Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar

Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar (http://www.sivaslilar.net/forum/index.php)
-   Şiirler (http://www.sivaslilar.net/forum/forumdisplay.php?f=38)
-   -   Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri (http://www.sivaslilar.net/forum/showthread.php?t=31281)

LeyL 01.10.2009 16:06

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B]Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır Cevabımın şiddetinden susuyorum![/B]

LeyL 01.10.2009 16:06

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="Red"]Bize gerici diyenler nereden biliyorlar gerici olduğumuzu, yoksa gerilerinde damgamız mı var? N F K...[/COLOR][/B]

LeyL 01.10.2009 16:07

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="Red"]Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?
N.F.K[/COLOR][/B]

LeyL 01.10.2009 16:07

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B]Neye Yaklaşsam, Sonu Uzaklık ve Kırgınlık....Anladım ki yok Allah'tan başkasıyla yakınlık..... [/B]

LeyL 01.10.2009 16:07

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="DarkSlateBlue"]TEK KELİME
ne var ki pazarlıga girişecek ecelle;
sermayem tek kelime,ALLAH azze ve celle.. [/COLOR][/B]

LeyL 01.10.2009 16:08

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="Magenta"]Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes,
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es![/COLOR][/B]

LeyL 01.10.2009 16:08

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="Green"]KUDRET
kudret ONUN;gayrında ne mecal var,ne tüvan
alim ilmıne yansın ,pazısına pehlıvan... [/COLOR][/B]

LeyL 01.10.2009 16:08

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="DarkOrange"]AŞK
Rabbım Rabbım bu işin bıldım neymış turkçesi
SENIN aşkın ateştır ateşin gul bahçesi [/COLOR][/B]

LeyL 01.10.2009 16:09

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B]ANNEME MEKTUP
Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.


Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.


Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim

Necip Fazıl Kısakürek
[/B]

LeyL 01.10.2009 16:09

Cevap: Üstad Necip fazıl KISAKÜREK şiirleri
 
[B][COLOR="Green"]ESSEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVÂSİ[/COLOR]



Sonsuzluk plânının irşad kutbu...
Ferdî - Muhammedî hakikat vârisi...
Tesbihin son tanesi...
Benim kurtarıcım, müjdecim, mürşidim, şeyhim, nurum, ruhum, canım, efendim, topyekûn hayatım...

Kelimeler dize gelsin!..


Onun için, dize gelmiş kelimelerle ayrı bir eser yazdım: «O ve Ben»...
Kapkaranlık dünyanın bütün kapıları kapanırken, Büyük Kapı’yı bekleme nöbeti kendisine gelen, büyük, büyük; kullara ve bağlılara mahsus bütün büyüklerin üstüste bindikçe yanında küçük kaldığı, büyük Allah dostu...

Kelimeler dize gelsin!..
[COLOR="Green"]BENİM EFENDİM![/COLOR]

Efendim! Benim Efendim! Benim, güzellerin güzeli Efendim!

Vaktiyle: «keşke bu kadar zeki olmasaydın!» buyurduğun adamın beynini, zerre zerre kıskaca alıp atom gibi çatlattıkları bu hengâmede, eminim ki, her dem beraberimde, her ân baş ucumdasın...

Kaç milyon baba ve kaç milyon anne, senin milyarda birin eder? Sen benim böyle bir şeyimsin! Babamla anneme Allah'ın bana tattırdığı varlık şevkine vesile oldukları için bağlıysam, sana da, bu ölçünün ebedî hayat mikyasiyle perçinliyim... Düşünsünler farkı!..

Seni, Bağlum köyündeki, namsız ve nişansız çukurunda, bembeyaz ve taptaze bir kefene bürülü, esmer ve pembecik teninin hiç bir noktası tozlanmamış ve paslanmamış, derin gözlerin ebediyete çevrili, Allah'ı zikrederken görüyorum.

Yirmidokuz yıl değil, ikibin dokuzyüz yıl değil, sayılar boyunca devirler gelip geçse, üzerinden zaman geçmiyecek velîlerdensin sen... Ruhun gibi kalbin de mahfuz... Kalıbın orada; fakat ruhaniyetin, Allah'ın izniyle her tarafta ve benim yanımda...

•

Benim güzel Efendim!

Baş ucumdasın, biliyorum; ama ben ne yapayım ki, dünya zindanı içinde, ayrıca beş hassemin zindanında kapalıyım ve seni göremiyorum.

Hayatta biricik gayem, yaşarken ölümü delmek ve öteye geçmek gayesinin; o, anahtarını Kapı'yı açmak üzere senin elinden aldığım gayenin, henüz, «Anahtar hangi elle tutulur ve nereye yerleştirilir?» hakikatinden bile uzak bir müflisiyim. Hakikatte müflis, sadakatte müflis, gayrette müflis, her şeyde müflis... Bendeki, sadece, dağdan geçerken, tepesinde çadır kuran, şimşekleri arkadaşlarına anlatmaya yeltenici sümüklü bir mahalle çocuğu ağzı; o kadar...

Ama bu Kapı'ya beni köpek diye yazan, bu gemiye paspas diye alan sen, kabûl etmez misin ki, «O Kapı'nın köpeği» ve «O geminin paspası» olmak rütbesinin üstüne bu dünyada pâye yoktur?
Kendimi, fikirde, san'atta, şunda bunda, dünyanın en büyük adamı görmek, bilmek, göstermek, bildirmek isterdim; tek, O Kapı'nın köpeğine mahsus derece belirsin diye... Sana ve senden, bağlı olduğum O'na devretmek için...

