![]() |
Cevap: Günün hikayesi
[B][I][COLOR="DarkRed"]Bir Aşk Hikayesi
[URL=http://img30.imageshack.us/i/ihtiyar.jpg/][IMG]http://img30.imageshack.us/img30/2047/ihtiyar.jpg[/IMG][/URL] Adam ayağa kalktı. Müzik setine doğru yavaşça ilerledi, cd'lerini karıştırdı biraz, sonra birini seçti. Filmlerde bilinen bir sahne vardır ya hani; çift ya adamın ya kadının evine gelmiştir, birisi içkileri koyarken diğeri müziği seçmektedir, işte adam aynı o filmlerden çıkmış gibi, aynı hareketlerle seçtiği cd'yi özenle müzik setine yerleştirdi. Tek bir farkı vardı o filmlerden, içkiyi bir kadınla değil yalnızlığıyla içecekti. Müzik setinden birkaç saniye ses gelmemesine hiç şaşırmadı. Müzik setinden gittikçe artarak gelecek olan ses, Ravel'in Bolero'suna aitti. Aynı o güzel melodi gibiydi son iki haftada beraber yaşadıkları; yavaşça ve aniden başlamış, gittikçe hızlanmış, hızlandıkça kanıksanmış, sanki yıllardır sürüyor gibi alışılmış... Ve sonra başladığı gibi aniden sona ermişti. Adam, ayrılığın ardından hissettiklerini ayırt edemez hale gelmişti. Her kaybeden, bırakılan veya istediğini yaşayamayan adam veya kadın gibi aşkı sorguluyordu o da. Bir kitapta mı okumuştu yoksa bir filmde mi izlemişti hatırlamıyordu: Kadın babasının annesine nasıl aşık olduğunu anlatıyordu adama. Tarlaya giderken görmüş babası annesini, sadece iki dakika, sadece gözlerini ve demiş ki "benim yerim o gözlerin bakışıdır, o gözler bana bakmadıkça ben hep yarım kalacağım". Birden adamın aklına geliveren bu sahne, adamı düşündürdü. Kendini bildi bileli böyle efsanevi aşklara inanmazdı, hatta aşka bile doğru düzgün inanmazdı. Hangi devirde yaşıyorlardı, Leyla da Mecnun da sadece eski dönemlerde olabilirlerdi. Ama son iki haftada yaşadıkları, kafasını allak bullak etmişti. Adamın dost olarak gördüğü kadın, adamdan hoşlanmış; adam da karşılıksız kalamamış ve iki hafta sevgili kalmışlardı. Sonra ilişkileri başladıkları gibi aniden bitivermiş, adam sanki yıllardır sevgililermişçesine üzülmüştü. Kadın da iyi değildi, ama emin olamadığı bir duygu için çok sevdiği adama zarar vermek istemiyordu. Hem onların mükemmel bir dostlukları vardı ve bu dostluğu kaybetmeyi göze alamazdı kadın. Adamsa şaşkındı. Ne hissetmesi gerektiğini, nasıl davranacağını kestiremiyordu. Çok da önemli değildi aslında neyi nasıl yaptığı. Yaşanmış ve unutulması gereken bir ilişkisi vardı artık. Yıllardır "aşk acısı" çeken arkadaşlarını dinlediğinde hep onları rahatlatmış, ama bir türlü de anlam verememişti adam. Nasıl olabilir de, bir kadın ya da bir adam; sanki dünya üzerinde hissedilebilinecek hiçbir acı yokmuşçasına, bir adam ya da kadın yüzünden bu denli acı çekebilirdi? Kendi acılarını, hep başkalarının büyük acılarını düşünerek hafifleten adam, bu sefer acısını hafifletemiyordu. Kadının elini tuttuğu, kadına sarıldığı, kadını öptüğü anlar aklına geldikçe; ne denli güzel bir ilişkileri olabileceğini düşündükçe, boğulacak gibi oluyordu. Aklından ve teninden kadını söküp atamıyordu. Atamadıkça kendinden uzaklaştırıyor, bu kadar çok acı çekmesine anlam veremiyordu. Sanki kendi içerisinde iki kişi olarak yaşıyordu adam. Biri dışarıdan görünen, merhabalaştığınız, beraber yemek yediğiniz, çay içtiğiniz, ders çalıştığınız kişi; diğeri adamın ya da kadının kendinden bile sakladığı, sevdiğiyle beraber yaşayan kişi. Kendisini tanıyamıyordu adam, öyle ya insan bazen kendine bile yabancılaşıyor. Kadına davranışlarını, söylediklerini, sonra hem hep konuşmak isteyip hem de yüzünü bile görmek istememesine anlam veremiyordu. Neden sonra, adam kendini toparladı birden. Uzakta bir yerde sevdiği kadın onu bekliyordu, o kadın aynı zamanda adamın dostuydu ve adamın yanında olmasına ihtiyacı vardı. Kısa aşkları için, ne adam kadını ne de kadın adamı kaybedemezdi. Adam ayağa kalktı, gitmek için hazırlandı. Tam kendini hazır hissettiğinde, kadının silueti tekrar gözünün önüne geldi ve duraksadı, çelişkilerini düşündü tekrar ve bu çelişkilerinin kadını ve kendini kötü etkilemesinden korktu. Sonra korkularını bir yana bıraktı, bavulunu sırtladı ve yola koyuldu. Tüm yaşadıklarını sadece o kadınla birlikte aşabilirdi, çünkü onlar aynı zamanda - ve belki daha da önemlisi - dosttular ve acılarına ancak beraber gülüp, acılarını beraber aşabilirlerdi. Gökhan Güler[/COLOR][/I][/B] |
