![]() |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Ayşe ÇETİNKAYA–12 Haziran 1980
Adana Karataş yolu üzerinde bulunan Yün taş iplik fabrikasında işçi olarak çalışıyor ve buradaki MİSK’E bağlı sendikanın kadın işçi temsilciliğini yapıyordu. 31 yaşındaydı olay günü akşam saatlerinde evine gelerek kimliklerini gizlemek suretiyle kapıyı açtıran komünist militanlar tarafından kurşunlanmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi Adana asri mezarlığına defnedildi. Bilge ÖZSOY–1980 Kayserinin Talas nahiyesinde ülkücü bir ailenin 2 (iki) yaşındaki kız çocuğuydu olay günü Konya'nın Karapınar ilçesine bağlı Emirgazi kasabasında lisenin tarih dersi öğretmenliğini yapan ÜLKÜ-BİR mensubu babası ve ev hanımı olan annesi ile birlikte gittikleri Konya'da bindikleri dolmuştan bir grup komünist militan tarafından indirilerek ailece dövüldükleri sırada başına isabet eden tekmeler neticesi olay yerinde şehit oldu. Cenazesi memleketinde toprağa verildi. Fahriye ALTINOK–25 Haziran-1980 İstanbul Gaziosmanpaşa MHP ilçe kadın kolları başkanıydı. 50 yaşında olup evli ve iki çocuk annesiydi. Kocası da Gaziosmanpaşa MHP ilçe başkanlığını yürütüyordu. Olay günü öğle saatlerinde Ramide bulunan evlerine baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından kocası ve kızıyla birlikte kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi aşiyan mezarlığına defnedildi. Figen ÇÖKTÜ–27 Ağustos 1980 Adananın Karataş ilçesine bağlı yemişli köyündendi. 20 yaşında olup ailesiyle birlikte Adananın Şehit Duran mahallesinde oturuyordu. Komünistlerin baskıları sebebiyle devam ettiği Ticaret lisesini yarıda bırakmış ÇUKOBİRLİK genel müdürlüğünde memur olarak çalışıyordu. Olay günü geç saatlerde evlerine giren iki komünist militan tarafından kurşunlanarak. Şehit edildi. Cenazesi köyünde toprağa verildi. Hanife FENDOĞLU–17 Nisan 1978 Malatya belediye başkanı Hamit Fendoğlu'nun geliniydi 22 yaşında olup iki çocuk annesiydi olay günü kayınbabasına gelen bir paketin patlaması neticesi kayınbabası ve 2 çocuğu ile birlikte parçalanarak şehit oldu. Şahadeti sırasında 8 aylık hamileydi ve kocasıda Gaziantep de vatani görevini yapmaktaydı. Cenazesi Malatya'nın bulgurlu köyünde toprağa verildi. Mürüvvet KEKİLLİ–12 Eylül 1980 Adanalı olup 44 yaşındaydı. Evli ve 5 çocuk annesiydi halk türküleri ses sanatçısıydı ülkücü hareketin şölen ve gecelerinde kitleleri coşturan türküler söylüyor ayrıca plak kaset ve sahne çalışmalarına devam ediyordu. Adana MHP il kadınlar kolu başkanıydı 16 Ağustos günü sabahleyin Sucuzade mahallesindeki evine baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından vurularak ağır yaralandı. Uzun müddet tedavi görmesine rağmen kurtarılama***** Adana askeri hastanesinde şehit düştü. Cenazesi Adana Karşıyaka asri mezarlığına defnedildi. Bu uğurda şehit düşen tüm Ülküdaşlarımıza Allah' tan rahmet diliyoruz, ruhları şad olsun. [COLOR="Red"][B] Biz satmadik Davayi ,Ülküda$lari ...Biz bu Ömrü Helal ya$adik ![/B][/COLOR] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Ruhları Şad olsun
Mekanları Cennet olsun... |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Mamak cezavinde öldürülen HÜSEYİN KURUMAHMUTOĞLU ANISINA....
Çekildik mavzersiz siperlere, Tahta tabutlara sığmamıştı kocaman adamlar Tıpkı öldürülmek le bitirilemeyenler, Ağızlarında geveleyip durdukları Altı üstü bir ölüm fermanıydı korkularına Korktukları için milat düşemediler, Ve bilinmez zemheri soğuklarına astılar yalnızlıklarını Biçare ellerinden kara kazanlar yakıldı, Ay tam dokuz parça cam kırığı kesti gecenin en mahrem yerinde Yüreğimize çizdiğimiz kocaman adam resimlerini, Mezarlar dardı nasıl sığardı bu kocaman adamlar bu mezara Ayaklarını bükerek koydular, tahta tabutun içine, Yüreklerini binlerce yıl öpmeye kıyamadığımız..yiğitleri… Ve o kahrolası pislik elleriyle üzerlerine attıkları toprak Bile şikayetçiydi onlardan. toprak hastı, toprak temizdi, Toprak özdü, toprak asıldı Ve iki gözdü, hücreden dışarıya süzülen sigara dumanında Ve bir hücum borusu çaldı, yada biz öyle anladık,, Tavşan uykularımızı da battaniye altına saklayıp fırladık ranzalardan Kafasına aldığı bir dipçik darbesiyle hastaneye kaldırıldı Hüseyin, Bir Ulubatlı hasan daha vuruldu yüreğimizin HAYBER kalesinde 14 Temmuz 1987. Bir yiğit, bir şehit gömdük toprağa. Çekildik mavzersiz siperlere, gözyaşı dondu bir temmuz öncesinde Kalakaldık, bir Nuh tufanı öncesini yaşarken çağdaş nemrutlar Yine soframıza döküldü kıblesiz ellerden aş… evlere naaş………….. Dört gün sonra geldi Hüseyin’in elbisesi içi boş, Alıp götürmüşler; incecik fidanı toprağa dikmişler, Vay benim anam, vay benim babam, vay ipe sapa gelmez sevdam…. Deprem görmüş kentler gibi yıkılıyoruz, gelin taşıyın enkazımızı…… Sonra öğrendik, Bir sabah namazı Başında takkesi,Takke yasak, Namaz kılıyormuş Hüseyin, o gönül iklimlerinde Yön kıble, gönlünü kaptırmış Mevla’ya Hiçbir şey den habersiz, dünyadan uzak Kafasını aldığı bir hain dipçik darbesi Hazreti ALİ ‘yi vuran el vurmuş Hüseyin’i Yer kahrolası Mamak, cezaevi Dünya işkence tarihinin tek canlı adresi Ülkücü düşmanı katil, nü resimleri çizedursun Korkularına park yeri sahillerde Dokuzları kim anar, Hüseyin’imi kim anar ……………………………………………………………………………….. Bu gün benim doğum günüm, Hey be koca dünya, Al basmalı dostları aldın yanına, İki koca düş gördüm, İki serçe havalandı yerden, Birileri çıkıp geldi gecenin bir yarısında, Bir şehidin yarasına bin tabip getirdiler, Bizim bildiğimiz tabiplere benzemiyorlardı O şehidi tutup incitmeden Aslolan memleketine götürdüler, Sahi sen bizim oralara hiç geldin mi? Yaylalara çıkıp serin sularından içtin mi? Eski yollar var bilir misin, ıssız, sessiz, kuş uçmaz, kervan geçmez bir orman kenarında yıkık taşları bir mezarlık var inler cinler cirit atar, hele bir yaklaş o mezarlıklara biraz otur, bir mezarın başına, Bir kutlu haber gelir kulağına, Burası Çanakkale, burası Dumlupınar, Hasretliğin büklüm, büklüm açılan perdesi, Ölümsüzlük şerbetinin içildiği yer burası Burada hesap yok, burada mizan yok, Önde hazreti HAMZA ardında yiğitleri Ne ölmesi be, ölmek de ne gam Bak hala dimdik, hala hepsi ayaktalar, Hala kan sızıyor yaralarından, Hepsi orda toplanmış, bir müjdeli haber dolaşır Ve onlara her gün yüzlerce yiğit karışır,. …………..tepemde bir ses var..beynimi kurcalar haydi arkadaşlar sayım var…………. Çekip yüzümüze öfkenin aradığı adresini, Yürüyoruz upuzun maltasına cezaevinin… Aradan yıllar geçiyor içimizdeki batmış gemiler vuruyor Kimsesizliğin adı adresi olmayan sahillere, Hani benim kimliğim, hani sessizliğimizin Kalem kıran elleri, Bir çift turna gördüm,, bizim ellerde Daldım bir banliyö treninde, gidiyorum Mamak ta inecek vardı……….! Eyvah geçirdik durağı geç kaldık…… Sabah ola hayrola,,,,, Lütfi Kireçci |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
bu vatan uğruna ölen herkesin her kesimin ruhları şad olsun....
