PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hadislerin Kur'ana arzı ve.....


halukgta
24.09.2012, 12:20
Bizler inanç sistemimizi öyle yanlış bir yol üzerine oturtmuşuz ki, Kur’an ın hükümlerine inancımızın taban tabana zıt olduğunun, farkında bile değiliz. Yine bir kardeşimizin, bir yazıma verdiği cevap çok düşündürücü olduğu için, sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü bu yanlış her zaman yapılıyor, örnek gösteriliyor.


(Haluk bey, sözleriniz Hadis Münkirlerinin sözlerine benziyor. Hadislerin Kur'an'a arzına dâhil tek bir rivayet yoktur. Zaten bu çok absürd bir metod çünkü Kur'an'da meselelerin tamamı yoktur. Kur'an'da meselelerin tamamı yok ise her meseleyi Kur'an'a nasıl arz edeceksiniz?)


İşte size günümüz tabiriyle, din ve iman adına meçhule doğru yolculuğa, dikkat çekici bir örnek. Arkadaşımız hadislerin Kur’an a arzı konusunda rivayet arıyor. Hâlbuki Kur’a na bakmış olsaydı, Allah ın uyarılarını görüp, sakın emin olmadığın bilginin ardına düşme, Kur’an ın ipine sarıl, sizlere Kur’an da her konudan nice örnekleri verdik ki anlayasınız, hiçbir eksik bırakmadık biz Kur’an da, dediğini apaçık görecekti. Kur’an dururken, ondan başka kanıt mı arıyoruz. Aradığımız için de, toplum olarak bugün ne hallerdeyiz. Allah bizleri affetsin.

Kardeşimiz bu sözleriyle, bizlere iletilen rivayetlerin, helal ve haram hükümlerinin hepsini Kur’an da bulamayacağımızı, onun içinde Kur’an da bahsedilmeyen, hükmü verilmeyen konuları da Kur’an dan aramamız ve Kur’an ın süzgecinden geçirmemiz mümkün olamayacağını söylüyor. Bu doğrultuda, düşünce ve inancını dile getiriyor. Kontrolü olmayan bir inancı, Allah a nispet etmekten, Rabbim e sığınırım.


Arkadaşımız hadislerin Kur’an a arzına dâhil, tek bir rivayet yoktur diyerek, kendine delil bulmuş bile. Önce bu kardeşimize rivayetlerin dine hüküm koyamayacağını, rivayetin önce ne olduğunu araştırmasını öneririm.

Hadislerin Kur’an a arzı konusunda, yine rivayet arayan bu kardeşimize, MİNAREYİ ÇALAN, KILIFINI HAZIRLAR sözünü hatırlatmak isterim.

Aklını kullanan, hurafe den delil aramaz. Aklını kullanan Rabbin koruması altındaki FURKAN dan delil arar.

Kendisine rivayet kanıt arayan kardeşimize, peygamberimizin rivayetlerinden de elbette örnek gösterebiliriz. Bir şartla, Kur’an ın onayını almak şartıyla. Peygamberimiz bizlere, Kur’an ın iki kapağı arasındaki bilgilerden başka, hiçbir şey bırakmadığını söyler. Yine bu kardeşimiz eğer iyi araştırmış olsaydı, peygamberimizin önce izin verdiği, ama daha sonra yapılan yanlışları gördüğü için, hadis yazımının, naklinin yasaklandığını bilmesi gerekirdi. Bu yasağın dört halife devrinde de devam ettirildiğine dair, birçok rivayet bilgiler vardır bugün elimizde. Dediğimiz gibi, hepside rivayettir. Hiçbir rivayet dine hüküm koyamaz, doğruluğundan eminde olamayız. Dine hüküm koyan, yalnız Rabbimizdir, onun onayından geçen her bilgide, bizim başımızın tacıdır.


