Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar

Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar (http://www.sivaslilar.net/forum/index.php)
-   Köylerimiz (Sivas Köyleri) (http://www.sivaslilar.net/forum/forumdisplay.php?f=171)
-   -   MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ... (http://www.sivaslilar.net/forum/showthread.php?t=12557)

Abdurrahman 58 28.12.2008 22:10

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B][COLOR="red"]İrade-i Seniyye[/COLOR]



Osmanlı Devleti'nde özel veya resmî bir iş hakkında
verilen padişah emri.

Önceleri sadrazamların arzları üzerine, yani telhis ve takrirlerin üst
kenarlarına yazılan padişah mütalaalarına hatt-ı hümâyûn denilirdi. 1839’dan
itibaren ise padişah emirlerine “irâde, irâde-i şâhâne” veya “irâde-i seniyye”
denilmeye başlandı.



Hatt-ı Hümâyûnda, konu ile ilgili belge, ekleriyle birlikte padişaha
sunuluyordu. Padişah da konu hakkında kararını bizzat kendi el yazısıyla
belgenin üst tarafına yazıyordu. İradelerde ise, arz tezkiresi adı verilen
telhisler, padişaha değil “serkâtib-i şehriyâri” denilen başkâtibe yazılmaya
başlandı. Padişahın kendisine okunan arz tezkirelerinde belirtilen konu
hakkındaki kararı, serkâtib tarafından aynı tezkirenin sol alt köşesine, yan
olarak yazıldıktan sonra yine sadrazama iade edilirdi.



İradeler, sadrazamlardan başka diğer nazırlara da tebliğ olunurdu. Ayrıca 1908’e
kadar diğer nazırlar da resmî veya hususî meselelerde arzlarda bulunur ve
irâde-i seniyye alabilirdi. Fakat 1908’den sonra, sadece sadrazamlara münhasır
kaldı. Bu dönemde padişahlar, nazırlar heyetinin kararlarını imzalamakla
yetindiler.[/B]

Abdurrahman 58 28.12.2008 22:10

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B][COLOR="red"]Surre Alayı[/COLOR]



Osmanlı pâdişâhlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i
şerîfeyn ahâlisine, zâhidlere, mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini
sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölgesinde yaşayanlara gönderdikleri para ve
değerli eşyâlara surre; bunları götüren topluluğa da surre alayı denirdi.




Bilinen ilk surre alayları, Abbâsiler devrinde (750-1258)
gönderildi. Eyyûbiler (1174-1250) ve Memlukler (1250-1517), bu güzel âdeti devam
ettirdiler. Herşeyin en güzelini Haremeyn-i şerifeyne lâyık gören Osmanlılar da,
surre alaylarının en güzellerini gönderdiler. Osmanlı Devletinde bilinen ilk
surre alayı, Yıldırım Bâyezîd Han tarafından Edirne’den gönderildi. Gönderilen
hediyeler arasında 80.000 altın para da vardı. Çelebi Sultan Mehmed Han, Sultan
İkinci Murâd Han ve Fâtih Sultan Mehmed Han zamânında artarak devam etti. Yavuz
Sultan Selim Hanın Halife-i Müslimîn olmasından sonra daha da sistemleştirildi.
Bu hizmet devletin yıkılışına kadar en zor şartlarda bile devam ettirildi.



Surre-i hümâyûn, Haremeyn evkafı nâzırı olan dârüsseâde ağalarının sorumluluğu
altında hazırlanırdı. Gönderilecek para ve eşyâların listesini gösteren surre-i
hümâyun defterlerini dârüsseâde ağasının yazıcısı ve haremeyn müfettişi
müherlerdi. Daha sonra defterdâr tarafından imzâlanan defterlere nişancı tuğra
çekerdi.



Bundan sonra Pâdişâhın Mekke Emîrine hitâben yazdırdığı nâme-i hümâyûn,
kızlarağası tarafından surre emînine teslim edilirdi. Bu esnâda Kur’ân-ı kerîm
ve na’tlar okunur, kurbanlar kesilir, buhûrdânlar yakılır, tekbir getirilir,
duâlar edilirdi. Receb ayının on ikisinde Üsküdar’a geçirilen surre alayı halkın
coşkun sevgi gösterileri arasında yeni hediye katarları ve hacı adaylarının da
iştirâkı ile Hicaz’a doğru yoluna devam ederdi. Yol üzerinde bulunan beylerbeyi
ve sancakbeyleri surrenin emniyetini temin etmekle mükelleftiler.



Surre alayı Haremeyn’e doğru ilerlerken, geçtiği yerlerde ihtişamlı merâsimler
yapılır, surre hediyeleri yüklü yeni yeni katarlarla birlikte hacı adayları da
katılırdı.



Surre-i hümâyunla gönderilen paralar, Harameyn’in masraflarına sarf edilirdi.




Surre-i hümâyûnda paralar dışında gönderilen ve nâdir bulunan kıymetli halılar,
seccâdeler, murassa avîzeler, şamdanlar, paha biçilmez mushaf-ı şerifler,
levhalar, puşideler (örtüler), gümüş perde halkaları, okkalarla buhurlar,
elbiseler, Mekke Emîrine mahsus sırmalı ve işlemeli kaftan, mücevherli kılıç,
inciden tesbih ve daha pekçok kıymetli hediyeyse, Mekke ve Medîne’deki mübârek
makâmlara, seyyidlere, şerîflere, fakirlere, zâhidlere hediye edilirdi.
Gönderilen hediyeyi alanlar, kendilerine göre, keselere zemzem, hurma gibi
hediyeler koyarak surre ile geri gönderir, karşılıklı hediyeleşirlerdi.