|
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Korkaklık yok!
Döneklik yok! Uyuşukluk yok! Teslimiyet yok! MİLLET VAR BİZ VARIZ!BİZ VARSAK MİLLET VAR! (''''''''MUHSİN YAZICIOĞLU'''''''''''') |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Sen yalnız değilsin gökler ve yerler,
Vallahi… Billahi… Seninle şimdi. Seksenbin evliya, doksanbin pirler, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi Yeşil Tuna dertli, akışı usul! Azerbeycan, Kırım, Kafkasya, Musul, Yedi iklim gardaş… cihan velhasıl, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi. Yükünü idrak et! Ecdadın, atan, Gönlünde İslâmın imanı yatan, Edirne`den Kars`a koskoca vatan, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi. Söyletmeyin beni hey gidi hey hey… Yusuf Kaya, ilk göz ağrım Ruhi bey, Son gurbet şehidi Necati ağabey, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi. Haşatlı`lar, Gün`ler dizdik o safa. Tarih şahit, Kur`an öpüp üç defa, Kellesini ipe veren Mustafa Vallahi… Billahi… Seninle şimdi. Elbet bir gün biter çekilen dertler. Zindanlarda çile çeken yiğitler, Saymakla tükenmez cümle şehitler Vallahi… Billahi… Seninle şimdi. Evlât vermiş anaların sızısı, Dul kalan gelinin kara yazısı, Ülkücü şehidin yetim kuzusu, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi Kim bilir ne kadar, sığmazki dile, Say sayabilirsen, kaç ehl-i çile, Kırk çatal yürekli Muhsin`im bile, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi Ozan Arif, düşmeyecek bu tuğum. Geri çıksın kim diyorsa ben yoğum. Ankara`dan selam salmış Başbuğ`um, Vallahi… Billahi… Seninle şimdi OZAN ARif . |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B]idam edilmiş Mustafa Pehlivanoğlu
Kaç kez öleceğiz yabancılığımıza Şehir müsveddesi yerlerde, Kim tutabilir ellerinden, Statükoya baş kaldıran şiirleri, Med cezir vakti kan kıpırdıyor Yüreğimiz acılar denizinde dalga kıran, Bizde konukseverliği muzdarip Leylalar, Mecnunlar çölünden avare kalmış Uzaklara sürdüğüm genç ömrüm, Ölüm kamp kurmuş kirpiklerimin ucuna, Yaşamak efsanelerden dökülen bir nehir, Kaçacak yer yok..don kişot iklimlerden, Gök bakır kurusu, yer kir,,, Çıkamıyoruz dalkavuk seyirlerinden, Her taraf karga dolu, renk cümbüşü aynalar… Kaçıncı matinesindeyiz hayatın, Ne zaman kopacak oynadığımız film Kimler yazar senaryoyu, başrolde oynayan kim, Figüranlar nasıldır, iyi oynar mı rolünü, Beynimin baştan sona bozulan ritmini, Sehpalara götürecek düş benim…. Öyle kolay olmamalı Vurdum duymazlığımıza park etmemeli domuzlar Bir göç mevsimine tanık olmamalı güller, bir mezarın içinden çıkar diye ölüler, Üstü doldurulmasın gök taşlarıyla, Hiçbir şeyin sahipsizliğini ilan edemez kimse Cebinde taşıdığı beş kuruş etmez cüzdanıyla Efkarımı sarmaya bir antep tütünü yetmez elbet, Ulusta duyduğum bir haberse kızıl kıyamet, Bir gazetede okudum..idam edilmiş Mustafa Pehlivanoğlu Gençlik parkına varmadan tutuldu ayaklarım.. Yanımda yol firarisi arkadaşım Aynı koğuşta birlikte kaldık uzunca zaman, Keşke bizimle firar etseydi aman Allah’ım aman Bir sağdan bir soldan asalım demiş ****nin biri, Kendi cinnet repertuarıma kaçacak yer bulamazken Yolumuzu kesen haydutların saç tellerinden Bir tek kıl koparsam hatıra diye saklardım belki, Şimdi ben nasıl unuturum, Mustafa pehlivanoğlu’nu Ardından onu yalnız bırakmayan sekiz fidanı, Çatlarsa çatlasın gökyüzü, isterse yarılsın yer, Bu yara beni deşer, bu yara beni yer, Gayrı dayanamam düşerim bu hasretten, Alıp başımı giderim bu yerlerden, Giderim süngülerin adam asmadığı bir ülke getirin bana, Giderim süngülerin düşlere girmediği bir düş getirin bana, Dokuz gül getirin bana başka bir şey istemem, Dokuzların yaşındayım, Dokuzların yasındayım, Güller serpiyoruz mezarlarına, rahat uyuyun bile diyemiyoruz… SİZLERİ ASLA UNUTMUYORUZ…! UNUTMAYACAĞIZ……….. ARKADAŞLARINIZ Lütfi Kireçci Ruhu Şad olsun... Ve yazan kaleminize selam olsun... Yaşatmak İçin Can Veren Bir Kahraman Mustafa PEHLİVANOĞLU Ankara'nın balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak askeri Cezaevi'nde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara merkez kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedildi. MUSTAFA PEHLİVANOGLU'NUN İDAMINDAN ÖNCE ANASINA VE BABASINA YAZDIĞI MEKTUP Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980[/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B]idam edilmiş Mustafa Pehlivanoğlu