Bu arkadaşımız bunları söylerken, bugün bizlere öğretilen ve Kur’an ın bahsetmediği birçok örnekleri de vererek, bakın bu konuda Kur’an da haram olduğuna dair bir bilgi yoktur, yani bunları da peygamberimiz haram olduğuna, hükmederek, bizleri hadisleriyle bilgilendirmiştir, onun için her şeyi Kur’an ile karşılaştıramayız, Kur’an da aramamız mümkün değildir diyebiliyor.


Peki, bu inanç ve düşünceye Kur’an onay veriyor mu? Rivayetlerden bu konuda kanıt arayan ve bulamayan kardeşimize, acaba Kur’an bu düşüncesine onay veriyor mu diye, düşünmesini de öneririm.

Diyelim ki arkadaşımız haklı, İslam ı yaşamak adına takip edeceğimiz bu yol ve yönteme, eğer onay veriyorsa Kur’an, bu durumda ona hak verebiliriz. Gelin şimdi bu sorunun cevabını Kur’an da arayalım. Yani Allah elçisine, kendisinin haram dediklerinden başka konularda da, haram koyma yetkisi vermiş mi?

Önce size her yazımda neredeyse hatırlattığım, bir ayeti hatırlatmak istiyorum.

Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

Dikkat ederseniz Allah, sizleri Kur’an dan sorum tutuyorum diyor. Hatta birçok kez Kur’an ın ipine sarılmamıza önerir bizlere. Bu hükmü veren Rahman, acaba daha sonra Kur’an ın hükmü olmayan, Kur’an da hiç bahsedilmeyen bir hükümden, haramdan sorumlu tutar mı bizleri? Sanırım arkadaşımızın düşüncesi, daha ilk örnek verdiğim ayetten bile onay alamadı.

Şimdi sizlere peygamberimizin, haram ve helal koyma yetkisinin olup olmadığına ışık tutacak, bir ayeti hatırlatmak ve üzerinde sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum.

Aşağıdaki ayette, peygamberimiz aile içinde, eşlerinin hoşnutluğu adına, helal olan bir şeye haramdır diyor. Bakın Allah bunu yapan elçisine nasıl bir ayet indiriyor, uyarıyor ve aile içinde söylenmesine rağmen, bu uyarıyı Kur’an a alarak, tüm insanlığın bu konudan haberinin olmasını, acaba neden istiyor olabilir. Önce ayeti yazalım.

Tahrim 1: Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Ayete dikkatle baktığımızda, aslında aile içinde, belki de yalnız eşleri arasında hoşnutluğu sağlamak adına, peygamberimiz helal olan bir şeye haramdır diyor. Fakat Allah, bu aile içindeki olay dışarıya yanlış akseder, duyulur diye, hemen bakın nasıl bir ayet indirerek uyarıyor. İşin ilginci bu uyarıdan bizlerinde haberinin olmasını istiyor. Yoksa gizlicede elçisini uyarabilirdi. İşte bu ayetten almamız gereken, büyük dersler var. Ayette, Allah ın sana helal ettiğimi, neden haramlaştırıyorsun sözleri, sizce her şeyi çok net açıklamıyor mu?

Şimdide Allah ın helal ve haram konusunda verdiği hükümlere ve bizleri bu konuda ki uyarılarına bakalım.

Bakara 173: Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Yukarıda ki ayette açıkça belirtilenlerin dışında, temiz olan her şeyin helal olduğunu siz bu ayetten anlamadınız mı?

Günümüzde bizlere uzun bir liste verilir, helal ve haramları içeren. Hani bu liste neden Kur’an da yok diyenlere, işte kardeşimizin bana söyledikleri yıllardır topluma da söylendiğinden, hiç kimse bu listenin nereden geldiğini de araştırmamıştır. Çünkü her şey Kur’an da yoktur, mantığına inandırılmışız da ondan.

