![]() |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Ebubekir (r.a.) Oruç Açıyor
Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular. Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum. -Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum. Şöyle cevap verdi; Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim. -Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm. Hazreti Ebubekir: -Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım. O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu? [/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Gıybet Dinledim Orucum Bozuldu
Allah dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak de*ğildir. Onlar orucu kendini değil haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı bile kendini kapatmaktır. Onla*rın derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil, tuttukları oruçla Rıza-i ilahiye kavuşmaktır. Onlar için yılın her ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı. Sürekli oruç tutardı. Bir gün oruçlu iken yanın*da Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca; Dıhlevi hazretleri; "Eyvah orucum bozuldu" dedi. Yanındakiler; "ama efendim gıybet yapan siz değildiniz" de*yince; "Gıybeti yapan da dinleyende ortaktır." hadisi şerifi ile karşı*lık verdi.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Hayvanlar Oruç Tutmaz
Son Asrın Evliyalarından Hacı Cemal Öğüt Fatih Camiinde, bir Ramazan gününde vaaz ediyor. Dışarıda oruç tutmayanları, başı açıkları, namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt olarak bir şey de söylemek istemiyor. Konuya şöyle giriyor: Şu Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek, bilemiyorum." Diyeceksiniz ki: " Senin hanım çok mu saf?" Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal'in de bu saf hanımla nasıl yaşayacağını siz düşünün. Efendim, öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabı*larımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlı*yordu. Birden feryadı bastı. "Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?" Hemen ayakkabılarımı çıkardım/mutfağa doğru koştum, bak*tım, mutfakta bir şey yok. Dedim ki: "Hanım, yangın alarmı ve*rir gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne var?" Dedi ki: "Görmüyor mu*sun kediyi?" "Görüyorum, kediye ne olmuş?" “Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor" demez mi? Tepem at*tı. "Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kadar çığlık atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır getiririm, hem de tazesinden" deyince, hanım bu sefer saf saf bana baktı, dedi ki: "İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yiyor. Ben hay*vanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum." Tepem iyice attı. Ben de dedim ki: "İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlar namaz kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini örtme ihtiyacı duymazlar" Cemal Hoca cemaate döner: “Nasıl bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?" Cemaatte gülüşmeler, mesaj alınmıştır.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Huzura Oruçlu Gitmek
Ramazan ayının ilk günlerindeydi. Bir gece oturduğu evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu. Onun bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve "Muhterem Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip durursunuz?" diye sordu. O da; "Allah Teala bilir ama bu bayramı burada geçireceğiz. Şimdiden kendime yer hazırlıyorum." buyurdu. Hanımı bunu işitince üzüldü; "Niçin böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz." dedi. Nasuhi hazretleri; "Takdir-i İlahi böyledir." cevabını verdi. Aradan günler geçti. Ramazan-ı Şerif ayının orta* sına geldiğinde, sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaed din Efendiyi halife tayin etti ve vasiyetini bildirdi. Muhammed Nasuhi Hazretlerinin talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret etti. Muhammed Nasuhı Efendinin hastalığı iyice artmıştı. Şami Ahmed Efendi ona; "Efendim biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir." deyince, Nasuhi Efendi; "Oğlum! Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle otuz senedir farzları değil nafileleri dahi noksan yapmadım. İnşallah bu gece dergah-ı iz*zete oruçlu giderim." buyurdu. Muhammed Nasuhi hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan dervişlere; "Bu gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla Hünkar Celaleddın, Maruf-i Kerhı, Seyyid Yahya Şirvan, Sultan Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri teşrif buyuracaklardır. Onlara hizmette kusur etmeyin. "İftar vaktinde Derviş İbrahim, Nasuhı hazretlerinin yanından odanın kapısına va*rıp iki lokma ekmek yedi. Üçüncü lokmayı yerken Nasuhi haz*retleri bir defa; "Hu" diye seslendi. Derviş İbrahim ekmeği bı*rakıp içeri girerken tekrar; "Hu" diye Allah Teala'nın ismini zikredip ruhunu teslim etti.-[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Mecusi'yi Ramazana Hürmet Affediyor
Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan ateşe tapan bir Mecusi'nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası çocuğun bu halini fark etti: -Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi onlar bu günlerde oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi. Her faninin başına gelen ölüm O'nu da alıp götürdü ölümünden sonra şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi'yi rüyalarında cennet'te gördüler. Halbuki hayatında Allah diye ateşe ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi. -Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile kılmadık. Dediklerinde O şu cevabı verdi. -Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye bende hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri geldi. Bana "Eşhedü enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu." dedirtti ve ondan sonra ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi. Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir Mecusi Ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasılolacaktır, Siz düşünün.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Nefse Paye Yok
Beyazıt Bestami sultanul arifin adıyla anılır. Bir gün nafile oruç tutar ve ikindiye doğru nefsinin artık orucu kabullendiğini ve artık tutmak istediğini anlayınca Sultan-ul Arifin hemen ağzına bir kaç üzüm tanesi atar ve orucunu bozar ve kendi kendine: -Ne sana ne de bana olsun derdi. Nefsinin feryat edip; -Beni niye zararlı çıkardın? Diye çıkıştığını hissedince -Ne sen kazandın nede ben diyordu. Anlaşılan tuttuğu oruca Allahtan başkasını ortak etmek istemiyordu. Saf halis sadece onun rızası için yapmak istiyordu.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Onlar Oruç Tutmadılar
Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek: - Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur. Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek: - Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.) - Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu. Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): - Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Onların Ameli Yok