Kaç kez öleceğiz yabancılığımıza Şehir müsveddesi yerlerde, Kim tutabilir ellerinden, Statükoya baş kaldıran şiirleri, Med cezir vakti kan kıpırdıyor Yüreğimiz acılar denizinde dalga kıran, Bizde konukseverliği muzdarip Leylalar, Mecnunlar çölünden avare kalmış Uzaklara sürdüğüm genç ömrüm, Ölüm kamp kurmuş kirpiklerimin ucuna, Yaşamak efsanelerden dökülen bir nehir, Kaçacak yer yok..don kişot iklimlerden, Gök bakır kurusu, yer kir,,, Çıkamıyoruz dalkavuk seyirlerinden, Her taraf karga dolu, renk cümbüşü aynalar… Kaçıncı matinesindeyiz hayatın, Ne zaman kopacak oynadığımız film Kimler yazar senaryoyu, başrolde oynayan kim, Figüranlar nasıldır, iyi oynar mı rolünü, Beynimin baştan sona bozulan ritmini, Sehpalara götürecek düş benim…. Öyle kolay olmamalı Vurdum duymazlığımıza park etmemeli domuzlar Bir göç mevsimine tanık olmamalı güller, bir mezarın içinden çıkar diye ölüler, Üstü doldurulmasın gök taşlarıyla, Hiçbir şeyin sahipsizliğini ilan edemez kimse Cebinde taşıdığı beş kuruş etmez cüzdanıyla Efkarımı sarmaya bir antep tütünü yetmez elbet, Ulusta duyduğum bir haberse kızıl kıyamet, Bir gazetede okudum..idam edilmiş Mustafa Pehlivanoğlu Gençlik parkına varmadan tutuldu ayaklarım.. Yanımda yol firarisi arkadaşım Aynı koğuşta birlikte kaldık uzunca zaman, Keşke bizimle firar etseydi aman Allah’ım aman Bir sağdan bir soldan asalım demiş ****nin biri, Kendi cinnet repertuarıma kaçacak yer bulamazken Yolumuzu kesen haydutların saç tellerinden Bir tek kıl koparsam hatıra diye saklardım belki, Şimdi ben nasıl unuturum, Mustafa pehlivanoğlu’nu Ardından onu yalnız bırakmayan sekiz fidanı, Çatlarsa çatlasın gökyüzü, isterse yarılsın yer, Bu yara beni deşer, bu yara beni yer, Gayrı dayanamam düşerim bu hasretten, Alıp başımı giderim bu yerlerden, Giderim süngülerin adam asmadığı bir ülke getirin bana, Giderim süngülerin düşlere girmediği bir düş getirin bana, Dokuz gül getirin bana başka bir şey istemem, Dokuzların yaşındayım, Dokuzların yasındayım, Güller serpiyoruz mezarlarına, rahat uyuyun bile diyemiyoruz… SİZLERİ ASLA UNUTMUYORUZ…! UNUTMAYACAĞIZ……….. ARKADAŞLARINIZ Lütfi Kireçci Ruhu Şad olsun... Ve yazan kaleminize selam olsun... Yaşatmak İçin Can Veren Bir Kahraman Mustafa PEHLİVANOĞLU Ankara'nın balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak askeri Cezaevi'nde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara merkez kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedildi. MUSTAFA PEHLİVANOGLU'NUN İDAMINDAN ÖNCE ANASINA VE BABASINA YAZDIĞI MEKTUP Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980[/B] [CENTER][IMG]http://img36.imageshack.us/img36/6817/metn.gif[/IMG][/CENTER] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
dönen dönsün ben dönmem yolumdan fatihalar yasinler bitmez karadenizde fatihalar yasinler bitmez sivasta
|
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B][COLOR="Red"]Ant; ölüme dirliğe
Ant; dirlikte birliğe Ant; erdeme erliğe Mayalandı umutlar, Dirilecek Bozkurtlar...[/COLOR] Uzun zamandan beri ilk defa bir tahliye veriyorduk. -İnşallah farkına varmazlar, diyordu Velican. Cezaevi infaz savcılığı tahliye tarihimi yanlış hesaplamış, on aylık bir sapmayla, erken bırakılıyordum. Defalarca hesap yaptık, evet idare şaşırmıştı. İki firar ve birçok isyandan dolayı yanan infazımın on aylık bölümü görünmüyordu. Gardiyanlar iki gün sonra bırakılacağımı söylediler. Hapishanede arkadaşlar arasında ihtiyatlı bir bayram havası esmeye başladı. Bende ise yaşayamadığım buruk bir sevinç vardı. On yılı aşkın bir süredir doğudan batıya kadar bir çok cezaevinde birlikte olduğumuz can'larımdan ayrılıyordum. Biz bu kahramanlarla birlikte neler görmüştük neler. Değil seneleri ayları, saniyeleri bile parça parça yaşadığımız, o karanlık dehlizlerde birbirimize destek olarak ne savaşlar vermiştik. O akşam büyük bir hücrede hep beraber toplanmamıza idare göz yumdu. Son geceyi İhsan Barutçu ve Erdoğan Tağın’la altı ay beraber kaldığımız hücrede hepimiz toplanarak geçirdik. Sohbet ederek sabaha kadar oturduk. Herkes birşeyler konuşuyordu, sanki hapishanede ki ilk zamanlarımızdı. Bu insanlara bakarken, âdeta son çeyrek yüzyılın tarihini görüyordum, o gül yüzlerinde. Ülkemizin etrafı ABD ve RUSYA tarafından ve onların içerdeki ortakları tarafından kuşatılmış, bir avuç vatanperver ülkücü de bu haçlı kuşatmasını kırarak, cennet yurdumuzu felaha çıkarmıştı. Velican, arkadaşları dikkatle dinliyor fakat lafa hiç girmiyordu. Benimle göz göze gelince de tebessüm ediyor ve sağ yanağında hafif bir gamze oluşuyordu. On yıl önceki günlerimiz sanki dün gibi canlanmaya başladı hafızamda. Velican ondört yaşında, pol-der'li vatan hainleri tarafından yakalanarak ve bir nice işkenceden sonra tutuklanmış, Sağmalcılar taş medresesine kapatılmıştı. Yaşı küçüktü ama o bir devdi, bir ülkü devi. Sarsarak köprüleri Devler geçti bu yollardan: Dudaklarında Hun Türküleri. Şair onu tarif ediyordu şüphesiz. Dedesi Osman Batur uçağa kement atmıştı Türkistan dağlarında. Çinlilere karşı amansız bir savaş yapan bu büyük kumandanın destanları hâlâ yaşar o kutsal topraklarda. Sağmalcılarda rahmetli Zeytin dayıdan dinlemiştim Osman Batur'un kahramanlık öykülerini. Zeytin dayı, onun komutasında, Çinlilere kan kusturan bir ilay-ı kelimetullah savaşçısı. Çocuk yaşına rağmen orduya katılmış. Türkistan Türkleri yıllarca mücadele etmişler ancak Osman Batur ve bir nice kahramanın şahadetiyle birlikte, hicret kararı alan aksakkallar Türkiye'nin yolunu tutmuşlar. Çok zorlu bir yolculukla Taklamakan çölünü