Kur’an da hiç bahsi geçmeyen, haramlar listesi nereden bizlere sokulmuştur biliyor musunuz dostlar? Bugün Yahudilerin elindeki, tahrif edilmiş Tevrat ta yazıyor. Tek tırnak hayvanlar yenmez, çift tırnak olacak, yabani şu ya da bu hayvanlar yenmez, denizde şunlar yenir bunlar yenmez ve buna benzer uzun bir liste vardır. Hiç birimiz sormuyoruz bile, neden Kur’an da yok tüm bu haramlar listesi? Hani Kur’an dan sorumluyduk, hani Kur’an ın ipine sarılacaktık, hani biz Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık diyordu Rabbim. Ne oldu tüm bu ayetlerin hükümleri. Yoksa bu ayetlere iman etmiyor muyuz?

Kimseye soramayız, çünkü sorgulama yetkimiz, gücümüz elimizden alınmışta ondan. Sen düşünme, zaten anlayamazsın mantığını içimize sokanlar, bu işi çok iyi başarmışlar. Artık sorgulamayan, düşünmeyen bir toplum olmuşuz.

Kur’an indirilmeden önce, nelerin haram olduğu konusunda detaylı bir bilgimiz yok elbette. Fakat Allah elçisine, o günkü ehli kitap toplumunu uyarmak adına, bakın nasıl bir ayet indiriyor.


Aliimran 50: 'Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin.'


Demek ki daha önce, bazı şeyler geçmiş topluma harammış. Ama Allah bu haramları kaldırmak için ayetler indirdiğini, yani bundan sonra açıkladıklarımın dışında, haramlar yapmayın sakın kendinize diyor.

Şimdi hatırlatacağım ayet üzerinde, lütfen dikkatle düşünelim. Düşünme yetkisini başkalarına verenler düşünmeye bilir. Kendi sorunu.


Hakka 44–45–46: Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

Ayetin güzelliğine bakar mısınız lütfen. Allah Kur’an dışından bazı sözleri, bunlarda Allah katındandır deseydi, onun canını alırdık diyor. Ama bu ve buna benzer onlarca ayetlere gözlerini yumanlar, hala peygamberimizin Kur’an da olmayan konularda hüküm verebileceğine inanmakta ısrar edebiliyorlar. Sırf hurafe itikatlarından vazgeçmemek adına.


Arkadaşımız bana verdiği cevaplarda, Allah sadece Kur’an demiyor, peygambere de itaati vurguluyor diyerek, ayetleri kendi itikatlarına delil aramaya devam ediyor. Hâlbuki Allah elçime uyun, ona uymak bana uymak gibidir derken, elçisinin bizleri yalnız ve yalnız Kur’an ile uyaracağını, onun dışına çıkmayacağını anlatıyordu birçok ayetinde. Kur’an ın dışına çıkamayacağını, onun dışından bazı sözleri bunlarda Allah katındandır demiş olsaydı, onun canını alırdık dediği ayetleri görmezden gelerek, kendi itikatlarına kelimelerin ardından delil arayanlara, ne söylesek anlamayacaklarını çok iyi biliyorum.

Bakın Rabbim bu ve buna benzer itikatların ardı sıra giderek, Allah ın Kur’an da hiçbir delil indirmediği şeylerin ardına düşenlere ne söylüyor.


Enam 81: “Allah’ın size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”

Bana Kur’an da her şey yazmaz diyen kardeşimizin, acaba bu ayetlerin ne söylediğinden haberi yok mu?

Allah size hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri, bunlarda Allah katındandır diyenleri, adeta Allah ın yetkilerini edindikleri velilere nispet ettiklerinden, tüm bu davranışlarından dolayı, Allaha ortak koşma olarak görüyor bunları yapanları. Elbette Rabbin hükmetmediklerini de, bunlar Allah katındandır diyenler, Allah ın hükümlerine ortak koştuklarını bilmelidir.

Ayetin sonunda, Rabbin sorusu düşündürücüdür. Bakın ne soruyor aklını kullananlara. Öyleyse iki taraftan hangisi güvende olur?

Birincisi Allah ın hükümlerine iman edip, hurafe ve sanının ardı sıra gitmeyenler. Diğeri de Kur’an da Allah ın hiçbir delil indirmediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenlerin takip ettiği yol. Sizce hangi yol daha emin ve daha doğrudur? Rabbin ayetin sonunda, sorduğu gibi. EĞER BİLİYORSANIZ SÖYLEYİN.