Bu arada Kahire’den gönderilen surre alayında yer alan yeni Kâbe örtüsü
merâsimle eskisiyle değiştirilirdi. Mekke Emîri eski Kâbe örtüsünü İstanbul’a
gönderirdi. Bu Kâbe örtülerinden İstanbul’da pekçok câmide bulunmaktadır.



Surre alayları, 1864 yılına kadar kara, bu târihten 1908’e kadar deniz, daha
sonra da demiryoluyla gönderildi. Surre alaylarının sonuncusu 1915 yılında
gönderildi. Daha sonra Mekke Emirinin isyânı (1916) ve toprakların elden çıkması
sebebiyle gönderilen surre alayları yerine ulaşamadı.[/B]

Abdurrahman 58 28.12.2008 22:11

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B][COLOR="red"]Kaht-ı Rical[/COLOR]



Bir ülkede, büyük devlet ve siyaset adamları ile âlimlerin bulunmaması,
yetişmemesi.

Osmanlı Devleti'nde bilhassa Tanzimat'tan sonra “kaht-ı rical” tabiri çok
kullanılmıştır. Devlet adamlarının yetişmemesi, âlimlerin çok azalması, devletin
yıkılış sebeplerinden birisidir.



Büyük imparatorluk hâlindeki Osmanlıları yıkmanın tek şartının, onları ilimden,
dirayetli devlet adamlarından mahrum bırakmak olduğuna inanan İngilizler (iki
asır boyunca bu iş için uğraştılar), fen ve din ilimlerinin okutulduğu
medreselerin yozlaşması için var güçleriyle çalışarak, 19. asrın sonu ve 20.
asrın başında arzularına tamamen ulaştılar. Artık Osmanlıda, devlet ve ilim
adamı sayılabilecek çok az kimse yetişti. Bu bakımdan, o zamanlar, kaht-ı rical
tabiri günlük lisanda çok kullanılır oldu.[/B]

Abdurrahman 58 28.12.2008 22:12

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B][COLOR="red"]Kılıç Alayı[/COLOR]



Osmanlı pâdişâhlarının tahta oturduklarının ikinci ile
yedinci günü arasında Eyyüb’de hazret-i Hâlid İbn-i Zeyd’in türbesinde kılıç
kuşanmaları merâsimine verilen isim. Bir kısım İslâm devletlerinde olduğu gibi
kılıç kuşanma Osmanlılarda da kânun olduğundan, bu âdet ve an’ane
saltanatlarının sonuna kadar devâm etmiştir.

Dînî ve askerî bir durum arz eden merâsim iki safhalıdır. Birincisi; törenin
yapıldığı yere kadar gidiş ve gelişi ihtivâ eden kılıç alayı; diğeri de mukaddes
emânetlerden olan kılıçlardan birinin kuşanma safhasıdır. Buna taklîd-i seyf
denilmektedir.



Kılıç kuşanma âdetinin Osmanlılarda kesin olarak hangi târihte ihdâs edildiği
bilinmemektedir. Vakâyinâmelere göre, Sultan İkinci Murâd, babasının Edirne’de
vefât haberi üzerine Amasya’dan Bursa’ya geldiğinde âlimler ve eşraf tarafından
şehir dışında karşılandı. Karşılamaya gelenler arasında bulunan dedesi Yıldırım
Bâyezîd’in dâmâdı Emir Sultan tarafından “el-muzaffer dâimâ” şeklinde biten bir
duâdan sonra kendisine kılıç kuşatıldı. Bu “el-muzaffer dâimâ” ibâresi, İkinci
Murâd Hanın tuğrasında yer aldı. [/B]

Abdurrahman 58 28.12.2008 22:13

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Şahıslarda değil, “hakta ve hakikatte birlik” ilkesini benimseyen,hayırlı ve güzel işlerde eksiği olabilen ama adı asla kötü bir işle anılmayan, helal çizgisinden sapma göstermeden, “kul hakkına riayet” hasiyetini dünya görüşünün merkezine yerleştiren insandır. isimlere ve şekillere bakarak, “kabul ve ret” anlayışını benimsemeyen, her dem üretken ve faydalı olan, vatanına ve değerlerine ihanet etmeyen onurlu ve şahsiyetli insandır.
Yaratılanı,Yaratan’dan ötürü seven,samimiyetini yaptıklarıyla gösteren, içyüzleri gösterecek bir aynanın karşısına geçmekten, zerrece tereddüt etmeyecek derecede, içi-dışı bir olan insandır.Gayesi Allah Rızası olduğu için,lügatinde kaybetmek diye bir kelime olmayan, daima ümit var olan,huzur ve selamete kavuşturacak aklın, ilahi vahyin ışığında yol alan aklın olduğunu bilen insandır.Hayra yönelik değişme ve değiştirmenin en etkili yolunun,“anlayarak okumak ve yaşayarak öğretmekten”geçtiğini bilen insandır.

