Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar

Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar (http://www.sivaslilar.net/forum/index.php)
-   Serbest Kürsü (http://www.sivaslilar.net/forum/forumdisplay.php?f=175)
-   -   Günün hikayesi (http://www.sivaslilar.net/forum/showthread.php?t=30031)

altuntas58 05.09.2009 17:01

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]MÜKEMMEL KALP
[IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG]
Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunuilan etmişti. Onu görenlerde bunu onaylamıştı.Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlı bir adam genç adama doğru yürüdü ve :
[IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG]
"Ne için senin kalbin benim ki kadar güzel değil "dedi.
İşte tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın
kalbine doğru baktılar. Çok hızlı çarpıyordu fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda çentikler vardı

onlarında üzeri
keskin çentiklerle dolu idi.Yaşlı adamın yaşlı kalbinin
çok acı çektiği belli oluyordu

İnsanlar şaşırmıştı yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp
olduğunu söyleyebilirdi.
Genç adam gülerek"şaka ediyor olmalısın" dedi yaşlı adama"
benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları
ve acılardan oluşmuş yara izleri ile dolu"
[IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG]
"Doğru" diye yanıt verdi yaşlı adam

" Senin kalbin mükemmel gözüküyor fakat ben asla yaşlı kalbimi
senle değismem.

O gördüğün her yara benim sevgimi verdiğim
bir kişiyi gösteriyor onlara kalbimin bir parçasını seve seve
verdim onlarda kendilerinden bir parçayı bana verdiler bu
yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam
uymadılar ve üstünde yada köşelerinde pürüzler oldu
fakat ben onların her parçasını tek tek seviyorum
çünkü onların herbiri paylaşılan sevgileri
dostlukları bana hatırlatıyor. Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım
o kalbimin içindeki yara
dolu boşluklarda bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve
oldukça da acı verir fakat hala boşturlar ve başka bir
kalplerinde bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini
böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir ve
benim hala o umutla yaşamamı sağlar.

Şimdi söyle genç adam sence hangi
kalp daha güzel ?" Genç adamın gözleri sevgi gözyaşlariyla
dolmuştu Yaşlı adama doğru yürüdü ve kalbinden genç ve
güzel bir parçayı dostça ona doğru verdi.

Yaşlı adamı kalbinde hala bir çok boşluk vardı.
Yaşlı adam gençadamın cömertçe verdiği kalbi dostlarının
olduğu bölüme yerleştirdi üzerine çentikler attı ve yerine
bir güzel oturttu. Genç adam kendi kalbine doğru baktı artık
eskisi kadar mükemmel ve pürüzsüz değildi ta ki yaşlı
adam ona kendi kalbinden eski fakat güzel bir parça
verene kadar. Sonunda genç adam ve oradaki kalabalık gerçek kalbin
güzelliğini anlamıştı.
[IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG]
Kalbi güzelleştiren onunla paylaşılan sevgi ve dostluktu.
İçinde sevgi barındırmayan ve taşımayan hiçbir
kalp gerçekten güzel olmazdı.[/COLOR][/FONT][/B]

ayten58 05.09.2009 17:11

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
teşekkür ederim mehmet abi eline kalbine sağlık çok güzel bir
paylaşımdı.

altuntas58 06.09.2009 11:45

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][I][COLOR="Red"]
Padişah acemi bir köleyle gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş geminin mihletini tutmamıştı.

Ağlamaya,inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı adam padişahın huzuruna çıktı, '' MÜSADE BUYURURSANIZ BEN ONU SUSTURURUM!'' dedi. Padişah da '' LÜTFEN LÜTFETMİŞ OLURSUNUZ!'' dedi. Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı,çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı. Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, '' BUNDAKİ HİKMET NEDİR?'' diye sordu. Yaşlı adam cevap verdi. '' KÖLE EVVELCE SUYA BATMAYI TATMAMIŞTI.GEMİDEKİ SELAMETİN KIYMETİNİ BİLMİYORDU. İŞTE HUZUR VE SAADET DE BÖYLEDİR, BİR FELAKET GÖRMEYEN KİMSE HUZURUN KIYMETİNİ BİLEMEZ.


başarı başarısızlık, iyilik ve kötülük, sıkıntı rahatlık, mutluluk mutsuzluk mutlaka tatmamız gereken hayat cilveleridir; aksi halde ömür boyu ham kalmaya ve hayat gemisinde tir tir titremeye mahkum oluruz [/COLOR][/I][/B]

Salim58 06.09.2009 12:11

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[COLOR="Blue"][FONT="Arial"]Etme Bulma Dünyası

Bir adam, karısı ve yaşlı babası. Kadın kayınpederini istememekte, huysuzluk etmekte, evin huzurunu boznaktadır.
Bir gün kocasına:
- Bey... bey.. Bezdim bezdim. Bir gün göremedim. Gençliğim gidiyor. Ya ayrılalım, babanla kal., ya da al babanı al da nereye getirirsen getir beraber kalalım. Yoksa ben gidiyorum.
Adamcağız şaşkınbiraz da sitemli bir vaziyette:
-Ne diyorsun hanım, o babam babam; öldüreyim mi, atayım mı? Kimi var bizden başka bakacak, dese de karısı ısrarda ısdrar ediyordu.
Adam baktı olacak gibi değil babasını dağa bırakmaya karar verdi. Yanına oğlunu da alarak yola koyulurlar. Babasına da:
- Baba, torununla beraber dağa oduna gidiyoruz, istersen sen de gel" der. Baba gelinin dırdırını dinlemektense onlarla beraber ağın yolunu tutar..
yola koyulu dağlara, ormanların içlerine girip bir müddet gittikten sonra, babasına:
- Baba sen burada biraz dinlen. Bizde odun toplayalım, der ve oradan ayrılırlar.
Odun toplamadan, babasını orada bırakarak dönerler.
Yolda oğlu:
- Dedemi almadık baba.
- Dedeni oraya bıraktık. Artık ihtiyarladı orada kalacak.
Torun ısrar eder:
- Dedemi isterim... . En sonunda babasına ne dese desin fayda etmeyceğini anlayan çocuk:
- Baba, sen ihtiyarladığında ben de senin gibi seni getirip dağa mı bırakacağım? der demez adamın aklı başına gelir.
ir. Babasını almaya karar verir İhtiyar, kendisini almak için yoldan geri dönen oğluna:
- Evlâdım, sen beni bırakıp gidemezsin. Çünkü ben babamı bırakmadım. Ölünceye kadar hizmet ettim.
Adam babasını alıp eve getirir.
«Bu dünya etme-bulma dünyası» diye... Sen ne yaparsan sana da onun aynısının yapılacak.[/FONT][/COLOR]

asaf~ 09.09.2009 23:53

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][I][COLOR="SeaGreen"]Yillar önce sevdim
Puslu bir eylül sabahi
Kampüs kantininde tanismistik onunla
Daha dün gibi…
Gözleri kömür karasi, sözleri gönül yarasiydi
Vurulmustum..
Koc gibi delikanli derler ya, iste tam öyleydi
Özü sözü bir, mert di, sert di, erkek di
Asik olmustum
Platonikte olsa o benim askimdi
Seviyordum…
Göz göze gelince, bogazima birseyler dügümlenir
Kekeler konusamazdim
Agzim kururdu
Titrerdim, oysa öylece bakar susardi
Ayni okuldaydik, benimle ilgilendigini hissederdim
Konusmazdi, yan yana gelirsek
Lafi ben acar beklerdim
O havadan sudan konusur, araya laf karistirir, ceker giderdi
Bazen günlerce gözükmezdi
Özlerdim…
Beni sevdigini söylemesi icin, her numarayi yapardim
Yemezdi, cay icelim derdim gelmezdi
Telefonumu verirdim aramazdi
Kitabini, notlarini alirdim, verene kadar istemezdi
Eline dokunurdum, caktirmadan cekerdi
Yalnizca kantinde yakalardim onu
Gider oturudum yanina, cay alma bahanesiyle kalkar
Dönünce tam karsima otururdu
Göz göze gelirdik, hissederdim
Beni sevdigini gözleri söylerdi, o söylemezdi
Sinirlendigini belli etmemeye calisarak
Cayi yarim birakir, sigarasini söndürür kalkar giderdi
Cildirirdim, 2000 icerdi
O hep gitti, ben hep bekledim
Böyle gecti tam 3 sene
Bir gün bitmek üzereydim, ve benim dogum günümdü
Onuda cagirmistim, herzamanki gibi gelmez diyordum
Ama geldi, ilk defa geldi
Sevincten ucuyordum, kapida onu görünce
Herseyi göze aldim, elalemin icinde boynuna sarilip
Bagira cagira seni seviyorum lan dedim seni seviyorum
Rahatlamistim, arkadaslar aptallastilar
Ben utanctan kip kirmizi, o elindeki bir tek kirmizi gülü
Uzatti bana, lanet olsun dedi, lanet olsun
Bende seni seviyorum
Göz gözeydik, agliyordu, aci bir gülümseme vardi yüzünde
Iceri bile girmedi, kapidan döndü gitti
Icimde firtinalar koptu o gidince
Yüregim aciyordu, seviyordum seviliyordum agliyordum
Gitmisti…
Aylar sonra gazetede gördüm resmini
Okulunu bitirmis, ögretmen olmustu
Güpe gündüz, yol ortasinda ögrencilerinin gözü önünde
Vurmuslar onu…[/COLOR][/I][/B]

Salim58 10.09.2009 06:43

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı, bilgeligin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.

Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.

Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu.

Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı.

Bir selamlaşmadan sonra sessiz konuşmaları başladı.

Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.

Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.

Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun içine bıraktı.

Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.

Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı [/B]

altuntas58 12.09.2009 18:22

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[IMG]http://www.edebiyatdefteri.com/resim/resimli_yazi/buyuk/43241.jpg[/IMG]

[I][COLOR="Red"]üçücük bir kızdı o, yaşamın ağırlığını yüreğinde taşıyan, her acıyla baş etmeye çalışan, insanları insan diye seven bir küçük kızdı o. İnsanların her seferinde yesede çalımlarını, genede seviyordu onları. Çünki sevginin yüceliğine inanıyordu. Sevgiyle büyüyen yüreklerin dünyayı değiştirebileceğini düşünüyordu. Ama öğrendi ki; sadece kendisinin sevmesi yetmiyormuş. Tek taraflı hiç bir şey anlam ifade etmiyormuş.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan, “Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan” diyordu dinlediği şarkıda. Ne kadar da güzel dile getirilmişti, mechule giden bir yolculuğa çıkmıştı taaki öyle bir yerde demir attığında öğrenmişti insanların tek taraflı sevgilerinin işe yaramıyacağını. Yüreğinin büyüklüğü küçük bir kız olmasına artık yetmiyordu.

Büyümesi gerekiyordu artık. O kadar acıdan o kadar darbeden sonra artık büyümesi gerekliydi. Büyümeye başladıkça etrafında gördükleri bir kez daha yakar olmuştu yüreğini. Çünki kötülükler, çirkinlikler, kalleşlikler ve değer bilmezliklerle karşılaşıyordu sevgi dolu yüreği ile.

Büyüsemiydi yoksa hala zamanı varken küçük kız olarak kalsamıydı. Aslında büyümeye çalıştı gördükleri onu her gün her dakika eziyordu. Hayatını artık çekilmez kılıyordu gördükleri. Yüreğinin derinliklerinde bağırmaya başlıyordu küçük kızın sesi. “ Yeterrrrr…. Bırakın beni, sevdiklerimle kalayım, kötülükleriniz, kalleşlikleriniz değer bilmezlikleriniz sizin olsun” diye…
Ama artık kendi bile zor duyuyordu küçük kızın sesini. Çünki insanların yaptıkları ile büyüyordu. Büyüyor ve büyüdükçe lanetler yağdırıyordu… Bu muydu büyümek. Bu muydu verdiği değerlerin karşılıklarını almak. Bu muydu sevmek. Hiçbir şey bilmek, görmek istemiyordu.

Gördükçe küçülüyor ama küçüldükçe insanların yüzlerini daha iyi görüyordu. Kapkara yüzlerle etrafa gülücükler saçan insanların yüreklerindeki kini, kötülüğü görüyordu. Ve biliyordu ki artık kimseye güvenemiyecekti. Güvensizliğinin asıl nedeni aldığı darbelerin benzerleri hala alıyor olmasıydı. Ve artık biliyordu, insanlara değer vermemesi gerektiğini ama beceremiyordu bunu. Hamuru yoğrulurken, değer vermesini, iyiliği, güzelliği ve insanlıkla birlikte yoğrulmuştu. İlk önce seveceksin denilmişti, seversen eğer sevilmeyi hak edersin demişti annesi ona hayatta kendi başına attığı ilk adımlarda.

Sevmişti ama sevilmemişti. Kalleşce oyunlar oynanmış yıkılmıştı yüreği. Yaralanmıştı ve kırılmıştı.

Sen büyüme küçük kız. Hep küçük kal. Ve sevmekten asla vazgeçme… Elbet bir gün gelir karşılığını alırsın sevginin. [/COLOR][/I]

[IMG]http://www.edebiyatdefteri.com/resim/resimli_siir/buyuk/228981.jpg[/IMG][/COLOR][/FONT][/B]

altuntas58 29.09.2009 13:35

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="DarkOrchid"]Bir kuş, soğuk kış gününde yiyecek bulabilmek için uçup duruyormuş. Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş. Çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken ordan geçen bir inek kuşun üstüne s*çmış. Kuş öyle bi sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, kalkıp ineği dövecek.. bi de bakmış ki b*kun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, donmaktan kurtulmuş. Öyle bi sevinçle ötüyomuş ki, ordan geçen bi kedi de bunun sesini duymuş ve b*ku eşeleyip kuşu çıkarmış. Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, kedi onu yemiş..

Çıkarılacak Ders

1-her üstüne s*çanı düşman sanma

2-seni her b*ktan çıkaranı dostun sanma

3-en önemlisi: B*KUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA.[/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 29.09.2009 13:50

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[COLOR="SlateGray"][FONT="Arial Black"]'GELİN KULAĞINA KÜPE'
İslâm öncesi dönemde yaşayan Ümame isimli akıllı bir kadın, kızı Ünas'ı Kinde krallarından Haris ile evlendirdiğinde, hâlâ değerini koruyan şu unutulmaz nasihatları yapmıştı: 'Kızım, eğer bir kızın ana-babasının servetinden dolayı kocasına ihtiyacı olmasaydı, senin herkesten ziyade müstağni (ihtiyaçsız) olman lazım gelirdi. Fakat öyle değil; erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır. Kızım, sen ana-babanın evinden, büyüyüp yürüdüğün yuvadan çıkıp, bilmediğin ve şimdiye kadar alışmadığın, ülfet etmediğin bir adamın evine gidiyorsun. Şimdi, onun rızasını gözetip kendisine itaat et ki, o da sana kul-köle gibi olsun; seni sevip hoşnut olman için gerekeni yapsın. Ben şimdi sana on şey söyleyeceğim. Onları kavra ve gereğince hareket eyle ki, eşinle güzel geçinebilesin:

1- Sana yiyecek ve giyecek her ne getirirse, onu yürekten kabul etmelisin; kanaat sahibi olmalısın.
2- Emrettiği uygun şeyleri yapmalı, yasaklayıp yapma dediği şeyleri yapmamalısın.
3- Evin içini ve üstünü başını temiz tutmaya dikkat etmelisin.
4- Güzel görünüp güzel kokmalısın ki, kocan senden iğrenmesin; gözünden düşmeyesin.
5- Uyuduğu ve yemek yediği vakitlere dikkat etmelisin. Bunları hangi vakitte yapmayı alışkanlık haline getirmişse, o vakitleri gözetip yemeğini ve yatağını hazırlamalısın. Çünkü açlık ve uykusuzluk insanı öfkelendirir.
6- Kocanın malını muhafaza etmeli, israf ve teleften korumalısın.
7- Onun itibarını gözetmeli, hısım ve yakınlarına da saygılı olmalısın.
8- Ona isyan etmemeli, işine muhalefette bulunmamalısın.
9- Sırrını elaleme ifşa etmemelisin. İşine isyan edersen sana kin duyar, sırrını ifşa edersen eziyet ve cefasından kurtulamazsın.
10- Kocan kederli iken ferah olmayasın, neşeliyken de keder göstermeyesin[/FONT][/COLOR]

altuntas58 29.09.2009 15:59

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Ne kadar fakir?
Bir gün çok zengin bir adam oğlunu kırsal kesime götürüp ona insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek istemişti.
Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu:
"Yolculuğumuzu nasıl buldun?
"Çok güzeldi babacığım!" diye cevap verdi oğlu.
"insanların ne kadar fakir olabileceğini gördün, değil mi?
"Evet."
"Peki ne öğrendin?"
"Şunu gördüm" dedi oğlu. "Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına kadar gelen bir havuzumuz, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim taraçamız ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar uzanıyor." Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi.
Ve çocuk ekledi:
"Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!"[/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 29.09.2009 16:02

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] Hapishanede Kılınan Namaz
--------------------------------------------------------------------------------

Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur'a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber vâliye çıkardılar.
Vâli dedi ki:
- Hepsini hapsedin!
Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
''Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!'' diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek'at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı.
Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
- Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
Müdür dedi ki:
- Bunu bilemem efendim. Yanlız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor göz yaşları döküyor.
- Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi vâlinin yanına getirdiler.
Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:
- Sizden özür.diliyorum.Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel!
Demirci de cevabında dedi ki:
-Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
- Neden gelemezsiniz?
- Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!
Akıl isen nemâzı, çün saâdet tâcıdır.
Sen namazı şöyle bil ki, mü'minin mi'râcıdır. [/B]

altuntas58 05.10.2009 16:14

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][COLOR="Purple"]


GÖL OLMAK
[IMG]http://www.resimbank.org/image-489D_4A5B433A.gif[/IMG]

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki herşeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
[IMG]http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG][IMG]http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG][IMG]http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG]

“Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle:

“Acı” diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
[IMG]http://http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG][IMG]http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG][IMG]http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG][IMG]http://i232.photobucket.com/albums/ee90/lassie_0003/Veronica/vero/dividers/8wZR9FBRotjpg.gif[/IMG]
“Tadı nasıl?”

“Ferahlatıcı” diye cevap verdi genç çırak.

“Tuzun tadını aldın mı?” diye sordu yaşlı adam,

“Hayır” diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:



“Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerinizi genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”

[/COLOR][/B][IMG]http://sl.glitter-graphics.net/pub/2348/2348998goeqoc9yqf.gif[/IMG]

Salim58 05.10.2009 16:21

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] Hayır var
İlham Öyküleri, Murat Çiftkaya

--------------------------------------------------------------------------------

Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan iitbaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.
Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
-Bunda da bir hayır var!
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.
Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
-Bunda da bir hayır var!
Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
-Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?' Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyünz meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar.
Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
-Haklıymışsın!' dedi. Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü birşeydi.
-Hayır, diye karşılık verdi arkadaşı. Bunda da bir hayır var.
-Ne diyorsun Allah aşkına?diye hayretle bağırdı kral. Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir?

-Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını düşünsene. [/B]

altuntas58 07.10.2009 13:57

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][COLOR="Red"]Bir Varmış Bir Yokmuş (delisi İle Gülünün Masalı)
Bir varmış bir yokmuş herşeyin yalan olduğu, tüm insanlığın birbirleriyle sahte ilişkiler kurduğu bir evren varmış. Bu evrende iki arkadaş yaşarmış birisi deli dolu ama yüreği sevgi dolu
(Gülünün Delisi) diğeride onun kadar olmasada olgunluğunuda kaybetmeyecek nitelikte deli sayılabilecek ve sevilmeyi hakeden biriymiş (Delisinin Gülü).

Bu iki kız arkadaşta birbirlerini tanımadan önce hayattan kendilerince çok yara almışlar çok dertlerle uğraşmışlar, birbirlerini tanıdıkça birbirlerini sevdikçe bakmışlar ki hayat güzelleşmeye başlamış, yaralarını sarmaya başlamışlar. Öyle güzel bir dostluk olmuş ki onlarınkisi kıskanılasıymış. Etrafa aldırmadan elele kolkola yürek yüreğe, iki sevgiliden daha öte yalansızca yanlışsızca ve gönülden gezmişler ve yaşamışlar arkadaşlıklarını doyasıya.. Dokuz ay gibi kısa bir sürede öyle çok şey paylaşmışlar ki her an biraradalarmış, birbirlerini iki gün görmeseler üçüncü gün birinden biri ötekinin yanına gidermiş, birbirlerine hep sözler vermişler "ne olursa olsun bizim dostluğumuz bitmeyecek, bağımız kopmayacak" diye..

Herşey çok güzel giderken birbirlerine olan yakınlığın verdiği etkiyle birbirlerine karışma hakkını bulmaya başlamışlar kendilerinde özellikle deli yürekli olan çok fazla karışmaya başlamış gülüne, etrafındaki herkesden kıskanıyormuş hemde hep merak ediyormuş "acaba kimle, eve gittimi, başına bişey gelirmi?" diye.. Hep arıyormuş, iş saatinde olduğunu bile anlayıp anlayış göstereceği yerde saçma sapan tavırlar yapıyormuş ama kendi bile farkına varamıyomruş o an yaptıklarının çünkü çok seviyormuş arkadaşını ve onu kaybetmekten çok korkuyormuş.

Tabi bu durumda artık gülünün canını sıkmaya başlamış, her insan gibi baskılar onu yıpratmış, içindeki sevgiyi köreltmiş köreltmiş yoketmiş adeta ve verdiği sözleri bile hiçe sayarak bu dostluğu hem yüreğinden hem hayatından tek kalemde silmiş.

Peki Deli`ye mi ne olmuş?
Kimi zaman arkadaşının çevresindekilere hakaretler beddualar yağdırararak kimi zaman onlardan bile özür dileyerek kimi zaman arkadaşına mesajlar atarak yada karşısına çıkıp konuşmaya çalışarak kendini anlatmaya, af dilemeye, arkadaşını geri kazanmaya çalışmış ama camdan vazo değil ki o yıpranan, kocaman hemde koskocaman bir kalp sen değiştim dedin diye düzelir mi herşey?

Artık hiç yer yokmuş gülünün hayatında delisine oysa delisi ona dermiş ki öncelerden beri; "ben sensiz yaşayamam, sen gidersen ben ölürüm" ama tüm bunları unutmuş Delisinin Gülü tıpkı yaşananlarıda unuttuğu gibi.. Tıpkı hayallerin gerçekleşebileceğini yada sonsuzluk diye birşey olduğunu da birlikte öğrendiklerini unuttuğu gibi..

Koca bebek ise tek bişey beklemiş (Gülü, ona `koca bebeğim benim` dermiş, `canımın içi` dermiş). Beklediğimi neymiş? İşte delisinin kendi kaleminden okuyalım;

"TARİH 05.09.2009 CUMARTESİ-BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM GÜLÜM
BİLİYORUM SEN HİÇ GERİ DÖNMEYECEĞİNİ SÖYLEDİN AMA HANİ BELKİ İÇİNDE SON DAMLA KIRINTILAR KALMIŞTIR BU ÖLESİ DOSTLUĞUMUZDAN DİYE KALBİMDEN GEÇMİŞTİ AMA SEN BİZ`E ŞANS VERMEDİN HANİ SENİN İÇİN CANIMI VERİRİM DEDİĞİMDE BANA GEREK YOK CANIMIN İÇİ O ZATEN BENDE DERDİN YA..

İŞTE ŞİMDİ O GERÇEKTEN SENDE, O BENDEN SANA SON HATIRA CENNET GÖZLÜM!.."
[/COLOR][/B]

Salim58 07.10.2009 14:14

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] Onu Cennet ile müjdeleyin!

Osmân bin Maz'ûn (r.a.) hazretlerinin bir oğlu vefât etdi. Ondan dolayı üzüntüsü çok olup, mahzûn oldu. Evinde oturdu. Evinde bir mescid binâ etdi. Orada ibâdet ederdi.

Resûlullah (s.a.v.) hazretleri işitip, buyurdu ki,

-Onu benim yanıma getirin. Onu Cennet ile müjdeleyin!

Sonra onu, Resûlullahın (s.a.v.) yanına götürdüler.

Resûlullah (s.a.v.) ona buyurdular ki;

- Bil, yâ Osmân ki, muhakkak Cehennemin yedi kapısı vardır. Ve Cennetin sekiz kapısı vardır. Cennet kapılarından her birine gitdiğinde, oğlunu orada görüp, Allahü teâlâdan sana şefâ'at eder hâlde olduğunu görmeğe râzı olmaz mısın!

Osmân bin Maz'ûn 'radıyallahü teâlâ anh',

- Yâ Resûlallah; râzı oldum, dedi.

Süâl edildi ki, yâ Resûlallah!

- Bizim oğullarımız da böyle olur mu?

Buyurdular ki,

- Evet olur, kıyâmete kadar ümmetimden sabr eden ve sevâb istiyen herkese de böyledir!

[/B]

altuntas58 10.10.2009 10:07

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]uzaklarda bir yerde çocuğu doğmadan kocası ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.
gelincik kadının yanından biran bile ayrılmaz. hernekadar evcil bir hayvan olmasada oldukça uysaldır. bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. günler geçer ve birgün kadın birkaç dakikalığına evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. gelincikle bebek evde yanlız kalmışlardır. aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. gelinciği ve kanlı ağzını görür anne çıldırmışcasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. tam o sırada içerden bebek sesi duyulur.. anne odaya yönelir ve odada beşiği beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.
Einstein nın söylediği gibi rivayet edilen bir söz var: insanlardaki ön yargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zor. [/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 10.10.2009 10:13

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[COLOR="DeepSkyBlue"][FONT="Arial Black"]Birlikte Yemek

Resul-i Ekrem, dostlarıyla birlikte, binek hayvanlarından iner inmez, yüklerini yere koydular, daha sonra bir koyun keserek yemek hazırlamaları için karar aldılar.
Birisi:
- Koyunu ben keserim, dedi.
Diğeri:
- Derisini ben yüzerim,dedi.
Üçüncüsü:
- Etini de ben pişiririm' diye söze katıldı.
Dördüncü:............
Resul-i Ekrem (s.a.s)

- Çölden odunu da, ben toplarım, buyurdu.

Topluluk:
- Ey Allah'ın elçisi, siz zahmet etmeyip sakin bir köşede oturursanız, biz bu işlerin hepsini seve seve yaparız,dediler.
Resul-i Ekrem (s.a.s):
- Evet, yapabileceğinizi biliyorum. Fakat Allah, 'Her hangi bir kulunun, kendi dostları ve arkadaşlarından, özel imtiyazlarla ayrılarak, seçkin bir vaziyette görünmesini sevmez' buyurdu[/FONT][/COLOR]

altuntas58 14.10.2009 12:45

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Red"][COLOR="Black"]Çocukluğumdaki Atatürk[/COLOR]


Çocukluğumdaki Atatürk deyince aklıma hep her kasım ayında okula götürdüğümüz kasımpatılar ,bir de okuduğumuz Atatürk şiirleri gelir.
Okulumuzda şiir okuma yarışmaları yapılır,ben de hep birinci olurdum. Bu yüzden tüm önemli günlerde olduğu gibi 10 kasımlarda da şiir okuma görevi bana verilir,ben de sesime etkili bir ifade vermeye çalışarak Atatürk şiirleri okurdum.
Atatürk ü sever miydim?Tabi ki severdim.
Bu anneni,babanı sevmek gibi doğal olarak bize verilmiş veya öğretilmiş bir duyguydu.
O bizi düşmanlardan kurtarmıştı.Cumhuriyeti kurmuştu.Şapka devrimi,harf devrimi falan yapmıştı,vs.
Ama Atatürk’ ü anlamam ve ona her geçen gün artan tartışmasız bir hayranlıkla bağlanmam çok sonraki yıllara dayanır.

Annemler 5 kız kardeş.Anneannem,dedem ve kızları herhalde 1956 larda falan olmalı fotoğrafçıda bir resim çektirmişler.Tüm hanımların başlarında şapkalar ve dudakların da da kopkoyu kırmızı ruj var.Ama hepsinin de ruj rengi aynı.Şimdi düşünüyorum da herhalde 1 adet rujları vardı ve son dakika hepsi dudaklarını onunla boyadılar.
Her biri eski Hollywood filmlerindeki artistler gibi duruyor.Başlarındaki şapkaların hepsi ayrı birer sanat eseri ve kimisi sağa,kimisi de sola yatırarak poz vermişler.
Küçükken ağabeyimle o resme bakıp anneme göstermeden aramızda kıkırdayarak dalga geçtiğimizi hatırlıyorum.
Eski, rengi kahverengiye dönmüş o fotoğrafta en çok garibimize giden ve ilgimizi çeken şey o şapkalar ve formlarıydı.
Şimdilerde annemin tozlu albümleri arasından o resmi bulup baş köşeye koymak isterim.Ülkem nereden nereye .....