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem bir gün ashabıyla otururken bir an kıyametten bahsetmeye başladı. Anlatır ... anlatır, kıyamet günü kulun amellerine konu gelir. Kıyamet günü birçok kimse Tehame kadar sevapla gelir. Allah Teala onların amellerini boşa çıkarır. Bu dehşetli tablo karşısında ürperen Salim Mevla Huzafe Hazretleri atılarak; -Anam babam sana feda olsun ya Resulullah, Biz o kavmi nasıl tanıyacağız? -Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum. -Ey Salim! Onlar oruç tutarlar namaz kılarlar ama kendilerine haramdan bir şey teklif edildiği zaman Allah Teala'dan korkmadan haram işlerler. İşte Allah onların amellerini kabul etmez. [/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Orucu Bazen Bozmak Gerek
Muhammed Bahauddin Şah Nakşibend (k.s.) Hazretlerine pişmiş bir balık hediyesi geldi. Dervişler de yanında bulunuyor*lardı. Aralarında bir abid, zahid genç vardı. O gün oruçluydu. Şah Nakşibend Hazretleri o gence şöyle dedi: -Arkadaşlarına uy, orucunu aç. O genç, böyle bir emri kabul etmedi; orucunu açmadı. Şah Efendimiz ona şöyle dedi: -Sen bugün orucunu aç, arkadaşlarınla ye. Ben sana, Ra*mazan ayında tutulan bir günlük oruç sevabı bağışlayacağım. O genç, yine bu emri kabul etmedi; orucunu açmadı. Bu se*fer de, Şah Hazretleri şöyle dedi: -Sen şimdi bu orucu aç, gelen şu balığı kardeşlerinle birlikte ye. Ben sana Ramazan günlerinde tutulan oruçlar kadar oruç sevabı bağışlayayım. O genç bunu da kabul etmedi, orucunu bozmayacağını söy*ledi. Bunun üzerine, Muhammed Bahauddin Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri şöyle dedi: -Senin gibi biri ile Sultan'ül-Arifin Bayezid-i Bestami de karşılaştı; Allah ondan razı olsun. Sonra şu emri verdi: -Bunu bırakınız; zira bu, Hak'tan da, hakikatten da uzaktır. Zira o gibi kimseler, Allah'ın veli kullarının emirlerini küçümsemişlerdir. Bundan sonra Allahu Teala onu, beladan belaya çarptırdı. Dünyada uğramadığı felaket kalmadı. İçinde bulundu*ğu ibadet saadetinden de oldu. Zühdü de eridi; iyi hali de.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Oruç İman Ettirdi
Budist bir bayan turist 2003 yılı Ramazan ayında Türkiye'ye gelir. Birkaç günlük gezisi sırasında kimsenin gündüz bir şey yememesi dikkatini çeker. Bir gün bir lokantaya girer yemek ister, burada da bir ilginçlik vardır. Yemeğin verildiği yer dışarıdan görünmüyordur. Bunun sebebini sorunca garson: -Ramazan abla Ramazan, der. Turist bayan bir şeyanlamaz. Ertesi gün tanıştığı rehberini yemeğe çağırır o da "Ramazan" deyip geçiştirir. Merak eder sorar, Nedir bu Ramazan rehberi bu ayın Müslümanlar için kutsal bir ay olduğunu, bu ayda Müslümanların gündüz bir şey yiyip içmediğini uzun uzadıya anlatır. Neden aç kalıyorlar? Niçin nasıl gibi sorular ardı arkasına gelir ve bayan otele gider. Nasıl olurda sadece yaratıcı yemeyin diyor kimse yemiyor şeklinde düşüncelere dalar hem bu tanrı budaya hiç benzemiyor. İslamiyeti araştırır ve şu kanaate varır sadece yaratıcı emrediyor diye yeme içme gibi temel ihtiyaçlardan vazgeçiliyorsa bu fedakarlıklara katlanılıyorsa, bu din batıl olamaz diyerek iman ediyor ve Müslüman oluyor.[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Oruçlu musunuz, Değil misiniz?
Senusi Hazretleri, Allah korkusunun fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi. O günlerini bir gün oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer, verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde, -Oruçlu musunuz yoksa değil misiniz? Diye sorulunca; -Ne oruçluyum ne de değilim derdi. Oruca niyetli olduğu için "oruçlu. değilim" diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ıbadetinin hakkını verenlerden saymadığı için "oruçluyum" da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği anlamayıp: -Oruçlu olup olmadığınızı bilmiyor musunuz? diyenlere cevap vermez sadece tebessüm ederdi. [/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Padişah, Kulumun Kulu
Devrin birinde padişahın biri Ramazan ayı geldiği vakit, ikin*diden sonra akşama kadar davulcuların şenlik yapmalarını ve çalgılar çalmalarım emrederdi. Bununla hem günün tez geçme*sini ve hem de açlığın tesirini anlamamasını sağlamak, isterdi. Çünkü oruç ekseriye ikindiden sonra insana şiddetle tesir eder. İşte yine bir Ramazan ayında padişah oruçtan fazla incinmemek için bu şekilde emretmişti. Bir gün böyle vaziyette iken oradan bir kamil Şeyh geçer. Bakar ki çalgılar çalmıyor, davullar vurulu*yor, adeta kıyamet kopuyor. Kendi kendine şu kötülüğü kaldır*malıyım ve bu padişahı bu gafletten uyarmalım. Çünkü bu an if*tar anıdır. Rahmet ve mağfiretin coştuğu bir zamandır. Bu za*manda bu çeşit hareketler Müslümanlara gerekmez der. Padişahın sarayına gider, çalgıları susturmak ve neşelerine son vermek ister. Padişah da onu o anda saraydan seyreder. Padişah ihtiyarın yakalanmasını emreder, adamı huzuruna çağır*tır ve kendisine şöyle sorar: -Şu münasip olmayan işi niçin işledin? İhtiyar: -Bu iş kötü bir iştir. Biz kötü işleri kaldırmakla memuruz der. Padişah: -Benden korkmadın mı? İhtiyar; -Ssenden bana gelecek olan şeye sabrederim. Nitekim Allah Teala Kur'an'da "sana gelen şeye sabret" buyurdu. Ben senden asla korkmam. Çünkü sen kulumun kulusun. Padişahın etrafımdakiler: -Bu adam aklını kaybetmiştir. İhtiyar: -Hayır, ben aklımı kaybetmedim. Bi*lakis, hakikatte o, kölemin kölesidir. Sen kölemin kölesisin. Çünkü insanlar iki kısımdır: Birincisi; nefsi mağlup, kendisi galip alandır ve nefsini istediği tarafa çevirebilir. İkincisi ise: Nefsi kendisine galip ve üzerine amir kimsedir. Ey padişah! Şimdi düşün, sen bunların hangisindensin?" Padişah: -İkincisiyim, der. İhtiyar: -Nefis kulumdur, sen de nefsin kulusun. Yani sen ku*lumun kulu oldu, der. İhtiyarın bu sözleri üzerine padişah son derece müteessir olarak derhal tevbe edip pişman olur. İhtiyara da birtakım ik*ramlarda bulunur. [/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]
Basra'da yaşayan abide bir kadın vardı. Evliya kadın ölümü yaklaşınca oğluna: - Oğlum Recep ayında oruç tutup namaz kıldığım elbiselerimle beni defnet dedi. Bir süre sonra o evliya kadın öldüğünde oğlu vasiyetini unutup normal bir kefen ile defnedip eve geldiğinde annesini sardığı kefeni evde bulur. O an aklına annesinin vasiyeti gelir Recep ayında ibadet ettiği elbiseleri gelir. Evi arar elbiseleri bulamayınca oturup hayretler içinde düşünür, ama bir şey anlayamaz. Gaybden bir ses gelir. O ses "kefenini al biz onu Recep ayında oruç tuttuğu elbiselerle" defnettik. Çünkü biz Recep ayında oruç tutanı mezarda bile olsa üzüntülü bırakmayız. Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007 [/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Sabrın Zirvesi
Allah Dostlarından Hazreti Rabia Hayatını ibadete adayan bu yolda evlenmeyi dahi düşünmeyen yüce kametin hayatında orucun yeri bambaşkaydı. Sık sık nafile oruç tutardı bir defasında yiyecek bir şey bulamadı sekiz gün böyle geçmişti ve yiyecek bir iftarlık kuru bir ekmeği bile yoktu. Açlık iyice şiddetlenmiş ve kendi kendine acaba nefsime zulüm mü ediyorum diye düşünürken derken kapı çalınır. Komşusu bir tabak yemek getirmiştir.Ortalık karanlıktır. Onu alıp yere koyar. Işık aramaya gider. Işığı yakınca kedinin yemeği döktüğünü görür. Ne yapayım bari iftarı su ile açayım diye düşünür. Bu sırada ışık söner ve bardağı alıp su içecekken bardak düşüp kırılır. Elini açar: -Ya Rabbi! Bu zavallı kulunu deniyorsun, fakat acizliğimden sabredemiyorum. Diyerek bir ah çeker. Bu sırada gaybden şöyle bir ses duyulur: -Ey Rabia! İstersen dünya nimetlerini üstüne saçayım. İstersen üzerindeki dertleri kaldırayım. Fakat bu dertler ile nimetler bir arada bulunmaz. Bu sözü işitince Hazreti Rabia: -Ya Rabbi beni kendin ile meşgul eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma diye dua eder.[/B] |
Doğrul, devril, ama Eğilme . . .