geçmişler ve yoğun bir şekilde devam eden Çin birliklerinin takibi altında Himalayalara kadar varmışlardı. Ancak bu bölgede Tibet çetecileriyle defalarca çatışmaya girmişler, geçit vermez dağları, açlık, susuzluk ve her türlü meşakkati de yenerek Hindistan sınırına ulaşmışlardı. Bir dizi görüşmeler neticesi bir kısmı Suudi Arabistan'a diğer bir kısmı da ülkemize gelmişlerdir. İşte "Sartaphanoğlu" Velican onların çocuğu, o çile neslinin yadigarıydı. Ama çile bitmemiş, dedelerinin, Çinlilerden gördüğü zulmün bin fazlasını Velican'lar özyurdunda görmüş, o inci gibi dişleri pol-der'li köpekler tarafından kaç kere kırılmıştı!.. Velican'a bakarken bir olay canlanıyordu gözlerimde. O gün, bir-iki saat birlikte bahçede volta atmış, dinlenmek için, sandalyemiz olan büyük taşların üzerine oturmuştuk. "Peykeler, duvara mıhlı peykeler" diyordu Necip Fazıl. Bizde, yerlere mıhlı taşların üzerinde, mazinin derin mevzularına dalmış, öylece sohbet ediyorduk. Gaziantep'in kızgın güneşi tam tepemizdeydi ve hücrelerde geçirdiğimiz havasız kapalı günlere inat masmavi bir gökyüzü, tertemiz bir hava vardı. Bir sünger gibi bedenim güneş ışınlarını emiyor ve zaman, Velican'ın bal muhabbetiyle âdeta duruyordu. Yaklaşık iki saat sonra. -Biraz gölgeye geçelim, dediğimde, o sendeleyerek ayağa kalktı ve bir taraftan başını tutarak: -Öf be hoca, hiç demeyeceksin zannettim. Karanlıkta çok kaldığı için güneş ışınları onu çok rahatsız ediyormuş, ama ben güneşli tarafa gidelim dediğim için, sırf beni kırmamak uğruna kendi arzularını bir kere daha feda etmiş ve iki saat bu çileye katlanarak, asalet, nezaket ve estetizmin doruklarından, bizlere bir taş medrese dersi daha vermişti. Hapishanede ki bütün arkadaşlarımızın hayatında bu gibi zarafet ölçüleri vazgeçilmez bir ilke olarak yer almıştı. Birine sevmediği bir şey bile ikram edilse kesinlikle onu reddetmezdi. Zehir verseler onu zemzem diye içerdik. Hatır, gönül burada gerçek anlamlarıyla yaşatılıyordu. İnsanlık ihtişamlı günlerinin baş döndürücü sarhoşluğunu bizim hayatımızda tekrar yakalamış, tarihini yeniden yazıyordu. Geçici heveslerden ve gündelik telaşlardan uzak, feragat ve fedakarlık gibi üstün değerleri zirvelere taşıyan arkadaşlarımız vazifelerinin ince yollarını bütünüyle keşfetmenin verdiği rahatlıkla hasta ruhlara şifa dağıtıyorlardı. Ya kudurdular, ya duruldular... Ya kasırga gürültüsü ya da gece sessizliği... Bir altın nesil oldular... Bir taraftan kafamda böyle hatıralar canlanıyor, diğer taraftan arkadaşları dinliyordum. Bir arkadaşımız ezan okumaya başladı. Susmuştuk. Ilık bir ses. İnsan ruhunun derinliklerine işleyen bir huzur rüzgarı. Sabah ezanının ötelere götüren havası bir anda hapishane maltasına hâkim olurken, bizlerde yere çarşaflar sererek, o kâbus hücresini bir özgürlükler beldesine dönüştürmüş ve cemaat olarak namazımızı eda etmiştik. Ne de çabuk sabah olmuştu. Arkadaşların bir kısmı uyumak için hücrelerine çekildiler. Biz volta atarak muhabbete devam ediyorduk. Velican’a gidip yatmasını söylediğimde itiraz etti. İhsan Barutçu ve Erdoğan Tağın’da yatmadılar. Tahliye müzekkeresi de bir türlü gelmiyordu. Hepimiz yorulmuştuk. Hava karardı, gelen giden yok. Nihayet saat 20:00 dolaylarında giderek yaklaşan ayak sesleri bizi hareketlendirdi. Kalabalık bir ekip geliyordu anlaşılan. Arkadaşlar üstümde bir falçatanın olmasını istiyorlardı. Ne de olsa sol siyasilerin bölmesinden geçecektim. Başkan: -Aman ha. Bir sürpriz olmasın. Yanına bir şeyler al da öyle git. Ben “gerek yok” dedikçe, onlar ısrar ettiler. Oldukça keskin bir bıçağı yanıma alarak hazırlandım. Ayrılık çok zor olacaktı. Cezaevi savcısı ve müdür tahliye müzekkeresiyle hücrenin kapısına gelmişlerdi. Veda sahnesi dayanılacak gibi değildi, birbirimize sarılmış ayrılamıyorduk. Savcı beklemekten sıkıldı ve kendince bir çıkış yolu buldu: -Haydi acele edin, bir kişi yola vurmak için bölme kapısına kadar gelebilir. Sözde küçük bir taviz veriyordu idare. Yunus Meral'le bölme kapısına doğru yönelirken, geride bıraktığım arkadaşlarımı düşünerek, karmaşık duygular içinde, tahliyeme bile sevinemeden kendimi dış kapıda bulmuştum. Bu arada üstün gayretleri ile tahliyemi sağlayan (bu gün hayatta olmayan) büyük insan Mehmet Öztürk kardeşimin çabalarını düşünerek yürüyordum. Öztürk, yanına bir muhasip alarak mahkeme heyetine götürüyor ve on aylık erken bırakılmam onun hesap oyunu sayesinde gerçekleşiyordu. Ben iki kişiydim artık, ikiye bölünmüştüm ve birini orada bırakarak diğeriyle dışarıya yöneldim. Kapıda bir başka canlar beni bekliyordu. Adil Aşkaroğlu ve diğer kardeşlerim. Bu sefer kavuşma sahneleri yaşanıyordu. Biz nasıl bir nesildik... On yıllık işkenceli, sürgünlü ve ölümlerle dolu bir cezaevi ortamından sonra tahliyeme bile sevinemiyordum. Çünkü, ruhumun yarısı içeride arkadaşlarımın yanında, diğer yarısı ile ancak dış dünyadaydım. Mahzunluk duygusu her yanımı kuşatmış, kımıldayamıyorum. Gittikçe ağırlaşan bu his yoğunluğu beynimi