•

Gûya seni yazdım; atom ve füze devrindeki, inkâr ve ihtilâç asrındaki mâverâ kılavuzunu anlatmaya savaştım, gûya...

Soluk bir kumaş üzerinde hâreli lekeler güneşi ne kadar gösterebilirse, bu kargacık, burgacıklar da seni o derecede anlatabilir.

Eğer bu arada, kendimden, nefsimden birçok şey kattımsa, yine hâreli lekelerin güneşe bağlı olmasından; ucunda sen varsın, diye. Bu ölçü dışında, nefsim için, kendi başına ele aldığım tek nokta bulunduğunu sanmıyorum.

Seni tanıyıncaya kadar hayatım, sana yaklaşmanın, uzaklıkta yaklaşmanın saadeti; seni tanıdıktan sonra da senden uzaklaşmanın, yakınlıkta uzaklaşmanın felâketi içinde, bütün teferruatiyle senin...

Hayatım sensin!..

•

Aç bana Kapı'yı, artık aç!.. Allah'tan izin iste ve ardına kadar aç!.. Ebediyen köpeğin olarak kendi köpekliğimden çıkayım ve insan olayım...

Allah izin verirse eğer, O Kapı'dan içeriye, topyekûn insanoğlunun; atom ve füze devrinde, inkâr ve ihtilâç asrında muhtaç olduğu fikir ve ruh hamulesini kervanlaştırıp geçireyim...

Bu, senin papucunu silmekten daha değersiz bir hizmettir kapıya...

•

Kapının içini hayâl ediyorum.

Hüzmeleri ebediyet boyunca mesafeleri ışıldatan projektörler altında, fil dişi kaldırımlardan sonsuz bir cadde... Şehrah... Bu şehraha açılan ve nisbet ölçülerinin her biriyle ayrı istikametlerden gelen nâmütenahi yol... Yollarda, ellerini yüksekliklere kaldırmış, yalınayak ve başı kabak, çığlık içinde bir insanlık... Ve tepede caddenin yokuş başında billûrdan pırıl pırıl kurtuluş beldesi... Ebedî safâ şehri...

Bunun da rüyasını görmüştüm:

İhtilâlden bir iki ay evvel, Ankara'da, boğazıma kadar kötülüğe batmış, yatağa girdiğim bir gece, rüyamda Efendi Hazretleri... Yüzü fevkalâde müteessir, başını sallıyor:

— Çok sıkılacaksın, çok sıkılacaksın!.. Sonunda...

Sonunda, adet bildirerek şu kadar servetim olacağını söylüyorlar...

İşte!..

Daha sonun sonuna gelmedik.

•

İmân edeceklerdir ki, bu yollara düşecekler...

Ve ölmeden öleceklerdir ki, şehraha girecekler...

Ve beldeye ulaşacaklar...

Ve beldenin merkezinde bir saray...

İçinde Allah'ın Sevgilisi ve etrafında... Has oda sırrının emanetçisi «Altun Silsile» kahramanları...

•

Benim Efendim!

Çocukluğumda ve ilk gençliğimde, masal gibi bir rüya ikliminden topladığım karanlık ve karışık haberlerin, apaydınlık ve dümdüz gerçeğini bana sen verdin...

Şimdi bırakacak mısın beni, bir solucan gibi toprak üstünde sürünmeye...

Bilip de câhil, anlayıp da unutkan, görüp de kör, duyup da hissiz kalmanın felâketine düşmeyeyim!..

•

Sabah namazlarına kalkamamanın, yığılıp kalmanın, sızıp silinmenin acısiyle döğündüğüm bir gece, (1 Nisan 1961, Cumartesi, sabaha karşı) güneşin doğmasına tam 23 dakika kala, sol elime, tak, tak, tak, üç kere vurup beni dehşetler içinde yerimden fırlatan ve içinde tek telkin ve nefsimi aldatma hissi bulunması imkânsız bu harika karşısında aklımı çatlatan sen değil miydin?..

Bu tecelli karşısında büsbütün köpekleşmiş, son nefesime kadar Kapı'nın köpek kulübesinde ve o köpeğe mahsus liyakat şartları içinde kalacağıma söz veren benim!..

•

Çarklar işlemekten aşındı, vadeler dolmaktan çatladı. Akşam oluyor... Bir mızrak boyu kaldı, benim de hayat güneşimin batmasına...

Ne olursam, bu bir mızrak boyu zaman içinde olacağım...

Allah'tan af istiyorum. Allah'ın Sevgilisinden ve bütün Silsileden teker teker suçlarımın bağışlanmasını istiyorum.

•

Benim avuçlarımdan süzülen, işte o kaynaktan aldığım sudur; ve bu suyun eğer bulanık bir tarafı varsa nefsime, nurânî özü de O'na aittir.

Bugünün, yeşillikler ve pırıltılar içinde suyu arayan ceylân gençliği o pınara koşsun!..

O'na

Benim efendim!
Ben sana bendim!
Bir üfledin de
Yıkıldı bend’im.
Ben ki, denizdim,
Dağbaşı bendim.
Şimdi sen oldun,
Âleme pendim.
Benim efendim!


Benim efendim,
Feza levendim!
Ölmemek neymiş;
Senden öğrendim.
Kayboldum sende,
Sende tükendim!
Sordum aynaya;
Hani ya kendim?
Benim efendim!



Benim efendim!
Emri yüklendim!
Dağlandım kalbden
Ve mühürlendim.
Askerin oldum,
Başta tülbendim;
Okum sadakta,
Elde kemendim.
Benim efendim.

1978 [/B]


WEZ Format +2. ?uan Saat: 03:34.

Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.


Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.