[LEFT][B][IMG]http://davetlisiniz.org/img/mevlana1.gif[/IMG]
[/B][RIGHT][B][IMG]http://davetlisiniz.org/img/mevlana1.gif[/IMG][/B] [/RIGHT] [/LEFT] [B][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DimGray] Okumaktan zarar gelmez, oku, ama Lanet okuma! Emek ver, kulak ver, ama hiç bir zaman Boş verme! Rakibini geç, sınıfını geç, ama hiç bir zaman Gülüp geçme![/COLOR] [COLOR=DimGray]Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama, hiç bir zaman Yerinde sayma! Yaklaş, konuş, tanış, ama Uzaklaşma! Hedefe koş, serhada koş, yardıma koş, ama Ortak koşma! Paranı ver, gönlünü ver, canını ver, ama Sırrını verme! Elini aç, gözünü aç, kalbini aç, ama Ağzını açma! Zulmü devir, nefsi devir, ama Can devirme! Ev al, araba al, akıl al, ama Beddua alma! Eşini sev, işini beğen, aşını beğen, ama Kendini beğenme! Davet et, hayret et, affet, tövbe et, ama İhanet etme![/COLOR] [COLOR=DimGray]Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol, ama Bölücü olma! Ne yap, ne yapma, itil, atıl, ama Satılma! Seslen, uslan, ama Yaslanma! [/COLOR][/FONT][/B][CENTER][B][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DimGray] [COLOR=Red]Doğrul, devril, ama Eğilme![/COLOR][/COLOR] [/FONT][/B] [/CENTER] [B][FONT=Comic Sans MS] Hz.Mevlana.[/FONT][/B] |
Şükredebiliyormusun?
[CENTER][B]Allah’ın sana bahşettiği nimetleri düşün !
Sağlıklı bir beden, Güvenli bir vatan, Yeterince gıda ve giysiler, İhtiyacın olan hava, su … Ve daha neler, neler !?.. Dünya senin !. Fark edebiliyor musun ? Hayat senin !. Kavrayabiliyor musun ? Her türlü nimet senin !. şükredebiliyor musun ? Eksik olan ne ?.. Gören gözlerin, Konuşan dilin, dudakların, İşiten kulakların, Ellerin, ayakların var !.. Ayaklarının üzerinde yürümek kolay iş midir ? Bacakların üzerinde durmak kolay iş midir ? Çalışmayan nice ayaklar, kesilen nice bacakları düşün !.. Doyasıya uyumak kolay iş midir ? Acıyla kıvranan, kapanmayan nice gözleri düşün ! Mideyi yiyeceklerle doldurmak, yada kana kana su içmek kolay iş midir ? Yemek yiyemeyen, su içemeyen nice hastaları,açları düşün !.. Sesleri işitmeni düşün; sağırlıktan korunmuşsun. Görme özelliğini düşün ; Körlükten korunmuşsun. Akıl nimetini düşün ; delilikten korunmuşsun. Alıntıdır[/B][/CENTER] |
BİR HİKAYE.
[B][I][LEFT][FONT="Century Gothic"]Bir zamanlar, Nabek ve Dagar isminde iki arkadaş ve komşu, büyük bir çölün kenarında yaşarlardı.
Nabek’in çok güzel, paha biçilmez cins bir atı vardı. Atın rengi, duruşu, koşması görenleri hayran bırakıyordu. Dagar da bu atı çok beğeniyor ve gece-gündüz ona sahip olmanın hayalini kuruyordu. Nabek arkadaşı olduğu halde, bu düşünceye bir türlü engel olamıyordu. Sonunda, bir gün Nabek’ in yanına gidip atı ona satmasını istedi. “Dünyadaki bütün altınları elmasları bana getirsen, bu atı yine de satmam” diyen arkadaşı Dagar’ ın teklifini reddetti. Bu yanıtla hayal kırıklığına uğrayan Dagar, ne olursa olsun o atı ele geçirmeye karar verdi. Bir gün, bir dilenci kılığına girdi, yüzünü örttü ve Nabek’ in her gün geçtiği yolun kenarında oturup beklemeye başladı. Nabek yaklaştığı sırada,sızlanma hareketleri yaparak yardım istedi., Aç ve susuzmuş gibi davrandı. Nabek, adım atacak gücü olmadığını düşündüğü bu fakir dilenciye acıyarak durdu. Onu köye kadar götürmek ve yiyecek-içecek vermek üzere atına bindirdi. Kendisi de atın yanında yürümeyi tercih etti. Dagar, ata biner binmez dizginleri ele geçirdi ve atı mahmuzlayarak dörtnala koşturmaya başladı. Bir taraftan da, arkasına dönüp bağırdı: “Ben Dagar’ım. Bu atı bir daha asla göremeyeceksin Nabek!” Nabek, Dagar’ ın ardından koşmadı.Onun yerine bağırarak şöyle dedi. “ Dagar, bir dakika dur! Senden bir şey isteyeceğim.” Arkadaşının yürüyerek kendisini yakalayamayacağından emin olan Dagar atı durdurdu ve onun konuşmasını bekledi. Nabek Dagar’a şöyle seslendi. “Evet,atımın sahibi artık sensin. Ama lütfen o atı nasıl ele geçirdiğini kimseye söyleme.” “Neden” diye sordu Dagar. “Eğer insanlar senin beni nasıl kandırdığını öğrenecek olurlarsa, yolda kalmışlara, dilenciler, zor durumda ki insanlara yardım etmek için durmayacaklar. Atlarının çalınmasından korkacaklar. Bu yüzden de bir çok masum insan çölde kalıp ölecek. İnsanlar yolda karşılaştıkları insanlara artık hiç güvenmez hale gelecekler.” Dagar bu sözleri dinledi ve uzun süre bir şey söylemedi. Sonra, attan indi ve onu komşusuna geri verdi. Daha sonra, Nabek’in çadırına gidip orada bir barış sözleşmesi yaptılar ve sonsuza dek arkadaş kalmak için yemin ettiler.[/FONT][/LEFT][/I][/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]ODTÜ İşletme'nin deli ama çok bilge, hem en sevilen hem en nefret edilen profesörü Muhan Hocanın Strateji Yönetimi dersinin ilk saati öğretim üyelerinin bile katılımıyla geçer ki her senesi ayrı ilginçtir. Derslerinden birinden bir anekdot:
Muhan Soysal tepegöze bir Picasso resmi koyar. Herkes bakar bakar ama tarzı zaten kübik olan sürrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin anlayabileceği çok az şey vardır. Bozuk perspektifli bir oda, sarı uzun saçlı yaratığa benzeyen bişey. Etrafında başka yaratıklar, yerde yine bir yaratık ve arkadaki şekli bozuk içi parlak dikdörtgenin içinde başka bişeyler daha. 5-10 dakka hiçbişey söylemeden sınıfı izleyen hoca, birazdan Picasso'nun resmini alıp Meninas'in bir resmini koyar. Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir aristokrat kızının etrafındaki dadıları onun saçını tararken yerde köpeği yatmaktadır. Ve babası arkasından ışık sızan kapıdan kızını izlemektedir. Ancak ikinci resmi görünce Picasso'nun resmindeki öğelerin ne olduğunu ve bu resmin Meninas'in tablosuna gönderme olarak yapılmış olduğunu farkeder tüm sınıf. Ve Muhan Soysal hiç unutamayacağımız dersini verir: "Hayatta hiçbirşey Meninas'in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso'nun resmine bakıp, Meninas'in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek." VE SON SÖZ...... Bir saatliğine mutlu olacaksanız, şekerleme yapın Bir günlüğüne mutlu olacaksanız, balık avlamaya gidin Bir aylığına mutlu olacaksanız, evlenin Bir yıllığına mutlu olacaksanız, bir servete konun Tüm yaşam boyunca mutlu olacaksanız, işinizi sevin...[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Sienna"]