İnsanların çarşaf giyerken kılık kıyafet devrimiyle batılılar gibi giyinmeye başladığı öğretilirdi devrimler anlatılırken.Ama siz bir cumhuriyet çocuğuysanız,zaten öyle bir ortama doğmuşsanız o büyük adamın neler yaptığını çocuk kafanızla anlamanız veya içselleştirmeniz pek mümkün olmuyor.Çocuklara bunları anlatmanın başka bir formülü olmalı.

Mesela tüm devrimler ve kurtuluş savaşı bize o yaşlarda çizgi roman olarak anlatılsaydı daha iyi olmaz mıydı?Niye öyle kitaplarımız yoktu bizim?
Hemen itiraz etmeyin şimdi. Aranızda yaşı 30 un üstünde olup ta Zagor,Teksas,Tommiks gibi kitapları okumamış olanlar var mı?
Amerika’ya gelen İngilizlere karşı yerli halkın verdiği mücadele anlatılırdı o kitaplarda. Bazılarında da bir kuzeylilerle güneyliler savaşı vardı ki,biz o kıta neresi,bu neyin savaşı bilmez ,ama çılgınlar gibi okurduk. Teksas kırmızı ceketli İngilizleri öldürdükçe o yaşta yerini bile bilmediğimiz bir ülkede kurtuluş mücadelesi veriliyor ve yerliler kazanıyor diye sevinir dururduk.
İçinde minik aşk hikayeleri bile vardı o kitaplarda.
Hatırlıyorum Tommiks kalenin kumandanının kızını çok beğenirdi.Bir de tabi tüm çocukların ilgisini çekecek hayvanlar vardı o çizgi romanlarda.
Büyülü bir dünyanın içine girerdik aslında kimin ve neyin tarihini okuduğumuzu bilmeden. Kim yazmıştır niye yazmıştır o romanları bilmiyorum. Ama şimdi düşünüyorum da keşke bizim de, bize kendi kurtuluş savaşımızı anlatan ve kahramanı Atatürk olan çizgi romanlarımız olsaydı o yaşlarda. Bir yandan eğlenir bir yandan öğrenirdik ve onu ,yaptıklarını anlayabilmemiz için yaşımızın o kadar büyümesi gerekmezdi.
Evet ,o kuşkusuz hepimizin sevdiği Atatürk’tü.Ama hangimiz o yaşlarda onun dehasını ve yaptıklarının önemini sonradan anladığımız kadar anlayabildik?
Bir insan nasıl hem iyi bir asker,hem iyi bir devlet adamı,hem de bu kadar iyi bir siyasetçi ve diplomat olabilir? İnsanın onun yaptığı şeyleri yapabilmesi için kendi halkını olduğu kadar dünyayı da çok iyi gözlemlemesi gerekir.
Mesela ben hala merak ederim..
Acaba hangi yabancı dilleri konuşuyordu? Hangi ülkelere seyahat etmişti?
İletişim olanaklarının son derece kısıtlı olduğu bir devirde Atatürk nasıl bu derece ileri görüşlü bir vizyon adamı olabilmiş ve bu kadar bilgiyi edinmiştir? Hangi kitapları okumuştur?


Karton film sevmem. Ama yıllar önce seyrettiğim Persepolis isimli karton filmi unutmam mümkün değil.Animasyon veya karton film dalında ödül almış bir çizgi film olduğu için kendimi zorlayarak gitmiştim.
İran’da yaşayan küçük bir kızın ağzından,yıllar içinde Şah dönenimden bugünlere nasıl gelindiği ve onun büyüme sürecinde neler yaşadığı anlatılıyordu. Karakterler o kadar gerçekçiydi ki,bir süre sonra karton falan olduğunu unutup filme dalmıştım.
Seneler boyu Türkiye İran olacak sözlerine itiraz edip hadi canım diye cevap veren ben,sinemadan çıktıktan sonra tüm olaylara bakışım değişmişti ve eyvah bizde de bu oluyor galiba paniği içine girmiştim.
Hala da eğer DVD si varsa herkesin o filmi izlemesini tavsiye ederim.Galiba internetten de indirmek mümkün.


Şimdiki çocukların bizim Tommiks teksaslarımız gibi çizgi romanlar okuduklarını sanmıyorum.Ama hepsi de çizgi film seyrediyorlar değil mi? TV karşısında oturup karton film seyretmeyen çocuk var mı?Hepsi de her gün adı değişen bir yığın kahramana aşık oluyor.

Küçük çocuklar için 4 –5 yaşından itibaren izleyecekleri kahramanı Atatürk olan karton filmler yapılsa fena mı olur?
Lütfen şimdi kimse bana Atatürk’ü masal kahramanı yaparak onu karikatürize etmekten falan bahsetmesin.
Böyle söyleyenlere atamızın şu sözünü hatırlatmak isterim;
‘’Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacak ama fikirlerim ilelebet payidar kalacaktır.
Gerçekten de çoğu kez şekle bakarken özü kaçıran bir topluluk olduğumuzu düşünüyorum.Burada önemli olan onun fikirlerini ve neyi niye yaptığını çocuk kafaların anlayabileceği şekilde onlara aktarmaktır.

Mesela onun bir İstikbal göklerdedir sözü vardır ve bu beni ona bağlayan en hayranlık duyduğum sözlerinden biridir.
Sanki ilerde savaşların dipçikle mermiyle değil uçaklarla, uzun menzilli füzelerle olacağını görmüş veya uzay teknolojisinin açacağı çığırı daha o zamandan tahmin etmiştir. TV, cep telefonları,internet gibi günlük yaşamımızı şekillendiren tüm iletişim araçları bir şekilde uydu sistemleri ve uzay teknolojisiyle bağlantılı değil midir?
Nasıl görebilmiştir bunları ta o yıllarda?

Çocuklarla ilgili her devrin kendi dinamikleri olduğu gibi ,ona bağlı da anlatım teknikleri olmalı.

Mesela o karton filmlerde Atatürk’ün göklere bakarak hayaller kurduğunu,uzayda uçan arabaları,ışınlanan insanları falan hayal ettiğini animasyon olarak göstersek ve sonra da gidip bu hayallerle uçak fabrikası kurduğunu anlatsak çocuklar onun nasıl bir vizyon adamı olduğunu daha kolay anlamazlar mı sizce? İstikbal göklerdedir sözünün anlamını çözmek ve ona bin kat hayran olmak için kocaman insanlar olmaları gerekmez o zaman.

Herhalde bu Atatürk’e ait mesajları ve onun yaptıklarını, kumlu bir TV ekranında insanların komik hareketlerle oynadığı o eski siyah beyaz filmleri göstererek anlatmaktan çok daha kolay anlatır bugünün çocuklarına. Atatürk olsaydı tam da böyle anlatırdı kendini o çocuklara eminim.O hep çağının ötesinde bir insandı çünkü.Kendisinin de çocuklara okuma kitaplarından öğretilemeyeceğini çoktan görüp ona göre önlemini almış olurdu.[/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 14.10.2009 13:05

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] Hangi Peygamberin Kızısın?



Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretleri anlatır:

Tâbiînden Hasan-ı Basrî hazretleri bir gün dergâhta otururken ihtiyar bir kadın gelir ve;
-Efendi hazretleri, benim bir kızım vardı öldü. Hasretine dayanamıyorum. Bana bir duâ öğret de rüyâmda görüp hasretimi gidereyim, der. Hasan-ı Basrî hazretleri gerekeni yaptıktan sonra kadın gider. Fakat kadın, ertesi gün gözleri kan çanağı gibi olduğu hâlde ağlayarak tekrar dergâha gelir. Hasan-ı Basrî hazretleri kadına;
-Niçin ağlıyorsun? diye sorunca kadın;
-Kızımı rüyâda gördüm, ama üzerine katrandan bir elbise giydirmişler cayır cayır yanıyor, cevabını verir.
Hasan-ı Basrî hazretleri ve yanında bulunanlar kendi sonlarının nasıl olacağını düşünerek ağlaşmaya başlarlar.

Aradan bir müddet geçtikten sonra Hasan-ı Basrî hazretleri, rüyâsında kendinin vefât ettiğini ve cennete girdiğini görür. Cennette gezerken muhteşem bir köşk ve önünde bir kadın görür.
O kadına;
-Yavrum sen hangi peygamberin hanımı veya kızısın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim ben, bir peygamberin hanımı veya kızı değilim. Geçen gün size gelip de sizden rüyâsında kızını görmek isteyen kadının kızıyım, cevabını verir.
Hasan-ı Basrî hazretleri;
-Kızım annen senin Cehennemde yandığını söylemişti. Hâlbuki sen yüksek makamlardasın. Bu makâma nasıl ulaştın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim biz kabir hayâtında beş yüz elli kişi azâb görüyorduk. Bir mümin kabristana gelip on bir İhlâs, on bir Felak, on bir Nâs sûresini okudu. Kabristanda yatan müminlerin ruhlarına bağışladı. Allahü teâlâ bize azâb eden meleğe; “Benim âyetlerim ve adım hürmetine burada bulunan ve azâb görenleri affettim. Onlara azâb etmeyin ve birer makam verin” buyurdu. Onun için bu makâma geldim cevabını verir...”