teslim alırken, bedenim de bu istilaya karşı fazla bir direnç gösteremiyor. Hüzün ve utanç karışımı bir hücum bu. Hislerimin en mahrem kalelerini zapt eden bu utanç duygusundan kurtulmam lâzım ama arkadaşlarım içerde, ben dışarıdayım. Hazmedemiyorum doğrusu. Yakalandığım bu ruh kasırgasından hasarsız sıyrılmak için bir çıkış yolu arıyordum. Nafile... His fırtınası dinmek bilmiyor. Bir teselli bulmak için kenarından köşesinden bir şeyler aramaya çalıştıkça, ulaşabildiğim mazinin ihtişamlı günleri sadece şuurumu kamaştırıyor. Her şeye rağmen kaybeden biz değildik. Özgürlük ve esaret kavramları bizlerin dünyasında asli manalarıyla vücut bulmuş, kapımızdaki gardiyanlar esaretin dayanılmaz acısını yaşarken, bizler karanlık hücrelerimizi gül bahçesine çevirip ruh dünyamızdan fışkıran sonsuzluk pınarlarından, kana kana soğuk sular içmiştik. Zelzele tarlasına dönen ruh dünyamda, bir müddet sonra yine bir sarsıntı olacak ve takvimler 16 Temmuz 1988'i gösterirken o kara haberi alacaktım. Velican şehit olmuştu. Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti, "İyi insanlar iyi atlara binip gitti." Yusuf Ziya ARPACIK[/B] [IMG]http://www.velicanoduncu.com/resim/velican-oduncu-kabri.jpg[/IMG] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[COLOR="Green"][B]Ant; ölüme dirliğe
Ant; dirlikte birliğe Ant; erdeme erliğe Mayalandı umutlar, Dirilecek Bozkurtlar... ........... SÜPERSİN........[/B][/COLOR] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[IMG]http://www.ahmetkerse.com/resim/ahmet-kerse.jpg[/IMG]
[B]"Kendi ağzından" "Hakime küfrettim. Hakim put! Vicdanı adaletin görkemli sarayından, sarayın mücerret bekçisinden, görünmez koruyucularından azade.. Kişiliği silik... Benim böylesi muğlak bir kişilikten ne alıp veremediğim var? Baktı önündeki yazılı müeyyidelere, kırdı kalemi. Küçük dilinin dönmesi ile çıkardığı kahkahayı duydum. Onun haline güdüm. Güya sinsi gülüyor. O kim, bilmem ne maddesi kim? Her şeyin vasıta olduğu bu dünyada, oluşlara basamaklık edenlere kızmaya hiç gerek yok. Doğru olan, gücün ve tedbirin kar etmediği yerde durup tevekkül etmek, her daim ona sığınmaktır. Karanlığı aydınlık bilmek, mutlu olmasını öğrenmektir. Her zaman ve mekanda Yüce Allah'a dayanmak biricik yol. Tabii yol bilene! Allah'a iyi bir kul olmalıyım. Bütün uğraşım, çabam bu yönde olmalı. Şayet nasipse şahadet şerbeti içmek, beni bu mertebeye getiren mazimle Övünmeliyim. Şehid olmak her er kişiye nasip değil! Bil kıymetini! Bu büyük mertebeye ulaşmak için, Allah'ın sevgilisinden, Bedir harbine katılmak için izin isteyen sahabenin çırpınışları unutulur mu? Cennet müjdelenmiş. "Ağaçları altında ırmaklar akan" güzide köşeler... Hakikat bu! Geçici zevklerin süslediği ve hayal olarak hafızalarda silikleşen, anlık dürtülerin ürünü, anlık süprüntülerin ne ehemmiyeti, ne kıymeti vardır? Mutlak mutluluğa gark olmak varken, izafi saadetin çeşnisine kapılıp, kanmak, kandırılmak ne ayıp bir şey! Çok kötü bir hali Hayır! kanmadım, kanmayacağım.! O gün yeniden dirilişimdir, pak ve saf halimle. O an ölmek değil, yaşamaktır. "Allah yolunda ölenleri ölü bilmeyiniz... Onlar diridirler! "... Onlara cennet müjdelenmiştir." Virajı dönmek ve has bahçesinin güllerini derlemek... Derleyeceğim renk renk gülleri sonra da koklayacağım doyasıya.. Ben ilk değilim. Uzayan zincirin bir halkası olacağım. Ardım sıra bu zincirin bir halkası olabilmek için didinenler, çalışanlar çok. Heyecanlı bekleşen kalabalık var. Allah'ın eli! Bu davanın üzerinde. Tökezlemek, sürünmek, yakalanmak yok. Sinemiz demir, yüreğimiz çelik, kötülükleri boğmak, iyilikleri yaşatmak İçin hep mücadele, hep mücadele... Bir an olsun bile gaflet uykusunda kalmak yok. Gafleti sevmek, şeytanın çelmelerine kanmak ölümdür. Gerçek Ölüm! Doğruyu insanlara duyurmak için savaşmak lazımdır... Anam köyde. Son günler sık sık rüyama girer oldu. Ağlamaz anam hep güler. Bir şehid anası olacak, keyfi bu yüzden. Heyecanı, gönlündeki haz ılıklığı bu sebepten... Titrer anam, elleri ile bazı kereler yüzünü örter. Ben idam sehpasına yürürken anam karalar bağlamaz. Bilir, inanır ki, oğul ölmedi, yaşıyor. Bu dünya hancıların konakladığı bir misafirhane. Buradan göç eden bir başka alemde, ebedi yurt evinde yaşar. Anam yeşil yemenisini hiç başından eksik etmez. Allah örtünün dediği için Örtünür. Anam ülkü sahibi yiğitleri över. Babam da öyle.Babam süslü hayat yaşamak uğruna zillet, illete boyun eğen bel kıvıran, yılanlaşan insanları sevmez. Kötülerin baş düşmanıdır. insan Allah'a inanmadıkça, yüce ülküleri yakalamak için cehd ve gayret sarfetmedikce o adama insan denmez. Hele halife hiç denmez. Her adam insan değil, her insan da halife değil! Bu biline! Sabırsızım, içimde sevinç coşkusu, kulaklarımda Kur'an kıratı... Ben uçmak istiyorum, uzaklara, pak mekanlara, gül ekenlere, çiçek dikenlere uçmak... Bükülmeyeceğim, kırılmayacağım. Bu emanet olan "ben"i yüce yaradanıma helali ile teslim edeceğim. Ölsem bile ölmeyeceğim. Varın siz anlayın! Ben insanlara dayanmadım ki, yıkılayım, insancıklardan medet ummadım ki, zarara ziyana gireyim. Ezel ve ebed olan Yüce Mevla'ya gönül verdik. Onun içindir ki, bu dava sönmez, bitmez, çapulcuların çökmesinden, kaçmasından etkilenmez... [COLOR="Red"]İlay-ı kelimetullah! diyen diller lal olmaz. Allah diye inleyen güller solmaz. Tekbir getiren, teşbih eden güller solmaz. Susmayacak Hakk'ın dili!"[/COLOR] Ahmet Kerse, Gaziantep Cezaevi[/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[url=http://resimzade.com/Show.html?i=10836&token=55380][img]http://resimzade.com/Show.html?i=10836&token=55380[/img][/url]