Mevlana’ca hoşgörü,Yunus’ça sevgi,Yavuz’ca cesaret ve karar sahibi olan insandır.

Adalet temeli üzerinde yükselecek olan, yani bir “sevgi ve rahmet medeniyetini” inşa etme azim ve kararında olan, mazluma umut zalime korku salan bir nizam-ı âlem ülkücüsüdür.



Allah’a iman eden ve islam’ı ,insanlığın ışığı olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yaşadığı gibi yaşamaya çalışan bir müslümandır.“Besmele her hayrın başıdır” emri gereğince, işlerine besmeleyle başlayandır.Hakk’ın hatırını her şeyin üzerinde tutan, haklının safında yer alan ve haksızlıklara karşı çıkandır.

Allah’ın hoş görmediğini -her ne adına olursa olsun- asla hoş görmeyendir.Hakça paylaşan , Allah Rızası için malından ve parasından ,imkanları ölçüsünde muhtaçlara vereceği sadakayı, baş kakmadan ve gösterişe kaçmadan veren insandır.Tüysüz yetimin hakkını bile göz ardı etmeyen, helal-haram konusunda kılı kırk yararcasına hassas olan,Zerre kadar hayır ve şerrin karşılıksız kalmayacağını bilen ve de “kul hakkın riayet hassasiyetini” dünya görüşünün merkezine koyan insandır. Sınırsız hayrın adı olan “ilay-ı kelimetullah” (Allah’ın kelâmını yaymak ve onunla yücelmek) yarışında önde olmayı isteyendir.
Çevresine ve dünyaya Rahmani değerlerle nizam vermeye çalışan ve de “doğrularda birlik” ilkesini benimseyen bir nizam-ı âlem ülkücüsüdür. Milli şairimiz M. Akif Ersoy’un “tek dişi kalmış canavar” olarak tanımladığı, sömürgeci batı medeniyetinin
yerine , insanlığa , adalet temelleri üzerinde yükselecek olan yeni bir “sevgi ve rahmet” inşa etme azim ve kararında olandır.
Konuşan değil gerçekleştiren, samimiyetini yaptıklarıyla gösteren, güçlü olmanın yolunun samimi olmaktan geçtiğini bilendir.Kaldırılan her taşın altından çıkmayan, yapmadıklarını anlatmayan, iş başa düşünce kaçmayan, münafıkça tavırlar sergilemeyen, özü-sözü bir olandır.
Politikadan günlük yaşantısına kadar , “çıkarcılığı ve aldatmayı” tarz haline getiren , adeta avlayacakları kuşlara yem atan avcılara benzeyen insan müsveddelerinden, nefret edendir.insanlar arasında “gönlünü avucunu içerisine koyarak” utanmadan dolaşabilecek kadar ,gönlü temiz bir iman eridir.Yunus’un deyişiyle, “dergahına eğri odun yakıştırmayan” bir hassasiyetin sahibidir.
Temiz yaşayan, temiz giyinen, insani münasebetlerinde ölçülü ve seviyeli olandır.
Aldatmayan ve aldatmayacak derecede feraset-basiret sahibi olan , kalesinde gördüğü golün, pasını vermeyecek ölçüde tedbirli ve aynı zamanda strateji geliştirebilendir.
Hedefe varmak ve başarmak mecburiyeti olmayan, ancak gerekeni “gerektiği şekilde” yapma zorunluluğu olan insandır. Kabe’yi inşa eden ibrahim peygambere, “seslen Allah’ın kullarına, yönelsinler Kabe’ye” vahyi gelince “Ya Rabbi benim sesimi kim duyarki?” cevabını verir. Bunun üzerine yüce Allah,“senin görevin seslenmektir,duyurmak ise bize aittir.” buyurur.
Hiçbir zaman duygularını aklının, aklını da ilahi vahyin önüne geçirmeyendir. Ürkütülmüş bir serçenin çırpınışından ürperen merhametli bir gönüle;Allah’ın ölçülerine ters düşen söz, hal ve harekette ana-babasını bile tanımayacak derecede katı bir kalbe sahiptir.Mazluma umut, zalime korkudur…
KATKIDA BULUNAN:Eğitimci-Yazar Fevzi YALÇIN

Abdurrahman 58 28.12.2008 23:08

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
yine sessizsin köyümün sayfası...............

Abdurrahman 58 28.12.2008 23:15

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
MEHMET YILDIZ SİVASSPORDA KALACAKTIRRRRR
KMSE ENDİŞE ETMESİNNNNNNNNNNN

Abdurrahman 58 29.12.2008 14:49

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B]hadi artık.nerdesiniz pueeyyyyyyyyyyyyyyyyyy[/B]

Abdurrahman 58 29.12.2008 14:52

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B]neyse eninde sonunda geleceklerdirrr[/B]

Abdurrahman 58 29.12.2008 14:53

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B]BEYPINARDAN UÇAN KUŞLAR SİVAS YAYLASINDA KIŞLAR
BİZ KOREYE ŞEHİT VERDİK POTİNİ KANLI ÇAVUŞLAR..[/B]

Abdurrahman 58 29.12.2008 15:11

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Köyün yeni muhtarı kim olacak acabaa.....:)

Abdurrahman 58 31.12.2008 13:41

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
OoOoOoO ''FC BEYPINAARRRRR''......................................

