamandan beri kibir oldu ? Bunu anlamadım.
Sizin alıntıladığınız ayeti kerimeye göre benim sonum cehennem ama bu halkın dinini imanını hocasını hacısını sarığını sakalını cübbesini kibirlenerek aşağılayan varlıklar cennete. Sevsinler sizin adalet anlayışınızı. Siz Kuran ayetlerini kendi ideolojik çıkarlarınız için kullanıyorsunuz.
Eğer islam ın kuralları ve ölçüleri sizin için bağlayıcı ise bu konuları tartışırız yoksa havanda su dövmek gibi olur.
mansur58
11.04.2012, 21:40
İsmet Paşa muhalefetti Mustafa Kemal'de Marsilya sahilinde değil ölüm döşeğindeydi zaten 5 ay sonra da vefat etti. İşte kibirden kastım da buydu... İsmet Paşa'yı geçtim Mustafa Kemal ile dalga geçebiliyorsunuz. Ben ki Tayyip Erdoğan ile bile dalga geçmiyorum...
Kimseyle dalga geçmedim sadece sizin tarih konusundaki eksik bilgilerinize binaen sordum.
Buyurun gerçekleri bilmek isteyenler için Tarihi belgeler:
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki "Dersim katliamını kim yaptı" tartışmaları devam ederkenGenelkurmay belgelerinde Dersim katliamına nasıl karar verildiği ve katliamın ayrıntılarına yer veriliyor.
Genelkurmay belgelerine göre katliam kararı 1926 yılında alındı ve iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi bulunuyordu. Katliamın gerekçesi ise "Dersim gittikçe Kürtleşiyor" idi. Katliam öncesinde vali ve komutanlara sınırsız yetkiler verilerek Dersim harekâtı başlatılır. Başbakan İsmet İnönü beraberinde bakanlar ve askeri komutanlarla katliam sürdüğü tarihlerde özel bir trenle Elazığ'a gelerek oradan Dersim'e geçer ve yapılan katliamı yerinde izler.
AKP lideri Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Kılıçdaroğlu arasında son bir haftadır yaşanan "Dersim katliamı emrini kim verdi" tartışması 12 Eylül tarihinde yapılacak Anayasa referandumu için mitinglerde tartışılıyor. Katliam kararını iktidardaki CHP'nin verdiği AKP tarafından dillendirilirken, CHP'liler de Başbakan Erdoğan'ın dedesinin eskiden CHP'li olduğunu ve katliamda yer alabileceğini ileri sürdüler.
GENELKURMAY BELGELERİNDEKİ KATLİAM
Genelkurmay belgelerinde ise Dersim katliamının ayrıntılarında katliama nasıl karar verildiği, kimlerin yer aldığı ve Atatürk'ün 'manevi kızı' Sabiha Gökçen'in nasıl uçağıyla "Şakileri bombaladığı" ayrıntılarıyla anlatılıyor.
Dersim katliamının 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik deresi üzerinde bulunan tahta köprünün yakılması sonrasında isyanların başladığı resmi kayıtlarda yer almasına rağmen, Dersim'e "yapılacaklar" 1926 yılından itibaren Cumhuriyet Hükümeti'nin ana planları arasındaydı.
Devletin resmi kayıtlarında, 2 Şubat 1926 tarihinde Dersim'e müfettişlerce yapılan gezinin ardından İçişleri Bakanlığı'na çeşitli raporlar sunulur. Müfettişlerden Diyarbakır Valisi Cemil Paşa tarafından hazırlanan raporda, Dersim halkının kazanılması gerektiği, buralara ıslahata girişilmesi, okul, yol, hastane yapılması gerektiği, tarım ve yerel endüstrinin geliştirilmesi için önlemler alınmasının şart olduğu belirtilmesine rağmen, Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey tarafından hazırlanan raporda işe şunlara yer veriliyordu:
"Yaptığım temasların bende hasıl ettiği izlenime göre, Dersim gittikçe Kürtleşiyor, ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike büyüyor. Hükümeti senelerden beri meşgul etmekte bulunan Dersim meselesi eski idarenin seyyiat mirasından başka bir şey değildir. Yeni hükümetin bazen adil davranış, bazen zayıf ve bazen de sebepsiz ve neticesiz şiddet gösterme gibi dengesiz ve faydasız politikası Dersim'i daimi bir hercümerç yuvası haline getirmiştir. Sivil ve asker büyüklerin ıslahat ve tedibat gibi zıd fikir ve düşünceleri, mütereddit ve tehdit etmek istidarında olmayan eski idare merkezlerini devamlı suretle işgal etmiştir.
Dersim Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır.
Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıshalata alınmak hayalden başka bir şey değildir. Teenni ve idare-i maslahat politikası bir süre daha devam ederse gelecekte daha büyük karışıklık ve kaynaşmalar beklemek lazımdır. Geçen yıl kararlaştırılan ıslahat, bazı siyasi sebeplerle elverişli ve uygun bir zemine ertelenmişti. Bu siyasi düşünceleri esası Musul meselesi idi ki, o da kesin bir sonuca bağlanmamış olduğuna göre, daha fazla geciktirilmeye tahammülü kalmayan Dersim meselesinin bir an önce halli uygun bir ileri görüşlülük olur..."
Hazırlanan bu rapor, "yeri ve zamanı geldiğinde" değerlendirilmek üzere bekletilir.
1929 Tendürek harekatı ile 1930'larda Savur, Zilan, 3. Ağrı Harekatı, Pülümür harekatı, Menemen Olayı gibi isyanlar ile meşgul olan CHP hükümeti, bu isyanları bastırmasından sonra Dersim'e yapılacak sefer için gerekli yasaları hazırlar. Takrir-i Sükun, Tebdil ve Tenkil yasaları dışında "Tunceli Kanunu" olarak bilinen yasa devreye girer.
"TUNCELİ KANUNU"
Mevcut yasalarla Dersim'de bir harekat yapılamayacağını anlayan hükümet, adına "Tunceli Kanunu" verdiği bir yasa çıkartır. Bu yasa ile vali ve komutanlara bakan yetkisi verilir. Vali ve komutanların dilediği hakimi, savcıyı, kaymakamı, belediye başkanını görevden alma, yerine atama yapma, köy boşaltma, sürgün etme, idam kararını onama, affetme yetkisi verilir.
"İdari", "Adli" ve "Çeşitli Yetkiler" başlığı altında hazırlanan yasa metni şöyle:
"25 Aralık 1935'te çıkartılan 2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanuna göre; Tunceli iline Korgeneral rütbesinde bir zat vali ve komutan seçilir ve kendisi aynı zamanda teşkil edilen 4. Genel Müfettişliğin de Genel Müfettişidir.
İdari Yetkiler:
Vali ve komutan, bakanların haiz oldukları bütün yetkilere haizdir. Vali ve komutan, lüzum gördüğü takdirde ili teşkil eden ilçe ve bucakların hudut ve merkezlerini değiştirir.
Vali ve komutanın inhası üzerine, ilin ilçe kaymakamlıkları ve bucak müdürlüklerine muvazzaf subay atanabilir.
Vali ve komutan, adliye memur ve katipleri hakkında Hakimler Kanunu'nun hükümlerine göre bunların amirleri tarafından verilebilecek cezaları dahi uygulamaya yetkilidir.
Adli Hükümler:
Cumhuriyet savcıları hazırlık tahkikatında hakimlerin haiz oldukları yetkileri kullanırlar.
Cumhuriyet savcıları ilk tahkikata lüzum görmedikleri işleri iddianame ile doğruca mahkemeye verebilirler. İlk tahkikat icrası kanunen mecburi olan suçlarda dahi savcılar bu yetkili kullanabilirler.
Dava açılması izne bağlı olan işlerde izin verme yetkisi vali ve komutanındır. Hakimin reddine dair dileğin kabul edilmemesine dair kararlar kesindir. Hazırlık tahkikatında yapılan tahkik işleri, ilk tahkikatta tekrarlanmaz. İlk tahkikatın açılması kararına itiraz edilemez.
Cumhuriyet savcısının iddianamesi sanığa tebliğ edilmez. İlk tahkikat sırasında verilen tutuklama kararlarına sanık tarafından itiraz edilemez Duruşmada Cumhuriyet Savcısı'nın muvafakatı ile şahitlerin hazırlık veya ilk tahkikatta tespit edilen ifadelerinin okunması ile yetinilebilir. Vilayet içindeki ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyize tabi olmayıp kesindir.
Çeşitli Yetkiler:
Vali ve komutan, emniyet ve asayiş bakımından lüzum görürse il halkından olan fertleri ve aileleri il içinde bir yerden diğer bir yere nakletmeye ve bu gibilerin il içinde oturmalarını men etmeye yetkilidir.
Vali ve komutan, herhangi bir şahıs hakkında takibatın ertelenmesine ve cezaların teciline yetkilidir. Bu erteleme ve tecil zaman aşımı işlemine mani olmaz.
İdam hükümlerinin vali ve komutan tarafından teciline lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur. Bu kanunun hükümleri muhabiline şamildir. Bu kanun neşri tarihinden 1 Ocak 1940 tarihine kadar geçerli olacaktır."
KATLİAM KARARI
Ve katliam kararı alınır. 31 Aralık 1935 tarihinde yürürlüğe giren ve 1 Ocak 1940'a kadar geçerli olacağı ilan edilen kanun, çok partili rejime geçilen 1946 yılı sonuna kadar yürürlükte kalır.
YASANIN ARDINDAN, KATLİAM EMRİ BAKANLAR KURULUNCA VERİLİR
Çıkarılan "Tunceli Kanunu"nun ardından, askeri yığınak yapılır ve Dersim'e yapılacaklar için Bakanlar Kurulu kararı alınır. 4 Mayıs 1937 yılında alınan kararlarda şunlar vardır:
"Son günlerde Tunceli'de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4-5-1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır.
1-Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, Keçikezen (Aşağı Bor), Sin, Karaoğlun hattına kadar şedit ve müessir bir taarruz hareketi ile varılacaktır.
2- Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Ve bu toplanma ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik (2000) kişinin nakli tertibatı hükümetçe ele alınmıştır.
Mülahaza:
Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hali getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.
Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tevzihi, butün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs'ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.
Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.
SALDIRI ÖNCESİNDE BÖLGEYE KARAKOLLAR YAPILIR
Genelkurmay belgelerine göre, çıkarılan yasalar ve Bakanlar Kurulu'nun kararı ardından, Dersim, Elazığ, Diyarbakır, Malatya, Erzincan, Bingöl ve Erzurum'daki birliklere ve valilere bu kararlar tebliğ edilir. Dersim'e çevre illerden askeri birlikler sevk edilir, yeni karakollar yapılır, jandarma taburları takviye edilir. 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik deresi üzerinde bulunan tahta köprünün yakılması sonrasında bölgeye Pülümür ve Mazgirt'ten, Hozat Seyyar Jandarma Alayı'ndan askeri birlikler sevk edilmeye başlanır.
Genelkurmay raporlarında, askeri personel, cephane, araçların yanısıra içlerinde Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in de bulunduğu 2. Tayyare Alayı'ndan 7 uçaklı bir filonun da Dersim harekatına katılmak için, yer kademesi ile birlikte hazırlanarak Elazığ'a gönderilmesi emredilir.
Korgeneral Abdullah Alpdoğan'ın başında bulunduğu Genel Müfettişliğin hazırladığı rapor doğrultusunda asker, silah ve cephane eksiklikleri tespit edilir. Çevre illerin yanısıra, Çanakkale ve Ankara'dan da trenle askerler Dersim harekatına katılmak için Elazığ'a getirilir.
VE KATLİAM BAŞLAR
Dersim harekatı, yer yer Hozat, Nazimiye, Munzur bölgelerinde küçük çaplı saldırılar halinde başlarken, köylerin bombalanması emri önceden verilir.
Genelkurmay belgelerinde Dersim'de uçakların kullanıldığı şöyle anlatılır: "3 Mayıs 1937 günü alınan bir istihbarat üzerine, Demenanlı aşiret reisleri nezninde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak ve aşiretler üzerinde moral kırıcı bir etki sağlamak lüzumu üzerine, Tayyare Alay Komutanı komutasında 15 uçaklı bir filo, Kırklar dağı-Dağboğaz, Dere yolu-Zel dağı-Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçikezen köyünü havadan bombaladı. Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen hanımın attığı 50 kiloluk bir bomba, Keçikezen köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu."