[COLOR="Sienna"][FONT="Arial Black"]Korkaklık yok! Döneklik yok! Uyuşukluk yok! Teslimiyet yok! MİLLET VAR BİZ VARIZ!BİZ VARSAK MİLLET VAR! (''''''''MUHSİN YAZICIOĞLU''''''''''''[/FONT][/COLOR] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[IMG]http://www.aktuelblog.com/wp-content/uploads/2009/04/muhsin-yazicioglu-ve-annesi.jpg[/IMG]
[B]MANZARA Eğlencem göz yaşı Mekanım tabutluktur. Bir genç ömre nasıl sığmış Bu manzaralar: Yıkılan evler, Dağıtılmış yuvalar, Dal gelinler, dul gelinler, Yetim yavrular, Yüreği yanık analar...[/B] [IMG]http://photos-d.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v2623/203/37/64395001422/n64395001422_2085779_2742985.jpg[/IMG] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[URL=http://img197.imageshack.us/i/eytrk.png/][IMG]http://img197.imageshack.us/img197/4691/eytrk.png[/IMG][/URL]
[B][COLOR="DarkSlateGray"]Korkaklık yok! Döneklik yok! Uyuşukluk yok! Teslimiyet yok! MİLLET VAR BİZ VARIZ!BİZ VARSAK MİLLET VAR! (''''''''MUHSİN YAZICIOĞLU'''''''''''')[/COLOR][/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[COLOR="Black"][FONT="Arial Black"]ADAM GİBİ ADAM ÜŞÜYOR
Tabutluk zemheri kokuyor. Beton zemini üşütüyor tabutluğun. Titriyor adam gibi adam, üşüyor. Savurgan bir tipi gibi zaman, hem yakıyor hem üşütüyor. Ayak sesleri yaklaşıyor yeniden. Elektirik pirizine uzanıyor hain bir el. Saç diplerine kadar irkiliyor adam gibi adam. Bütün hücreleri çığlık atıyor. Dünya bomboş oluyor gözünde. İçi yanıyor, teni yanıyor ama yine de üşüyor çıplak zeminde. Kendinden geçiyor� Mamak’ta soğuk bir tabutluk� Şafak söküyor, loş tabutluğun bir kenarından kar aydınlığı doluyor. Zemin soğuk bir tabut. Kimse görmüyor yere düşen gözyaşlarını. Üşüyor, titriyor, ısınmak için kendi içine sokuluyor. Bir hayal oynaşıyor gözlerinde. Beyaz tülbentli anası sobaya odun atıyor. Tavanda alevler oynaşıyor. Cızırdayan çaydanlığın ağzından buhar süzülüyor. Yine de üşüyor Adam Gibi Adam. Mamak’ta tabutlukta prize takılmış kablolar, bir de soğuk zemin ürpertiyor Adam Gibi Adam’ı. Üşüyor� Koridorun sonundan bir ayak çığlığı yaklaşıyor yeniden. Buz gibi bir ürperti akıyor içine. Yine elektrik kablosuna uzanıyor bir hain el. Zeminde soğuk bir ıslaklık ipildiyor. Yürekler kabuk bağlamış� sızlıyor teni Adam Gibi Adam’ın, hem de üşüyor. Kendinden geçiyor� Kendine geliyor yeniden ıslak, soğuk zeminde. Bedeni kaskatı�Konuşamıyor, titriyor sadece. Olduğu yerde zıplıyor. Üşüyor� Doğu Toroslar zemheri kokuyor bugün. Sanki kablolara hain bir el uzanıyor yine. Adam gibi Adam yine üşüyor. Zeminde kar var, havada boran var bugün. Üfültülü bir çaresizlik, boğuk bir hüzne karışıyor. Dün, zemini buz tutan tabutlukta üşüyen Adam, bugün dağların buz tutan zemininde üşüyor. Askerler yürüyor dağların bağrına, insanlar yürüyor hep birden çaresizce. Adam Gibi Adam üşürken, yüreği yanıyor beyaz yaşmaklı bir ananın. Dün olduğu gibi bugün de sevenlerin yüreği yanıyor. Dağların bağrında kar taneleri dans ediyor. Adam Gibi Bir Adam savruluyor kar tanelerinin arasında. ‘’ÜŞÜYORUM!’’ diyor yine, dün olduğu gibi. Tabutluklar ölüm kokuyordu dün, O üşüyordu. Dağlar da ölüm kokuyor bugün. Adam Gibi Adam yine, ‘’ÜŞÜYORUM!’’ diyor, yürekler yanıyor yine[/FONT][/COLOR] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[URL=http://img197.imageshack.us/i/cennette.jpg/][IMG]http://img197.imageshack.us/img197/7562/cennette.jpg[/IMG][/URL]
[B]Yaşarken yüreğiniz söküldü mü yerinden Konuşurken diliniz kitlendi mi hiç? Yanan ateşe el uzattınız mı, kırıldı mı Parmaklarınız teker teker? Ciğerinize hançer saplandı mı nefes alıp verirken Çat ayazda dondunuz mu hiç? Kerbela’da yanarken inlediniz mi bir yudum su diye? Bu acılar tarif değil ki, yüreğim yangın yeri gibi yanmakta Yüreğim yangın yeri şimdi, Ne söz dinler, ne sükut eder. Ruhum çıplak, ruhum bedensiz acısı, yanmaktan daha beter Bu ne ateş ki, yandıkça yanmakta? Bilen yok mu, nasıl diner, nasıl söner? Yokluğu hançer gibi saplanmakta. Şüphe yok, herkes Rabbin’e döner Kekik kokulu değil artık dağlarım Üstünde ağlamaklı yılkı atları Biliyorum üşümeyeceksin bir daha Çünkü üstünde Resul’ün kanatları [COLOR="Red"]BÜLENT UYGUN[/COLOR] [/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B]Dağların bağrında kar taneleri dans ediyor. Adam Gibi Bir Adam savruluyor kar tanelerinin arasında.