Abdurrahman 58 31.12.2008 14:14

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B]Tüm beypınarlılara selamlarrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr[/B]

Abdurrahman 58 31.12.2008 15:03

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[IMG]http://img355.imageshack.us/img355/4084/bypnrokulzx3.jpg[/IMG]

Abdurrahman 58 31.12.2008 15:07

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[IMG]http://img113.imageshack.us/img113/9256/koyhasatvv7.jpg[/IMG]

Abdurrahman 58 31.12.2008 15:40

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[QUOTE=Abdurrahman 58;355030][IMG]http://img355.imageshack.us/img355/4084/bypnrokulzx3.jpg[/IMG][/QUOTE]

Okulumuzda harika duruyor ha :)

talipnida 02.01.2009 23:53

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[COLOR="DarkOrchid"][/COLOR] selamlar ben keçeyurt köyünden serdar istanbulda yaşıyorum.Tüm sivaslı hemşerilerime saygı ve sevgiler sunuyorum.

HaKaaN 03.01.2009 00:25

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
koyun yeni muhtarı sen ol bence abdurrahman

Merkez_Alperen 06.01.2009 21:28

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Merkez BEYPINAR köyünün değerli yiğidolaraına kucak dolusu sevgiler Saygılarrrr

omer_ceran 07.01.2009 21:05

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
MİHRALİ BEY'İN HAYAT HİKÂYESİ

Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü'nde büyümüştür. Babası Memili, dedesi ise Allahverdi'dir. Asil bir aileden olan Memili, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından da Mihrali Bey, İsa Bey, Memmedalı ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır: Huri ve Kezban.
Daha, küçük yaşlarda ata binmeye, silah kullanmaya başlayan Mihrali, kısa boylu, etine dolgun, kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği, cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur.

Mihrali, on yedi yaşındayken babasını kaybeder. Ruslar, Mihrali ve kardeşlerinin uğraşmaların rağmen, Abdullah Ağa'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve Karapapakların inançlarına, adetlerine ters düşen bir usulle kendi mezarlıklarına gömerler.

Civar köylerde bulunan Karapapaklar, Çerkezler, Çeçenler, Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip başsağlığı dilerler.
Mihrali, o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. "Utanmıyor musun? Beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim na'şımı bu kafirlerin içinde korsan, hakkım haram olsun." der.

omer_ceran 07.01.2009 21:06

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Rüyanın etkisiyle aniden uyanan Mihrali, yatağından fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline bağlar, hançerlerini kuşağının arasına sokar, yanına kazma kürek alır, dışarı çıkar. Vakit gece yarası olduğu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali, doğruca mezarlığa gider.

Kısa boylu olmakla beraber, çevikliği sayesinde bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaşmak düşüncesiyle babasını omuzlar, koşar adımlarla mezarlıktan ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler, na'şı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama, bırakmasıyla beraber, onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti sayesinde, nöbetçileri öldürür.
Mihrali, babasını tekrar omuzlayıp Müslüman mezarlığına getirir, defneder. Sabaha doğru evine gelir. Olup biteni ağabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir.

Mihrali, Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet Ağa'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet Ağa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiği Bahar'ı da orada görür.

Mihrali'nin yaptığı işi ertesi gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet Ağa'nın evini kuşatırlar. Mihrali, içeride atına biner; mahmuz vurmasıyla şaha kaldırır. İkinci mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali, atıcılıkta olduğu kadar, binicilikte de çok ustadır. At, son sürat koşarken karnından dolaştığı, atın sırtında ayakta durduğu yahut amuda kalktığı, bu haldeyken istediği hedefi vurduğu söylenir.)

omer_ceran 07.01.2009 21:06

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Mihrali, gece yarısından sonra evlerine gelir. Annesiyle gizlice konuşup ona veda eder; Darvas'tan uzaklaşır. O geceyi dağda geçirir. Ertesi gün, bir çobana rastlar; yanında karnını doyurur. Emin yer olarak düşündüğü İran'a geçer.
Tiflis valisi, Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını öğrenince, ileri gelenleri toplar, onlara hakaret eder. kumandanlar, askerleriyle etrafa yayılır, uğradıkları köylerde, Türklere zulmeder. Bu sırada Tavşankuloğlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur da dağlarda eşkıyalık yapmaktadırlar. Bütün bunlar Çar II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiştir. Türk eşkıyalarının yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız verilir.

İzini kaybettirmiş bulunan Mihrali'nin nerede olduğunu, Keçeli Köyü'nden Hacı Veli, Ruslara ihbar eder. Vali de bunu bir mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar, Şah'a bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister.

İran zaptiyeleri, Mihrali'nin bir handa kaldığını öğrenir ve oraya gider. Durmadan şüphelenen Mihrali, üst kattan askerlerden birinin atına atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar, Rusya topraklarına geçer. Evlerine gider, annesi ve kardeşleriyle görüşür. Ağabeyi İsa, Mihrali'ye, kendilerine baskı yaptıklarını, yalnız başına bir şey yapamayacağını, Dalaverli Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'le birlikte olmasının lâzım geldiğini söyler. (Dalaverli Mansur, çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü yaralayıp Ruslara teslim olmamasından dolayı dağa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin, gençliğinde aç kaldığı vakitler, mal yayan çocukların ekmeklerini alıp; "Siz tavşan kulağı yapayım." diyerek, sağından solundan yiyip karnını doyururmuş. Hüseyin'e bu yüzden Tavşankuloğlu lakabı verilmiştir.)