Kur’an bu konuda çok açık hükümler vermiş ve Allah ın Kur’an da hüküm vermedikleri hiçbir konuda, sorumlu olamayacağımızı ve yine haram ve helal konusunda da yetkinin yalnız Allah ta olduğunu, apaçık bakın nasıl bildiriyor bizlere.


Maide Suresi 87: Ey iman sahipleri! Allah 'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.

Sur. 116. ayet; Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar.

Demek ki bu konuda, apaçık hüküm var. Bilgisizce emin olmadan, Allah ın açıkça haramdır demediklerine, haram deme yetkisi kimsede yok. Ayete dikkat ederseniz, Allah ın helal kıldığından bahsediyor. Demek ki yetki bizzat kendisinde. Bunun dışında şu ya da bu haramdır demek, Allaha iftira atmak olduğunu hatırlatıyor bizlere.

Aşağıdaki ayetlerde bu konuyu daha da pekiştiriyor ve bakın ne diyor.

Enam 140: Şu bir gerçek ki, ilimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenlerle, Allah'ın kendilerine verdiği rızıkları, Allah'a iftira ederek haramlaştıranlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. İnan olsun, sapıtmışlardır onlar; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar.


Enam 150: Şunu da söyle: "Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin." Eğer tanıklık ederlerse, sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla ahrete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.

Yunus Suresi 59. De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?

.
Yukarıdaki ayetleri apaçık gördükleri halde, hala gözlerini yumarak, Kur’an dışından haramlar edinenlere, daha ne söylemek gerekir bilemiyorum. Allah ın Kur’an da haram demediklerine haramdır diyenler, Allaha iftira ettiklerini söylüyor. Sanırım birde, peygamberimize iftira atıldığını da hatırlatmalıyım. Bu insanların sapmış olduğunu, bu insanların doğruyu asla bulamayacaklarının, uyarısını da yapıyor Allah ayetinde.

Enam suresi 50. ayetinde ise, Rabbin haram demediklerine haram dır diyenlere açık tehditle, Allah şunu haram etmiştir diyenler, bunun şahitlerini getirsinler diyor. Eğer tüm bunlara iman edip, Allah ın haram demediklerine, haramdır diye şahitlik yapanlarla birlikte olmayın diye ikaz ediyor bizleri.

Yunus 59. ayetinde de şükürler olsun Rabbim, bu konuya çok açık bir şekilde hükmünü veriyor ve bakın ne diyor, tekrar hatırlamakta yarar var.

(Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?)

Demek ki haram ve helal koyma yetkisi, yalnız Allah ın mış, ama ayetleri okuyup, düşünen mi var. Bunu yapanların, Allaha iftira attıklarını unutmamalıdırlar. Bunun cezasını tahmin bile etmek istemiyorum. Rabbim cümlemizi böyle büyük bir hatadan korusun.

Bizler dine öyle hurafeler sokmuş ve buna yüzlerce yıldır inandırılmışız ki, adeta kangren olmuş içimizde. İnancımız Allah yolundan sapmış. Batıl doğru bilindiğinden, hakkın sözlerinin üstü örtülmüş. Yapılan yanlışları ortaya çıkarmaya çalışanlar, ayetleri topluma hatırlatma çabasında olanlar ise, toplumda dışlanır olmuş. Sünnet İnkârcı damgasıyla suçlanır olmuşlar.

Hâlbuki peygamberimiz söylemediği halde, bunlarda peygamberimizin sözleridir diyenlerin, cehennemdeki yerini hazırlasın diye uyaran peygamberimizin sözlerini, her nedense duymak istemiyorlar.

Allah yardımcımız olsun. Çok zor günlerin içinde yaşıyoruz. Kur’an her konuda detaylı bilgi vermeyen kitap ilan edildiği için, artık ona müracaat edende çok küçük bir azınlık kaldı. Yani artık peygamberimizin söylediği gibi, Kur’an terk edildi. Onun içindir ki Allah ta bizleri cezalandırıyor, dualarımız karşılık bulmuyor.