Netice olarak, ölen yakınlarımızı seviyorsak, onları üzecek kötü amellerden sakınmamız ve onlara dua etmemiz, sadaka vererek, hayır, hasenât yaparak imdatlarına koşmamız lazımdır... [/B]

altuntas58 08.11.2009 12:43

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"]Cumartesi Geceleri

Cumartesi geceleri böyledir işte... Yorgundur ve herşeyden kaçmak ister..
En fazla yük bu gecededir diye düşünürüm hep!
Öyle ya özeldir cumartesi geceleri.. . Sadece adına adanır! İnsanlar eğlenmeye çalışır, bütün haftanın yorgunluğunu atmaya çalışır! Bu yük ağırdır cumartesi gecesi için! Birşey kötü gitmeye dursun, başlar hemen kendini kasmaya..! Ya beklentiler olmassa? Endişelenir.. Endişelenir..
Benim adım cumartesi gecesidir.. Hakedileni vermem gerekir; diye düşünür düşünür...

Ve "cumartesi" geceleri hep yorgundur...

Yorgundurrrrr yorgundur...



İşte cumartesi kendine bu kadar anlam yüklediğinden beri;
geceler karanlıktır...


Karanlıktırrr karanlıktır[/FONT][/B]

altuntas58 15.11.2009 13:59

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[IMG]http://img74.imageshack.us/img74/3589/34803d6b2bd7e76cca727dbrq0.jpg[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Zamanın birinde bir karga varmış...Bu karga herkes çalışırken yan yatar gökyüzünde pervasızca uçarmış..Yine bir gün bu karga pervasızca uçarken semada yerde çok güzel bir Gül görmüş...Karganın beyni bulanmış gözleri kararmış ve o günden sonra yemeden içmeden kesilir olmuş.Sizin anlayacağınız hikaye buya bizim bed sesli karga güle aşık olmuş.[/COLOR][/FONT][/B]

[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"][/COLOR][/FONT][/B]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Her gün karga gülün yanına gidip ona o bed ve kötü sesiyle şarkılar söyler,iltifatlar eder , ağlar ,yakarır yanıp tutuşurmuş.gel zaman git zaman bu olay ormanların kralı aslanın kulağına gitmiş.Aslan önce inanmamış tabi ama sonra mecbur kalmış oda inanmaya.Bu olaya hiddetlene aslan yardımcılarına hemen haber vermiş.' Gidin ! O kargayı bana bulun !' demiş.[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Sonunda kargayı bulmuşlar ve aslanın huzuruna çıkartmışlar.Aslan önce bir süzmüş kargayı sonra : " Sen misin güle aşık olan o densiz? hıh sen kargasın gül senin neyine ? sen nasıl olurda benim ormanımın kanunlarını bozarsın?Güle ancak bülbül aşık olur.Sen neyine güveniyorsun?? Hem ben duydum gül seninle hep dalga geçiyormuş ,ne zaman yanına gitsen dikenlerini batırıyormuş sana " demiş.[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Karga önce mahcubane hali ile boynu bükmüş yüzü kızarmış ve bir an cesaretini toplayım söz istemiş aslan dan.oda bakmışki karga ciddi izin vermiş son kez konuşmasına.Karga başlamış :" Hürmetli kralım siz dersiniz ki sen ucube bir kargasın güle aşık olmak neyine ? Doğrudur , ama şunu unutmayınız ki benim de bir kalbim, benimde bir canım vardır.Benim kimseye zararım olmamış ki ben sadece sevmişim hemde hiç bir karşılık beklemeden sevmişim ne yapayım suç mu? Ha bide dersiniz ki "gül seninle hep dalga geçiyor sana hep dikenini batırıyor" doğrudur batırır ama bana batırır.Bakın heybetli kralım bunla ilgili size bir hikaye anlatayım[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]" Zamanın birinde leyla ile mecnun varmış o dönemin kralı sizden yüce olamsın sarayını bahçesine bir yapıt yaptırmak istemiş.bu inşaatdada bizim mecnun çalışıyormuş.Öğlen servisi olmuş işçiler yemek almak için sıraya dizilmişler ve yemeğide Leyla dağıtıyormuş.Sıra Mecnuna gelince leyla kepçeyle mecnunun kafasına vurmuş.Mecnun sıraya tekrar girmiş , Leyla tekrar vurmuş kepçeyle mecnunun kafasına derken bu olay 3_4 sefer süre gelmiş.En sonun da mecnun un arkadaşı demiş ki " Yav Mecnun sen ne kadar yüzsüzleştin böyle,kız sana hem yemek vermiyor hemde bu kadar kişinin arasında kafana kepçeyle vuruyor sen yinede sıraya tekrar giriyorsun " demiş.Mecnun da o arkadaşına bakıp " Bak kardeş burada en az 80 kişiyiz ama leyla bu kadar kişin içinden birtek benim kafama vuruyor.demekki bunda da var bir hayır" demiş[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Kargada hikayesini bitirdikten sonra krala bakmış ve :"Yaa kralım işte böyle ,bakın bu ormanda binlerce bülbül var bu gül onlara diken batırmıyor ama birtek bana karga olduğum halde birtek bana dikenini batırıyor. Demekki bundada bir hayır var kralım"demiş..[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]

[IMG]http://img5.dreamies.de/img/939/b/13sznk01703.gif[/IMG]

benek 15.11.2009 15:32

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
Altuntaş kardeş, bu hikayeyi nerden buldum çok anlamlı, teşekkürler

[QUOTE=altuntas58;482164][IMG]http://img74.imageshack.us/img74/3589/34803d6b2bd7e76cca727dbrq0.jpg[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Zamanın birinde bir karga varmış...Bu karga herkes çalışırken yan yatar gökyüzünde pervasızca uçarmış..Yine bir gün bu karga pervasızca uçarken semada yerde çok güzel bir Gül görmüş...Karganın beyni bulanmış gözleri kararmış ve o günden sonra yemeden içmeden kesilir olmuş.Sizin anlayacağınız hikaye buya bizim bed sesli karga güle aşık olmuş.[/COLOR][/FONT][/B]

[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"][/COLOR][/FONT][/B]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Her gün karga gülün yanına gidip ona o bed ve kötü sesiyle şarkılar söyler,iltifatlar eder , ağlar ,yakarır yanıp tutuşurmuş.gel zaman git zaman bu olay ormanların kralı aslanın kulağına gitmiş.Aslan önce inanmamış tabi ama sonra mecbur kalmış oda inanmaya.Bu olaya hiddetlene aslan yardımcılarına hemen haber vermiş.' Gidin ! O kargayı bana bulun !' demiş.[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Sonunda kargayı bulmuşlar ve aslanın huzuruna çıkartmışlar.Aslan önce bir süzmüş kargayı sonra : " Sen misin güle aşık olan o densiz? hıh sen kargasın gül senin neyine ? sen nasıl olurda benim ormanımın kanunlarını bozarsın?Güle ancak bülbül aşık olur.Sen neyine güveniyorsun?? Hem ben duydum gül seninle hep dalga geçiyormuş ,ne zaman yanına gitsen dikenlerini batırıyormuş sana " demiş.[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Karga önce mahcubane hali ile boynu bükmüş yüzü kızarmış ve bir an cesaretini toplayım söz istemiş aslan dan.oda bakmışki karga ciddi izin vermiş son kez konuşmasına.Karga başlamış :" Hürmetli kralım siz dersiniz ki sen ucube bir kargasın güle aşık olmak neyine ? Doğrudur , ama şunu unutmayınız ki benim de bir kalbim, benimde bir canım vardır.Benim kimseye zararım olmamış ki ben sadece sevmişim hemde hiç bir karşılık beklemeden sevmişim ne yapayım suç mu? Ha bide dersiniz ki "gül seninle hep dalga geçiyor sana hep dikenini batırıyor" doğrudur batırır ama bana batırır.Bakın heybetli kralım bunla ilgili size bir hikaye anlatayım[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]" Zamanın birinde leyla ile mecnun varmış o dönemin kralı sizden yüce olamsın sarayını bahçesine bir yapıt yaptırmak istemiş.bu inşaatdada bizim mecnun çalışıyormuş.Öğlen servisi olmuş işçiler yemek almak için sıraya dizilmişler ve yemeğide Leyla dağıtıyormuş.Sıra Mecnuna gelince leyla kepçeyle mecnunun kafasına vurmuş.Mecnun sıraya tekrar girmiş , Leyla tekrar vurmuş kepçeyle mecnunun kafasına derken bu olay 3_4 sefer süre gelmiş.En sonun da mecnun un arkadaşı demiş ki " Yav Mecnun sen ne kadar yüzsüzleştin böyle,kız sana hem yemek vermiyor hemde bu kadar kişinin arasında kafana kepçeyle vuruyor sen yinede sıraya tekrar giriyorsun " demiş.Mecnun da o arkadaşına bakıp " Bak kardeş burada en az 80 kişiyiz ama leyla bu kadar kişin içinden birtek benim kafama vuruyor.demekki bunda da var bir hayır" demiş[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Kargada hikayesini bitirdikten sonra krala bakmış ve :"Yaa kralım işte böyle ,bakın bu ormanda binlerce bülbül var bu gül onlara diken batırmıyor ama birtek bana karga olduğum halde birtek bana dikenini batırıyor. Demekki bundada bir hayır var kralım"demiş..[/COLOR][/FONT][/B]
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/139.gif[/IMG]

[IMG]http://img5.dreamies.de/img/939/b/13sznk01703.gif[/IMG][/QUOTE]

altuntas58 15.11.2009 17:24

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[QUOTE=benek;482178]Altuntaş kardeş, bu hikayeyi nerden buldum çok anlamlı, teşekkürler[/QUOTE]

[B]Beğendiğiniz için ben teşekkür ederim[/B]

altuntas58 19.11.2009 21:31

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]Sevgi Kelebegi

[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]

Birak Sevgi Seni buLsun


Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük
bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm
sevgisini paylasir.


[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]

Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine
hayran... birakamaz bir türlü... Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar,
çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz
onu... Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir...
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]


Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ... Kelebegine
son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine
dogru...
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]

Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek
yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz... Aklinda adam, o çiçek
senin bu çiçek benim dolasir saatlerce... Adam bir kelebege sevdali, bakip
durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta...