"CUMHURİYETİN KAHREDİCİ ORDULARI TARAFINDAN MAHVEDİLECEKSİNİZ"
Henüz asıl karadan harekat başlamadan önce köyleri bombalamaya başlayan uçaklar, aynı zamanda psikolojik savaş için de kullanılıyordu. Hazırlıklar sürerken, Genelkurmay Başkanlığı'nın emri ile 4. Genel Müfettişlik'ten 4 Mayıs 1937 tarihinde Türkçe, Osmanlıc ve "mahalli lisana göre" bildiriler hazırlanır.
Uçaklarla ilçelere, köylere, dağlara atılan bildirilerde şunlar vardır: "Cumhuriyet Hükümeti sizi şefkat ve merhamet kucağına almak, sizi mesut etmek istiyor. İçinizde bunu anlamayanlar çoktur ki, ona hürmetsizlik ediyor veyahut içinizde bazıları şahsi menfaatlar için sizi kurban vermek istiyor. Cumhuriyet Hükümeti bu gereği bildiği içindir ki, sizlere son ihtarını yapıyor.
Onun size son şartları şudur:
Sizi ayaklandırmaya çlışan zavallıları Cumhuriyet Hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Bu suretle siz kıymetli vatandaşlarımızdan hiçbirinin burnu kanamayacaktır. Aksi takdirde yani dediklerimizi yapmazsanız her tarafını sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz. Cumhuriyet Hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat çoluk ve çocuğunuzla beraber okuyun, düşünün ve çabuk cevap verin. Yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahfedecek olan kuvvetler harekete geçeceklerdir. Devlete itaat gerekir..."
HAREKAT 12 MAYIS'TA BAŞLIYOR
Genelkurmay Başkanlığı 5 Mayıs tarihli emrinde, 63. Alay 2. Taburunun acemi erlerini Diyarbakır'da bırakarak kalanının trenle Elazığ'a sevki ve Pertek köprüsünün bu kuvvetle korunması belirtilmekte ve aynı gün gönderilen emirde de, Tunceli bölgesinde bulunan seyyar ve sabit jandarma kıtaları, Mahafız Alayı, Elazığ ve Malatya'daki piyade alayları ile topçu taburları; Elazığ cephane depoları ile Pertek köprüsünü muhafaza etmek üzere Diyarbakır'dan gönderilecek bir piyade tuburu ile takviye edilmiş olacağından, harekata bu kuvvetlerin de katılacağı belirtilir.
Gönderilen emirde, Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetler cepheye vardıktan ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek tertip noksanlıkları giderildikten ve Diyarbakr'dan gelecek tabur da taşınıp gereken tertibat alındıktan sonra, 12 Mayıs'ta asıl kara harekatının başlayacağı kaydedilir.
Genelkurmay belgelerinde 6 Mayıs itibariyle 4. Genel Müfettişliğin emrine giren birliklerin durumu ise şöyleydi: 310 subay, 8 bin 313 muharip ve gayri muharip er, bin 422 hayvan, 16 at arabası, 63 kamyon, 14 zırhlı keşif aracı, 6 bin 705 piyade tüfeği.
9 Mayıs tarihinde beraberinde 2. Başkan ve Jandarma Genel Komutanı olduğu halde Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Elazığa'a gelerek Pertek'e geçer. 4. Genel Müfettişlik Karargahı'nda yapılacak harekatın esasları kararlaştırıldıktan sonra, Genel Müfettişlik kıtalara 1 numararalı harekat emrini yayınlar.
12 Mayıs tarihinde uçakların da destek verdiği kara harekatının ardından, ağırlıklı olarak Pertek, Munzur, Hozat, Mazgirt, Nazimiye, Ovacık, Çemişgezek, Mameki, Havikpah, Külünk, Zeranik, Xurtmuri, Kansark, Leşkan, Balikan, Bilgeç, Vasil, Ximkös, Kırmızıdağ, Cindo, Sin, Sansark, Şogayik, Beyazdağ, Türüşmek, Kandilbaba, Xaçik, Pokir, Kirenko, Kanisor, Laç, bölgelerinde katliamlara girişilir.
Karadan ulaşılabilen köyler yakılırken, Diyarbakır'dan Elazığ'a getirilen uçaklarla köyler bombalanır. Ele geçirilen köyler askerlerce bir daha yerleşime açılmasın diye yakılır. Hayvanlara el konulur. Kurtulmak için yüksek tepe ve dağlarda mağaralara saklanan ve aralarında kadın-çocukların bulunduğu yüzlerce kişi, mağaralarda ateşe verilir, yada girilemeyen mağaraların önü betonla kapatılır. Yakalanan ve aralarında kadın ve çocukların olduğu binlerce kişi önce Dersim merkezde toplanır. Daha sonra sürgüne gönderilir.
İsmet Paşa muhalefetti
BAŞBAKAN İNÖNÜ HAREKÂTI YERİNDE İZLER
18 Haziran tarihinde özel trenle Elazığ'a gelen Başbakan İsmet İnönü, birkaç gün bölgede incelemeler yaptıktan sonra, 21 Haziran günü beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Galip Deniz olduğu halde özel bir toplantı yaparak yapılmakta olan harekat hakkında görüşür.
Genelkurmay belgelerine göre, Başbakan İsmet İnönü'nün ziyaretinin ardından, 22 Haziran tarihinde verilen yeni emirlere göre, kıtalar yeni yerlerine konuşlandırılır. Genelkurmay belgelerinde, 24 Haziran 1937 sabahından itibaren tüm birliklerin bölgelerinde arama ve tarama faaliyetlerine başladığı belirtilerek şunlara yer veriliyor:
"Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkiya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyükbaş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu. Bir yandan birliklerden çıkarılan müfrezelerle bölgenin asilerden temizlenmesi işi ile uğraşılırken, diğer yandan hükümete muhalif aşiretlerin olumsuz propagandalarını çürütmek ve bölge halkını lehte tutmak için kontr propaganda faaliyetine önem veriliyordu.
Günlerce devam eden bu faaliyetler sırasında kadınlı erkekli birçok aşiret mensupları, bölgelerindeki birliklere dehalet etmekte ve her gün biraz daha artan sayıda silahlarını teslim etmekte idiler. 16-17 Ağustos gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba Tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü... Tarama harekatı 18 Ağustosa kadar devam edildi ve Seyit Rıza ile avenesinin doğu veya kuzeye kaçmasına mani olmak için, 4. Genel Müfettişlikçe yeni tedbirler alındı...
Takip müfrezelerinin 26 Ağustos'ta yaptıkları baskında Şahin ile amcası Alişan saklandıkları yerlerde ayrı ayrı imha edildiler. Tabiidir ki, bundan sonraki hedef Seyit Rıza ve avenesinin yakalanması idi.... Seyit Rıza'nın 10 Eylül günü saat 22:00'de silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan jandarmasına teslim olduğu, 5. Jandarma Bölük Komutanlığı'ndan, Genel Müfettişliğe bildirildi ve bunun üzerine bu maksatla tertiplenen harekattan vazgeçildi ve şimdiye kadar olduğu üzere tarama harekatına devam edildi..."
12 Eylül tarihinde. 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğn'a geçtiği telgrafta şunları yazıyordu. "Seyit Rıza'nın beklenen akıbeti sabık Dersim'in en ileri ve fakat son serdergesinin de cumhuriyet kuvvet ve adaletinden başka güvenilecek bir sığınak kalmadığına inandığını göstermektedir. Yüce başarılarını yürekten sevgi ve saygı ile kutlarım..."
Yakalanan Seyit Rıza ve arkadaşları 14 Eylül'de bir subay ve 30 kişilik bir müfreze nezaretinde Elazığ'a gönderilir. Genelkurmay Başkanlığı 19 Ekim tarihinde harekatın sonucunu yeterli görerek, kış mevsiminin de başlangıcını dikkate alarak 22 Ekim 1937'den itibaren askerlerin garnizonlarına dönmelerini emreder. Tedip harekatı sona ermiştir.
Sıra, tenkil harekatına, kaçakların aranmasına, köylerin boşaltılmasına ve sürgüne gelmiştir
SEYİT RIZA İDAM EDİLİR
Dersim'e yapılan ilk harekat Genelkurmay belgelerine göre Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ile sona ermişti. Erzincan'dan Elazığ'a getirilen Seyit Rıza, yapılan duruşmaların ardından idam kararına çarptırılır.
18 Kasım 1937 akşamı, aralarında oğlu ve kardeşinin de bulunduğu 11 kişi ile birlikte idam edilir. Önce oğlu idam edilir ve idamı ona seyrettirilir. Cellat tarafından ip boynuna geçirildiğinde Seyit Rıza boşluğa seslenir, "Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeto" der ve sandalyeye tekme vurur...
İdamdan sonra cenazeler darağaçlarından indirilerek Elazığ sokaklarında halka teşhir edilir ve sonra yakılarak bilinmeyen bir yerde gömülür. İdamlardan sonra harekat durmaz. Bu kez, "kanun kaçakları", "asker kaçakları"nın peşine düşülmesi ve sürgün dönemi başlamıştır.
Ovacık adliyesi ve asker alma şubesinin aradığı bin 149 kişinin takibi ve yakalanması için köyler taranır. Genelkurmay belgelerine göre, takibe alınanlardan 998'i için "kanuni icap" yapılır. 2 Ocak 1938 günü yine kaçakları aramaya çıkan jandarma müfrezesine dağlarda saklanan bir grup tarafından Kaçkerek köyünde saldırı yapılır ve 7 asker öldürülür.
Bu olayın ardında, 4. Genel Müfettişliğin 6 Ocak 1938 tarihinde Genelkurmay ve Başbakanlığa sunduğu raporun ardından bölgeye yeniden askeri yığınak yapılır.
TEYYARE FİLOLARI VE TANKLAR KULLANILIR
Bu kez Dersim'e yapılacak harekat daha farklı boyuttadır. Elazığ'a onlarca uçak gönderilir ve tanklar ilk kez burada kullanılır. Genelkurmay belgelerinde, harekat katılacak birliklerin ihtiyacı olan silah, cephane ve araç ihtiyacı sıralanır.
Genelkurmay'ın da bu talebi kabul etmesi ardından, Bakanlar Kurulu'nca karar alınır ve harekat için bütçe ayrılır. Dersim'e yapılacak ikinci harekat için, harekatın hazırlık devresi için 552 bin 407 lira, bir aylık harcama için 128 bin 180 lira, yüz günlük harcama için 426 bin 600 liraya ihtiyaç duyulduğu belirtilir. Yüz günlük bir harekat için 1937-1937 bütçelerinden toplam 979 bin lira ayrılır.
Askeri eksiklikler için yeniden planlama yapılır. Genelkurmay Başkanlığı 21 Mart tarihinde birliklere gönderdiği yazıda, askeri hazırlığı şöyle belirtir: "Bu yıl Haziran'dan itibaren Tunceli'de geri kalan tenkil ve silah toplama herakatı yapılması için 7. Kolordudan 17. Tümen ve Tugay Karargahları, 25. ve 57. Dağ Alayları ile 62. Piyade Alayı, 17. Topçu Alayı, 7. Istihkam Taburu, 7. Muhabere Taburu, 7. Nakliye Taburu, 9. Kolordudan 3. Piyade Tugay Karargahı, 11. Piyade Alayı, 7. Piyade Alayı, 3. Topçu Alayının 2. Dağ Taburu, Istihkam Bölüğü, Muhabere müfrezesi, Sıhhiye Bölüğü, Nakliye Taburu, 2. Teyyare Alayından Bir Teyyare Taburu (18 Teyyare), Jandarma'dan 2.3.9'uncu Seyyar Jandarma Taburları, 28 oto, Piyade Atış Okulundan iki hafif tank."
Gönderilen yazıda ayrıca Nakliye Taburları için silah ve cephane taşımada kullanılmak için çevre ilçe ve köylerden mekkare (katır)ların sahipleri ile birlikte kiralanması emredilir.
DERSİM'E İKİNCİ HAREKAT BAŞLAR
Tenkil harekatı başlar. Harekatta kullanılacak uçaklar yer takımlarıyla birlikte Elazığ'a sevk edilir. 8 Haziran tarihinde Genel Kurmay'a yazı gönderen 4. Genel müfettişlik, harekatın Mercan deresinin birinci, Merho deresinin ikinci, Kalan deresinin de üçüncü temizleme safhası olarak cereyan edeceğini ve Ağustos ayının sonuna kadar bitirilmeye çalışacağını bildirir. Ve 10 Haziran'da harekat emri emri yayınlanır.