Mihrali, ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluşur. Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren Keleninoğlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların Türklere yaptıkları zulüm karşısında, Mihrali ve arkadaşları da Rus köylerine dehşet saçarlar. Dördünün şöhreti de günden güne yayılır.

omer_ceran 07.01.2009 21:06

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Her gün valiye şikâyetler yağmaya başlar. Durumdan haberdar olan Çar II. Aleksandr, devlet erkânı ile toplantı yapar. Sonuçta, suçları az olan Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali'yi yakalayanı, rütbe ve para ile taltif edeceklerini halka bildirirler.

Haberi alan Mansur ile Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice anlaşır; Vali'ye giderek teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz, Darvas'a gidip Mihrali'nin ailesine eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur, Mihrali'nin ağabeyi Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını dağa kaldırır.) Bu duyan Mihrali de Mansur'un karısını dağa kaldırıp kurduğu çadıra hapseder. Kardeşi Ali'yi de nöbetçi koyar.

Durumu öğrenen Mansur, Mihrali ile teke tek karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali, Mansur'un emrine beş yüz atlı verir. Aynı zamanda, T. Hüseyin de Mansur'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik eder.

Dalaverli Mansur, etraftaki Türk köylerini Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa kaldırıldığını da hatırlatarak, başına gelenlerin, ileride kendilerine de yapılabileceğini söyler. Bütün bu gayret sonunda işe yarar. Mihrali'nin baba dostu Garip Ağa, Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en büyüğü Musa Çavuş da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan Mihrali'yi aramaya başlarlar.

Mihrali, aradan bir ay geçtikten sonra, Mansur'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar, bir müddet dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceğini belirtir. Keleninoğlu Hüseyin'in ısrarları karşısında, kendisiyle beraber gelmesini kabul eder.

Keleninoğlu Hüseyin'in, babasıyla vedalaşmak için köyüne gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir Türk, Ruslara yaranmak gayesiyle, köydeki Rus askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna etmesini isterler. Aksi takdirde evi ateşe vereceklerini söylerler. Hüseyin, teslim olmaz. Evin üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak hale gelir. Babası; "Teslim ol!" diye üstüne üstüne gelirken, onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi takdirde, onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal dışarı çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat, başına yediği kurşunla cansız yere düşer.

omer_ceran 07.01.2009 21:07

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Keleninoğlu Hüseyin gibi bir yiğitin ölümü, Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca, Onun mertliğinden sitayişle bahsetmiştir. "Hüseyin, üç-beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali, Osmanlı topraklarına girer, Çıldır'a gelir.

Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduğunu öğrenen Çar, yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada sadarette Mahmut Nedim Paşa vardır. padişah durumu sadrazamla görüşür; Mihrali'nin yakalanması için Erzurum valisine haber gönderir.

Birkaç defa sıkıştırılan Mihrali, hepsinden kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askerini öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya topraklarına geçer.

Mihrali'nin Rusya'da olduğunu öğrenen Mansur, Tavşankuloğlu Hüseyin, Garip Ağa ve Musa Çavuş dört bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde 400-500 kişilik atlı vardır.

Bu gruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa Çavuş olur. Mihrali, atı otlamakta, kendisi de dinlenmekte iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş'un kendisine doğru geldiğini görünce atına atlar ve kaçar. Fakat, Musa Çavuş yetişir. Mihrali, peşini bırakması için O'na yalvarır; aksi halde öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş, ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali, Musa Çavuş'u kılıcıyla yaralar, oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş'un yanında kalır, diğerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali, atına son hızı vererek uçuruma doğru sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Arkasından gelenlerin bazıları, hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu gören diğer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle işim yok. Peşimi bırakın. Dilerim Musa Çavuş'a bir şey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır.
Atlılar, Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiği için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür.

Mihrali, arada sırada köyüne uğrar, yakınlarıyla görüşür. Aynı zamanda Musa Çavuş'un ölümü üzerine aramalara daha da hız verilir. Garip Ağa, Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar. Bir an gelir ki, ikisinin de atları yan yana koşmaya başlar. Garip Ağa Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder. Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba dostuna, el kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker, kuvvetli bir hamle ile öyle bir savurur ki, Garip Ağa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar, takip etmek isterlerse de Garip Ağa müsaade etmez. Atlılar, onu alıp köyüne getirirler. (Bir söylentiye göre de Mihrali bu sırada Garip Ağa'yı öldürmüştür.)

Mihrali, gizlice annesiyle görüşür. Ona, Bahar'ı kaçıracağını söyler. Annesi vazgeçirmeye çalışırsa da başaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı kaçırır. Artık, yanında bir de kadın olduğu için işleri de zorlaşır. Bu yüzden, Bahar'ı, bazı kereler güvendiği kimselerin yanına bırakır.