[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]
Böylece kelebek sunu anlar:
BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR
AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR ...
Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ
...


[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]
O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya
baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG
BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR ...


Adamsa sevdasini koyar simsicak avuçlarina; kelebegin yerine...
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG]
Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da
yanlis... Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni
zamanda düsüncelerine de...

Birak SEVGI seni bulsun...
[IMG]http://www.gifanimasyon.com/ayirac12/113.gif[/IMG][/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 14.12.2009 13:00

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[COLOR="DarkGreen"][FONT="Arial Black"]Ateş Lazım Oldu


Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dana hazretleri daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:

- Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?

- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

- Ne işin vardı cehennemde?

- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.

- Peki, getirdin mi bari?

- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.[/FONT][/COLOR]

altuntas58 17.12.2009 17:58

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Red"]
Üzucu Hikaye



Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.

Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok…Odaları gezdi bir bir…yok…yok…yok…Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden.”korktuğum başıma geldi kesin aldatıyor beni” diye düşündü………Tanıdığı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı.” hep seninim…hep senin kalacağım…”yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttuğu içki kadehini sıktığının farkında bile değildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duyduğunda ancak farketti elinin acıdığını ve kan içinde kaldığını açtı telefonu

ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi …….. beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ……….. hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi öğrenebildik hemen gelebilirmisiniz?

Adam yığıldı olduğu yere yanlış duymuş olabilirmiydi.”kesin sevgilisi dövdü” dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra “gidip yüzüne tükürmeliyim”diye düşündü.Fırlayıp çıktı sokağa attığı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu…Hastaneye ulaştığında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldığı odanın numarasını öğrendi artık biliyorduki anlatılan doğruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktığını hatırlamıyordu.Kapıya geldiğinde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istediğini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne eğdi “başınız sağolsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlığın acısıylamı yoksa sevdiği içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.

Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini eteğini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek “doğum gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte “çok beğenmiştin bu tazağı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım” yazılı bir kağıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı…saatti bu.Yine bir yazı. “eve geleceğin zamanlar,geç kaldığın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın” en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları “son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayacağız.Bizli nice yıllara aşkım”

Genç kadın,eşi için seçtiği hediyeleri,doğum gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı mağazaya dönüşte şarjı bittiği için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti…
[/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 18.12.2009 09:38

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[COLOR="Sienna"][FONT="Arial Black"]Gerçek anlaşılınca... [/FONT][/COLOR]



[B]Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna:
- Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:
-Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım, diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise;
- Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise;
-Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete vardır, diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci grup;
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise;
-Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık diye sitem ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup ise:
- Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.

İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.
Kafir olan;
- Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik,ebedi cehennemden kurtulsaydık,
Mümin, fakat az sevabı olan;
-Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.
Mümin,çok sevabı olan ise;
-Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim,oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım... diyeceklerdir. [/B]


[COLOR="Blue"][FONT="Arial Black"]Rabbim bu misallerden ders almak nasip etsin... [/FONT][/COLOR]

altuntas58 18.12.2009 10:11

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] KULAĞIMDAN GELEN SESLER[FONT="Arial Black"][COLOR="RoyalBlue"]
herkese selamlar ben ankaradan yazıyorum adım sehat
25 yasındayım başıma öyle bir oly geldi ama düşmanımın basına gelsin istemem bundan yaklasık 3 ay önce kurban bayramından 10 gün sonra felandi gece saat 3-4 gibi idi kulagımdan gelen bir sesle büyük bir hışımla yerimden kalktım sağ kulagımın iç kısmı ile beyin arasında sanki bir boşluk varda o boşlukta bir köpek havlayıp duruyordu adedeta şok geciriyordum birden aklıma sanki öldümde kabir azabı cekiyorum bir an hiç gitmeyecekmiş gibi gel di ses. kendimi küçülmüş aşağılanmış hissettim.
allahım dedim beni biran önce cehennemine atta bu azabı yaşatma.dedim. bildigim dua ve sureleri okumaya calıştım.
en iyi bildiğim duaları bile birbirine karıştırdım. neyiseki biraz rahatladım ve seste yavaş yavaş kaybolmaya başladı. bunun sebebini cok düşündüm. işledigim büyük günahlar coktu. kul hakkından tutta zinaya kadar her türlü şeyi yapmarı zararsız olarak düşünüyordum.
ama şimdi manevi hayatım tümüyle değişti. bilmemki allah dualarımı kabul edermi günahlarımı affedermi ama içimde hala büyük bir korku var. aceba kabir hayatım hep böylemi olacak. Allaha şükürler olsunki hidayete erdim. huzurluyum da şu kul hakkını yediklerimle nasıl helalleşecem bilemiyorum. içimdeki en büyük sıkıntı o. kardeşler şu kadarını söyluyorum islamı en iyi sekilde yaşayıp iyi anlamanızı tavsiye ederim. şimdi yazacak olsam hangisini yazayım. ALLAHA emanet olun..[/COLOR][/FONT][/B]

SsİiVvAaSsLlIı 18.12.2009 10:14

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
Yalnızlık

Bu sabah yine hayata gözlerimi açtım. Yine yaşıyorum. Ama hayat bir başka geldi bana bu sabah. Dikkatimi bir sessizlik çekti bugün. Çok sessizdi sokaklar, çok sessizdi etraf... Pencereden dışarı baktım etrafta kimse yok. Koskoca şehir bomboş ve etrafta hiç kimse yok... Sanki hayat durmuş gibiydi ya da benim için öyle. Sonra canım sıkıldı ve dışarı çıktım. Yürüdükçe yalnızlığı daha çok hissettim. Attığım her adım yalnızlığa atılıyordu ve beni daha çok düşündürüyordu. Yine yalnızım dedim kendi kendime. Çünkü yine kimse yoktu yanımda. Artık her şey bir başka görünüyordu bana. Her şeyde bir yalnızlık görüyordum, her şeyde bir gerçeği görüyordum; Nasıl ki yalnız doğduysam, yine yalnız öleceğim yanımda hiç kimseyi, hiçbir şeyi götürmeden...
Zaman insana çok şey öğretiyormuş bunu zamanla anladım. Her insan bir şekilde yalnızlıkla karşılaşıyor ve yalnız kalıyorlarmış. Yalnızlık tek arkadaşım oldu. Çünkü her acımda, her gözyaşımda yani kısacası her şeyde yanımda oldu. Bunu bugün anladım ve Bugün yalnızlıkla tanışma günümüz...

EyüphanAydın 18.12.2009 13:31

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]Adamın biri, ilk defa gittigi küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuga:
- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum.
Çok yakın oldugunu söylediler.
Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sag tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocugun da yabancı olmasına ragmen bunu nasıl anladıgını sormuş ister istemez.
Çocuk:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- iyi ama, demiş adam. Bunların parktan degil de tek bir agaçtan gelmedigi ne malum?
- Tek bir agaçtan bu kadar yogun koku gelmez, diye atılmıs çocuk. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
Adam, gözlerini hafifce kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kagıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmış onun kör oldugunu. Çocuk, ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettigini.
Işıga hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
- Üc yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok ozledim ki.
Sizinkiler saglam öyle degil mi?
Adam, çocugun tarif ettigi yerde bulunan fırına yönelirken:
- Artık emin degilim, demiş. Emin oldugum tek sey, benden iyi gördügündür [/B]

altuntas58 22.12.2009 14:52

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[IMG]http://img220.imageshack.us/img220/2788/mevlanaor7.jpg[/IMG]
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Navy"]
(Mevlana)

Konya'da halka vaaz eden Hazreti Mevlânâ bir ara der ki:

-Sizler hep iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun! Sakın kötülerle yüz yüze göz göze gelip de kötülüklerinde cesaret vermeyin!

Ne var ki, halkı kötülere karşı böyle uzak durmaya çağıran Mevlânâ, söylediklerinin aksini yaparCivarda ne kadar kötü bilinen varsa hepsiyle de yüz yüze, göz göze diyalog kurup sohbeti tercih ederBir gün yine kötü bilinen bir adamın dükkanında yüz yüze sohbet ettiğini gören cemaatten biri, dışarıda beklemeye başlarMaksadı camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak

Nitekim Mevlânâ dükkandan çıkıp da yolda yürümeye başladığı sırada arkasından erişen öfkeli adam sorusunu şöyle sorar:

-Sen değil miydin kürsüde, iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun diyen?

Mevlânâ tereddüt etmeden cevap verir:

-Evet, bendim! Öfkeli adam:

-Öyle ise nedir bu çelişkili halin, der? Kötülerle yüz yüze, göz göze diyalogdan geri kalmamakta, onlarla hep beraber olmaktasın Mevlânâ şaşırtan cevabını şöyle verir:

-Ben yetmiş iki buçuk milletin kötüleriyle beraberim!

Büsbütün çileden çıkan adam:

-Zaten der, sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz Sözünüzle özünüz bir olmuyor
-Ben bu sözünle de beraberim, diyen Mevlânâ şöyle devam eder:

-Doğru olan, sözüyle özü bir olmaktırKürsüde ne söylüyorsa sokakta da öyle olmaktır Yalnız der, benim sözümle özüm birdir Çelişki yoktur davranışlarımda

Şöyle açıklar kendi özel durumunu:

-Ben sırtında gül yaprağı taşıyan bir hamal gibiyimVardığım yerlere gül kokusu yayarım Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar Şu benzetmeyi de ekler sözlerine:

-Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde bilgi şimşekleri çakar, ilim sohbetleri aydınlatır ortalığı Vardığı yeri aydınlatacak bilgi nuruna sahip olmayanlar, girmesinler aydınlatamayacakları karanlık yerlere!