Emre göre, Mameki Dağı, Zel Dağı Temnos Köyü, Aziz Abdal, Dolubama, Kafar, Mercan, Tujikbaba, Mansul Uşağı, Hezerik Uşağı köyleri, Koçgölbaşı hattı, Karacakale, Zeyni gediği, Sebilbaba, Keller, Birman operasyon alanına dahil edilir.
11 Haziran gecesinden itibaren harekat başlar. Mameki, Mercan, Danzik, Tayran, Çat bölelerinde ilk çatışmalar yaşanır. Ilk başta Aşağı ve Yukarı Rostan köyü, Dergever köyleri yakılır. Ardından, Hormik, Diztaş, Hemzik Uşağı hattının batısında 15 kadar köy yakılır.
İlk katliamdan sağ kurtulan ve dağlara sığınan silahlı gruplar üzerlerine gelen askerlere çatışmaya girerler. 16 Haziran tarihinde 57. Alay tarafından 4 köy ve bir mezra yakılır. Harekata Elazığ'a getirilen uçaklarda kullanılır. Ve köylerin bir çoğu havadan atılan petrol bombaları ile yakılır. Tagar, Bozan, Reçute. Briki, Meraş, Ali, Midrik, Mitgel, Lotar, Ariki, Tenkali, Mezra Hiko köyleri bombalanır ve ardından askerlerce yakılır. Köylülerin hayvan sürüleri makinalı tüfeklerle taranır.
Genelkurmay belgelerine göre, 29 Haziran tarihine kadar süren çatışmalarda ordu birliğinden 33 ölü, 60 yaralı, "haydutlardan" 163 ölü ve yaralı, yakılan köy sayısı ise 60 olarak rapor edilir.
Genelkurmay belgelerinde, 1 Temmuz'da 17. Tümen bölgesindeki durum şöyle özetlenir: "Akşama doğru saat 19:30'da 2570 rakımlı tepe, saat 20:30'da da Tujikbaba sivrisi çok çetin bir muharebeden sonra zapt ve işgal edildi. Yapılan bu harekat bir teyyare filosu tarafından desteklendi ve bu yerler bombalandı. Bugünkü taarruzda 4 şehit, 17 er, 1 subay yaralı verilmişti. Haydutların zayiatı 40'tan fazla idi. Üç haydut da kendilerini uçurumdan atarak parçalandı."
Ordu ilerler ve önüne gelen köy ve mezralar yakılır, hayvanlar ele geçirilir, ele geçirilemeyen hayvan sürüleri makinalı tüfek ateşiyle telef edilir.
MAĞARALARA SIĞINANLAR YAKILIR
Genelkurmay belgelerinde mağaraya sığınanların nasıl yakıldığı ise şöyle anlatılıyor: "21 Temmuz'da Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan Tugayı ile kuzeyden, Mameki Tugayı ile güneyden, Laç Dere Müfrezesi ile de doğudan yapılan taarruz sonucunda haydutların şimdiye kadar olan inatlı direnmeleri kırılmış, şaşkınlık içerisinde mağaralara, kayalıklara ve ağaç diplerine sığınmışlardı. Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makinali tüfek ateşinden başka 25. Alaydan gönderilen istihkam müfrezesi tarafından, tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilmişti. Böylece tarama sahası içindeki mağaralarda toplam olarak 216 haydut imha edilmiş, ayrıca 12 haydut cesedi Manzur suyu üzerinde görülmüştü."
DERSİM ASKERİ BİRLİKLERİN TALİMGAHIDIR ARTIK
Harekatın 1. devresi 8 Ağustos'ta durdurulur ve 10 Ağustos tarihinde bu kez harekat 3. Ordu tarafından yürütülür. Dersim bir anlamda artık talimgahdır ordular için. Karşılarında sadece tüfekleri olan ve sayıları yüzleri geçmeyen gruplara karşı ordu tüm birliklerini devre devre görevlendirir.
10-17 Ağustos tarihleri arasında 3. Ordu tarafından sürdürülen tarama, tedip harekatıda 7 ayrı bölgeye ayrılır ve bu bölgelerin ikisi Süvari Tümeni, diğerleri de normal Tümenler tarafından yürütülür. Bölge karış karış taranır. Ve her Taburun günde 20 kilometrelik bir bölgeyi tarayabileceği hesaplanır. 7 bin 200 kilometare büyüklüğündeki bir alanın taranması için toplam 43 tabur ve altı süvari alayı görevlendirilir.
41. Tümen tarafından Deşt bölgesinde Zımbık mezrası, Halvari, Mezra Sor yakılır. 93. Alay, 17. Tümen, 3. Tümen, 12. Tümen . 57. Alay, 14. Süvari alayı tarafından köyler yakılır. Kaçmak isteyen insanlar öldürülür ve "haydut" diye kayıtlara geçilir.
KÖY, KOMLAR, FUNDALIKLAR VE TARLALAR YAKILIR
17 Ağustos tarihinde harekat sona erer. Genelkurmay belgelerinde sona eren harekatın bu bölümü için şunlar yazılır: "10 Ağustos 1938'den beri ordu marevrasının birinci safhası içinde yasak bölgeyi tarayarak geçen birlikler bu harekat sırasında, isimleri daha önce 4. Genel Müfettişlikçe tespit edilmiş binlerce insanı yakalayarak kafileler halinde emredilen bölgelere sevk etmişler, haydutlarla yer yer yapılan müsademelerde keza binlercesini imha etmişler, bu şerirlerin sığındıkları köyleri, komları ve hatta fundalık ve tarlaları yakılmıştır...
Toplanma bölgesine yürüyüş halinde bulunan 8. Kolordu birliklerinden de, 12 Tümen, 12 Eğustostan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı arama ve taramada yer yer birçok haydutları imha etmiş olmakla beraber son direnen 170 kişi daha imha etmiş ve o bölgedeki köy ve tarlaları yakmıştı. 15. Tümen de aynı şekilde bölgesindeki birçok köylerde yaptığı arama sonunda 150 haydudu daha imha etmiş, köy ve tarlaları yakmıştı. Bu arada 63. Alay ile Seyyar Jandarma Alayı da son olarak 6-7 köy aradı ve bu köyleri yaktı.
14. Süvari Tümeni de bölgesinde yaptığı son temizlik hareketinde 69 kişi daha imha etmiş, erkek, kadın ve çocuktan ibaret 381 kişilik bir kafileyi batıya naklettirilmek üzere Elazığ'a sevk etmişti..."
Binlerce kişi batıya sürgün edilmek için yaya olarak Elazığ'a götürülür ve yolda kafileden geri kalan yada kaçmak isteyenler vurularak öldürülür. Ağustos ayının sonuna kadar, askeri birlikler sürgünlerle uğraşır ve 6 Eylül tarihinde ikinci bir harekat emri verilir. Bu kez harekat 8. ve 9. Kolordu tarafından yürütülür.
"HİÇBİR EV, KOM, BARINAK SAĞLAM BIRAKILMAYACAK"
31 Ağustos 1938 tarihinde Ordu müfettişliğince verilen emirde şunlar yazılıdır: "Hudutları evvelce bildirilen yasak bölgeler içinde bulunan halk batıya nakledilmek üzere toplanarak bu bölgeler halktan tamamen tecrit edilecek ve bu bölgeler içinde iskana yarayacak hiçbir ev, kom ve bu gibi binalar bırakılmayacaktır.
Yasak bölge dışında oturan ve fakat yerlerinde bırakılması caiz olmayan ve birinci taramada ele geçirilemeyen aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve şerirler ile aileleri ve yakınları da batıya nakle tabi tutulacaktır."
1937 yılında yapılan harekatta teslim olan aşiretler ve köylerde bu harekat kapsamına alınır ve teslim olanlar da sürgüne gönderilir.
Genelkurmay belgelerinde 6 Eylül'de başlayan son manevraya ilişkin ise şunlar yazılı:
"Ordunun 15 Eylül akşamı hedefleri için verdiği emre göre birlikler, o tarihe kadar kendilerine ayrılan bölgelerdeki mağaraları, taş kovuklarını ve bir insanın saklanabileceği her noktayı adım adım aradılar. Istihkam müfrezesi birçok mağarayı tahrip etmek suretiyle yardımda bulundu ve bu suretle topçu ve piyade ağır silahları yakın desteğinde yapılan tarama harekatında birçok mağara ve civarlarında yapılan mademelerde, içlerinde bazı aşiret reislerinin de bulunduğu yüzlerce haydut imha edildi. Ve bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Bu arada yine yüzlerce hayvan, silah ve cephane ele geçirildi. Haydutların direndikleri köyler, münferit evler, komlar ve hatta tarla ve meşelikler yakıldı. Böylelikle manevranın bu son safhası sona ermiş oldu."
3. Ordu Müfettişliğinin Dersim'de yapılan tedip harekatına dair verdiği raporda belirttiğine göre, Ordu tarafından Dersim'de iki defada toplam olarak 17 günde yapılan tarama hareketinde elde edilen sonuç şöyledir:
"Tarama bölgesi içinden ölü ve diri 7 bin 954 kişi çıkarılmıştır. 4. Genel Müfettişlikten isimleri verilen 101 kişiden 73'ü ele geçirilmiştir. bin 19 silah toplanmıştır."
Ve Dersim'de 10 Haziran 1938 tarihinde başlayan ikinci katliam, 16 Eylül tarihinde sona erer.
SÜRGÜNLER BAŞLAR
Harekatın bastırılması ardından, iki yılda yapılan operasyonların ardından yakılmayan ve insansızlaştırılan köy ve mezraların da yakılması kararı alınır. Amaç kırsal alanları insansızlaştırmaktır. Dersim merkez ve ilçelerdeki yerli halktan olan memurlar başka illere tayin edilir. Amaç şudur: "Yerli memurlar Dersimlilerin casusudur. Onların Dersimden behemehal uzaklaştırılması iktiza eder."
Ardından, Dersim'de teslim olan da olmayan da sürgüne tabi tutulur. Sürgünler önce yaya olarak Elazığ'a, oradan da trenlerle batı illerine gönderilir. Dersim'de 90 Aşiretten 347 önde gelen aile Ege illerine ve Trakya sürgün edilir. 72 aile Tekirdağ'a, 38 aile Edirne'ye, 56 aile Kırklareli'ne, 65 aile Balıkesir'e, 73 aile Manisa'ya ve 34 aile de İzmir’e mecburi iskan'a tabi tutulur.
Tekirdağ merkez kazasına toplam 16 aile, Hayrabolu kazasına 14, Malkara kazasına 8, Saray ilçesine 19, Çorlu ilçesine de 15 aile sürülür. Edirne ili Uzunköprü ilçesine 17, Keşan ilçesine 21 aile, Kırklareli ili il merkezine 11 aile, Pınarhisar ilçesine 6 aile, Vize ilçesine 9 aile, Babaeski ilçesine 11 aile, Lüleburgaz ilçesine ise 18 aile mecburi iskana tabi tutulur, Yine Balıkesir ili merkezine 17 aile, Susurluk ilçesine 9 aile, Balya ilçesine 12 aile, Bandırma ilçesine 17 aile, Bigadiç ilçesine ise 8 aile mecburi iskana tabi tutulur. Ege bölgesinde ise Manisa merkezine 14, Akhisar ilçesine 18, Turgutlu ilçesine 6, Salihli ilçesine 13, Kula ilçesine 8, Alaşehir ilçesine 11 aile, İzmir ili merkezine 13 aile, Ödemiş’e 8 aile, Bergama'ya 13 aile, Bayındır ilçesine 9 aile mecburi iskana tabi tutulur.
1938 yılının ikinci yarısından sonra Dersim insansızlaştırılır ve yıllarca Dersim köylerinde insan yaşamaz. İnsansız bir coğrafyadır artık Dersim…
YORUMSUZ !
sivaslınet
12.04.2012, 08:12
Görmeyen gözlere duymayan kulaklara gerçekleri anlatmak ne zamandan beri kibir oldu ? Bunu anlamadım.
Sizin alıntıladığınız ayeti kerimeye göre benim sonum cehennem ama bu halkın dinini imanını hocasını hacısını sarığını sakalını cübbesini kibirlenerek aşağılayan varlıklar cennete. Sevsinler sizin adalet anlayışınızı. Siz Kuran ayetlerini kendi ideolojik çıkarlarınız için kullanıyorsunuz.
Eğer islam ın kuralları ve ölçüleri sizin için bağlayıcı ise bu konuları tartışırız yoksa havanda su dövmek gibi olur.