Dilerim Kur’an ın kıymetini anlayan, ona gereken saygıyı gösteren, Rabbin halis kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

_DuMaN_58
24.09.2012, 15:11
Nitekim kendi içinizden size Ayet’lerimizi okuyan, sizi arındıran,size Kitabı, Hikmeti ve bilmediğiniz şeyleri öğreten bir resul gönderdik.

Resul size neyi verdiyse ,onu alın ; sizi neden nehyetti ise, ondan da sakının. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah ın azabı çok çetindir.

Biz her türlü peygamberi Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik.

De ki eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin.

O kimseler ki, Nebiyyi Ümmi olan Rasüle tabi olurlar. O Nebi ki, Tevrat'ta ve incil'de yazılı bulduklarıdır. İşte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara temiz ve güzel şeyleri helal, pis ve zararlı şeyleri haram kılar ve üzerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki bağları kaldırır. O peygambere inanıp ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen Nur'a tabi olanlar var ya , işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

De ki: Allah'a itaat edin, peygamberlere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki peygamberin sorumluluğu kendisine yüklenen tebliğdir. Sizin sorumluluğunuz da size yüklenen görevi yerine getirmenizdir. Eğer peygambere itaat ederseniz, hak yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

halukgta
24.09.2012, 20:21
Bir ayetin ne anlattığını doğru anlamak istiyorsak, kelimelerin arkasından anlamlar çıkarmadan, önce ayetin ne anlattığını anlamaya çalışmalıyız. Daha sonrada yine Kur’an ın başka ayetlerinden yardım almalıyız.

Yazdığınız ayetlere gelince. Gelin onları çok kısaca Kur’an süzgecinden geçirelim.

(Nitekim kendi içinizden size Ayet’lerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitabı, Hikmeti ve bilmediğiniz şeyleri öğreten bir resul gönderdik.)


Allah sizce yukarıdaki sözleriyle, neyi kast ediyor olabilir? Allah görev verdiği resulleri bizlerin içinden seçtiğini, gönderdiği ayetleri bizlere tebliğ ettiğini ve bu bilgilerle bizleri temizleyip arındırdığını, yani doğru yola ilettiğinden bahsediliyor. Ayrıca bizlere kitabı ve hikmeti öğretti sözlerinden de, bizlere ilmi, bilgeliği verdiği anlatılıyor. Tüm bu kitapta bilmediğimiz şeyleri de öğrendiğimiz açıklanıyor.

Bu ayette geçen HİKMET sözcüğüne, öyle anlamlar yüklüyoruz ki, sonu olmayan bir dipsiz kuyuya düşmüş olmaktan farksız davranıyoruz. Hikmet sözcüğünden yola çıkarak, peygamberimizin Kur’an da olmayan şeyleri de bizlere verdiği iddia ediliyor. Lütfen dikkatle okuyalım, böyle bir anlam var mı? Bu manayı çıkartabilmek için, diğer ayetlerden onay alabiliyor muyuz? Tabiî ki hayır.

Hatırlayınız Allah elçisinin görev tanımını, yetkisini bizlere anlatırken ne diyordu? Bizim gönderdiklerimize, bunlarda Allah katındandır diye ilaveler yapmış olsaydı, onun şah damarını keserdik demiyor muydu? İşte ayeti anlarken, diğer ayetlerden faydalanma böyle olur.


Yine aşağıdaki ayeti örnek vermişsiniz.

(Biz her türlü peygamberi Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik.)

Allah gönderdiği elçisine, itaat edilmesini istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Eğer bu yapılmazsa, Allah ın elçisine itaat edilmezse, Allah ın gönderdiği ayetler nasıl tebliğ edilsin. İtaat edilecek ki Allah ın emirleri duyurulsun. Bu ayetten farklı bir emir çıkarmak, ayetlerin hükümlerini saptırmak olur.