İLGİNÇ HİKAYELER
[B][FONT="Comic Sans MS"][COLOR="Purple"]ANKA KUŞU
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş... Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış; baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş. Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız. Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır[/COLOR][/FONT][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
ellerinize sağlık çok duygulu hikayeler yenilerini beklerim.
|
Cevap: Günün hikayesi
[URL=http://img260.imageshack.us/i/te351ekkr5wz.gif/][IMG]http://img260.imageshack.us/img260/1780/te351ekkr5wz.gif[/IMG][/URL]
[URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]Buğday Satıcısı[/B]
[COLOR="Black"][FONT="Arial"]Adamın biri satmak için pazara buğday götürmüş. Akşam olmuş, pazar toplanmaya başlamış. Herkes malını satıp savmış. Bu adamın malına müşteri çıkmamış. Çıkan da pazarlıkta uyuş*mamış. Adam koca çuvalı geri getirmenin sıkıntısıyla düşünürken meşayıhten birinin yolu pazara uğramış: O zat sormuş: -Ne o evladım malını satamadın mı? Bak pazar toplanıyor. Adamcağız boynu bükük: -Müşteri çıkmadı, Efendi Hazretleri! demiş. Şeyh efendi yerden avuç avuç kum alıp buğdaya karıştır*maya başlamış ve: - Şimdi çıkar evlad! demiş. Adam şeyhin bu hareketine itiraza yel*tenecekmiş ki; hemen yanı başında beliren müşteri mala talip olmuş. Tebessümle oradan ayrılmak üzere olan şeyhin eteğine yapışıp: -Bu ne haldir Efendi Hazretleri!" diyen buğdaycıya şeyh şu cevabı vermiş: -Sus! Para, layık olduğu mala gider. [/FONT][/COLOR] |
Cevap: Günün hikayesi
elinize sağlık
|
Cevap: Günün hikayesi
[B]Ne kadar fakir?[/B]
[COLOR="Black"][FONT="Arial"]Bir gün çok zengin bir adam oğlunu kırsal kesime götürüp ona insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek istemişti. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu: "Yolculuğumuzu nasıl buldun? "Çok güzeldi babacığım!" diye cevap verdi oğlu. "insanların ne kadar fakir olabileceğini gördün, değil mi? "Evet." "Peki ne öğrendin?" "Şunu gördüm" dedi oğlu. "Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına kadar gelen bir havuzumuz, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim taraçamız ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar uzanıyor." Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: "Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!"[/FONT][/COLOR] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][I][COLOR="DarkRed"][URL=http://img340.imageshack.us/i/insanbusumisaliesmalale.jpg/][IMG]http://img340.imageshack.us/img340/3751/insanbusumisaliesmalale.jpg[/IMG][/URL]
Şimdi sen Su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez... İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece. Suyun yanında olanlar Suyu en az içenlerdir. Çünkü su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler... Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi Suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda... Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!.. Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil! Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin! Su isen bir bardağa sığabil ki damarlara giresin!.. Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de kiyametler koparıcı olabileceğini unutma... Unutma senin işin rahmet olmak, afet değil ! Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe... Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi... Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak... Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken şu, değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın... Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!.. Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.. Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!.. Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil... Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç ?.. Veya önüne çıikan Ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her yaratık gibi! Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla... Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver... Vazgeçilmez ol !!.. __________________ [URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL][/COLOR][/I][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][FONT="Arial Black"][COLOR="Magenta"]MÜKEMMEL KALP
[IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG] Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunuilan etmişti. Onu görenlerde bunu onaylamıştı.Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlı bir adam genç adama doğru yürüdü ve : [IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG] "Ne için senin kalbin benim ki kadar güzel değil "dedi. İşte tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın kalbine doğru baktılar. Çok hızlı çarpıyordu fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda çentikler vardı onlarında üzeri keskin çentiklerle dolu idi.Yaşlı adamın yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu İnsanlar şaşırmıştı yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi. Genç adam gülerek"şaka ediyor olmalısın" dedi yaşlı adama" benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ile dolu" [IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG] "Doğru" diye yanıt verdi yaşlı adam " Senin kalbin mükemmel gözüküyor fakat ben asla yaşlı kalbimi senle değismem. O gördüğün her yara benim sevgimi verdiğim bir kişiyi gösteriyor onlara kalbimin bir parçasını seve seve verdim onlarda kendilerinden bir parçayı bana verdiler bu yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar ve üstünde yada köşelerinde pürüzler oldu fakat ben onların her parçasını tek tek seviyorum çünkü onların herbiri paylaşılan sevgileri dostlukları bana hatırlatıyor. Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım o kalbimin içindeki yara dolu boşluklarda bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça da acı verir fakat hala boşturlar ve başka bir kalplerinde bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir ve benim hala o umutla yaşamamı sağlar. Şimdi söyle genç adam sence hangi kalp daha güzel ?" Genç adamın gözleri sevgi gözyaşlariyla dolmuştu Yaşlı adama doğru yürüdü ve kalbinden genç ve güzel bir parçayı dostça ona doğru verdi. Yaşlı adamı kalbinde hala bir çok boşluk vardı. Yaşlı adam gençadamın cömertçe verdiği kalbi dostlarının olduğu bölüme yerleştirdi üzerine çentikler attı ve yerine bir güzel oturttu. Genç adam kendi kalbine doğru baktı artık eskisi kadar mükemmel ve pürüzsüz değildi ta ki yaşlı adam ona kendi kalbinden eski fakat güzel bir parça verene kadar. Sonunda genç adam ve oradaki kalabalık gerçek kalbin güzelliğini anlamıştı. [IMG]http://img106.imageshack.us/img106/6800/f98px1.gif[/IMG] Kalbi güzelleştiren onunla paylaşılan sevgi ve dostluktu. İçinde sevgi barındırmayan ve taşımayan hiçbir kalp gerçekten güzel olmazdı.[/COLOR][/FONT][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[URL=http://img168.imageshack.us/i/enguzelgul.jpg/][IMG]http://img168.imageshack.us/img168/890/enguzelgul.jpg[/IMG][/URL]
[URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][I][COLOR="DarkRed"][SIZE="3"]
Acının sarnıcı ben oldum [URL=http://img29.imageshack.us/i/sevgisiiregn752601qrvp8.jpg/][IMG]http://img29.imageshack.us/img29/936/sevgisiiregn752601qrvp8.jpg[/IMG][/URL] Gitmiştim.. Saçımdan tırnaklarıma kadar boylu boyunca bir gidiştim... Durakta beklemekle otobüse binmek arasındaki çırpınışları kaplıyordu aklım.. Aklım öyle sevimsizdir ki böyle zamanlarda, bulutlarla yerkabuğu arasında sıkışır kalırım.. Doyumsuz bir yolculuk şoku ardı ardına gözlerime saplanır.. İki adımda bir kavşak serilir önüme. Karasızlık buhranı sonra... Her acının yürüdüğü söylence bir yol vardır. İşte kavşakları hep acıya ayarlanan gidişlerim bu söylenceye aldanır... Kandili kısık bir aydınlıkta zamanın geç kalmışlığında yolları birbirine düğümlerim... Günü ikiye böler acının kılıcı yüzüne yakışan rengi seçer, geceyi giyinir acının kanayan yarıklarından küçük adımlar geçer... Resmi sevinç, içi ezinç başlangıçla gözüm görmeye başlar. Dilim tatlanır, ceplerimde kıvranır ellerim.. Oysa yürek yeniktir hala.Bunu artık kim