Bir ara, takipçilerden Tavşankuloğlu Hüseyin, Mihrali'nin yerini öğrenir, derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz. Tavşankuloğlu Hüseyin, arkalarından yetişir. Kılıcını vuracağı sırada bunu gören Bahar, korunmak için sağ kolunu kaldırır. Tavşankuloğlu Hüseyin, kılıcını indirir, Bahar'ın sağ elinden üç parmağını keser, Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner. Tüfeğini ateşlemek isterse de, tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar, Hüseyin'e yetişir. Kılıcını sallar, ama vuramaz. Kılıç atın kuyruğunu keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner.

omer_ceran 07.01.2009 21:07

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Mihrali, bir dere kenarına gider. Bahar, Mihrali'nin kanlarını temizler. Tülbendini çıkarıp başını sarar. Yara derin olduğu halde, Mihrali aldırış etmez. Atına biner, Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan ayrılır.

Mihrali, Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini açtığında, kendini elleri ve kolları zincire bağlanmış olarak, Kars hapishanesinde bulur. Burada başkaları da vardır; fakat, sadece kendisi bağlıdır.
Mihrali'nin kendine geldiğini görence, Âşık Ahmet adındaki bir Türk, Yanına yaklaşır, Mihrali'yi konuşturur. onun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince şaşırır. Mihrali, Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgiler alır. Birlikte kaçmaya karar verirler.

Aşık Ahmet, ziyarete gelen karısına her gelişinde bir şey getirmesini söyler. O da, ekmeğin içine eye, vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp peyderpey kocasına getirip verir.

Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda olan Mihrali, hapishane arkadaşlarının, en zayıf bir yerden tünel açmalarını ister. Mahkumlar, geceleri sesiz ve gizlice söylendiği şekilde çalışırlar. Tünelin ağzı, maalesef nöbetçilerin bulunduğu yere denk gelir. Mihrali, son taşı çıkarmamalarını, belki bir gün lâzım olacağını söyler.
Bu arada, Mihrali'yi -yaralı olduğundan- sırtta mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar verirler. Kararla ilgili evrak, önce Erzurum'daki Temyiz Divanı'na, sonra İstanbul Temyiz Mahkemesi'ne tasdike gönderilir; padişahın imzasına sunulur.

Mihrali ise zindana döndüğünde, durumdan arkadaşlarını haberdar eder. kaçacağını, isteyenin de kendisi ile birlikte gelebileceğini söyler. Bir gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken, Mihrali, bu arada kendisini duvara bağlayan zincirleri keser. Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son taşı kaldırırlar. Mihrali, daracık delikten güçlükle çıkarken, nöbetçi görür. Mihrali'nin kaçmasına fırsat vermeden, süngüsünü bacağına saplar. Mihrali, süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde, süngü Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali, ani bir hareketle süngüyü çıkarır ve gayet ustalıkla fırlatır. Süngü, nöbetçinin gırtlağından girer; nöbetçi yere cansız düşer. Âşık Ahmet, korkusundan tünelden çıkamaz ve zindana döner.

Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya girer. Tavlada, atlar için hazırlanmış otluğun içine kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır.

Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra, mahkumlar sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür. Hemen, dört bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen, atlılar elleri boş dönerler.

Mihrali, üçüncü gece biraz kendine gelir. Ayakları hala zincirle bağlı olduğu için onları eye ile kesmek ister; zincirin kalınlığı, eyenin küçüklüğü dolayısıyla kesemez. Bu halde, ata binemeyeceği için başka çareler arar. Sonunda topuğunu kesip demir bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu kesmesiyle müthiş bir acı duyar, fakat buna katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar, topuğuna sarar. Başından, dizinden ve topuğundan yaralı olan Mihrali, bu yönüyle azim, sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise kesmez. Zira, kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan sonra, bir delikten kendisini aşağıya bırakır. Otların üzerine düştüğünden ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçeride, sıra sıra atların olduğunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra başka bir atın sırtından ter keçesini çıkarır, bineceği atın ayaklarına bağlar. Zira, zemin taş olduğu için ses çıkarabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade ederek, atına atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı Maraşlı'ya gelir.

Mihrali, Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev, daha önce öldürdüğü Musa Çavuş'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde onu yıkar, yaralarını temizler, merhem çalar. Süt içirttikten sonra, istirahatını temin eder. çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduğunu, böyle mert birisine ölen kardeşlerinden dolayı kalleşlik etmemelerini söyleyerek onları ikna eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini söyler. Sabahleyin altı oğlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider; kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa Çavuş'un yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim oğlumuz sayılırsın." der. Mihrali'ye bir ay bakarlar. Gideceği zaman, iyi bir at ile Musa Çavuş'un kılıcını verirler. Adam, altı oğlunu Mihrali'nin yanına katar ve uğurlar.

omer_ceran 07.01.2009 21:08

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir. Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof, Osmanlı ordusunun başında da Ahmet Muhtar Paşa vardır.

Mihrali, atlılarını yanına alır, 120 kişilik çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar, bu belâlı Karapapak ile baş edemeyeceklerini anlayınca, "Orduya hizmet" şartıyla bağışlar. Mihrali ise, Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya gizlice haber göndererek affedilirse, Osmanlılar safında mücadele vereceğini bildirir. Mihrali'nun bu teklifi kabul edilir.

Beri taraftan, Dalaverli Mansur (muhtemelen albay) ve Tavşankuloğlu Hüseyin (muhtemelen binbaşı) üst rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak olmalarına rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar*.