Adamın biri bir pislik böceği görür " Bu yaradılışı çirkin pis kokulu bir yaratıktır.Allah bunu niçin yaratmışki ? " der. Aradan zaman geçer, adamın yüzünde bir çıban çıkar. Nereye başvurduysa derdine bir derman bulamaz. Çııban yara haline gelir. Bir gün sokakta dolaşırken, yüzündeki yara bir yolcunun dikkatini çeker. ayak üstü sohbetten sonra yolcu kendine yardım edebileceğini, bu tip çıbanların oluşturduğu yaraların tedavisini bildiğini söyler. Adam her ne kadar inanmadıysa Allah'tan umut kesilmez diyerek kabul eder. Yolcu bir pislik böceğinin getirilmesini ister.Orada bulunanlar bu isteğe gülerler. Fakat hasta olan adam, o böcek hakkında söylediği sözleri o an hatırlar ve derki ; - Adamın isteğini yerine getirin, ne diyorsa yapın. Yolcu getirilen böceği yakar ve külünü yaranın üzerine serper ve yara Allah'ın hikmetiyle iyileşir. Bunun üzerine hasta olan adam etrafına der ki ; - Unutmayın ! Allah'u Teala'nın yarattıklarının, yaratılışında bir hikmet vardır, bir derde deva vardır. Velev ki pislik böceği olsa dahi. [/COLOR][/FONT][/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Ağızdaki Taşın Hikmeti
Birgün hazret-i Ebû Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 's.a.v.' huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki: - Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir. Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki: - Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la'înin olduğu yerde, ben durmam. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi. Kaynak: Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin[/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Red"]Askerliğini bitirmiş olan genç askerliğini yaptığı şehirden ailesini aradı:
-Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum. -Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz, diye cevapladılar.Oğulları, -Bilmeniz gereken bir şey var diye devam etti. -Arkadaşım savaşta ağır yaralandı.Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti.Gidecek hiçbir yeri yok, ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum. -Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz. -Hayır. Anne,baba,onun bizimle yaşamasını istiyorum. -Oğlum,dedi babası,bizden ne istediğini bilmiyorsun.Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur.Bizim kendi hayatımız var,bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz.Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin.O kendi başının çaresine bakacaktır.Oğlu o anda telefonu kapattı.Ailesi ondan bir süre haber alamadı.Ama birkaç gün sonra,polisten bir telefon geldi.Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler.Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler.Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler: Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı[/COLOR][/FONT][/B] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[CENTER][B][I][COLOR=darkorchid]ADAM ve KELEBEK [/COLOR][/I][/B][/CENTER]
[LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır.Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebeğine hayran... bırakamaz bir türlü...Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu...Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır... Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ...Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru...[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz... Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğuna.Kelebekse hala konacak sıcak bir avuç aramakta...[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]Böylece kelebek şunu anlar:[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkorchid]BAZEN AİT OLDUĞUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BİR AVUÇTUR BİLİRİZ AMA O YERİN BİZE AİT OLMA İHTİMALİ BİR HİÇTİR ...[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]Böylece adam şunu anlar:[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkorchid]HİÇ BİR SEVDAYI YALNIZCA SEVGİYLE YAŞATAMAZSINIZ[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar, ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki;[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]HİÇ BİR DAĞ BİR ÖZLEMİ GÖMEBİLECEĞİNİZ KADAR BÜYÜK DEĞİLDİR ...[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]Adamsa artık sevdasını koyar sımsıcak avuçlarına; kelebeğin yerine... Sevgili dostum; Herkes bir şeyler yaşar; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış... Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına[/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkorchid]bir yol verir; aynı zamanda düşüncelerine de...[/COLOR][/I][/B][/LEFT] [LEFT][B][I][COLOR=darkorchid]Bırak SEVGİ seni bulsun...[/COLOR][/I][/B][/LEFT] |
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]HİÇ BİR DAĞ BİR ÖZLEMİ GÖMEBİLECEĞİNİZ KADAR BÜYÜK DEĞİLDİR ...[/B]
|
Cevap: GÜNÜN HİKAYESİ
[B]Rüyada Verilen Ceza[/B]
[COLOR="RoyalBlue"][FONT="Arial Black"]Mağripte, itibârlı bir âlim olan Ebü'l-Hasan; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri’nin İhyâ kitabını okuyunca “Sünnete muhâlif” diye beğenmemiş ve müslümanların elindeki İhyâ kitaplarının toplanıp yakılmasını emretmiş. Cumâ günü yakılmasını kararlaştırmışlar. Ebü'l-Hasan cumâ gecesi rüyâsında ders okuttuğu câmie girmiş. Bakmış ki câminin köşesinde parlayan bir nûr; Resûlüllâh Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer (r.anhümâ) ile oturuyorlar. Bu arada İmâm-ı Gazâlî de elinde İhyâu Ulûmi’d-Dîn, kitabı ile huzura gelerek: “Ey Allâh'ın Resûlü! Şu kimse benim hasmımdır.” dedi ve İhyâ kitabını Resûlüllâh'a verip: “Yâ Resûlallâh, şu kitaba bakınız, eğer bu kimsenin dediği gibi bunda sünnete muhâlif bir şey varsa, ben Allâhü Teâlâ’ya tevbe ettim. Eğer dîne muvâfıksa, bu adamdan hakkımı alıp beni sevindirin.” dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) İhyâ kitabını baştan sona göz gezdirdi ve; “Vallâhi bu çok güzel bir şeydir.” buyurduktan sonra Hz. Ebû Bekr'e (r.a.) verdi. O da baktıktan sonra “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki bu kitap güzeldir.” buyurdu. Hz. Ömer’de (r.a.) verdiler. O da inceleyerek, aynı cevabı verdi. Bunun üzerine Resûlüllâh (s.a.v.); “Ebü'l-Hasan'ın elbisesini soyun, iftirâ edenlere vurulduğu gibi had vurun.” buyurdu. Beşinci sopadan sonra Hz. Ebû Bekr şefâat ederek; “Yâ Resûlallâh böyle yapması yine senin sünnetini tâzîm içindi, af buyur.” dedi. Ebü'l-Hasan da hatasını anlayıp tevbe edince; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de affetti. Ebü'l-Hasan uyanınca gördüklerini halka anlatıp tevbe etti. Bir ay, rüyâsında yediği sopaların vurulduğu yerler sızladı. Vefat edince sopaların izi sırtında görülüyordu. Bu rüyâsından sonra dâimâ İhyâ kitabını okur, ona hürmet ederdi[/FONT][/COLOR] |
Dua Almaya Bakın!!!