Bizim somut olarak istediğimiz bağımsız adalet, yansız siyaset, hak, hukuk, kardeşlik, özgürlük ve demokrasiye karşılık, sayısal çokluğa güvenerek şu söylemleriniz kibir değil de nedir? Edebiyatta, dilbilgisinde bu tip imalara ne isim verilir?
AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahillerinde bekliyoruz...
Her ne kadar kılıf arandıysa da ayet tam da bunun içindi..
Kibrisli
12.04.2012, 08:36
Kimseyle dalga geçmedim sadece sizin tarih konusundaki eksik bilgilerinize binaen sordum.
Buyurun gerçekleri bilmek isteyenler için Tarihi belgeler:
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki "Dersim katliamını kim yaptı" tartışmaları devam ederkenGenelkurmay belgelerinde Dersim katliamına nasıl karar verildiği ve katliamın ayrıntılarına yer veriliyor.
Genelkurmay belgelerine göre katliam kararı 1926 yılında alındı ve iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi bulunuyordu. Katliamın gerekçesi ise "Dersim gittikçe Kürtleşiyor" idi. Katliam öncesinde vali ve komutanlara sınırsız yetkiler verilerek Dersim harekâtı başlatılır. Başbakan İsmet İnönü beraberinde bakanlar ve askeri komutanlarla katliam sürdüğü tarihlerde özel bir trenle Elazığ'a gelerek oradan Dersim'e geçer ve yapılan katliamı yerinde izler.
AKP lideri Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Kılıçdaroğlu arasında son bir haftadır yaşanan "Dersim katliamı emrini kim verdi" tartışması 12 Eylül tarihinde yapılacak Anayasa referandumu için mitinglerde tartışılıyor. Katliam kararını iktidardaki CHP'nin verdiği AKP tarafından dillendirilirken, CHP'liler de Başbakan Erdoğan'ın dedesinin eskiden CHP'li olduğunu ve katliamda yer alabileceğini ileri sürdüler.
GENELKURMAY BELGELERİNDEKİ KATLİAM
Genelkurmay belgelerinde ise Dersim katliamının ayrıntılarında katliama nasıl karar verildiği, kimlerin yer aldığı ve Atatürk'ün 'manevi kızı' Sabiha Gökçen'in nasıl uçağıyla "Şakileri bombaladığı" ayrıntılarıyla anlatılıyor.
Dersim katliamının 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik deresi üzerinde bulunan tahta köprünün yakılması sonrasında isyanların başladığı resmi kayıtlarda yer almasına rağmen, Dersim'e "yapılacaklar" 1926 yılından itibaren Cumhuriyet Hükümeti'nin ana planları arasındaydı.
Devletin resmi kayıtlarında, 2 Şubat 1926 tarihinde Dersim'e müfettişlerce yapılan gezinin ardından İçişleri Bakanlığı'na çeşitli raporlar sunulur. Müfettişlerden Diyarbakır Valisi Cemil Paşa tarafından hazırlanan raporda, Dersim halkının kazanılması gerektiği, buralara ıslahata girişilmesi, okul, yol, hastane yapılması gerektiği, tarım ve yerel endüstrinin geliştirilmesi için önlemler alınmasının şart olduğu belirtilmesine rağmen, Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey tarafından hazırlanan raporda işe şunlara yer veriliyordu:
"Yaptığım temasların bende hasıl ettiği izlenime göre, Dersim gittikçe Kürtleşiyor, ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike büyüyor. Hükümeti senelerden beri meşgul etmekte bulunan Dersim meselesi eski idarenin seyyiat mirasından başka bir şey değildir. Yeni hükümetin bazen adil davranış, bazen zayıf ve bazen de sebepsiz ve neticesiz şiddet gösterme gibi dengesiz ve faydasız politikası Dersim'i daimi bir hercümerç yuvası haline getirmiştir. Sivil ve asker büyüklerin ıslahat ve tedibat gibi zıd fikir ve düşünceleri, mütereddit ve tehdit etmek istidarında olmayan eski idare merkezlerini devamlı suretle işgal etmiştir.
Dersim Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır.
Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıshalata alınmak hayalden başka bir şey değildir. Teenni ve idare-i maslahat politikası bir süre daha devam ederse gelecekte daha büyük karışıklık ve kaynaşmalar beklemek lazımdır. Geçen yıl kararlaştırılan ıslahat, bazı siyasi sebeplerle elverişli ve uygun bir zemine ertelenmişti. Bu siyasi düşünceleri esası Musul meselesi idi ki, o da kesin bir sonuca bağlanmamış olduğuna göre, daha fazla geciktirilmeye tahammülü kalmayan Dersim meselesinin bir an önce halli uygun bir ileri görüşlülük olur..."
Hazırlanan bu rapor, "yeri ve zamanı geldiğinde" değerlendirilmek üzere bekletilir.
1929 Tendürek harekatı ile 1930'larda Savur, Zilan, 3. Ağrı Harekatı, Pülümür harekatı, Menemen Olayı gibi isyanlar ile meşgul olan CHP hükümeti, bu isyanları bastırmasından sonra Dersim'e yapılacak sefer için gerekli yasaları hazırlar. Takrir-i Sükun, Tebdil ve Tenkil yasaları dışında "Tunceli Kanunu" olarak bilinen yasa devreye girer.
"TUNCELİ KANUNU"
Mevcut yasalarla Dersim'de bir harekat yapılamayacağını anlayan hükümet, adına "Tunceli Kanunu" verdiği bir yasa çıkartır. Bu yasa ile vali ve komutanlara bakan yetkisi verilir. Vali ve komutanların dilediği hakimi, savcıyı, kaymakamı, belediye başkanını görevden alma, yerine atama yapma, köy boşaltma, sürgün etme, idam kararını onama, affetme yetkisi verilir.
"İdari", "Adli" ve "Çeşitli Yetkiler" başlığı altında hazırlanan yasa metni şöyle:
"25 Aralık 1935'te çıkartılan 2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanuna göre; Tunceli iline Korgeneral rütbesinde bir zat vali ve komutan seçilir ve kendisi aynı zamanda teşkil edilen 4. Genel Müfettişliğin de Genel Müfettişidir.
İdari Yetkiler:
Vali ve komutan, bakanların haiz oldukları bütün yetkilere haizdir. Vali ve komutan, lüzum gördüğü takdirde ili teşkil eden ilçe ve bucakların hudut ve merkezlerini değiştirir.
Vali ve komutanın inhası üzerine, ilin ilçe kaymakamlıkları ve bucak müdürlüklerine muvazzaf subay atanabilir.
Vali ve komutan, adliye memur ve katipleri hakkında Hakimler Kanunu'nun hükümlerine göre bunların amirleri tarafından verilebilecek cezaları dahi uygulamaya yetkilidir.
Adli Hükümler:
Cumhuriyet savcıları hazırlık tahkikatında hakimlerin haiz oldukları yetkileri kullanırlar.
Cumhuriyet savcıları ilk tahkikata lüzum görmedikleri işleri iddianame ile doğruca mahkemeye verebilirler. İlk tahkikat icrası kanunen mecburi olan suçlarda dahi savcılar bu yetkili kullanabilirler.
Dava açılması izne bağlı olan işlerde izin verme yetkisi vali ve komutanındır. Hakimin reddine dair dileğin kabul edilmemesine dair kararlar kesindir. Hazırlık tahkikatında yapılan tahkik işleri, ilk tahkikatta tekrarlanmaz. İlk tahkikatın açılması kararına itiraz edilemez.
Cumhuriyet savcısının iddianamesi sanığa tebliğ edilmez. İlk tahkikat sırasında verilen tutuklama kararlarına sanık tarafından itiraz edilemez Duruşmada Cumhuriyet Savcısı'nın muvafakatı ile şahitlerin hazırlık veya ilk tahkikatta tespit edilen ifadelerinin okunması ile yetinilebilir. Vilayet içindeki ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyize tabi olmayıp kesindir.
Çeşitli Yetkiler:
Vali ve komutan, emniyet ve asayiş bakımından lüzum görürse il halkından olan fertleri ve aileleri il içinde bir yerden diğer bir yere nakletmeye ve bu gibilerin il içinde oturmalarını men etmeye yetkilidir.
Vali ve komutan, herhangi bir şahıs hakkında takibatın ertelenmesine ve cezaların teciline yetkilidir. Bu erteleme ve tecil zaman aşımı işlemine mani olmaz.
İdam hükümlerinin vali ve komutan tarafından teciline lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur. Bu kanunun hükümleri muhabiline şamildir. Bu kanun neşri tarihinden 1 Ocak 1940 tarihine kadar geçerli olacaktır."
KATLİAM KARARI
Ve katliam kararı alınır. 31 Aralık 1935 tarihinde yürürlüğe giren ve 1 Ocak 1940'a kadar geçerli olacağı ilan edilen kanun, çok partili rejime geçilen 1946 yılı sonuna kadar yürürlükte kalır.
YASANIN ARDINDAN, KATLİAM EMRİ BAKANLAR KURULUNCA VERİLİR
Çıkarılan "Tunceli Kanunu"nun ardından, askeri yığınak yapılır ve Dersim'e yapılacaklar için Bakanlar Kurulu kararı alınır. 4 Mayıs 1937 yılında alınan kararlarda şunlar vardır:
"Son günlerde Tunceli'de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4-5-1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır.
1-Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, Keçikezen (Aşağı Bor), Sin, Karaoğlun hattına kadar şedit ve müessir bir taarruz hareketi ile varılacaktır.
2- Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Ve bu toplanma ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik (2000) kişinin nakli tertibatı hükümetçe ele alınmıştır.
Mülahaza:
Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hali getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.
Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tevzihi, butün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs'ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.
Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.
SALDIRI ÖNCESİNDE BÖLGEYE KARAKOLLAR YAPILIR
Genelkurmay belgelerine göre, çıkarılan yasalar ve Bakanlar Kurulu'nun kararı ardından, Dersim, Elazığ, Diyarbakır, Malatya, Erzincan, Bingöl ve Erzurum'daki birliklere ve valilere bu kararlar tebliğ edilir. Dersim'e çevre illerden askeri birlikler sevk edilir, yeni karakollar yapılır, jandarma taburları takviye edilir. 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik deresi üzerinde bulunan tahta köprünün yakılması sonrasında bölgeye Pülümür ve Mazgirt'ten, Hozat Seyyar Jandarma Alayı'ndan askeri birlikler sevk edilmeye başlanır.
Genelkurmay raporlarında, askeri personel, cephane, araçların yanısıra içlerinde Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in de bulunduğu 2. Tayyare Alayı'ndan 7 uçaklı bir filonun da Dersim harekatına katılmak için, yer kademesi ile birlikte hazırlanarak Elazığ'a gönderilmesi emredilir.
Korgeneral Abdullah Alpdoğan'ın başında bulunduğu Genel Müfettişliğin hazırladığı rapor doğrultusunda asker, silah ve cephane eksiklikleri tespit edilir. Çevre illerin yanısıra, Çanakkale ve Ankara'dan da trenle askerler Dersim harekatına katılmak için Elazığ'a getirilir.
VE KATLİAM BAŞLAR
Dersim harekatı, yer yer Hozat, Nazimiye, Munzur bölgelerinde küçük çaplı saldırılar halinde başlarken, köylerin bombalanması emri önceden verilir.
Genelkurmay belgelerinde Dersim'de uçakların kullanıldığı şöyle anlatılır: "3 Mayıs 1937 günü alınan bir istihbarat üzerine, Demenanlı aşiret reisleri nezninde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak ve aşiretler üzerinde moral kırıcı bir etki sağlamak lüzumu üzerine, Tayyare Alay Komutanı komutasında 15 uçaklı bir filo, Kırklar dağı-Dağboğaz, Dere yolu-Zel dağı-Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçikezen köyünü havadan bombaladı. Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen hanımın attığı 50 kiloluk bir bomba, Keçikezen köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu."
"CUMHURİYETİN KAHREDİCİ ORDULARI TARAFINDAN MAHVEDİLECEKSİNİZ"
Henüz asıl karadan harekat başlamadan önce köyleri bombalamaya başlayan uçaklar, aynı zamanda psikolojik savaş için de kullanılıyordu. Hazırlıklar sürerken, Genelkurmay Başkanlığı'nın emri ile 4. Genel Müfettişlik'ten 4 Mayıs 1937 tarihinde Türkçe, Osmanlıc ve "mahalli lisana göre" bildiriler hazırlanır.