Hiç beklemediği mantıklı bir açıklama ile karşılaşan öfkeli adam düşünmeye başlar Neden sonra onun da söylendiği duyulur:

-Demek ki der, bilgi yükü taşımayanlar varmasınlar kötülerin yanlarına Çünkü bilgileri yoktur ki bilgisizlik kokusunu bastırsınlar, ilim, irfan nurları yoktur ki cehalet karanlıklarını aydınlatsınlar

Sözlerini şöyle bağlar:

-Şimdi anlıyorum ki der, bilgisizlere düşen, kötülerden uzak durmak, bilgi sahiplerine düşen de kötüleri kendi hallerine bırakmayıp irşat etmek Zaten der, sorumluluk duygusu taşıyan doktorlar hastalardan uzak kalamazlar, muhtaçları şifalı ilaçlardan mahrum bırakamazlar(Mevlana)

Konya'da halka vaaz eden Hazreti Mevlânâ bir ara der ki:

-Sizler hep iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun! Sakın kötülerle yüz yüze göz göze gelip de kötülüklerinde cesaret vermeyin!

Ne var ki, halkı kötülere karşı böyle uzak durmaya çağıran Mevlânâ, söylediklerinin aksini yaparCivarda ne kadar kötü bilinen varsa hepsiyle de yüz yüze, göz göze diyalog kurup sohbeti tercih ederBir gün yine kötü bilinen bir adamın dükkanında yüz yüze sohbet ettiğini gören cemaatten biri, dışarıda beklemeye başlarMaksadı camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak

Nitekim Mevlânâ dükkandan çıkıp da yolda yürümeye başladığı sırada arkasından erişen öfkeli adam sorusunu şöyle sorar:

-Sen değil miydin kürsüde, iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun diyen?

Mevlânâ tereddüt etmeden cevap verir:

-Evet, bendim! Öfkeli adam:

-Öyle ise nedir bu çelişkili halin, der? Kötülerle yüz yüze, göz göze diyalogdan geri kalmamakta, onlarla hep beraber olmaktasın Mevlânâ şaşırtan cevabını şöyle verir:

-Ben yetmiş iki buçuk milletin kötüleriyle beraberim!

Büsbütün çileden çıkan adam:

-Zaten der, sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz Sözünüzle özünüz bir olmuyor
-Ben bu sözünle de beraberim, diyen Mevlânâ şöyle devam eder:

-Doğru olan, sözüyle özü bir olmaktırKürsüde ne söylüyorsa sokakta da öyle olmaktır Yalnız der, benim sözümle özüm birdir Çelişki yoktur davranışlarımda

Şöyle açıklar kendi özel durumunu:

-Ben sırtında gül yaprağı taşıyan bir hamal gibiyimVardığım yerlere gül kokusu yayarım Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar Şu benzetmeyi de ekler sözlerine:

-Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde bilgi şimşekleri çakar, ilim sohbetleri aydınlatır ortalığı Vardığı yeri aydınlatacak bilgi nuruna sahip olmayanlar, girmesinler aydınlatamayacakları karanlık yerlere!

Hiç beklemediği mantıklı bir açıklama ile karşılaşan öfkeli adam düşünmeye başlar Neden sonra onun da söylendiği duyulur:

-Demek ki der, bilgi yükü taşımayanlar varmasınlar kötülerin yanlarına Çünkü bilgileri yoktur ki bilgisizlik kokusunu bastırsınlar, ilim, irfan nurları yoktur ki cehalet karanlıklarını aydınlatsınlar

Sözlerini şöyle bağlar:

-Şimdi anlıyorum ki der, bilgisizlere düşen, kötülerden uzak durmak, bilgi sahiplerine düşen de kötüleri kendi hallerine bırakmayıp irşat etmek Zaten der, sorumluluk duygusu taşıyan doktorlar hastalardan uzak kalamazlar, muhtaçları şifalı ilaçlardan mahrum bırakamazlar

Konya'da halka vaaz eden Hazreti Mevlânâ bir ara der ki:

-Sizler hep iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun! Sakın kötülerle yüz yüze göz göze gelip de kötülüklerinde cesaret vermeyin!

Ne var ki, halkı kötülere karşı böyle uzak durmaya çağıran Mevlânâ, söylediklerinin aksini yaparCivarda ne kadar kötü bilinen varsa hepsiyle de yüz yüze, göz göze diyalog kurup sohbeti tercih ederBir gün yine kötü bilinen bir adamın dükkanında yüz yüze sohbet ettiğini gören cemaatten biri, dışarıda beklemeye başlarMaksadı camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak

Nitekim Mevlânâ dükkandan çıkıp da yolda yürümeye başladığı sırada arkasından erişen öfkeli adam sorusunu şöyle sorar:

-Sen değil miydin kürsüde, iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun diyen?

Mevlânâ tereddüt etmeden cevap verir:

-Evet, bendim! Öfkeli adam:

-Öyle ise nedir bu çelişkili halin, der? Kötülerle yüz yüze, göz göze diyalogdan geri kalmamakta, onlarla hep beraber olmaktasın Mevlânâ şaşırtan cevabını şöyle verir:

-Ben yetmiş iki buçuk milletin kötüleriyle beraberim!

Büsbütün çileden çıkan adam:

-Zaten der, sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz Sözünüzle özünüz bir olmuyor
-Ben bu sözünle de beraberim, diyen Mevlânâ şöyle devam eder:

-Doğru olan, sözüyle özü bir olmaktırKürsüde ne söylüyorsa sokakta da öyle olmaktır Yalnız der, benim sözümle özüm birdir Çelişki yoktur davranışlarımda

Şöyle açıklar kendi özel durumunu:

-Ben sırtında gül yaprağı taşıyan bir hamal gibiyimVardığım yerlere gül kokusu yayarım Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar Şu benzetmeyi de ekler sözlerine:

-Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde bilgi şimşekleri çakar, ilim sohbetleri aydınlatır ortalığı Vardığı yeri aydınlatacak bilgi nuruna sahip olmayanlar, girmesinler aydınlatamayacakları karanlık yerlere!

Hiç beklemediği mantıklı bir açıklama ile karşılaşan öfkeli adam düşünmeye başlar Neden sonra onun da söylendiği duyulur:

-Demek ki der, bilgi yükü taşımayanlar varmasınlar kötülerin yanlarına Çünkü bilgileri yoktur ki bilgisizlik kokusunu bastırsınlar, ilim, irfan nurları yoktur ki cehalet karanlıklarını aydınlatsınlar

Sözlerini şöyle bağlar:

-Şimdi anlıyorum ki der, bilgisizlere düşen, kötülerden uzak durmak, bilgi sahiplerine düşen de kötüleri kendi hallerine bırakmayıp irşat etmek Zaten der, sorumluluk duygusu taşıyan doktorlar hastalardan uzak kalamazlar, muhtaçları şifalı ilaçlardan mahrum bırakamazlar[/COLOR][/FONT][/B]

Salim58 22.12.2009 15:04

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]HALİFENİN GÖMLEGİ [/B]


[COLOR="RoyalBlue"][FONT="Arial Black"]Ömer ibni Abdülaziz, halifeliği zamanında, bir gün minberde, söylevle meşguldü. Minberin yakınında olan, bir grup halk, konuşması esnasında halifenin zaman zaman elini götürüp, gömleğini hareket ettirdiğini görüyorlardı. Bu hareket orada bulunan ve dinleyenlerin dikkatlerini celbetti. Hepsi kendi kendilerine, neden halifenin konuşma esnasında, elini gömleğine götürüp, hareket ettirdiğini soruyorlardı.

Toplantı tamamlanarak sona erdi. Araştırıldıktan sonra belli oldu ki halifenin, kendisinden öncekilerin Beytülmaldan yaptıkları israfı telafi etmek ve müslümanların Beytülmalın gözetlemek için, bir taneden fazla gömleği olmadığı için yeni yıkanmış gömleğini tekrar aynısını giymişti şimdi de, daha çabuk kurusun diye, hareket ettiriyordu[/FONT][/COLOR].

EyüphanAydın 22.12.2009 15:08

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]Daha Büyük Keramet mi Olur?[/B]

Azîz Mahmûd Hüdâyî bir gün, Sultan Ahmed Hanla sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tâzelemek istedi. İbrik ve leğen getirdiler. Pâdişâh hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu döktü. Sultan Ahmed Hanın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı.

Vâlide Sultan kalbinden;

"Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin bir kerâmetini görseydim." diye geçirmişti.

Bunun üzerine Mahmûd Hüdâyî, Vâlide Sultan'ın gönlünden geçenleri anlayarak; "

Hayret! Bâzıları bizim kerâmetimizi görmek isterler, Halîfe-i rûy-i zemîn'in elimize su döküp, muhterem vâlidelerinin havlu hazırlamasından daha büyük kerâmet mi olur?" buyurdu.

EyüphanAydın 22.12.2009 15:08

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]Papaz ve Hz. Ali (r.a)
[/B]
Hz. Ali r.a. ordusu ile harbe gitmekteyken uğradığı son bir kaç konak yerinde su bulamaz. Sonunda bir kilise görür ve o yana yönelirler. Kiliseye varır su isterler.

Kilisedekiler:

-10 mil uzakta su var.

Hz. Ali r.a.

- Oraya gitmeye gerek yok şurayı kazın.

İşaret edilen yer kazılır. Büyük bir taş ortaya çıkar. Uğraşırlar uğraşırlar değil taşı kaldırmak oynatamazlar bile.

Hazret-i Ali r.a. gelir. Mübârek parmaklarını taşın altına sokarlar, sanki bire tüy misali kalkar. Taşın kalkmasıyla beraber saf, tatlı ve soğuk bir su fışkırır. Sevinç ve şükürle sular içilir, kaplar dolar.