‘’ÜŞÜYORUM!’’ diyor yine, dün olduğu gibi. Tabutluklar ölüm kokuyordu dün, O üşüyordu. Dağlar da ölüm kokuyor bugün. Adam Gibi Adam yine, ‘’ÜŞÜYORUM!’’ diyor, yürekler yanıyor yine[/B] Emeğine sağlık abi , |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[url=http://resimzade.com/Show.html?i=10839&token=8373][img]http://resimzade.com/Show.html?i=10839&token=8373[/img][/url]
[COLOR="Sienna"][FONT="Arial Black"]Şafak söküyor, loş tabutluğun bir kenarından kar aydınlığı doluyor. Zemin soğuk bir tabut. Kimse görmüyor yere düşen gözyaşlarını. Üşüyor, titriyor, ısınmak için kendi içine sokuluyor. Bir hayal oynaşıyor gözlerinde. Beyaz tülbentli anası sobaya odun atıyor. Tavanda alevler oynaşıyor. Cızırdayan çaydanlığın ağzından buhar süzülüyor. Yine de üşüyor Adam Gibi Adam. Mamak’ta tabutlukta prize takılmış kablolar, bir de soğuk zemin ürpertiyor Adam Gibi Adam’ı. Üşüyor[/FONT][/COLOR] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B][COLOR="Red"]ŞEHİT ASENALAR[/COLOR][/B]
[B] [b]Ayşe ÇETİNKAYA-12 Haziran 1980 Adana Karataş yolu üzerinde bulunan Yüntaş iplik fabrikasında işçi olarak çalışıyor ve buradaki MİSK'e bağlı sendikanın kadın işçi temsilciliğini yapıyordu. 31 yaşındaydı olay günü akşam saatlerinde evine gelerek kimliklerini gizlemek suretiyle kapıyı açtıran komunist militanlar tarafından kurşunlanmak suretiyle şehid edildi. Cenazesi Adana asri mezarlığına defnedildi. Bilge ÖZSOY-.....1980 Kayserinin Talas nahiyesinde ülkücü bir ailenin 2 (iki) yaşındaki kızçocuğuydu olay günü Konya'nın Karapınar ilçesine bağlı Emirgazi kasabasında lisenin tarih dersi öğretmenliğini yapan ÜLKÜ-BİR mensubu babası ve ev hanımı olan annesi ile birlikte gittikleri Konya'da bindikleri dolmuştan bir grup komunist militan tarafından indirilerek ailece dövüldükleri sırada başına isabet eden tekmeler neticesi olay yerinde şehid oldu. Cenazesi memleketinde toprağa verildi. Fahriye ALTINOK-25 Haziran 1980 İstanbul Gaziosmanpaşa MHP ilçe kadın kolları başkanıydı. 50 yaşında olup evli ve iki çocuk annesiydi. Kocasıda Gaziosmanpaşa MHP ilçe başkanlığını yürütüyordu. Olay günü öğle saatlerinde Ramide bulunan evlerine baskın düzenleyen komunist militanlar tarafından kocası ve kızıyla birlikte kurşunlanarak şehid edildi. Cenazesi aşiyan mezarlığına defnedildi. Figen ÇÖKTÜ-27 Ağustos 1980 Adananın Karataş ilçesine bağlı yemişli köyündendi. 20 yaşında olup ailesiyle birlikte Adananın Şehid Duran mahallesinde oturuyordu. Komunistlerin baskıları sebebiyle devam ettiği Ticaret lisesini yarıda bırakmış Çukobirlik genel müdürlüğünde memur olarak çalışıyordu. Olay günü geç saatlerde evlerine giren iki komunist militan tarafından kurşunlanarak. Şehid edildi. Cenazesi köyünde toprağa verildi. Hanife FENDOĞLU-17 Nisan 1978 Malatya belediye başkanı Hamit Fendoğlu'nun geliniydi 22 yaşında olup iki çocuk annesiydi olay günü kayınbabasına gelen bir paketin patlaması neticesi kayınbabası ve 2 çocuğu ile birlikte parçalanarak şehid oldu. Şehadeti sırasında 8 aylık hamileydi ve kocasıda Gaziantep de vatani görevini yapmaktaydı. Cenazesi Malatya'nın bulgurlu köyünde toprağa verildi. Mürüvvet KEKİLLİ-12 Eylül 1980 Adanalı olup 44 yaşındaydı. Evli ve 5 çocuk annesiydi halk türküleri ses sanatçısıydı ülkücü hareketin şölen ve gecelerinde kitleleri coşturan türküler söylüyor ayrıca plak kaset ve sahne çalışmalarına devam ediyordu. Adana MHP il kadınlar kolu başkanıydı 16 Ağustos günü sabahleyin Sucuzade mahallesindeki evine baskın düzenleyen komunist militanlar tarafından vurularak ağır yaralandı. Uzun müddet tedavi görmesine rağmen kurtarılamayarak Adana askeri hastanesinde şehid düştü. Cenazesi Adana Karşıyaka asri mezarlığına defnedildi. Ülküdaşlarımıza Allah' tan rahmet diliyoruz, ruhları şad olsun...[/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[url=http://resimzade.com/Show.html?i=10861&token=51557][img]http://resimzade.com/Show.html?i=10861&token=51557[/img][/url]
[COLOR="Blue"][FONT="Arial Black"]Gözlerimden kanlı yaşlar akıyor Karlı dağlar hırçın hırçın bakıyor Yiğitlerim ölmüş yürek yakıyor Bırakmayın beni can yoldaşlarım Çırpındıkça derinlere batarım Üç gün oldu kar altında yatarım Uçtu kuşum kafesimi atarım Bırakmayın beni can yoldaşlarım Şahit oldum akan nice kana ben Dayanamam Muhsin başkan sana ben Gidiyorum dönmez yoldan yana ben Bırakmayın beni can yoldaşlarım[/FONT][/COLOR] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[COLOR="Red"][B]Ülkücü Şehitlerden Alparslan Gümüş'ün Nisanlısıyla Mektuplaşmaları[/B][/COLOR]