değiştirebilir. Alnımdan su eksildiğinde, acıların kayaları küflendiğinde aynalara suretimin sığmadığı zamanlarda gözüme dokunacak bir göz olmadığında sırası gelmiştir çantayı sırtlamanın. O günden sonra bütün kent sokaklarında asit yağmurlarında tek başıma yürürüm. Yüzüm keskin bir mehtapta küskün bir kedi kadar kimsesiz, yüzüm kapalı tüller kadar sessiz... Az evvel bütün ıışıkların ardına baktım yoktun!! Bu kentte senin lisanını konuşuyorum aşk boyu.. Lisanım var inanıyorum öyleyse bu gözümü alan sessizlik neden? Bu sağır özlemin failini göster bana.. Her gün yüreğimi ipe götüren bir cellatı arıyorum.. Gözlerimi gösteriyorum kalabalığa gören yok mu? Peki tanıyan celladı mı? Bir yol daha uzadı önüme, kıyısında sıra sıra meşe kolyesi.. Her meşenin gövdesine bir kelime yazıp geçmşim o yoldan.. Senden başka kim başarabilirdi ağaçlardan cümle kurmayı... Ve beklediğim oldu ağaçların yolun sonu denize çıktığı.. Ben seni denizsizken bilirim... Gözlerindeki son damla maviyi ellerinle saklardın her seferinde.. Daha engelleri aramızdan söküp karşımıza almadan gittin... Deniz sıçradı üzerine, tuza, yakamoza aldanıp gittin!!! Ne zaman rüzgar saçılsa bir kadıın saçlarına, benim bungun ellerim ağlıyor şimdi.. Gel ben ölmekteyim... Caddelerde adımlarım boğuluyor, gözlerindeki surları katlime örüp durma!! Rengi kokuşmuş yazlara mezarımı kazma!! Naçar oturup ağladığım, güldüğüm çay bahçelerinde denizden donuk gözlü balıklar bakıyor bana.. Vapurların bir bir sana seferi yok.. Gözlerimdeki kayıp ilanlarına aldıran da.. İç bükey bir acıyla geldiğim kentte enkaz oldum.. Bana ayrılan kül bulutlarını soğuruyorum şimdi.. Kanat ve el gibi tutabilir mi bir başka eli ey deniz? Bugün varlığımın infazına hükmettim.. Durgun bir denizle yanan bir kentin arasında kaldım.. Yamacıma yanaşan şu gemi son kavşağım olsun. İsimsiz olsun.. Eylüle açılıyor dalgalar.. Ah kalbim üzerine çullanacak yine sonbahar.. Sulara sok kanlı saçlarını.. El salla tren istasyonuna, kıyıdaki cam kırıklarını damıt.. Olsa olsa bir sevgiden düşmüştür bu acı.. Peki neden ben oldum bu acının sarnıcı? [URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL][/SIZE][/COLOR][/I][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]Hapishanede Kılınan Namaz [/B]
[SIZE="2"][COLOR="RoyalBlue"][FONT="Arial Black"]Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur'a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber vâliye çıkardılar. Vâli dedi ki: - Hepsini hapsedin! Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp: ''Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!'' diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek'at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu: - Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı? Müdür dedi ki: - Bunu bilemem efendim. Yanlız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor göz yaşları döküyor. - Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi vâlinin yanına getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki: - Sizden özür.diliyorum.Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel! Demirci de cevabında dedi ki: -Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem. - Neden gelemezsiniz? - Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın! Akıl isen nemâzı, çün saâdet tâcıdır. Sen namazı şöyle bil ki, mü'minin mi'râcıdır.[/FONT][/COLOR][/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
Birak Sevgi Seni buLsun
[URL=http://img19.imageshack.us/i/y1pz75bcws0ikc7tvm0e0ny.jpg/][IMG]http://img19.imageshack.us/img19/4898/y1pz75bcws0ikc7tvm0e0ny.jpg[/IMG][/URL] Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm sevgisini paylasir. Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine hayran... birakamaz bir türlü... Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar, çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz onu... Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir... Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ... Kelebegine son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine dogru... Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz... Aklinda adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolasir saatlerce... Adam bir kelebege sevdali, bakip durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta... Böylece kelebek sunu anlar: BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR ... Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ ... O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR ... Adamsa sevdasini koyar simsicak avuçlarina; kelebegin yerine... Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da yanlis... Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni zamanda düsüncelerine de... Birak SEVGI seni bulsun... [URL=http://img28.imageshack.us/i/butterflyo.jpg/][IMG]http://img28.imageshack.us/img28/4246/butterflyo.jpg[/IMG][/URL] [URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][I][COLOR="DarkRed"][COLOR="DarkRed"]Yeniden doğmaya cesaretiniz var mı.?[/COLOR]
[URL=http://img243.imageshack.us/i/fangelidf3fme8881c6la1.jpg/][IMG]http://img243.imageshack.us/img243/860/fangelidf3fme8881c6la1.jpg[/IMG][/URL] Bazen öyle bir an gelir ki her şeyin bittiğini düşünürüz Hayattan bıkar, her şeyden ümidimizi keser,geçmiş mutluluklarımızı hatta umutlarımızı bile umutup hayatla bağlarımızı tamamen koparmak isteriz Bu anlar bir çoğumuza yabancı değildir Muhakkak hepimiz hayatımızın bir döneminde yaşamışızdır bunu Belki aramızda ölmeyi deneyenlerimiz bile olmuştur Çünkü o anda kolay olan bize o görünmüş ve zoru sırtlanmaktansa kolayı denemeyi yeğlemişizdir Yeniden doğmaya cesaretiniz varmı? Bu gibi durumlarda hiç yeniden doğmayı deneyenimiz oldu mu peki Bakın bu hikaye bize nasıl bir ders verecekDikkatlice okuyun ve arkanıza yaslanıp şöyle bir düşünün Kartallar, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadırlar Kartalların yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir Gagası uzar ve göğüsüne doğru kıvrılır Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır; Ya ölümü seçecektir Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar sürecektir Bu yönde karar verirse, kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkartır Yeni penceleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş” uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz İnsanlar ile hayvanları ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi hayvanların düşünmemekten kaynaklanan, içgüdüsel olarak karar verebilmeleri ve uygulayabilmeleridir İnsanoğlu düşündükçe karar vermekte zorluklar yaşıyor ve kararsızlığı seçiyor Bazen kararlarımız acı da verse her zaman “Yeniden Doğuş”u müjdeleyebilir Peki şimdi ne düşünüyorsunuzDeğer mi değmez mi [URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL][/COLOR][/I][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE="2"][COLOR="DarkRed"][CENTER][SIZE="5"]Bir Renk Koydum Kutuna [/SIZE]
[URL=http://img22.imageshack.us/i/97e1ebab.gif/][IMG]http://img22.imageshack.us/img22/1719/97e1ebab.gif[/IMG][/URL] Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş. Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını.. Kocaman bir fırça ve bin renk koydum kutuya bir cennet resmi yapıp içine gir diye... Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye. Bir tanede elma şekeri yerleştirdim, içindeki çocuğu yeniden tadabil diye... Güneşin batışını, billur suyun sesini, kırmızıyı, gelinciklerin saflığını, taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım. Ruhlarımız aç kalmasın diye... Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acımasız olan güçsüzdür. Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için.... Bir buket sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elma da koymadan edemedim. Paylaşmayı anımsayalım diye... İçtenliği, umudu neşeyi, bağışlayıcılığı, özgüveni ve açık yürekliliği unutmadım, "Ben" in dışına çıkıp bize ulaşabilelim diye... Son olarak da bir kart iliştirdim kutuya bak bu kartta neler yazıyor: Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin. Yaşamak için yarını bekleme, al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl yaşamdan yalnızca almak yerine ona bir şeyler ver. Kısacası bütünüyle "insan" ol. Unutma (!) Yaşam dokuması henüz tamamlanmamış , olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu yalnız sen doldurabilirsin ALINTI [URL=http://img710.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img710.imageshack.us/img710/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL][/CENTER][/COLOR][/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE=3][COLOR=blue] SUSKUNLAR MECLİSİ[/COLOR][/SIZE]