Kilisenin Papazı diğer kilisedekiler uzaktan onları seyretmektedirler, durumu görünce, Sevinç içinde Hz. Ali'nin huzûruna gelir ve sorarlar:

-Peygambermisiniz?. Yoksa...

-Hayır ben peygamber değilim, ama son peygamberin dâmâdı ve halifesiyim!

Papaz hemen kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olup şöyle der:

-Ey mü'minlerin emiri! Bu kiliseyi, bu taşı kaldıran zâtı bekleyip görmek için yapmışlardır. Kitaplarımızda yazar, büyüklerimiz anlatırdı; burada bir kuyu vardır. Üzerindeki taşı peygamber veya onun Halifesi kaldırabilir. Bu taşı sizin kaldırdığınızı görünce, yıllardır beklediğim arzuya kavuştuk.

Hazret-ü Ali buyurdu ki:

-Allahü teâlâya hamd olsun!

Ve râhib orduya katılıp, şehit olmak saâdetine kavuşur.

Salim58 22.12.2009 15:54

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]Endonezya nasıl Müslüman oldu? [/B]


[COLOR="RoyalBlue"][FONT="Arial Black"]Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:
- Hangi kumaştan sattın?
-Şu kumaştan efendim.
-Metresini kaça verdin?
-On akçeye.
-Nasıl olur?" diye hayret etti,
-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?

Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.
-Ne demekti hakkını helâl et?
Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu:
-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?
-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman'ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.
Kral,
-İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm'ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu.

250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya'nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı. Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık: "Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir." Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi.

Kaynak : Mehmet Paksu, İman Hayata Geçince[/FONT][/COLOR]

EyüphanAydın 22.12.2009 22:27

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]Eski zamanlarda kadınlara düşkün olan bir padişah varmış.
Terasında otururken, vezirinin terasındaki bi cariye gözüne ilişmiş.
Cariye uzun boylu, kara gözlü, ay parçası gibi bir kızmış.
Ertesi gün vezirini bi bahane ile ülke dışına göndermiş. Ve vezirinin evine gitmiş.
Cariye gelenin padişah oldugunu anlamış, hürmetle ve buyuk bir nezaketle ağırlamış.
Padişah cariyenin bu inceliginden çok hoşlanmış. Cariyeye açılmış.
Cariye de "isterseniz bunları yemek yerken konuşalım" demiş.
Padişah hayli memnun olmuş. Cariye mutfaga giderken padişahın görebileceği bir yere ahlak kitabı koymuş. Cariye mutfaktayken padişah kitabı okumuş ve yaptıgından utanmaya başlamış.
Cariye sofrayı hazırlamış. 90 çeşit ayrı ayrı yemekler sunmuş.
Padişah her birinden yemiş ve cariyeye "bunların herbiri arklı yemekler ama tatları aynı" demiş.
Cariye de "padişahım, tüm kadınlar farklı farklı oldukları halde tatları aynı değil mi?" diye sormuş.
Padişan cariyeden özür dileyerek, büyük bir utanç içinde vezirinin evinden ayrılmış.[/B]

EyüphanAydın 22.12.2009 22:27

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B] Sevgi Ve Güzellik


"Bebegimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumusak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeginin minik yüzünü görmek için kundağını açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya basladi.

Bebeğin kulakları yoktu...

Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmedigi, sadece görünüsü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula basladi. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı.

Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; Ağlayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..."

Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafindan seviliyordu ve oldukça da basarili bir ögrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı.Annesi, her zaman ona

"Genç insanların arasina karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreginde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.Delikanlinin babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;

"Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu.

Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. Iki yıl geçti bir gün babası "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi.Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçmisti, bir gün babasına gidip sordu:

"Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım... Bir şey yapabilecegimi de sanmıyorum" dedi


Babası, "fakat anlaşma kesin, şu anda ögrenemezsin, henüz degil..."

Bu derin sır yillar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açıga çıkma zamanı geldi... Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavasça annesinin başına elini uzanttı; Kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye dogru itti; annesinin kulakları yoktu."Annen hiçbir zaman saçın kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babasi "..ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?" Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!
Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir...Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!"
[/B]

Salim58 23.12.2009 06:35

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]'GELİN KULAĞINA KÜPE' [/B]


[COLOR="DarkGreen"][FONT="Arial Black"]İslâm öncesi dönemde yaşayan Ümame isimli akıllı bir kadın, kızı Ünas'ı Kinde krallarından Haris ile evlendirdiğinde, hâlâ değerini koruyan şu unutulmaz nasihatları yapmıştı: 'Kızım, eğer bir kızın ana-babasının servetinden dolayı kocasına ihtiyacı olmasaydı, senin herkesten ziyade müstağni (ihtiyaçsız) olman lazım gelirdi. Fakat öyle değil; erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır. Kızım, sen ana-babanın evinden, büyüyüp yürüdüğün yuvadan çıkıp, bilmediğin ve şimdiye kadar alışmadığın, ülfet etmediğin bir adamın evine gidiyorsun. Şimdi, onun rızasını gözetip kendisine itaat et ki, o da sana kul-köle gibi olsun; seni sevip hoşnut olman için gerekeni yapsın. Ben şimdi sana on şey söyleyeceğim. Onları kavra ve gereğince hareket eyle ki, eşinle güzel geçinebilesin:

1- Sana yiyecek ve giyecek her ne getirirse, onu yürekten kabul etmelisin; kanaat sahibi olmalısın.
2- Emrettiği uygun şeyleri yapmalı, yasaklayıp yapma dediği şeyleri yapmamalısın.
3- Evin içini ve üstünü başını temiz tutmaya dikkat etmelisin.
4- Güzel görünüp güzel kokmalısın ki, kocan senden iğrenmesin; gözünden düşmeyesin.
5- Uyuduğu ve yemek yediği vakitlere dikkat etmelisin. Bunları hangi vakitte yapmayı alışkanlık haline getirmişse, o vakitleri gözetip yemeğini ve yatağını hazırlamalısın. Çünkü açlık ve uykusuzluk insanı öfkelendirir.
6- Kocanın malını muhafaza etmeli, israf ve teleften korumalısın.
7- Onun itibarını gözetmeli, hısım ve yakınlarına da saygılı olmalısın.
8- Ona isyan etmemeli, işine muhalefette bulunmamalısın.
9- Sırrını elaleme ifşa etmemelisin. İşine isyan edersen sana kin duyar, sırrını ifşa edersen eziyet ve cefasından kurtulamazsın.
10- Kocan kederli iken ferah olmayasın, neşeliyken de keder göstermeyesin[/FONT][/COLOR]

altuntas58 23.12.2009 11:33

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[IMG]http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/04/coban.jpg[/IMG]

[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Red"]
Çoban Ve Elma Ağacı Hikayesi

Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için
yaylaya çıktığında, tepeye yakın bir elma
ağacının altında dinlenir ve eğer
mevsimiyse, onunla konuşarak; "Hadi
bakalım evlâdım, bu ihtiyarın elmasını ver
artık!" der ve en güzelinden, en
olgunundan, Allahü teâlânın izniyle bir
elma düşerdi Yaşlı adam onu küçük bir
tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık
ettikten sonra, babasından kalan Kurân-ı
kerîmini okumaya koyulurdu Çoban, bu
ağacı 20 yıl kadar önce diktiğinde sık sık
sular, bunun için de abdest suyundan
geriye kalanı kullanırdı Elma ağacı kısa
zamanda serpilip, meyve vermeye
başlamıştı O zamanlar genç olduğundan
uzandı mı, elmayı şıp diye koparırdı
Fakat aradan geçen bunca yıl içinde, beli
bükülüp boyu kısalmış, ağacınki ise
büyüyüp yükselmişti



Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip
namazını kıldığı bir gün, yemek yapmak
için yine elmasını istedi Ancak nedense
birşey düşmemişti Sonra bir daha, bir
daha tekrarladı isteğini Bir türlü
gelmiyordu Gözyaşları, beyaz sakalını
ıslatırken, yavrusu ilk defa reddediyordu
kendisini Çobanın güçsüz bacakları da
vücudunu taşıyamaz olmuştu artık
Hayvanlarını usulca toplayıp yayla evine
doğru yöneldiğinde, gökteki hilâli farketti
Çocuklar gibi sevinerek, geri dönüp
ağacın yanına koştu ve ona şefkatle
sarılırken, hıçkıra hıçkıra ağlayıp şöyle
diyordu:

"Yâ Rabbi! Şu unutkan ihtiyarı af et! Bu
günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu,
gafletimden anlayamadım[/COLOR][/FONT][/B]

[IMG]http://www.e-yasamrehberi.com/photo/meyva_agaclari/meyva_images/elma.jpg[/IMG]

EyüphanAydın 23.12.2009 11:54

Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
 
[B]Tebessüm masum

Küçük kız,hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.Bu hava içinde yakın zamanda kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırlayarak ona bir not yazdı ve yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki,her öğle yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.Garson kız,ilk kez aldığı bu bahşişin bir kısmını akşam eve giderken her zaman köşebaşında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öğle ama öğle minnettar oldu ki...İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti.Karnını ilk defa böyle doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki odanın yolunu ıslık çalarak tuttu.Öğle neşeliydi ki bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce kucağına aldı.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu.Sıcak odada yorulasıya kadar koşturdu durdu.
Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı,bir yangın başlıyordu.Dumanı koklayan köpek öğle bir havlamaya başladı ki,önce fakir adam uyandı.sonra bütün apartman halkı....
Anneler,babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp,ölümden kurtardılar.....Ve hiçbiri bilmiyordu ki,onları bu yangından kurtaran köpeğin oraya gelmesine küçük bir tebessüm sebep olmuştu.[/B]


WEZ Format +2. ?uan Saat: 14:35.

Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.


Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.