Uçaklarla ilçelere, köylere, dağlara atılan bildirilerde şunlar vardır: "Cumhuriyet Hükümeti sizi şefkat ve merhamet kucağına almak, sizi mesut etmek istiyor. İçinizde bunu anlamayanlar çoktur ki, ona hürmetsizlik ediyor veyahut içinizde bazıları şahsi menfaatlar için sizi kurban vermek istiyor. Cumhuriyet Hükümeti bu gereği bildiği içindir ki, sizlere son ihtarını yapıyor.
Onun size son şartları şudur:
Sizi ayaklandırmaya çlışan zavallıları Cumhuriyet Hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Bu suretle siz kıymetli vatandaşlarımızdan hiçbirinin burnu kanamayacaktır. Aksi takdirde yani dediklerimizi yapmazsanız her tarafını sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz. Cumhuriyet Hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat çoluk ve çocuğunuzla beraber okuyun, düşünün ve çabuk cevap verin. Yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahfedecek olan kuvvetler harekete geçeceklerdir. Devlete itaat gerekir..."
HAREKAT 12 MAYIS'TA BAŞLIYOR
Genelkurmay Başkanlığı 5 Mayıs tarihli emrinde, 63. Alay 2. Taburunun acemi erlerini Diyarbakır'da bırakarak kalanının trenle Elazığ'a sevki ve Pertek köprüsünün bu kuvvetle korunması belirtilmekte ve aynı gün gönderilen emirde de, Tunceli bölgesinde bulunan seyyar ve sabit jandarma kıtaları, Mahafız Alayı, Elazığ ve Malatya'daki piyade alayları ile topçu taburları; Elazığ cephane depoları ile Pertek köprüsünü muhafaza etmek üzere Diyarbakır'dan gönderilecek bir piyade tuburu ile takviye edilmiş olacağından, harekata bu kuvvetlerin de katılacağı belirtilir.
Gönderilen emirde, Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetler cepheye vardıktan ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek tertip noksanlıkları giderildikten ve Diyarbakr'dan gelecek tabur da taşınıp gereken tertibat alındıktan sonra, 12 Mayıs'ta asıl kara harekatının başlayacağı kaydedilir.
Genelkurmay belgelerinde 6 Mayıs itibariyle 4. Genel Müfettişliğin emrine giren birliklerin durumu ise şöyleydi: 310 subay, 8 bin 313 muharip ve gayri muharip er, bin 422 hayvan, 16 at arabası, 63 kamyon, 14 zırhlı keşif aracı, 6 bin 705 piyade tüfeği.
9 Mayıs tarihinde beraberinde 2. Başkan ve Jandarma Genel Komutanı olduğu halde Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Elazığa'a gelerek Pertek'e geçer. 4. Genel Müfettişlik Karargahı'nda yapılacak harekatın esasları kararlaştırıldıktan sonra, Genel Müfettişlik kıtalara 1 numararalı harekat emrini yayınlar.
12 Mayıs tarihinde uçakların da destek verdiği kara harekatının ardından, ağırlıklı olarak Pertek, Munzur, Hozat, Mazgirt, Nazimiye, Ovacık, Çemişgezek, Mameki, Havikpah, Külünk, Zeranik, Xurtmuri, Kansark, Leşkan, Balikan, Bilgeç, Vasil, Ximkös, Kırmızıdağ, Cindo, Sin, Sansark, Şogayik, Beyazdağ, Türüşmek, Kandilbaba, Xaçik, Pokir, Kirenko, Kanisor, Laç, bölgelerinde katliamlara girişilir.
Karadan ulaşılabilen köyler yakılırken, Diyarbakır'dan Elazığ'a getirilen uçaklarla köyler bombalanır. Ele geçirilen köyler askerlerce bir daha yerleşime açılmasın diye yakılır. Hayvanlara el konulur. Kurtulmak için yüksek tepe ve dağlarda mağaralara saklanan ve aralarında kadın-çocukların bulunduğu yüzlerce kişi, mağaralarda ateşe verilir, yada girilemeyen mağaraların önü betonla kapatılır. Yakalanan ve aralarında kadın ve çocukların olduğu binlerce kişi önce Dersim merkezde toplanır. Daha sonra sürgüne gönderilir.
BAŞBAKAN İNÖNÜ HAREKÂTI YERİNDE İZLER
18 Haziran tarihinde özel trenle Elazığ'a gelen Başbakan İsmet İnönü, birkaç gün bölgede incelemeler yaptıktan sonra, 21 Haziran günü beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Galip Deniz olduğu halde özel bir toplantı yaparak yapılmakta olan harekat hakkında görüşür.
Genelkurmay belgelerine göre, Başbakan İsmet İnönü'nün ziyaretinin ardından, 22 Haziran tarihinde verilen yeni emirlere göre, kıtalar yeni yerlerine konuşlandırılır. Genelkurmay belgelerinde, 24 Haziran 1937 sabahından itibaren tüm birliklerin bölgelerinde arama ve tarama faaliyetlerine başladığı belirtilerek şunlara yer veriliyor:
"Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkiya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyükbaş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu. Bir yandan birliklerden çıkarılan müfrezelerle bölgenin asilerden temizlenmesi işi ile uğraşılırken, diğer yandan hükümete muhalif aşiretlerin olumsuz propagandalarını çürütmek ve bölge halkını lehte tutmak için kontr propaganda faaliyetine önem veriliyordu.
Günlerce devam eden bu faaliyetler sırasında kadınlı erkekli birçok aşiret mensupları, bölgelerindeki birliklere dehalet etmekte ve her gün biraz daha artan sayıda silahlarını teslim etmekte idiler. 16-17 Ağustos gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba Tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü... Tarama harekatı 18 Ağustosa kadar devam edildi ve Seyit Rıza ile avenesinin doğu veya kuzeye kaçmasına mani olmak için, 4. Genel Müfettişlikçe yeni tedbirler alındı...
Takip müfrezelerinin 26 Ağustos'ta yaptıkları baskında Şahin ile amcası Alişan saklandıkları yerlerde ayrı ayrı imha edildiler. Tabiidir ki, bundan sonraki hedef Seyit Rıza ve avenesinin yakalanması idi.... Seyit Rıza'nın 10 Eylül günü saat 22:00'de silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan jandarmasına teslim olduğu, 5. Jandarma Bölük Komutanlığı'ndan, Genel Müfettişliğe bildirildi ve bunun üzerine bu maksatla tertiplenen harekattan vazgeçildi ve şimdiye kadar olduğu üzere tarama harekatına devam edildi..."
12 Eylül tarihinde. 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğn'a geçtiği telgrafta şunları yazıyordu. "Seyit Rıza'nın beklenen akıbeti sabık Dersim'in en ileri ve fakat son serdergesinin de cumhuriyet kuvvet ve adaletinden başka güvenilecek bir sığınak kalmadığına inandığını göstermektedir. Yüce başarılarını yürekten sevgi ve saygı ile kutlarım..."
Yakalanan Seyit Rıza ve arkadaşları 14 Eylül'de bir subay ve 30 kişilik bir müfreze nezaretinde Elazığ'a gönderilir. Genelkurmay Başkanlığı 19 Ekim tarihinde harekatın sonucunu yeterli görerek, kış mevsiminin de başlangıcını dikkate alarak 22 Ekim 1937'den itibaren askerlerin garnizonlarına dönmelerini emreder. Tedip harekatı sona ermiştir.
Sıra, tenkil harekatına, kaçakların aranmasına, köylerin boşaltılmasına ve sürgüne gelmiştir
SEYİT RIZA İDAM EDİLİR
Dersim'e yapılan ilk harekat Genelkurmay belgelerine göre Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ile sona ermişti. Erzincan'dan Elazığ'a getirilen Seyit Rıza, yapılan duruşmaların ardından idam kararına çarptırılır.
18 Kasım 1937 akşamı, aralarında oğlu ve kardeşinin de bulunduğu 11 kişi ile birlikte idam edilir. Önce oğlu idam edilir ve idamı ona seyrettirilir. Cellat tarafından ip boynuna geçirildiğinde Seyit Rıza boşluğa seslenir, "Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeto" der ve sandalyeye tekme vurur...
İdamdan sonra cenazeler darağaçlarından indirilerek Elazığ sokaklarında halka teşhir edilir ve sonra yakılarak bilinmeyen bir yerde gömülür. İdamlardan sonra harekat durmaz. Bu kez, "kanun kaçakları", "asker kaçakları"nın peşine düşülmesi ve sürgün dönemi başlamıştır.
Ovacık adliyesi ve asker alma şubesinin aradığı bin 149 kişinin takibi ve yakalanması için köyler taranır. Genelkurmay belgelerine göre, takibe alınanlardan 998'i için "kanuni icap" yapılır. 2 Ocak 1938 günü yine kaçakları aramaya çıkan jandarma müfrezesine dağlarda saklanan bir grup tarafından Kaçkerek köyünde saldırı yapılır ve 7 asker öldürülür.
Bu olayın ardında, 4. Genel Müfettişliğin 6 Ocak 1938 tarihinde Genelkurmay ve Başbakanlığa sunduğu raporun ardından bölgeye yeniden askeri yığınak yapılır.
TEYYARE FİLOLARI VE TANKLAR KULLANILIR
Bu kez Dersim'e yapılacak harekat daha farklı boyuttadır. Elazığ'a onlarca uçak gönderilir ve tanklar ilk kez burada kullanılır. Genelkurmay belgelerinde, harekat katılacak birliklerin ihtiyacı olan silah, cephane ve araç ihtiyacı sıralanır.
Genelkurmay'ın da bu talebi kabul etmesi ardından, Bakanlar Kurulu'nca karar alınır ve harekat için bütçe ayrılır. Dersim'e yapılacak ikinci harekat için, harekatın hazırlık devresi için 552 bin 407 lira, bir aylık harcama için 128 bin 180 lira, yüz günlük harcama için 426 bin 600 liraya ihtiyaç duyulduğu belirtilir. Yüz günlük bir harekat için 1937-1937 bütçelerinden toplam 979 bin lira ayrılır.
Askeri eksiklikler için yeniden planlama yapılır. Genelkurmay Başkanlığı 21 Mart tarihinde birliklere gönderdiği yazıda, askeri hazırlığı şöyle belirtir: "Bu yıl Haziran'dan itibaren Tunceli'de geri kalan tenkil ve silah toplama herakatı yapılması için 7. Kolordudan 17. Tümen ve Tugay Karargahları, 25. ve 57. Dağ Alayları ile 62. Piyade Alayı, 17. Topçu Alayı, 7. Istihkam Taburu, 7. Muhabere Taburu, 7. Nakliye Taburu, 9. Kolordudan 3. Piyade Tugay Karargahı, 11. Piyade Alayı, 7. Piyade Alayı, 3. Topçu Alayının 2. Dağ Taburu, Istihkam Bölüğü, Muhabere müfrezesi, Sıhhiye Bölüğü, Nakliye Taburu, 2. Teyyare Alayından Bir Teyyare Taburu (18 Teyyare), Jandarma'dan 2.3.9'uncu Seyyar Jandarma Taburları, 28 oto, Piyade Atış Okulundan iki hafif tank."
Gönderilen yazıda ayrıca Nakliye Taburları için silah ve cephane taşımada kullanılmak için çevre ilçe ve köylerden mekkare (katır)ların sahipleri ile birlikte kiralanması emredilir.
DERSİM'E İKİNCİ HAREKAT BAŞLAR
Tenkil harekatı başlar. Harekatta kullanılacak uçaklar yer takımlarıyla birlikte Elazığ'a sevk edilir. 8 Haziran tarihinde Genel Kurmay'a yazı gönderen 4. Genel müfettişlik, harekatın Mercan deresinin birinci, Merho deresinin ikinci, Kalan deresinin de üçüncü temizleme safhası olarak cereyan edeceğini ve Ağustos ayının sonuna kadar bitirilmeye çalışacağını bildirir. Ve 10 Haziran'da harekat emri emri yayınlanır.
Emre göre, Mameki Dağı, Zel Dağı Temnos Köyü, Aziz Abdal, Dolubama, Kafar, Mercan, Tujikbaba, Mansul Uşağı, Hezerik Uşağı köyleri, Koçgölbaşı hattı, Karacakale, Zeyni gediği, Sebilbaba, Keller, Birman operasyon alanına dahil edilir.