Örnek verdiğiniz bir başka ayette;

(Resul size neyi verdiyse, onu alın ; sizi neden nehyetti ise, ondan da sakının. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah ın azabı çok çetindir.)

Gelelim yukarıdaki ayete. Allah bu ayette nelerden bahsediyor biliyor musunuz? Lütfen ayetin öncesini, sonrasını ve ayetin nelerden bahsettiğini dikkatle okuyunuz. Bu ayet savaşta kazanılan ganimetlerin dağıtılması ile ilgili bir ayet. Savaşa katılmadıkları halde, ganimetten pay almak isteyenlere, Allah ın indirdiği bir ayettir. Burada Allah ganimetin dağıtılmasında, elçim size neyi verdiyse onu alın, vermediyse istemeyin diye uyarıyor. Çünkü ganimet dağıtımında peygamberimiz çok zorlanıyor ve haksız isteklerde bulunuluyordu. Lütfen kelimelerle, cümlelerle oynayarak, anlam saptırması yapmayalım, bu büyük bir günahtır.


Diğer ayette bahsedilenlere bakalım.

(De ki eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin.)

Bu ayette de peygamberimize uyulması emrediyor, çünkü ayetleri tebliğ edip, atalarından gelen yanlış itikatlardan vazgeçirmek için, Allah ın elçisine verdiği bir güç, kuvvettir bu ayet. Daha açıkçası elçisinin işini kolaylaştırması adınadır.


Peygamberimize tabi olmaktan, Kur’an a tabi olmayı çıkarmalıyız. Çünkü onlarca ayetinde, elçisine seslenerek, onlara yalnız Kur’an ile hükmet, sakın başkalarının hevasına uyma diye uyarmıyor muydu? Hatta sana gönderdiğimizi onlara tebliğ et, bunu yapmazsan görevini yapmamış sayarız dediği ayetleri unutmamalıyız.

Yine peygamberimizin, helal ve haram konusundaki tebliğ ayetlerine gelince. Allah apaçık sizlere açıkladıklarımın haricinde tüm temiz şeyleri sizlere helal kıldım diyor da, haram koyma yetkisini yalnız kendisinde olduğunu da apaçık bildiriyorsa, sizce Rabbin haram demediği bir şeyi, peygamberimizin haram demesi mümkün mü? Hatırlayınız helal ve haram konusunda, ne oldu da bir helal bir de haram yaptınız, yoksa Allah mı size izin verdi, diye bizleri uyaran ayetleri hatırlayalım.

Allah yüzlerce ayetinde Kur’an a tabi olmaktan ve elçisinin de yalnız Kur’an a tabi olduğunu anlatır bizlere. En son örnek verilen ayet bakın ne kadar güzel açıklıyor her şeyi. Hatta peygamberimizin görev tanımını da yapıyor.

(De ki: Allah'a itaat edin, peygamberlere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki peygamberin sorumluluğu kendisine yüklenen tebliğdir. Sizin sorumluluğunuz da size yüklenen görevi yerine getirmenizdir. Eğer peygambere itaat ederseniz, hak yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.)


Yukarıdaki ayet, elçiye uymanın Allaha uymakla aynı olduğunu söylüyor. Çünkü elçi Allah ın kitabından başka hiçbir şeyi tebliğ edemeyeceği anlatılıyor. Daha da açıkça peygamberin sorumluluğu kendisine yüklenen Kur’an ı tebliğ etmektir diyor. Bizlerin sorumluluğu da, bizlere tebliğ edilen Kur’an ın hükümlerini yerine getirmek olduğu apaçık söylenerek, Peygamberimizin asli görevi izah ediliyor.

Sizce her şey o kadar açık değil mi. Lütfen ayetleri tek başına, kelime ya da cümleler ele alarak değerlendirmeyelim. Kur’an ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, Kur’an ı bir bütün olarak düşünmeliyiz.