Mihrali, kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına kardeşi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık, Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir.

Bir gün, T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin, Mansur'la arasının açıldığını, isterse emrine girebileceğini yazmaktadır. Mihrali, kabul eder. böylece, T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na da binbaşılık rütbesi verilir.
93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında, muharebe iyice kızışır. Mihrali, Kars'ın Göle cihetinde, kendinden en az on misli fazla bir kuvvetle karşılaşır. Mihrali, tüfek ve kılıçla taarruz emrini verir. Saldırı anında, Mihrali'nin atı, göğsünden bir kurşun alır, yere kapaklanır. Mihrali, üç-dört metre ileriye düşerken perende atıp iki ayağı üstüne kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek atını vuran askeri, alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir askeri de kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun atına atlar, düşman saflarına dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya başlar. Çemberi yaran Mihrali, önüne çıkan düşmanı tepeleyip on dört bakkaliye arabasını alır ve Kars Kalesi'ne döner. Kaleyi dıştan kuşatan askerlerin de çemberini yararak kaleye girer. Haftalardır, aç, susuz kalan askerler, gelen malzemeleri görünce bayram eder.

Haberi alan Anadolu Harp Ordusu Başkumandanı Ahmet Muhtar Paşa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat bu kuru erzak, askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından hepsi de bitkin düşmüştür. Hatta bu yüzden, Ahmet Muhtar Paşa, geri çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali, Ahmet Muhtar Paşa'nın yanına gider, kararından vazgeçmesini söyler.
Güvendiği adamları yanına alarak, düşman sınırından içeri dalar. Haradan, yüz elli kadar kadana at ile ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa'nın sevinçten gözleri yaşarır. Sonuçta, Kars, muhasaradan kurtulur.

Ahmet Muhtar Paşa, bunun üzerine Mihrali'yi çekilen Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali, Göle Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman süvarisini kaçırır. Karşısına başka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder: Kendisi güya kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşman da kovalamaya başlar. Pusudaki seksen askeri, bunlara ateş ederek iki bölüğü dağıtır. Mihrali de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki şehit, dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile düşmanı bozguna uğratır.

omer_ceran 07.01.2009 21:08

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali, bu sefer Gümrü-Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali, 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur, telgraf tellerini keser, müfrezeleri tepeler, düşmanı çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir. Düşmanın yetmişe yakın can kaybının yanında, kendisi dört şehit ve sekiz yaralı ile döner.

Ahmet Muhtar Paşa'nın Mihrali'nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu, Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk Mecidiye Nişanı verilir.

Mihrali, daha sonra Paşa'dan izin alarak, Rus sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir. Akrabasını ve diğer Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa Bey, karısı Bahar, kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem, kundaktaki oğlu Rüştü de vardır. Mihrali; "Belki ses çıkarır." diye oğlu Rüştü'yü, bir çalının dibine bırakır. Bahar Hanım, ağlar. Görümcesi Huri Hanım, kara ve soğuğa aldırış etmeyerek hemen atını geri çevirir, çalının dibinden Rüştü'yü alır, kafile sınırı geçmekte iken onlara yetişir.

Mihrali, daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır. Aziziye baskınından sonra, düşman, dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa, bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali, bu cenkte ağır yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12 Aralık 1877) A. Muhtar Paşa İstanbul'a çağırılır. O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada kalamaz. A. Muhtar Paşa, Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır.

Mihrali, Sıvas'ta Ulaş Bucağı'na bağlı bugünkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey, bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar. Acıyurt, halk ağzında; "Büyük Köy, Papaklı Köyü, Mihrali Bey'in Köyü" gibi adlarla anılır. Tavşankuloğlu Hüseyin, Kuşkayası Köyü'ne yerleşir. Bugün Kangal, Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır. Buralara yerleşmekte, devlet onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır. Zira, II. Abdülhamit, Mihrali ve ahfadının dilediği yerde yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali, Sıvas'ta 40. Hamidiye Süvari Alayı'nı kurar.

Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa*, Mihrali Bey'in yanına geldi. Bağdat'ta amansız bir eşkıyanın olduğunu, Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey, bunun üzerine atlılarını toplar, Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a gider. Bağdat Valisi Mehmet Fazıl Paşa (?), bunlara izzet ikramda bulunur. Mihrali, eşkıyaya teslim olması için haber gönderir. O da bir şey yapmayacaklarına dair şeref sözü alarak teslim olur. Mihrali Sultan Abdülhamit'e eşkıyanın teslim olduğunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır. Bağdat'ta vali ve eşkıya, Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali, Kurt İsmail Paşa ile geri döner.

Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır.

Bir gün, beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken, Kangal Kaymakamı içeri girer. Herkes ayağa kalkar, Mihrali kalkmaz. Kaymakam, hiddetlenir. Mihrali de gazaba gelip, kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da bana ayağa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı seni!..." der . Kaymakam bu olayı vali Reşit Paşa'ya anlatır. "Seni kalaycı, beni de çırağın yaptı." der. Buna fazlasıyla içerleyen vali, durumu Sultan Abdülhamit'e bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana çok mu gördünüz? O, benim yularsız aslanımdır." diye haber gönderir.