[CENTER][url=http://www.imagehosting.com/][img]http://img44.imageshack.us/img44/9843/17340328182284459428078.jpg[/img][/url][/CENTER]
[COLOR="DimGray"][B][CENTER]Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister. Ancak maksadı başkadır. “Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler. Yetimcik, annesine yalvarıyor: — Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler. Kadın ağlamaklıdır: - Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum. Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor: - Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir! Ardından; - Âmiiiin! sesleri yükselir. O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehâdet'i getirip imanla şereflenir. Nitekim Sadaka, belâyı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! Buyurmuştur büyüklerimiz Düşüncelerine dikkat et; Sözlere dönüşüyorlar, Sözlerine dikkat et; Eyleme dönüşüyorlar, Eylemlerine dikkat et; Alışkanlıklarına dönüşüyorlar, Alışkanlıklarına dikkat et; Kişiliğine dönüşüyorlar, Kişiliğine dikkat et; *Kişiliğin kaderin oluyor!'* Ya Rab! Bize halim bir ahlak, salim bir kalp, zarif bir huy, Gayur bir ilim, Salih bir amel, abid bir karakter, Muttaki bir gayret, Muhsin bir suret ver. Âmin… Ya Rab! Kalpler senin kudretinde evirilip çevrilirken Bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl. Âmin…[/CENTER][/B][/COLOR] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]İhtiyar Fakir ve Sultan Melikşah
Yaşlı bir adam, Selçuklu Veziri Nizâmü’l Mülk’ün huzuruna girmek istedi. Nizâmü’l Mülk, ihtiyacını sordu. Adam, - Ben, Allâh Rasûlünün (s.a.v.) elçisiyim. Sultan Melikşah’la görüşeceğim.” diye cevap verdi. Nizâmü’l Mülk “bu sözün izâhını” istedi. İhtiyar adam - Eğer beni onun huzuruna çıkarırsanız mesajımı ileteceğim. Aksi halde onu görene ve bende olan şeyi ona nakledene kadar bekleyeceğim, dedi. Nizâmü’l Mülk, Sultanın yanına çıktı ve ihtiyarın söylediklerini nakletti. İhtiyar adam huzura alınınca Sultan’a şöyle dedi: - Birçok kızım var; ancak fakir olduğumdan evlilikleri için gereken çeyizi temin etme imkânına sahip değilim. Bu yüzden her gece Allâhu Teâlâ’ya dua edip bana kızlarımın çeyizini hazırlayacak imkânı ihsan etmesini istedim. Filan ayın cuma gecesi, yine onlar için yardım dileyerek uyudum. Rüyâmda Allâh’ın Rasûlünü (s.a.v.) gördüm. Bana şöyle dedi: -Kızının çeyizinde gerekli şeyleri ihsan etmesi için her gece Allâhu Teâlâ’ya yalvaran sen misin?” “Evet yâ Rasûlallâh!” dedim. Bana Sultan Melikşah’ın adını verdi. “Ona git, Allâh’ın Rasûlünün (s.a.v.) kendisinden kızların için gerekli çeyizi satın almasını istediğini söyle.” dedi. Ben “Ey Allâh’ın Rasûlü, benden bir işâret isterse ona ne diyeceğim?” diye sordum. O da. - Ona işaret olarak her gece yatmadan önce Tebâreke sûresini okuduğunu söyle, dedi. Sultan Melikşah bunu işitince, - Bu doğru bir işâret, zîrâ bunu Allâhu Teâlâ’dan başka kimse bilmiyor. Hocam bana her gece yatmadan önce bunu okumamı emretmişti. Ben buna hep devam ettim.” dedi. İhtiyara, kızlarının çeyizi için gerekli her şeyin verilmesini emretti. Ayrıca ihtiyara hediyeler verdi. [/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][I][FONT="Verdana"][COLOR="Blue"]İki yaşındaki çocuğu hastaneye getirdiklerinde durumu iyi değildi. Anne-babası kaygılı gözlerle, tahlil ve filmlerini inceleyen doktoru beklediler. Sonunda, doktor yanlarına geldi. Tane tane anlattı durumu onlara:
“Kızınızın kurtulması mümkün. Ancak, bunun için, en kısa sürede, bu hastalığı daha önceden geçirmiş birini bulup, ondan kan nakli yapmak gerekiyor.” Anne-babanın yüzünde birden bir ümit ışığı yandı. Çünkü beş yaşındaki oğulları da bebekken bu hastalığı geçirmişti ve daha sonra mucize eseri iyileşmişti. Bunu doktora söylediler. Doktor da ümitlenmişti. Ancak, bu kan nakli için minik delikanlının ikna edilmesi gerekiyordu. Doktor, karşısına oturttuğu çocukla, büyük bir adamla konuşuyormuş gibi konuştu ve ona durumu anlattı. Küçük kardeşine kanını vermek ister miydi? Çocuk bir müddet düşündü, sonra derin bir nefes alıp: “Kardeşim kurtulacaksa, kanımı veririm.” dedi. Gerekli işlemler hemen yapıldıktan sonra, çocuğu kardeşinin yattığı odaya götürdüler. Kanı alınıp doğrudan hasta kardeşine aktarılacaktı. Kan nakli sırasında minik delikanlı kardeşinin yüzüne baktı sürekli. Onun yanaklarına renk gelirken, kendisinin yüzü soldukça soluyordu. Sonunda gülümsemesi de söndü. “Hemen mi öleceğim?” diye sordu titrek bir sesle doktora. Doktor ona, ölmesinin söz konusu olmadığını anlattı. Ama odayı dolduran büyükler, küçük çocuğun küçük yanlış anlamasının gerisindeki büyük ruhu görerek gözyaşlarına engel olamadılar. Minik delikanlı, vücudundaki bütün kanın alınıp kardeşine verileceğini zannetmiş, buna rağmen kardeşini kurtarmak için kendi canını feda etmek istemişti…[/COLOR][/FONT][/I][/B] |
Buzağının ipi...