[IMG]http://www.ulkucusohbet.com/arsiv-belge/ulkucusehitler/Alparslan_Gumusun_Nisanlisina_Mektubu.jpg[/IMG] [IMG]http://www.ulkucusohbet.com/arsiv-belge/ulkucusehitler/Alparslan_Gumuse_Nisanlisindan_Mektup.jpg[/IMG] [COLOR="Red"][B]ÜMRANİYE KATLİAMI: 16 mart 1978[/B][/COLOR] [IMG]http://www.paylaskiresim.com/imag/10u6314hyd.jpg[/IMG] [B]Ümraniye katliamıyla ilgili Ortadoğu Gazetesi'nin küpürü (1978) Beş Ülkücü işçi önce işkencelerden geçirildi, daha sonra kurşuna dizilerek Şehit edildi... 16 mart 1978 günü, Ülkücü hareket için kara bir günün habercisi olmuştu... İstanbul Ümraniye'de beş ülkücü işçi, beş vatansever Türk milliyetçisi T.K.P.M.L. TİKKO adlı komünist çete tarafından korkunç işkenceler geçirildikten sonra, kurşuna dizilerek şehit edilmişti... [/B] [IMG]http://www.paylaskiresim.com/imag/nvguot8wmm.jpg[/IMG] [B]Beş ülkücünün şehit edilmesi, bütün Türkiye'deki milliyetçi ve ülkücü kuruluşları ayağa kaldırmıştı. Artık birer birer değil beşer beşer şehitler vermeye başlayacağımız günler gelmekteydi.... 35 Ülkücü kuruluş kızıl katliamı kınamak amacıyla İstanbul'da bir araya gelerek, cenaze töreni öncesi ortak bir basın toplantısı düzenlemişti..[/B] [COLOR="Red"][B]ÜMRANİYE KATLİAMI: 16 mart 1978[/B][/COLOR] [IMG]http://www.paylaskiresim.com/imag/10u6314hyd.jpg[/IMG] [B]Ümraniye katliamıyla ilgili Ortadoğu Gazetesi'nin küpürü (1978) Beş Ülkücü işçi önce işkencelerden geçirildi, daha sonra kurşuna dizilerek Şehit edildi... 16 mart 1978 günü, Ülkücü hareket için kara bir günün habercisi olmuştu... İstanbul Ümraniye'de beş ülkücü işçi, beş vatansever Türk milliyetçisi T.K.P.M.L. TİKKO adlı komünist çete tarafından korkunç işkenceler geçirildikten sonra, kurşuna dizilerek şehit edilmişti... [/B] [IMG]http://www.paylaskiresim.com/imag/nvguot8wmm.jpg[/IMG] [B]Beş ülkücünün şehit edilmesi, bütün Türkiye'deki milliyetçi ve ülkücü kuruluşları ayağa kaldırmıştı. Artık birer birer değil beşer beşer şehitler vermeye başlayacağımız günler gelmekteydi.... 35 Ülkücü kuruluş kızıl katliamı kınamak amacıyla İstanbul'da bir araya gelerek, cenaze töreni öncesi ortak bir basın toplantısı düzenlemişti..[/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
KANIMIZ AKSADA ZAFER İSLAMINDIR !
|
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Allah hepsinden razı olsun ve mekanları cennet olsun.Onlar hep kalbimizde yaşayacaklar.Unutmayacagız ve unutturmayacağız.
|
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B]tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz rabbim mekanlarını cennet etsin inşallah[/B]
|
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B][COLOR="DarkSlateGray"]ALLAHIN İZNİYLE BİR GÜN GELECEK TURAN ÜLKÜSÜNÜ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ!
YILMAYACAĞIZ YIKILMAYACAĞIZ[/COLOR][/B] |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
bütün şehitlerimize allahtan rahmet diliyorum
mekanınız cennet ruhunuz şaad olsun yiğitlerimiz ne mutlu sizeki bizlere şehadet edeceksiniz . |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[url=http://resimzade.com/Show.html?i=11106&token=30787][img]http://resimzade.com/Show.html?i=11106&token=30787[/img][/url]
[COLOR="Sienna"][FONT="Arial Black"]Ana, ağlama gayrı Tenime dokunuyor gözyaşların... Ürperiyorum... Son uğurlayışın değil ki bu. Savaş yeni başlıyor daha. Değişen sadece, sadece ardımdan okuduğun Ayete' el kürsi yerine, şimdi fatiha... N'olur Ana yetişir. Kapanma tabutumun üzerine bu kadar, kapanma Ana... Yıldızları göremiyorum[/FONT][/COLOR]... |
Cevap: -ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
[B]Evimizin duvarına ilk üç hilali çizdiğimde
Henüz on dördünde bir çocuktum, Hilalleri duvarlardan alıp, yüreğime yazdığımda, Artık, ÜLKÜCÜ olmuştum. Gözlerimde dokuz çeşit ışık vardı, Aklımda; hep sen BAŞBUĞUM... Sen ve fikirlerin hep yolumda meşaleydi, Hep Türk-İslam ülküsüne çıktı benim yolum, Benim başımda hiç kavak yelleri esmedi Ellerim davadan başkasını tutmadı, Sarmadı davamdan başka bir şeyi kolum. Can adadım, ben bu yola baş koydum, Yüreğimde üç hilalli bayrağım Aklımda; hep sen BAŞBUĞUM... [COLOR="red"]Zindanlarda yanında olmak istedim Ve tabutlukların karanlığını paylaşmak.... İstedim ki; tırnakların sökülürken yerinden, Acını tırnaklarımda duymak..... Duymak istedim derinden..... [/COLOR] Ve işte sana yemin ediyorum, Antlar içiyorum, Senin kadar, bu davanın çilesini çekmeden Ölmeye bile hakkım yok! Diyorum. Sevdalanmak haram bana, Sahte sevdalara.. Davam kadar; hiç kimseyi, hiçbir şeyi Sevmiyorum, sevemiyorum.... Hangi yola düştüm, hangi yola koyulduysam ÜLKÜ adlı bir güzele çıktı benim yolum, Yol azığımda; KIZILELMA vardı Aklımda; hep sen BAŞBUĞUM.... Tüm saf duygularımı, Yattığın o zindanlarda boğdum, Ne kavgadan kaçtım, Ne ölümden korktum. Davam için çektiğim Her cefa tatlı geldi, Ne bıktım ne de yoruldum, Düştüm kimi zaman; Seni düşünüp doğruldum. Sürmedim sefasını, davamın. Çilesiyle yoğruldum, Yoğruldum, kıvam buldum Gün oldu sırtımdan vuruldum, Gün oldu bakışlarımla Katil oldum.... Ve... Büyüdüm başbuğum! Büyüdüm ASENA oldum. Kalbimde senin sevgin, Aklımda; hep sen Yine sen BAŞBUĞUM.. DÜN EMRİNDE, BUGÜN YOLUNDA, YARINDA YANINDA OLACAGIZ BAŞBUĞUM..[/B] |
| WEZ Format +2. ?uan Saat: 05:05. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.