[SIZE=3][COLOR=blue][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]Bir zamanlar bilginler ve şairler, 'Suskunlar Meclisi' adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, az yazmak ve çok az konuşmaktı. O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Camî, bu meclisin aşkındaydı. Günün birinde Suskunlar Meclisi'nin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kâğıda yazarak, o sırada toplantı halinde bulunan Suskunlar Meclisi'ne gönderdi. Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Camî oraya lâyık bir bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi. Zeki bilgin durumu kavramıştı. Bir damla daha olsa, bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. Meclistekiler bu kibar cevabın mânasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler. Başkan, listeye Molla Camî'nin adını ekledi. Otuz sayısının sonuna bir sıfır koyarak, 300 yazdı. Bununla, Molla Camî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu. Listenin son şekli Molla Camî'ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, otuz sayısının soluna koydu. Yani 030 yazdı. Alçak gönüllü Molla Camî, bu şekilde, kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu. Diğer üyeler bunu görünce, saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak Suskunlar Meclisi'nin yeni üyesini selâmladılar. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]***[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]İnsan, bir Suskunlar Meclisi'ne bakıyor, bir Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne. Nerede o zarafet ve letafet? O kadar bilge kişi aransa da bulunmaz ama gene de, polemiklerde belirli bir seviye tutturulabilir.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue] alıntıdır..[/COLOR][/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
teşekkür ederiz Ozan hakketten hayran olmamak elde degil, çok güzeldi sagol
|
Cevap: Günün hikayesi
[COLOR=blue][SIZE=5][COLOR=black]HAYAT VE ENGELLER[/COLOR][/SIZE].
[SIZE=3]Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.[/SIZE][/COLOR] [SIZE=3][COLOR=blue]Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde .."Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=blue]"Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır .[/COLOR][/SIZE] " ARKADASLAR HERKESİN HAYATI ENGELLERLE DOLUDUR BİZDE BU ENGELLERİ TEK TEK ASARAK EBEDİ MUTLULUGA EREBİLMEK İÇİN ZORLUKLARIN ÜSTÜNDEN GELMELİYİZKİ ALLAHA KULLUK BORCUMUZU YERİNE GETİRELİM SONUÇTA SU FANİ DÜNYADA HEPİMİZ BİR SINAVDAN GECİYORUZ ALLAH HERKESİN YARDIMCISI OLSUN GÜL ÖNCE DİKENİNİ GÖSTERİR EGER SABREDERSEN GÜLÜDE GÖRÜRSÜN ...... |
Cevap: Günün hikayesi
Size kısaca yaşadıgım bir olayı anlatayım
Mahallemizde hasta sivaslı bir genç vardı. Birgün dediler vefat etmiş cenazesine gittik.Genç ölümü acı oluyor tabi halası duyunca fenalaştı o da öldü.Memleketten akrabaları yolda oldugu için beklettiler.Gelen akrabalardan biri arabasıyla kaza yapmış kazada bir kişi daha öldü. Bir cenazeye gittik üç tane cenaze oldu. kime niyet kime kısmetmi derler bilmiyorumki ne denir.Ama acınında acısı bu heralde |
Cevap: Günün hikayesi
Bayağı önce işyerinden Tunceli'li bir komşum vardı, zamanla samimi arkadaş olmuştuk.
Neyse bu mahalleden Sivas'lı bir kızla tanışıp evlenmek istedi. Nişanlandılar. Belli bir süre geçti. Bunlar şimdi düğün günü tespit ediyor karar veriliyor, düğüne bir hafta 10 gün kala kızın babası ölüyor. Neyse düğün tabi iptal ediliyor, aradan 4-5 ay geçiyor yine düğün günü belirleniyor, düğüne kısa bir zaman kala kızın annesi ölüyor. Neyse onuda erteliyorlar, yine uzunca bir zaman geçiyor yine belli bir güne karar veriliyor, bu sefer kızın dedesi ölüyor. Belli zaman sonra kızdan ayrılma kararı alıyor. Gerçekten bazı şeyler çok ilginç gelişiyor. |
Cevap: Günün hikayesi
İyiki devam dememişler.yoksa sülaleyi ortadan kaldıracaklarmış.