[COLOR="RoyalBlue"][FONT="Comic Sans MS"][B]Buzağının ipi
ÖYKÜ bu ya, dünyadaki her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterilen şeytan, üstüne yüklenen bu ağır suçlamadan bıkmış, Bir gün bir fırsat yaratayım da insanlar ne kadar iyiliksever olduğumu anlasınlar demiş. Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış. Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş. Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın, eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru kan içinde yere yıkılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş. Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş. Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş. Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış. Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi demiş. [/B][/FONT][/COLOR] |
Üğrünü Üğrünü Gelir Dereden(BEDİR)
Bedir)
Şarkışla'da çiftçilik yapan bir ailenin Bedriye isminde çok güzel kızları vardır. Bedir derler kısaca.Birde Ömer vardır yanlarında çalışan. Ömer güçlü kuvvetli yakışıklı bir delikanlıdır. Ömer'le Bedir aynı yaştadırlar. Ömer küçük yaşta başlamıştır bu ailenin yanında çalışmaya. Çocuklukları beraber geçer. Ömer'le Bedir büyüdükçe o çocuksu sevgileri aşka dönüşür. İçten içe gizli duygularla severler birbirlerini. İkisi de duygularını açığa vurmazlar. Ömer zaman zaman diyecek olur sevgisini. Bedir'in yayına varınca cesareti kırılır. Söyleyemez bir şey yutkunur kalır. Ömer bir şey dese karşılık verecektir ama, çaresiz oda bir şey söyleyemez. Günler ayları yıllar yılları kovalar. Şarkışla'da hayvanları sürüleri olanlar, her yıl yaz aylarında yaylaya çıkarlar. Sürülerini daha geniş otlaklarda yaylarken,tertemiz havayı teneffüs edip buz gibi suyunu içerek, tabiat'ın bütün güzelliklerinden doya doya faydalanırlar. Bedir'in ailesi de yaz aylarını Kızanandı denilen yaylada geçirmektedirler. Kızanandı, tertemiz havasıyla buz gibi sularıyla tipik bir Anadolu yaylasıdır. Fazla kalabalık olmadığı içinde,insanlar çok iyi ilişki içerisindedirler. Akşamları bir yerde toplanırlar masal anlatırlar, türkü söylerler, halay çekerler. Yaz mevsiminin nasıl geçtiği anlaşılmaz bu topraklarda. Bir sonraki yaz mevsimi iple çekilir. İşte bu yaylada kaldıkları zamanların birinde! Daha fazla yalnız kalma imkanı bulurlar. Ve bir gün, Ömer Bedir'e duygularını açar. Ne söyleyeceğini tam anlatamaz ama; Bedir'de heyecandan anlayacak durumda değildir zaten. Sözlerden çok bakışlar konuşur sade. Karşılıklı olarak aşklarını ilan ederler. Sonra, gizli gizli buluşmaya başlarlar. Sözde gizlice buluşurlar ama, gören görür bilen bilir onların aşklarını. Ve kısa zamanda herkes tarafından konuşulur olur Ömer ile Bedir'in aşkları. Ama kimse yadırgamaz bunu. Herkes yakıştırıverir birbirlerine ve evlenmelerini isterler. Ömer Allah'ın emriyle istetecektir Bedir'i. Dünürcüler belirlenir. Bedir ailesinden geleneklere uygun bir şekilde istenir. Kızın ailesinin kararı olumsuzdur. Özellikle Bedirin annesi Gürcü hatun, Ömer'in fakirliğini bahane ederek bu evliliğe karşı çıkar.Araya girenler ne kadar ısrar etselerde kara dediğine ak demez gürcü hatun.Aşıkların evlenmesine mani olur. Bir süre sonrada Bedir'i Şevki adında yaşlı ve zengin birine verirler.Düğün günü Ömer'le çok yakın bir arkadaşı yaylaya çıkarlar. Ve gelin alayını çok üzgün bir şekilde orada seyrederler.Ömer çok içlenir ve ağlayarak türkü söylemeye başlar. Bedir'in yaşlı kocası evlendikten bir süre sonra ölür. Ömer henüz evlenmediği için ahali tekrar araya girip,bunları evlendirmek isterler ama, Bedriye Ömer'i çok sevdiğini fakat, evlenirse dedikoduların çıkabileceğini söyleyerek, aşkını kalbine gömer ve teklifi kabul etmez. İki kere kaybettiği aşkı için Ömer'in yaktığı türkü dilden dile söylenir oldu. BEDİR Uğrunu uğrunu gelir dereden Benlerini sayamadım kareden Sevdiğimi bana yazsın yaradan Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor. Şu dereden cıvıl cıvıl kuş gelir Armağanlar dolu gider boş gelir Sevda bilmeyene hayal düş gelir Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor. Boğazımda lira Alnımda altın Bedir'i vermiyor şu Gürcü hatun Param çok değil alayım satın Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor. Kırık boğazında ardından yettim Kız yandığın yere kadar bende gittim Bedir'i yaylaya emanet ettim Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor. dinlemek isterseniz linke tıklayabilirsiniz. [url]http://www.turkulertube.com/video_S3397L64BK7.html[/url] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]Bir gelincik hikayesi[/B]
[COLOR="RoyalBlue"][FONT="Arial Black"]Günün birinde uzaklarda bir köyde çocuğu doğmadan kocası ölmüş ve tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik vefalıdır. Kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olsamasa da zamanla oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yanlız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışcasına Gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.[/FONT][/COLOR] |
Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!