Şöyle düşünelim. Allah elçisine hitaben, sana indirdiğimize ilaveler yaparak, bunlarda Allah katındandır demiş olsaydın, senin şah damarını keserdik diyorsa, bu ikazı alan Allah elçisi, Kur’an ın hüküm vermediği bir konuda, kendisi hüküm verir miydi? Bu sorunun cevabı açıktır. Diğer ayetleri anlamaya çalışırken, bunu asla unutmamalıyız.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

_DuMaN_58
25.09.2012, 01:04
Peygamber efendimiz, Allah'ın emrettikleri doğrultusunda ümmetini bilgilendirmiştir değil mi. Kendi kafasından hüküm veremez. Allah, peygamberimize Cebrail vasıtasıyla ayetleri indirdi.Peygamberimizde bu ayetleri ümmetine bildirdi.

Şöyle bir durum olsaydı, peygamberimiz gönderilen ayetleri ümmetine bildirmeyip "ben ne yapıyorsam, nasıl yaşıyorsam sizde benim yaptığımı yapın." deseydi. Kendisine gelen ayetleri içinde saklı tutup sadece davranışlarında gösterseydi, biz peygamber efendimizin yaptıklarını aynı şekilde yapacak mıydık? Yoksa peygamberimizin yaptıklarının doğruluğunu araştıracak - karşılaştıracak bir tür kayank arayışına mı girecektik??

halukgta
25.09.2012, 08:50
Değerli din kardeşim, peygamberimizin hayatını araştıralım, bizlere ulaşan hadislerinden de faydalanalım ama tüm bilgileri Kur'ana arz edelim ve öyle yararlanalım. Buna kimse zaten karşı çıkamaz.

Benim karşı çıktığım, o kadar çok peygamberimizin adı kullanılarak dine nifak sokulmuş ki, bunları elde kur'an aklımızla temizleyelim.

Size küçük bir örnek vermek isterim. Peygamberimizin ölümünden sonra kısmen toplanan hadis sayısı 500 ü geçmiyormuş. peki bugün kaç tane olmuş biliyor musun? Milyonlarca, sayısını bile tam bilen yok. İşte bu yolla dinimizi yaşarsak, sizce bizim yolumuz nereye doğru gider?

Bir başka düşünmemiz gereken konuda, peygamberimizin sağlığında hadis yazımını yasaklaması konusudur. Bir kısım düşünce daha sonra izin verdiğini söylerler. Daha önce yasaklamasının nedenide, sözlerinin çarpıtılarak nakledildiğini görmesi üzerinedir. Sizce bunu gören peygamberimiz, daha sonra izin verirmi hadis nakline?

İzin verip vermeyeceğini dört halife devrinde, bu konuda yapılan çabalardan anlayabilirsiniz. Bakın peygamberimize en yakın olan bu insanlar nasıl mücadele etmiş hadis yazımı ve dağıtılması ile ilgili.

Hz. Ebu Bekir’in aldığı önlemler

Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”
[Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3]



Hz. Ebu Bekir vefat ettiği gece bir hayli huzursuz olmuş ve uyuyamamış, bunun sebebini soran kızı Hz. Aişe’ye sebebinin hadisler olduğunu söylemiş, sabah olunca da evde mevcut olan bütün yazılı hadisleri getirtip yaktırmış.
[Zehebi, I, 5]


Ömer’ın aldığı önlemler

Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi.
[İbn Abdilberr, 108]

Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişnası’dır bunlar.
[İbn Sad/Tabakat 5/140]

Hz. Ömer Irak’a yolcuğa giden arkadaşlarına şöyle demişti: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kur-an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız.
[Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63]



Hz. Osman’ın aldığı önlemler

Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına göndermekle tehdit etmiştir.
[Tahzırul Havas 10b. ]



Hz. Ali’nin aldığı önlemler

Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve “Sizden önceki insanlar, Rabb’lerinin Kitabını terk ederek âlimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır” demiştir.
[İbn Abdilberr, 108]

Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”

İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm

Bir gün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi?” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?” diye sordum. Resullullah dedi ki: “Kurtuluş Kuran’dadır. Çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terk eden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.