11 Haziran gecesinden itibaren harekat başlar. Mameki, Mercan, Danzik, Tayran, Çat bölelerinde ilk çatışmalar yaşanır. Ilk başta Aşağı ve Yukarı Rostan köyü, Dergever köyleri yakılır. Ardından, Hormik, Diztaş, Hemzik Uşağı hattının batısında 15 kadar köy yakılır.
İlk katliamdan sağ kurtulan ve dağlara sığınan silahlı gruplar üzerlerine gelen askerlere çatışmaya girerler. 16 Haziran tarihinde 57. Alay tarafından 4 köy ve bir mezra yakılır. Harekata Elazığ'a getirilen uçaklarda kullanılır. Ve köylerin bir çoğu havadan atılan petrol bombaları ile yakılır. Tagar, Bozan, Reçute. Briki, Meraş, Ali, Midrik, Mitgel, Lotar, Ariki, Tenkali, Mezra Hiko köyleri bombalanır ve ardından askerlerce yakılır. Köylülerin hayvan sürüleri makinalı tüfeklerle taranır.
Genelkurmay belgelerine göre, 29 Haziran tarihine kadar süren çatışmalarda ordu birliğinden 33 ölü, 60 yaralı, "haydutlardan" 163 ölü ve yaralı, yakılan köy sayısı ise 60 olarak rapor edilir.
Genelkurmay belgelerinde, 1 Temmuz'da 17. Tümen bölgesindeki durum şöyle özetlenir: "Akşama doğru saat 19:30'da 2570 rakımlı tepe, saat 20:30'da da Tujikbaba sivrisi çok çetin bir muharebeden sonra zapt ve işgal edildi. Yapılan bu harekat bir teyyare filosu tarafından desteklendi ve bu yerler bombalandı. Bugünkü taarruzda 4 şehit, 17 er, 1 subay yaralı verilmişti. Haydutların zayiatı 40'tan fazla idi. Üç haydut da kendilerini uçurumdan atarak parçalandı."
Ordu ilerler ve önüne gelen köy ve mezralar yakılır, hayvanlar ele geçirilir, ele geçirilemeyen hayvan sürüleri makinalı tüfek ateşiyle telef edilir.
MAĞARALARA SIĞINANLAR YAKILIR
Genelkurmay belgelerinde mağaraya sığınanların nasıl yakıldığı ise şöyle anlatılıyor: "21 Temmuz'da Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan Tugayı ile kuzeyden, Mameki Tugayı ile güneyden, Laç Dere Müfrezesi ile de doğudan yapılan taarruz sonucunda haydutların şimdiye kadar olan inatlı direnmeleri kırılmış, şaşkınlık içerisinde mağaralara, kayalıklara ve ağaç diplerine sığınmışlardı. Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makinali tüfek ateşinden başka 25. Alaydan gönderilen istihkam müfrezesi tarafından, tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilmişti. Böylece tarama sahası içindeki mağaralarda toplam olarak 216 haydut imha edilmiş, ayrıca 12 haydut cesedi Manzur suyu üzerinde görülmüştü."
DERSİM ASKERİ BİRLİKLERİN TALİMGAHIDIR ARTIK
Harekatın 1. devresi 8 Ağustos'ta durdurulur ve 10 Ağustos tarihinde bu kez harekat 3. Ordu tarafından yürütülür. Dersim bir anlamda artık talimgahdır ordular için. Karşılarında sadece tüfekleri olan ve sayıları yüzleri geçmeyen gruplara karşı ordu tüm birliklerini devre devre görevlendirir.
10-17 Ağustos tarihleri arasında 3. Ordu tarafından sürdürülen tarama, tedip harekatıda 7 ayrı bölgeye ayrılır ve bu bölgelerin ikisi Süvari Tümeni, diğerleri de normal Tümenler tarafından yürütülür. Bölge karış karış taranır. Ve her Taburun günde 20 kilometrelik bir bölgeyi tarayabileceği hesaplanır. 7 bin 200 kilometare büyüklüğündeki bir alanın taranması için toplam 43 tabur ve altı süvari alayı görevlendirilir.
41. Tümen tarafından Deşt bölgesinde Zımbık mezrası, Halvari, Mezra Sor yakılır. 93. Alay, 17. Tümen, 3. Tümen, 12. Tümen . 57. Alay, 14. Süvari alayı tarafından köyler yakılır. Kaçmak isteyen insanlar öldürülür ve "haydut" diye kayıtlara geçilir.
KÖY, KOMLAR, FUNDALIKLAR VE TARLALAR YAKILIR
17 Ağustos tarihinde harekat sona erer. Genelkurmay belgelerinde sona eren harekatın bu bölümü için şunlar yazılır: "10 Ağustos 1938'den beri ordu marevrasının birinci safhası içinde yasak bölgeyi tarayarak geçen birlikler bu harekat sırasında, isimleri daha önce 4. Genel Müfettişlikçe tespit edilmiş binlerce insanı yakalayarak kafileler halinde emredilen bölgelere sevk etmişler, haydutlarla yer yer yapılan müsademelerde keza binlercesini imha etmişler, bu şerirlerin sığındıkları köyleri, komları ve hatta fundalık ve tarlaları yakılmıştır...
Toplanma bölgesine yürüyüş halinde bulunan 8. Kolordu birliklerinden de, 12 Tümen, 12 Eğustostan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı arama ve taramada yer yer birçok haydutları imha etmiş olmakla beraber son direnen 170 kişi daha imha etmiş ve o bölgedeki köy ve tarlaları yakmıştı. 15. Tümen de aynı şekilde bölgesindeki birçok köylerde yaptığı arama sonunda 150 haydudu daha imha etmiş, köy ve tarlaları yakmıştı. Bu arada 63. Alay ile Seyyar Jandarma Alayı da son olarak 6-7 köy aradı ve bu köyleri yaktı.
14. Süvari Tümeni de bölgesinde yaptığı son temizlik hareketinde 69 kişi daha imha etmiş, erkek, kadın ve çocuktan ibaret 381 kişilik bir kafileyi batıya naklettirilmek üzere Elazığ'a sevk etmişti..."
Binlerce kişi batıya sürgün edilmek için yaya olarak Elazığ'a götürülür ve yolda kafileden geri kalan yada kaçmak isteyenler vurularak öldürülür. Ağustos ayının sonuna kadar, askeri birlikler sürgünlerle uğraşır ve 6 Eylül tarihinde ikinci bir harekat emri verilir. Bu kez harekat 8. ve 9. Kolordu tarafından yürütülür.
"HİÇBİR EV, KOM, BARINAK SAĞLAM BIRAKILMAYACAK"
31 Ağustos 1938 tarihinde Ordu müfettişliğince verilen emirde şunlar yazılıdır: "Hudutları evvelce bildirilen yasak bölgeler içinde bulunan halk batıya nakledilmek üzere toplanarak bu bölgeler halktan tamamen tecrit edilecek ve bu bölgeler içinde iskana yarayacak hiçbir ev, kom ve bu gibi binalar bırakılmayacaktır.
Yasak bölge dışında oturan ve fakat yerlerinde bırakılması caiz olmayan ve birinci taramada ele geçirilemeyen aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve şerirler ile aileleri ve yakınları da batıya nakle tabi tutulacaktır."
1937 yılında yapılan harekatta teslim olan aşiretler ve köylerde bu harekat kapsamına alınır ve teslim olanlar da sürgüne gönderilir.
Genelkurmay belgelerinde 6 Eylül'de başlayan son manevraya ilişkin ise şunlar yazılı:
"Ordunun 15 Eylül akşamı hedefleri için verdiği emre göre birlikler, o tarihe kadar kendilerine ayrılan bölgelerdeki mağaraları, taş kovuklarını ve bir insanın saklanabileceği her noktayı adım adım aradılar. Istihkam müfrezesi birçok mağarayı tahrip etmek suretiyle yardımda bulundu ve bu suretle topçu ve piyade ağır silahları yakın desteğinde yapılan tarama harekatında birçok mağara ve civarlarında yapılan mademelerde, içlerinde bazı aşiret reislerinin de bulunduğu yüzlerce haydut imha edildi. Ve bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Bu arada yine yüzlerce hayvan, silah ve cephane ele geçirildi. Haydutların direndikleri köyler, münferit evler, komlar ve hatta tarla ve meşelikler yakıldı. Böylelikle manevranın bu son safhası sona ermiş oldu."
3. Ordu Müfettişliğinin Dersim'de yapılan tedip harekatına dair verdiği raporda belirttiğine göre, Ordu tarafından Dersim'de iki defada toplam olarak 17 günde yapılan tarama hareketinde elde edilen sonuç şöyledir:
"Tarama bölgesi içinden ölü ve diri 7 bin 954 kişi çıkarılmıştır. 4. Genel Müfettişlikten isimleri verilen 101 kişiden 73'ü ele geçirilmiştir. bin 19 silah toplanmıştır."
Ve Dersim'de 10 Haziran 1938 tarihinde başlayan ikinci katliam, 16 Eylül tarihinde sona erer.
SÜRGÜNLER BAŞLAR
Harekatın bastırılması ardından, iki yılda yapılan operasyonların ardından yakılmayan ve insansızlaştırılan köy ve mezraların da yakılması kararı alınır. Amaç kırsal alanları insansızlaştırmaktır. Dersim merkez ve ilçelerdeki yerli halktan olan memurlar başka illere tayin edilir. Amaç şudur: "Yerli memurlar Dersimlilerin casusudur. Onların Dersimden behemehal uzaklaştırılması iktiza eder."
Ardından, Dersim'de teslim olan da olmayan da sürgüne tabi tutulur. Sürgünler önce yaya olarak Elazığ'a, oradan da trenlerle batı illerine gönderilir. Dersim'de 90 Aşiretten 347 önde gelen aile Ege illerine ve Trakya sürgün edilir. 72 aile Tekirdağ'a, 38 aile Edirne'ye, 56 aile Kırklareli'ne, 65 aile Balıkesir'e, 73 aile Manisa'ya ve 34 aile de İzmir’e mecburi iskan'a tabi tutulur.
Tekirdağ merkez kazasına toplam 16 aile, Hayrabolu kazasına 14, Malkara kazasına 8, Saray ilçesine 19, Çorlu ilçesine de 15 aile sürülür. Edirne ili Uzunköprü ilçesine 17, Keşan ilçesine 21 aile, Kırklareli ili il merkezine 11 aile, Pınarhisar ilçesine 6 aile, Vize ilçesine 9 aile, Babaeski ilçesine 11 aile, Lüleburgaz ilçesine ise 18 aile mecburi iskana tabi tutulur, Yine Balıkesir ili merkezine 17 aile, Susurluk ilçesine 9 aile, Balya ilçesine 12 aile, Bandırma ilçesine 17 aile, Bigadiç ilçesine ise 8 aile mecburi iskana tabi tutulur. Ege bölgesinde ise Manisa merkezine 14, Akhisar ilçesine 18, Turgutlu ilçesine 6, Salihli ilçesine 13, Kula ilçesine 8, Alaşehir ilçesine 11 aile, İzmir ili merkezine 13 aile, Ödemiş’e 8 aile, Bergama'ya 13 aile, Bayındır ilçesine 9 aile mecburi iskana tabi tutulur.
1938 yılının ikinci yarısından sonra Dersim insansızlaştırılır ve yıllarca Dersim köylerinde insan yaşamaz. İnsansız bir coğrafyadır artık Dersim…
YORUMSUZ !
:) Bana tarih dersi mi veriyorsunuz şimdi bu yazıyla... Yorumsuz demişsiniz ama yazan her kimse zaten yeterince yorum katmış. 1. Müdehale'deki uygulamalar, silahlanmış, 1930'lu yıllarda ülkesine karşı gelen (ki ta Osmanlı'dan beri karşılar) Vergi vermeyen, isyan eden bir gruba karşı yapılmıştır. Ve İsyan edenler dışında kimseye dokunulmamıştır. Başbakan belge açıklayacaktı neden açıklamadı merak ettim. Sanırım başka bir gündem değiştirme işinde kullanacak. Ya da içeriği CHP'ye dokunmayacağından vazgeçti.
İkinci harekat ki yazan kişi çok güzel bir oyun yapmış siz de düşmüşsünüz aynı yıl olmadı. Yazan arkadaş sadece ay ve gün yazmış :) Yılları yazmamış böylece sanki aynı hükümet yapmış gibi gösteriyor. 2. Harekat Celal Bayar zamanında, Atatürk'ün Savarona'da ve Dolmabahçe'de yattığı döneme denk gelir. Fevzi Paşa elinden geldiği kadar olayı yavaşlatmış ama ne yazı ki dönemin CHP hükümeti katliam derecesine varacak bir müdehale yapmıştır.
mansur58
12.04.2012, 12:05
Yoo tarih bilgisi vermek değil bu konudaki bilgisizliğinizi görmenizi istedim sadece. Bilmememk ayıp değil yeterki çaktırma ama birileri çakıyor işte.