Mihrali ile Vali'nin arasının açılmasına, başka bir olay daha sebep olmuştur: Bir at yarışında, Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır.* Yalnız bu atın bir özelliği vardır; silah atılmadan, silah sesi duymadan iyi koşamaz. Vali, bunu bildiği için silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır. Yarış başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası Köyü'nden Karapapak Çopur Ali, buna tahammül edemez. "Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu ne demektir?" diyerek silahını ateşler. Sonuçta Karakütük birinci olur. Vali, bunu Mihrali'nin planı olarak telakki eder.

Bu sıralarda, Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa İngilizlerin teşvikiyle Osmanlılara sık sık isyan bayrağı açan Araplar, gün geçtikçe işi azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa; "Bu isyanı bastırsa bastırsa, Mihrali bastırır." diye Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti, Mihrali belasından (!) kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber; "Dilerse gider, dilerse gitmez. Ben, O'nu her şeyde serbest bıraktım." şeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiğinde; "Gitmem." demeyi yiğitliğine yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da büyük bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar sıcaktır, sıcağına dayanamazsınız." diye vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali, geri dönmeyi gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır. Yanındaki kardeşi bu sırada yüzbaşıdır.

omer_ceran 07.01.2009 21:09

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali, Yemen'in sıcağına dayanamaz, hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak, üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut Çavuş; Kurdoğlu Köyü'nden Gökçe Çavuş, Kuşkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali Bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre, Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i, Tavşankuloğlu Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat etmiştir.

Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali, Yemen'in sıcağına dayanamaz, hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak, üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut Çavuş; Kurdoğlu Köyü'nden Gökçe Çavuş, Kuşkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali Bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre, Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i, Tavşankuloğlu Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat etmiştir.

omer_ceran 07.01.2009 21:11

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
mihrali konağı sivas ulaş acıyurtta ben ziyaret ettim çok güzel tavsiye ziyaret etmenize değer arkadaşlar bende beypınarlıyım bu arada selam beypınara

Merkez_Alperen 17.01.2009 00:09

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[B]eyvAllah abi sağol paylaşım için.[/B]

yaşo 29.01.2009 11:30

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
ben beypınarlı yaşar rende şu an öz sivas huzur turizm in müdürlüğünü yapıyorum tüm beypınarlılara selam ve saygılar sunuyorum

Merkez_Alperen 11.02.2009 21:19

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Nerelerdesiniz beypınar ahalisiiii
.......................................

Merkez_Alperen 12.02.2009 22:37

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Hayırlı cumalar eşsiz köyümün Asil insanları......

Merkez_Alperen 13.02.2009 19:57

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
nerelerdesiniz ağalar yav.çok sessiz kaldık yeter gayrı.

omer_ceran 22.02.2009 21:24

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
selam beypınarlıyım diyen tüm arkadaşlar

omer_ceran 08.03.2009 20:24

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
selam kandiliniz mübarek olsun beypınarlı kardeşlerim benden büyük abilerim yaşar köylüm hemşerim bende beypınarlıyım sen tanışmak isterim ama sen için olumsuz şeyler duyyorum akrabalarımdan yer ayırttırıyorlar ank gelirken sen daha gün gelmeden bilet satıyormuşsun yada orda arkadaşları sana zahmet bu konuda ikaz et ben size sürekli müşteri hem ank hem sivas gönderiyorum tel yaşar bey 0312 215 58 38

omer_ceran 08.03.2009 20:25

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
senden mesaj cevap bekliyorum teşekkürler ilgine ben merak ediyorsan ank yazaneye sor tuncay veya zafere hadi allaha emanet ol

abdullah58 15.06.2009 21:03

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
[QUOTE=yaşo;370103]ben beypınarlı yaşar rende şu an öz sivas huzur turizm in müdürlüğünü yapıyorum tüm beypınarlılara selam ve saygılar sunuyorum[/QUOTE]


Sivas tamisin yoksa sivas disindamisin

[QUOTE=bilalfındık;251234]ABDÜŞ KARDEŞ SİTEDE ÇOK DALAŞMA OLUYO DAYANAMIYORUM[/QUOTE]


Bilal kardes sakin ol tahriklere gelme
yakismaz sana

[QUOTE=Abdurrahman 58;251259]TÜRK'ÜM DOĞRUYUM APUL GİLİN BASIRININ OĞLUYUM:D[/QUOTE]


TÜRKÜM DOGRUYUM BENDE APUL GILIN ENISTESIYIM

GELDIM YOKSUNUZ BIZIM KÖYLÜLER NEREDESINIZ

yaşo 20.06.2009 14:20

Cevap: -->: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
slm ben yaşar rende beypınar köyü hakkında yanlış bilgileryazyorsunuz gerçek bilgileri benden alabilirsiniz beypınar köyünde hiçbir zaman ermeni yaşamamıştır.

Abdurrahman 58 04.07.2009 14:45

Cevap: MERKEZ BEYPINAR KÖYÜ...
 
Hemşerilerim.Öss nedeniyle fazla giremedm siteye.
boş bırakmışsınız buraları ayıp etmişsiniz ha.

Neyse çoğalır bir gün sayımız inşallah.
şenlikte buluşmak dileğiyle selametle kalın


WEZ Format +2. ?uan Saat: 19:44.

Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.


Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.