[CENTER][B][I][COLOR=darkgreen]Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut![/COLOR][/I][/B] [/CENTER]
[CENTER][IMG]http://islamcokguzel.files.wordpress.com/2009/07/gulumse.jpg?w=300&h=225[/IMG][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]…….Sonuna kadar okuyun, sahip olanları mutlu kılan şeye sizin de sahip olduğunuzun farkına varın..[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT][/FONT][/FONT][/CENTER] [FONT=Arial][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=mediumturquoise]Gözleri görmeyen, ayakları yürümeyen kötürüm adamı mutlu kılan varlığın sizde daha fazlasıyla mevcut olduğunu unutmayın![/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#ccff33][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][B][I][COLOR=mediumturquoise]İşte hepimize mutluluk dersi veren kötürüm adamın muhteşem hayat anlayışı! Birlikte okuyoruz:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#00ffff][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][B][I][COLOR=mediumturquoise]Gözleri yumuk, ayakları çarpık kötürüm adam, yol kenarındaki ağacın gölgesinde ellerini açmış, göremeyen gözlerle boşluğa yönelerek dua ediyor:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT][/FONT][/COLOR] [COLOR=#00ffff] [FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Ey birçok zengine vermediği nimetleri bana veren Rabb’im, yaprakların, yıldızların sayısınca Sana şükürler olsun![/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#00ffff][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][COLOR=sienna][B][I][COLOR=mediumturquoise]Oradan geçmekte olan İsa aleyhisselam, bu mutlu adama yaklaşıp [/COLOR][/I][/B][/COLOR][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][COLOR=sienna][B][I][COLOR=mediumturquoise]sorar:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#00ffff][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Ey Allah’ın kulu, senin üzerinde ne nimetler vardır ki, birçok zengine vermediği nimeti bana veren Rabb’im, diye dua ediyorsun?[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#ccff33][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]Kapalı gözlerle sesin geldiği tarafa yönelerek cevap verir kötürüm adam:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#ccff33][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Rabb’im bana öyle bir kalp vermiştir ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiştir ki o dille de O’na şükrediyorum. O’nu tanımaktan daha üstün nimet, O’na şükretmekten daha büyük hidayet olur umu? Halbuki, nice zenginler, sıhhatliler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Nice zenginlere vermediği hidayet nimetini bana ihsan eden Rabb’ime, yaprakların, yıldızların sayısınca şükür etmekten kendimi alamıyorum!..[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT][/FONT][/FONT] [/FONT][/COLOR][/FONT][/COLOR][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT] [COLOR=#00ffff][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][FONT=Arial][B][I][COLOR=mediumturquoise]Bu cevap üzerine adamın önünde diz çöken İsa aleyhisselam, yumuk gözlerinden sevgi ile öper.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][B][I][COLOR=mediumturquoise]Peygamberin dudakları değen gözler anında cam gibi açılır. Şaşıran adam, tebessümle baktığı İsa aleyhisselama:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#00ffff][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][B][I][COLOR=mediumturquoise]‘Sen, der şu ölüleri diriltip hastalara şifalar veren mucizelerin sahibi İsa Peygamber olmayasın?’[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#00ffff][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#00ffff][B][I][COLOR=mediumturquoise]‘Belli olmuyor mu?’ deyince de; ‘Gözlerimden belli oldu ama ayaklarımdan henüz belli değil.’ cevabını verir. Bunun üzerine: ‘Silkinip kalk bakalım, belki ayaklarından da belli olur.’ der. Hemen silkinip kalkan adam ayaklarının da düzeldiğini anlayınca ilk sözü şu olur:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#ccff33]- [B][I][COLOR=sienna]Ey Allah’ın Nebisi, izin ver de sahip olduğum şu eşsiz nimetlerin şükrü için hemen şükür secdemi yapayım.’ diyerek secdeye kapanır ve der ki:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Ey Rabb’im, seni tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetinin şükründen acizken, şimdi Sen bana gören iki tane göz, yürüyen iki tane de ayak ihsan ettin, bu nimetlerin şükrünü nasıl ödeyeceğim şimdi ben?..[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT][/FONT][/FONT] [FONT=Arial][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=mediumturquoise]Bu sırada toplanan halk, İsa aleyhisselamın elini öpmek ister. Ancak Allah’ın Nebisi der ki:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [COLOR=#ccff33][FONT=Arial][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Eli öpülecek insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varan şükür secdesindeki şu insandır. Onun elini öpün! Derler ki:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- O’nu secdeye indiren nimetlere bizler taa doğuştan sahibiz, ama böyle şükür secdesine varacak derecede sevindirici bir nimete sahip olduğumuzun biz hiç farkına varmadık.[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=mediumturquoise]İsa Nebi’nin muhteşem cevabı şöyle gelir:[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#ccff33][FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Düşünen insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varır, düşünmeyen insan da kendini o nimetlerden mahrum sanır!.. Kitaplık çapta bir cevap.[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=sienna]- Ne dersiniz? İsa Nebi’nin kitaplık çaptaki son cümlesi bize de bir şeyler söylüyor mu? “Düşünen insan, sahip olduğu nimetin farkına varır mutluluk duyar, düşünmeyen insan da kendini o nimetten mahrum sanır, mutsuzluk hisseder!.” Biz de düşünsek, O’nu tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetine bizim de sahip olduğumuzun farkına varacak, kötürüm adamın duyduğu mutluluk ve huzurun daha fazlasını biz de duyacak mıyız? Öyle ise yazımızın başlığı doğru mudur?[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT] [/FONT][/COLOR][/FONT][/FONT][/FONT][/COLOR][/FONT][/COLOR][B][I][COLOR=mediumturquoise]“Dikkat: Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!” Ne dersiniz, düşünmeye değer mi?[/COLOR][/I][/B] [FONT=Arial][COLOR=#ccff33][B][I][COLOR=darkgreen]Selam ve Duâ ile..[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/FONT] [/FONT][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT][/COLOR][/FONT][/FONT] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][COLOR=darkred]Güzel bir konu elinize yüreginize saglik................[/COLOR][/B]
|
Cevap: Günün hikayesi
[B][COLOR="Navy"]Yavrum, şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım.Bu nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir evlilik gecirdiğin gibi,ahirette de ebedi saadete ulaşırsın.
1 - Kanaatkâr ol ! Yâni, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek herşeyi memnuniyetle kabul et ! Çünkü, kanaat, ka......lbi huzûra kavuşturur. 2 - Söylenenleri dâima iyi dinle ve kocanıin meşrû (islama uygun) emirlerine itaat et ! 3 - Evin ve her şeyin her zaman, temiz, muntazam ve düzenli olsun ! 4 - Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin ! Açlık insanıi huysuz eder, uykusuzluk ise, öfkelendirir. 5 - Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru ! Yaptığın işleri, iyilikleri başa kakma ! iyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz. 6 - Eşinin yakınlarına güzel muâmelede bulun ! Kocanın hatâlarını, yalnız iken, yumuşak bir şekilde söyle ! 7 - Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme ! Karı-koca arasındaki sırlar kabre berâberlerinde gömülmelidir. 8 - Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş ! Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol ! Yalan, yuvayı içten içe yıkan bir kurttur. 9 - Aranızdaki problemleri kendiniz hâlledin ! Sakın bunları, bize ve başkasına taşıma ! Kimseden medet umma ! 10-Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme ! 11-Kadının güzel huylusu, eşine Cennet nîmetidir. Sen kocana Cennet nîmeti ol ! Azap çektirme [/COLOR][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
artık hayat tamamı ile ortak yaşanıyo ben kadın olarak bunların kadınlar adına değil iki taraflı eşler adına geçerli olması gerekli diye düşünüyorum
|
Cevap: Günün hikayesi
[B]1 senenin kıymetini sınıfta kalan bilir,
1 ayın kıymetini erken doğuran kadın, 1 haftanın kıymetini dergi çıkartan bilir, 1 saatin kıymetini sevgilisini uğurlamak üzere peronda oturan, 1 dakikanın kıymetini uçağını kaçıran,... 1 saniyenin kıymetini ölümden son anda kurtulan, 1 salisenin kıymetini gümüş madalya alan bilir… İnsanın satın alamayacağı tek şey ZAMANDIR… Ama bozuk para gibi harcıyoruuuzz…[/B] |
Cevap: Günün hikayesi
bak bunlar süper ötesi olmuş
|
Cevap: Günün hikayesi
[QUOTE=esolmaz;538004]artık hayat tamamı ile ortak yaşanıyo ben kadın olarak bunların kadınlar adına değil iki taraflı eşler adına geçerli olması gerekli diye düşünüyorum[/QUOTE]
[B]Keşke herkes için aynı şeyler geçerli olsa ama degil.:)[/B] [QUOTE=esolmaz;538008]bak bunlar süper ötesi olmuş[/QUOTE] [B]Seni mutlu etmek adına buldum,teşekkür ederim.[/B] |
Cevap: Günün hikayesi
önce kadınlar böyle düşünecek onları erkekler takip eder bence ben çok teşekkür ederim sana
|
Cevap: Günün hikayesi
[CENTER][B][COLOR="Magenta"]İŞTE GERÇEK AŞK BUDUR!!!