Kibrisli Nickli Üyeden Al?nt? Mesajı Göster
İsmet Paşa muhalefetti
BAŞBAKAN İNÖNÜ HAREKÂTI YERİNDE İZLER
18 Haziran tarihinde özel trenle Elazığ'a gelen Başbakan İsmet İnönü, birkaç gün bölgede incelemeler yaptıktan sonra, 21 Haziran günü beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Galip Deniz olduğu halde özel bir toplantı yaparak yapılmakta olan harekat hakkında görüşür.
Genelkurmay belgelerine göre, Başbakan İsmet İnönü'nün ziyaretinin ardından, 22 Haziran tarihinde verilen yeni emirlere göre, kıtalar yeni yerlerine konuşlandırılır. Genelkurmay belgelerinde, 24 Haziran 1937 sabahından itibaren tüm birliklerin bölgelerinde arama ve tarama faaliyetlerine başladığı belirtilerek şunlara yer veriliyor:
"Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkiya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyükbaş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu. Bir yandan birliklerden çıkarılan müfrezelerle bölgenin asilerden temizlenmesi işi ile uğraşılırken, diğer yandan hükümete muhalif aşiretlerin olumsuz propagandalarını çürütmek ve bölge halkını lehte tutmak için kontr propaganda faaliyetine önem veriliyordu.
Günlerce devam eden bu faaliyetler sırasında kadınlı erkekli birçok aşiret mensupları, bölgelerindeki birliklere dehalet etmekte ve her gün biraz daha artan sayıda silahlarını teslim etmekte idiler. 16-17 Ağustos gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba Tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü... Tarama harekatı 18 Ağustosa kadar devam edildi ve Seyit Rıza ile avenesinin doğu veya kuzeye kaçmasına mani olmak için, 4. Genel Müfettişlikçe yeni tedbirler alındı...
Takip müfrezelerinin 26 Ağustos'ta yaptıkları baskında Şahin ile amcası Alişan saklandıkları yerlerde ayrı ayrı imha edildiler. Tabiidir ki, bundan sonraki hedef Seyit Rıza ve avenesinin yakalanması idi.... Seyit Rıza'nın 10 Eylül günü saat 22:00'de silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan jandarmasına teslim olduğu, 5. Jandarma Bölük Komutanlığı'ndan, Genel Müfettişliğe bildirildi ve bunun üzerine bu maksatla tertiplenen harekattan vazgeçildi ve şimdiye kadar olduğu üzere tarama harekatına devam edildi..."
12 Eylül tarihinde. 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğn'a geçtiği telgrafta şunları yazıyordu. "Seyit Rıza'nın beklenen akıbeti sabık Dersim'in en ileri ve fakat son serdergesinin de cumhuriyet kuvvet ve adaletinden başka güvenilecek bir sığınak kalmadığına inandığını göstermektedir. Yüce başarılarını yürekten sevgi ve saygı ile kutlarım..."
Yakalanan Seyit Rıza ve arkadaşları 14 Eylül'de bir subay ve 30 kişilik bir müfreze nezaretinde Elazığ'a gönderilir. Genelkurmay Başkanlığı 19 Ekim tarihinde harekatın sonucunu yeterli görerek, kış mevsiminin de başlangıcını dikkate alarak 22 Ekim 1937'den itibaren askerlerin garnizonlarına dönmelerini emreder. Tedip harekatı sona ermiştir.
Sıra, tenkil harekatına, kaçakların aranmasına, köylerin boşaltılmasına ve sürgüne gelmiştir
SEYİT RIZA İDAM EDİLİR
Dersim'e yapılan ilk harekat Genelkurmay belgelerine göre Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ile sona ermişti. Erzincan'dan Elazığ'a getirilen Seyit Rıza, yapılan duruşmaların ardından idam kararına çarptırılır.
18 Kasım 1937 akşamı, aralarında oğlu ve kardeşinin de bulunduğu 11 kişi ile birlikte idam edilir. Önce oğlu idam edilir ve idamı ona seyrettirilir. Cellat tarafından ip boynuna geçirildiğinde Seyit Rıza boşluğa seslenir, "Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeto" der ve sandalyeye tekme vurur...
mansur58
12.04.2012, 13:05
Alıntı:
mansur58 Nickli Üyeden Al?nt? Mesajı Göster
AKP ye katılın da orda buluşalım ada sahillerinde piknik yapar özgürce denize gireriz.
Ada sahillerinde bekliyoruz...
Her ne kadar kılıf arandıysa da ayet tam da bunun içindi..
Sözlerim için kılıf aradığımı söylüyorsunuz ama hayır sözlerim çok açıktır.
1-Siyasetin başka bir cenahında duran birisi olarak diğer cenahtaki sizlere siyasi davettte bulunmak sizce neden kibir olarak algılanır ?
2- Ada sahillerinde denize girmeye davet etmek ve sizi orada bekleme romantikliğinin sizdeki karşılığı kibir mi ?
Pes doğrusu.
Solcularda, sosyalistlerde veya kemalistlerde romantik anlayıştamı bitti yahu. Belki de tek ortak yanımız bu olabilir derken beni hayal kırıklığına uğratmayın.
Not: Sivaslinet gardaş yaşın kaç bilmiyorum ama biraz daha önyargılardan kurtulabilsen seninle tartışmayı sevdim. Ama olsun her güzelin bir kusuru gülün de dikeni vardır. Gül dikeniyle, güzelde kusuruyla sevilmeli.
__________________
Kibrisli
12.04.2012, 13:25
Yoo tarih bilgisi vermek değil bu konudaki bilgisizliğinizi görmenizi istedim sadece. Bilmememk ayıp değil yeterki çaktırma ama birileri çakıyor işte.
BAŞBAKAN İNÖNÜ HAREKÂTI YERİNDE İZLER
18 Haziran tarihinde özel trenle Elazığ'a gelen Başbakan İsmet İnönü, birkaç gün bölgede incelemeler yaptıktan sonra, 21 Haziran günü beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Galip Deniz olduğu halde özel bir toplantı yaparak yapılmakta olan harekat hakkında görüşür.
Genelkurmay belgelerine göre, Başbakan İsmet İnönü'nün ziyaretinin ardından, 22 Haziran tarihinde verilen yeni emirlere göre, kıtalar yeni yerlerine konuşlandırılır. Genelkurmay belgelerinde, 24 Haziran 1937 sabahından itibaren tüm birliklerin bölgelerinde arama ve tarama faaliyetlerine başladığı belirtilerek şunlara yer veriliyor:
"Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkiya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyükbaş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu. Bir yandan birliklerden çıkarılan müfrezelerle bölgenin asilerden temizlenmesi işi ile uğraşılırken, diğer yandan hükümete muhalif aşiretlerin olumsuz propagandalarını çürütmek ve bölge halkını lehte tutmak için kontr propaganda faaliyetine önem veriliyordu.
Günlerce devam eden bu faaliyetler sırasında kadınlı erkekli birçok aşiret mensupları, bölgelerindeki birliklere dehalet etmekte ve her gün biraz daha artan sayıda silahlarını teslim etmekte idiler. 16-17 Ağustos gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba Tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü... Tarama harekatı 18 Ağustosa kadar devam edildi ve Seyit Rıza ile avenesinin doğu veya kuzeye kaçmasına mani olmak için, 4. Genel Müfettişlikçe yeni tedbirler alındı...
Takip müfrezelerinin 26 Ağustos'ta yaptıkları baskında Şahin ile amcası Alişan saklandıkları yerlerde ayrı ayrı imha edildiler. Tabiidir ki, bundan sonraki hedef Seyit Rıza ve avenesinin yakalanması idi.... Seyit Rıza'nın 10 Eylül günü saat 22:00'de silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan jandarmasına teslim olduğu, 5. Jandarma Bölük Komutanlığı'ndan, Genel Müfettişliğe bildirildi ve bunun üzerine bu maksatla tertiplenen harekattan vazgeçildi ve şimdiye kadar olduğu üzere tarama harekatına devam edildi..."
12 Eylül tarihinde. 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğn'a geçtiği telgrafta şunları yazıyordu. "Seyit Rıza'nın beklenen akıbeti sabık Dersim'in en ileri ve fakat son serdergesinin de cumhuriyet kuvvet ve adaletinden başka güvenilecek bir sığınak kalmadığına inandığını göstermektedir. Yüce başarılarını yürekten sevgi ve saygı ile kutlarım..."
Yakalanan Seyit Rıza ve arkadaşları 14 Eylül'de bir subay ve 30 kişilik bir müfreze nezaretinde Elazığ'a gönderilir. Genelkurmay Başkanlığı 19 Ekim tarihinde harekatın sonucunu yeterli görerek, kış mevsiminin de başlangıcını dikkate alarak 22 Ekim 1937'den itibaren askerlerin garnizonlarına dönmelerini emreder. Tedip harekatı sona ermiştir.
Sıra, tenkil harekatına, kaçakların aranmasına, köylerin boşaltılmasına ve sürgüne gelmiştir
SEYİT RIZA İDAM EDİLİR
Dersim'e yapılan ilk harekat Genelkurmay belgelerine göre Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ile sona ermişti. Erzincan'dan Elazığ'a getirilen Seyit Rıza, yapılan duruşmaların ardından idam kararına çarptırılır.
18 Kasım 1937 akşamı, aralarında oğlu ve kardeşinin de bulunduğu 11 kişi ile birlikte idam edilir. Önce oğlu idam edilir ve idamı ona seyrettirilir. Cellat tarafından ip boynuna geçirildiğinde Seyit Rıza boşluğa seslenir, "Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeto" der ve sandalyeye tekme vurur...
Ya siz bana bilgisiz diyorsunuz da kendi bilgisizliğinizi ortaya koyuyorsunuz. Benim bütün kibarlığıma rağmen saldırarak konuşmaya devam ediyorsunuz.
Benimle kimse bu şekilde konuşmadı çünkü ben öyle konuşmasını gerektirecek şekilde yaklaşmadım... Artı izin de vermem... Ama madem üslup öyle olmalı peki...
Beyfendi, siz kendinizi çok bilgili sanıyorsunuz ama Dersim Olayında ikinci bir harekattan bile haberiniz yok sanırım. Asıl katliam 2. harekatta olmuştur ki Dersimlilerin çoğu bu baskına karşıdırlar. Hatta 3. bir harekat dahi vardır. Bunları bilmemeniz imkansız. Bilmiyorsanız dediğiniz gibi bilmemek değil öğrenmemek ayıp ama bilipte hala bilmiyormuş gibi yapıyorsanız işte o zaman kötü. Bir önceki mesajımda İnönü'nün Başbakan olduğunu söyledim, hatta daha öncesinde de daha neden İnönü'yü yazıp duruyorsunuz anlamadım. Bastırarak yazıyorum 1. Harekatta Başbakan İnönü'dür. Asıl Katliamların yapıldı 2. ve 3. Harekat ve Temizlik Evresi adı verilen son dönemin Başbakanı Celal Bayar'dır (Görevde olduğu dönem: 25 Ekim 1937 – 25 Ocak 1939) ve Tarih 1938 Ortası ile sonu arasıdır. İnönü Parti içerisinde Muhalif kanattadır. 2. 3. ve Temizlik Harekatlarından İsmet Paşa'yı sorumlu tutmak ya bilgisizliktir ya da kötü niyetliliktir. Parti mi evet Parti CHP'dir ama harekatı yapanlar daha sonradan CHP'den ayrılıp DP'yi kuran Bakanlar Kuruludur...
Bu arada bu siteyi başka yerlerle karşılaştırmayın burası gerçekten çooook derin bilgi ve düşüncelere sahip insanların olduğu bir site... Duvara konuşmazsınız bilgisi ile size cevap verecek birileri çıkar... Haberiniz ola...
Saygılar...
mansur58
12.04.2012, 13:57
Yıkama, yağlama ve aklama gayretlerizi kutlarım ama olmuyor sırıtıyor. Devrimin en önemli iki ismi Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa o günlerde bunlardan izinsiz bu ülkede kuş kanadını bile oynatamazdı ? Geçin bunları lütfen kardeşim. Hem sinirlenmenize gerek yoktur. Biliyorum gerçeklerin acı olmak gibi kütü bir karekteri vardır ama acı da olsa her zaman ortaya çıkmak gibi bir huyu da vardr. Gerçekleri örtmeye çalışanlar adına üzgünüm.