4 Halife’nin dışında Peygamberimiz’i gören birçok değerli sahabe, gerek 4 Halife döneminde, gerekse 4 Halifeden sonra arkadaşlarının hadislere karşı takındıkları tavrı benimsemişlerdir. Bu konuda İbni Abbas ve Abdullah bin Mesud adlı meşhur sahabeleri görelim:

Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.

Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30,31
Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmizi K. Fiten 43

İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur.”

İbn Abdül Berr, Camiul Beyanil ilm 1/63-68

Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.

Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27



Hepimiz bu dünyada imtihandayız. Onun içindir ki en yüksek notu alan, elde Rabbin rehberi, en çok çalışarak, aklını kullanan olacaktır. Dilerim cümlemiz imtihanında geçerli notu alan, Rabbin halis kullarından oluruz. Doğru bilgiyi hiç kimse reddetmez. Yeter ki hakka batıl karışmasın.


Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

_DuMaN_58
25.09.2012, 09:49
Haluk bey biliyorum ki hadislerle aranız çok iyi değil hatta bu yüzden çok eleştiri aldığınızıda biliyorum. Bir yazınız vardı "erkeğin sünnet olması Kur'anda geçmez ama gelenek olduğu için böyle devam etmektedir.." gibi bir cümleniz vardı. Yani her şeyi ama her şeyi Kur'ana kıyaslıyorsunuz. Tabi Kur'ana kıyaslamak yanlış bir şey değil ama dikkatli olmak lazım.

Kur'an da ne diyor, "...namazı dosdoğru kıl.." ben demiş olsaydım ki "peygamberimizin bir hadisi var (namazınızı aksatmadan kılın.) diyor demiş olsam, siz Kur'anda kıyaslasanız beni haklı çıkartabilirsiniz.

Cemaatlerle aranızın iyi olmadığını da biliyorum :) bakın ismail ağa cemaati sizin hakkınızda neler demiş, [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]

halukgta
25.09.2012, 10:03
Bahsettiğiniz cemaatin benim hakkımda söylediklerinden dolayı, kendilerine teşekkür etmem gerekiyor, neden mi? Şükürler olsun yolumun kur'an yolu olduğunu bana hatırlatmış oldular. Bundan dolayıda ziyadesi ile memnun oldum.

Yok eğer benim yazılarımı tasdiklemiş olsalardı, doğrusu kendimden şüphem olurdu.

Hadisler konusuna gelince. Benim hiç bir doğru bilgiyle aram kötü değildir. Yeter ki içinde hurafe ve yanıltıcı bilgi olmasın. Bakın peygamberimiz hadis konusunda neler söylemiş.


Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.
Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11

Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve “Yazdığı-nız şey nedir?” dedi. “Senden işittiğimiz hadisler” dedik. Hz. Peygamber: “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.”
El Hatib, Takyid 33

İşte ben peygamberimizin gerçek ümmeti olmaya, bunlara dikkat ederek ulaşacağımıza inanıyorum. Yine peygamberimiz ne demişti hatırlayınız. Ben söylemediğim halde, bu peygamber sözüdür diyenler, cehennemdeki yerini hazırlasınlar, dememiş miydi peygamberimiz?

Peygamberimizin sünnetini takip etmek isteyen, onun adına uydurulan yalanları çok iyi araştırmalıdır. Ehlibeytin izinden gittiğini söyleyende, hadis nakli konusunda çok dikkatli olmalıdır. Yoksa peygamberimize iftira atan konumuna gelen birisi olmak ister miyiz?

Rabbim yardımcımız olsun. Din Allah ın dini olmaktan o kadar uzaklaştırılmış ki, doğrular yanlış, yanlışlar doğru kabul görür olmuş.

Saygılarımla

_DuMaN_58
25.09.2012, 11:53
"Peygamberimizin sünnetini takip etmek isteyen, onun adına uydurulan yalanları çok iyi araştırmalıdır."

Araştırmadan yalan olup olmadığını bilemeyiz. Dediğiniz gibi önce araştırmak lazım. Araştırmadan "yalan" dememek lazım araştırmadan da "doğru" dememek lazım.

Saygılar.