Genç bir çocuk sevgilisini motorunun arkasına almış hızla yolalıyordu.. Birden genç kız : Sevgilim çok hızlı gidiyorsun biraz yavaşla.. die seslendi... Ama cevap alamadı genç çocuktan.. Bir daha aynısını tekrarladı... Bu sefer cevap gelmişti.. -Bi şartla yavaşlarım.. Önce beni sevdiğini söliceksin.. Sonra da başımdaki kaskı çıkarıp kendi başına takıcaksın.. Kız çocuğun dediklerini yapmıştı... Ertesi gün gazetelerde bir başlık : Ölüm Ayırdı ... Haberin içeriği şöyleydi: Aşırı hız yüzünden kontrolden çıkan motorun sahibi hayatını kaybederken arkasında oturan kızarkadaşı kazayı hafif sıyrıklarla atlattı... Ama gerçek öyle değildi... Genç çocuk motorun frenlerinin boşaldığını anlamıştı.. Ama kızarkadaşına hiçbirşey belli etmemşti.. Son kez kendisini sevdiğini duymak istemişti ve sevdiğinin hayatı uğruna kendi hayatını feda etmişti... İŞTE GERCEK AŞKIN ANLAMI BUYDU...![/COLOR][/B][/CENTER] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]Hırsız Evliya[/B]
[B][FONT="Arial"]Ortaköy Rumlarının gönüllerini İslama çelip çaldığı için Hırsız Aziz, (Hırsız Evliya) derlermiş Rumlar Yahya Efendi'ye. Kosta adında bir Rum Kaptan varmış, şarapçılık yaparmış, çok da içtiği için ayık anı olmazmış. Ama Yahya Efendi'yi nerde görse, eline kapanırmış. Yahya Efendi de sırtını sıvazlıyarak. -Kastın ne Kosta? Niye harâb ediyorsun kendini bu kadar? der gönüllermiş. Bir böyle, iki böyle derken bir gün Marmara Adalarının birinden Ortaköy'e şarap taşırken deniz kabarmaya, dalgalar teknesini tokatlamaya başlamış. Derken fırtına kasırgaya, kasırga kıyâmete dönüşmeye başlayınca, kabaran, köpüren, taşan rahmet deryasında sırılsıklam olan Kosta, riyâsız bir gönülle, içten içeee, dıştan dışa, resmen de alenen de hep sevip saydığı Yahya Efendi'ye yönelerek: - Elimden tut AzizYahya, çek sahile beni, sana bir küp şarabım var, hepsi fedâ olsun sana ... diye içten içe yana göynüye Ortaköy'e ulaşınca, Kosta'yı sevenlerden birisi: - Geçmiş olsun Kosta. bu berbat fırtınayı nasıl aştın sen? Biraz da meczub bir adam olan Kosta, saçını başını eliyle taraklayarak: -Ben aşmadım, aşıranlar aşırdılar. Yine bağışlandı bize canımız. Köyde (Ortaköy) ne var, ne yok? -Hırsız var. -Hırsız. -Hırsız Aziz adamlarıyla birlikte seni mahzeninde bekliyor. -Ne zaman geldiler? -Az evvel. Onlar gönderdiler beni seni bulmaya. - Pekala hadi gidelim -Ben gelmesem, bir mahzuru var mı? - Hayır, hiç bir mahzuru yok ama, sen de gel. - Peki, demiş arkadaşı, gitmişler varmışlar ki, Yahya Efendi ve yâranı Kosta'nın mahzeninde onları bekliyorlar. Kosta ve arkadaşı, loş mahzenin kapısından içeriye girerken, Yahya Efendi: -Gel bakalım Kosta. bir söz attın deryaya, biz de geldik buraya. Tut bakalım sözünü. Bu durum karşısında ne diyeceğini, ne edeceğini şaşıran Kosta, Yahya Efendi'nin ellerine kapanarak: -Aziz Baba, mahzenim feda size, şeref verdiniz bize, siz emredin yeter. Yahya Efendi: -En keskini hangi küpte? Kosta, kovuklardaki bir küpü göstererek: -aha şuracıkta işte. Yahya Efendi: -Onu için hep birlikte. Kosta, elpençe, mahviriyyet içre: -Siz? Yahya Efendi. -Biz de içeriz, merak etme, deyince, Kosta, yıllanmış şarap küplerini açarak, bardak bardak dağıtmaya başlamış. Yahya Efendi de öyle bir sohbet açmış ki orada, ilm-i ledün göklerini oraya boşaltmış. Saatlerce içtikleri halde hiç kimsede en basit bir sarhoşluk alameti görülmeyince, Kosta, arkadaşı ve mahzende çalışan diğer Rumlar birbirlerine bakışmaya başlamışlar. Kosta, arkadaşının kulağına usulca: -Bu işte bir iş var. Bir de biz bakalım şu şarabın tadına, diyerek birer bardak da kendileri içince, gözleri fal taşı gibi parlamış, zira, bakmışlar görmüşler ki Kosta'nın mahzende yıllanmış şarabı taze nar şerbetinde dönüşmüş. İşte Kosta da, arkadaşları da, o günden sonra, mabedlerini de, işlerini de değiştirerek iyi bir Müslüman olmuşlar. Evliyaların işi, bizim bilemediğimiz, akıl erdiremediğimiz bir planda cereyan ediyor. Hani ilim için henüz çözülemeyen bazı gerçekler var ya...[/FONT][/B] [COLOR="RoyalBlue"][FONT="Arial"]Kaynak: Yahya Efendi, Mustafa Özdamar, Kırk Kandil, 1997[/FONT][/COLOR] |
| WEZ Format +2. ?uan Saat: 14:52. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.