Bu siteyi bir yerlerle de karıştırmıyorum nerede olduğumu çok iyi biliyorum ve her türlü fikri tartışmaya da varım.
Kibrisli
12.04.2012, 15:00
Celal Bayar'ın Başbakan olmasına rağmen İsmet Paşa'dan emir aldığını mı düşünüyorsunuz? Ya da Mustafa Kemal'in parmağını oynatamaz halde İstanbul'dan Celal Bayar'a emir verdiğini? Ve bütün bunları Celal Bayar'ın Atatürk ve İsmet Paşa istedi diye yaptığını?
Tayyip Erdoğan belgeleri açıklasın. Türk Tarih Kurumuna gittiğinizde ya da CHP Arşivine girdiğinizde Meclis Tutanaklarına ulaşabilirsiniz. CHP'nin Liberal Kanadı olan Celal Bayar ve grubu iktidarda iken Kemalist kanat parti içerisinde 3. ve özellikle 2. harekatta yapılanlara karşı çıkmışlardır. Mustafa Kemal yapılan 1. harekata direk kendisi emir vermiştir. Ve İsmet Paşa 1. harekatta askeri (Fevzi Çakmak'ı) biraz pasifize ettiği için de biraz ama asıl olarak Ekonomik sistemin fazla devletçi olmasından duyduğu rahatsızlıktan dolayı İsmet Paşa yerine Celal Bayar gelmiştir başa...
gericilerin temel önyargısı ve zihin haritalarının temelinde
MUSTAFA KEMAL ve arkadaşları sanki cumhuriyeti osmanlıyla savaşarak kurdu, sanki osmanlıyı cumhuriyeti kuranlar yıktı altetti, bütün herşeyiyle emperyalizme diz çökmüş 300 yıldır gerileyen çağın dışında kalmış , köle ruhlu bir toplumdu eldeki osmanlı bakiyesi, dini din değil dili dil değil toplumu toplum değil , askeri asker değil , almanın uşağı olmuş, devlet yönetimi ingilizin esiri olmuş, fransızın hayranı aydını olmuş, elde koca bir heyula kalmış, sanki o kadrolar 1919 da aniden doğup samsundan yola çıktılar , bilmezmisin o kadrolarda osmanlı askeriydi subaydı memuruydu, o kokuşmuşluğun o çürümüşlüğün içinden binbir dereden su getirerek kıldan ince sıratlardan geçerek yokdan varederek kendilerince o kuşatılmışlıktan bir ulus inşa etmeye çalıştılar , gerici halifeni kaldırmış ama yerine modern anlayışla diyanet kuruluşunu kurmuş onu bile göremez bunlar ne diyeyim her nekadar karşı olsamda haram etsemde verdiğim kuruşları vergileri, şimdi amerikan hormonuyla şişirilip tekrar piyasa gericilik sürülünce bazıları hemen birçok şeyden çabucak vazgecip unutacağa benzer kazanımlarını ama tarih öyle yazmaz o kadar kolay değildir kazanılan değerlerin kıymetini azıcık kaybetmeye başlasın herkes bak nasıl anlar sahiplenirler ozaman
şimdi hepsi demokrat oldu ne biçim bişeyse şu demokrasi ama tramvay demokratı bunlar gideceği duraklar belli, tramvayın hattı belli bunlarda ama insanlığın anladığı gelişim cizgisi ve değişim cizgisi hiçte onların hayallerinde süsledikleri sana bana don biçtikleri demokrasi değil. diyalektiği kimse başaşağı ceviremez, ırmaklar yukarı akmaz, insanlık ama er ama geç demokrasi yatağını bulup yolalmaya devam edecektir.
mansur58
12.04.2012, 15:26
Genel Kurmayın belgeleri çok açık
Bu işi aklamaya çalışmanın aşırı gayreti niye?
Doğruya doğru demek bu kadar zormu ?
Bunlar tarihi gerçekler.
mansur58
12.04.2012, 15:35
gericilerin temel önyargısı ve zihin haritalarının temelinde
MUSTAFA KEMAL ve arkadaşları sanki cumhuriyeti osmanlıyla savaşarak kurdu, sanki osmanlıyı cumhuriyeti kuranlar yıktı altetti, bütün herşeyiyle emperyalizme diz çökmüş 300 yıldır gerileyen çağın dışında kalmış , köle ruhlu bir toplumdu eldeki osmanlı bakiyesi, dini din değil dili dil değil toplumu toplum değil , askeri asker değil , almanın uşağı olmuş, devlet yönetimi ingilizin esiri olmuş, fransızın hayranı aydını olmuş, elde koca bir heyula kalmış, sanki o kadrolar 1919 da aniden doğup samsundan yola çıktılar , bilmezmisin o kadrolarda osmanlı askeriydi subaydı memuruydu, o kokuşmuşluğun o çürümüşlüğün içinden binbir dereden su getirerek kıldan ince sıratlardan geçerek yokdan varederek kendilerince o kuşatılmışlıktan bir ulus inşa etmeye çalıştılar , gerici halifeni kaldırmış ama yerine modern anlayışla diyanet kuruluşunu kurmuş onu bile göremez bunlar ne diyeyim her nekadar karşı olsamda haram etsemde verdiğim kuruşları vergileri, şimdi amerikan hormonuyla şişirilip tekrar piyasa gericilik sürülünce bazıları hemen birçok şeyden çabucak vazgecip unutacağa benzer kazanımlarını ama tarih öyle yazmaz o kadar kolay değildir kazanılan değerlerin kıymetini azıcık kaybetmeye başlasın herkes bak nasıl anlar sahiplenirler ozaman
şimdi hepsi demokrat oldu ne biçim bişeyse şu demokrasi ama tramvay demokratı bunlar gideceği duraklar belli, tramvayın hattı belli bunlarda ama insanlığın anladığı gelişim cizgisi ve değişim cizgisi hiçte onların hayallerinde süsledikleri sana bana don biçtikleri demokrasi değil. diyalektiği kimse başaşağı ceviremez, ırmaklar yukarı akmaz, insanlık ama er ama geç demokrasi yatağını bulup yolalmaya devam edecektir.
Küfrettiğiniz Osamanlı 633 yıl ayakta kalmayı başarmış ve büyük bir medeniyet kurmuştur. Devlet ebed müddettir cumhuriyetten hiç bir şkayetimiz yoktur yeterki doğru yönetilsin ama bu halkın kültürel ve manevi değerlerine savaş açılarak kurulan bu düzen bir türlü tutmadı. Her on yılda bir, darbelerle direk vurularak ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Siz madem bu kadar bu düzenle gurur duyuyorsanız bu kadar şkayet niye ?
Sonuç kendinizce adam etmeye çalıştığınız, dönüştürmeye çalıştığınız bu halka rağmen bu ülkede hiç bir şey yapamayacağınız bilimsel bir gerçek kadar ortaya çıkmıştır. Çünki ne yaparsanız yapın benim peygamberim buyuruyor ki; her şey aslına dönecektir. Şimdi bu millette öze dönüşünü gerçekleştiriyor.
Size tavsiyem gelin bu halkın milli ve manevi değerleriyle barışın.
sivaslınet
12.04.2012, 15:59
Sözlerim için kılıf aradığımı söylüyorsunuz ama hayır sözlerim çok açıktır.
1-Siyasetin başka bir cenahında duran birisi olarak diğer cenahtaki sizlere siyasi davettte bulunmak sizce neden kibir olarak algılanır ?
2- Ada sahillerinde denize girmeye davet etmek ve sizi orada bekleme romantikliğinin sizdeki karşılığı kibir mi ?
Pes doğrusu.
Solcularda, sosyalistlerde veya kemalistlerde romantik anlayıştamı bitti yahu. Belki de tek ortak yanımız bu olabilir derken beni hayal kırıklığına uğratmayın.
Not: Sivaslinet gardaş yaşın kaç bilmiyorum ama biraz daha önyargılardan kurtulabilsen seninle tartışmayı sevdim.
Doğrusunu söylemek gerekirse ben de ciddi bir tartışma varken, kendini bir şey sanıp ta kibirin getirisi olan ada sahilleri gibi alaylı sözlerle tartışanlardan hiç hoşlanmam. Alçak gönüllü, mütevazi ve sürekli bilgi ile tartışanları severim.
Sağcı, solcu, sosyalist, anarşist birisi değilim. Sadece bilimsel düşünüyorum o kadar.
Ayrıca ön yargının anlamını da bilmiyorsunuz. Pozitif düşünen insanlarda düşünceler her zaman doğa gerçekleriyle örtüşüğünden ön yargı da olmaz.
Umarım gelecekte daha gerçekçi tartışmalarda buluşuruz.
Kibrisli
12.04.2012, 16:32
Genel Kurmayın belgeleri çok açık
Bu işi aklamaya çalışmanın aşırı gayreti niye?
Doğruya doğru demek bu kadar zormu ?
Bunlar tarihi gerçekler.
Arkadaş benim anlamakta güçlük çektiğim de şu. Bu dersim olayının 1.'si 12 Mayıs 1937’de başlayarak 1 Temmuz 1937'de bitmedi mi? Bu dönemde İsmet Paşa Başbakan ve ölü sayısı idam edilen 11 kişi ile birlikte 262'dir. Bu harekat 1.5 ay sürmüştür. İkinci Harekat 2 Ocak - 7 Ağustos 1938 tarihleri arasında, Üçüncü Harekat 10-17 Ağustos 1938 tarihleri arasında ve Temizlik Harekatı denilen son harekat ise 6 Eylül - 23 Eylül Arasında sürmüş. Yani 9 ay süren bu harekatta ölü sayısı 13160. Başbakan Celal Bayar. Siz bunu nasıl göremiyorsunuz? Onu anlayamıyorum. Bu arada Şehit sayısı da 200... Orada silahlı isyan yok diyenlere en güzel -aslında en üzücü- örnektir. Bu 200 Asker kendisini vurmadıysa...
mansur58
12.04.2012, 16:51
Arkadaş benim anlamakta güçlük çektiğim de şu. Bu dersim olayının 1.'si 12 Mayıs 1937’de başlayarak 1 Temmuz 1937'de bitmedi mi? Bu dönemde İsmet Paşa Başbakan ve ölü sayısı idam edilen 11 kişi ile birlikte 262'dir. Bu harekat 1.5 ay sürmüştür. İkinci Harekat 2 Ocak - 7 Ağustos 1938 tarihleri arasında, Üçüncü Harekat 10-17 Ağustos 1938 tarihleri arasında ve Temizlik Harekatı denilen son harekat ise 6 Eylül - 23 Eylül Arasında sürmüş. Yani 9 ay süren bu harekatta ölü sayısı 13160. Başbakan Celal Bayar. Siz bunu nasıl göremiyorsunuz? Onu anlayamıyorum. Bu arada Şehit sayısı da 200... Orada silahlı isyan yok diyenlere en güzel -aslında en üzücü- örnektir. Bu 200 Asker kendisini vurmadıysa...
Arkadaşım bu içerisinde aşamaları barındıran bir süreçtiBuna M kemal Paşa da dahildir İsmet Paşa da, Celal bayarda ve dolayısıyla dönemin karar verme merciinde bulunan herkes. Yapılan olayları tasvip edersiniz etmezsiniz o ayrı mesele.
mansur58
12.04.2012, 16:52
Doğrusunu söylemek gerekirse ben de ciddi bir tartışma varken, kendini bir şey sanıp ta kibirin getirisi olan ada sahilleri gibi alaylı sözlerle tartışanlardan hiç hoşlanmam. Alçak gönüllü, mütevazi ve sürekli bilgi ile tartışanları severim.
Sağcı, solcu, sosyalist, anarşist birisi değilim. Sadece bilimsel düşünüyorum o kadar.
Ayrıca ön yargının anlamını da bilmiyorsunuz. Pozitif düşünen insanlarda düşünceler her zaman doğa gerçekleriyle örtüşüğünden ön yargı da olmaz.
Umarım gelecekte daha gerçekçi tartışmalarda buluşuruz.
Bu yorumuna cevap vermiyorum ama yine de Ada sahillerimiz çok güzel bu yaz tatilin tadını çıkarmak lazım.
vBulletin v3.8.3, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.