|
Cevap: Günün hikayesi
Bir adam, bir gün talibi olduğu sevgilinin kapısını çalar. Sevgili içerden seslenir: - Kapıyı çalan kim?. Adam cevap verir: - Benim… İçerideki: - Şimdi git. Senin için içeriye girme zamanı değildir. Böyle bir hanede, böyle bir maveniyat sofrasında bencil kişinin yeri olamaz. Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir? Adama çaresiz, boynunu büker ve kapıdan geri döner. Aylarca sevgilinin sözlerini tefekkür eder. Ayrılık, bir ateş yalımı gibi, içini yalayarak yakar durur; yanıp pişer. Kendisini ve sevgisini hazır hissettiğinde yeniden sonsuz arzuladığı sevgilinin kapı eşiğine gelir, uzun uzun bekler. Neden sonra, kapının halkasını edeple kavrayıp kapıyı desturla çalar. O latif ses içerden duyulur: - Kapıyı çalan kim?. Adam cevap verir: - Ey gönlümü alan sevgili! Kapıdaki de sensin. Sevgili cevabı sever, gönlüyle gülümser: - Mademki şimdi bensin; ey ben, gel ve gir içeri! Bu ev dardır, iki kişi sığmıyor. ....öylemidir dostlarım
|
Cevap: Günün hikayesi
[B]Sevgi[/B]
[B][SIZE=4]Sevgi;[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]Anlatıldığına göre adamın biri çöl ortasında yürürken gözünün önüne çirkin bir yüz dikilir. Adam «sen kimsin» der. Çirkin yüz «ben senin çirkin amellerinim», diye cevap verir. Adama «senden kurtulmanın yolu nedir» diye sorar. Adam «Peygamber'e selât-ü selâm getirmektir.»[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyuruyor:[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]— Bana getirilen selât-ü selâm, sırat köprüsü üzerinde ışıktır, cuma günü seksen kere selât-ü selâm getiren kimsenin geçmiş seksen yıllık günahı affedilir» der.[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]Yine anlatıldığına göre adamın biri Peygamber'imize Hz. Muhammed'e selâm getirmezdi, bir gece rüyasında Peygamber'imizi (S.A.S.) görür, fakat Peygamber'imiz yüzünü adama çevirmez. Adam «ey Allah'ın Resul'ü! Yoksa bana kızgın mısın» diye sorar, Peygamber'imiz «hayır» diye cevap verir. Adam «o halde niye yüzüme bakmıyorsun» diye sorar. Peygamber'imiz «çünkü seni tanımıyorum» diye karşılık verir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]Adam «beni nasıl tanımazsın, ben senin ümmetinden biriyim, alimlerin anlattığına göre sen ümmetini ananın çocuğunu tanıdığından daha iyi tanırsın» der. Peygamber'imizin cevabı şöyle olur: «Alimler doğru söylemişler, yalnız sen üzerime selât-ü selâm getirerek beni hatırlamadın ki! Benim ümmetimi tanımam, üzerime getirecekleri selât-ü selâm ile ölçülüdür.»[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]Bu arada adam uyanır, ve her gün Peygamber'imize (S.A.S.) yüz kere selât-ü selâm getirmeyi üzerine borç haline getirir ve bunu yapar. Bir müddet sonra Peygamber'imizi yine rüyasında görür. Peygamber'imiz ona «şimdi seni tanıyorum ve sana şefaat edeceğim» diye müjde verir. Çünki adam Rasulüllahı sever olmuştur.[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]Allah (C.C.) buyurur ki: ,[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]«— Ey Rasulüm! De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz da Al-[/SIZE][/B] [B][SIZE=4]lah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin. Hiç şüphesiz Allah, bağışlayıcı ve esirgeyicidir» (34).[/SIZE][/B] [B][SIZE=4][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][/SIZE][/B] [U][COLOR=black]imam gazali;[/COLOR][/U] [U]kalplerin keşfi,sevgi bölümü.[/U] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][COLOR=red]20 saniyede şeytan oyunu[/COLOR] [/B]
[INDENT][B][CENTER][SIZE=3][COLOR=blue]Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı Birgün: - Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi Hazreti Cüneyd: - Sen lanetli İblissin İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu Şeytan: - Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi - Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı[/COLOR][/SIZE] * * * İnsanın en zayıf damarı "Sensin!" denilerek, koltuğunun altına girmektir Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam'a zarar vermiş, verdirilmiştir Günümüzün de en tehlikeli hastalıklarından da birisi budur. alıntı. [/CENTER] [/B] [/INDENT] |
Cevap: Günün hikayesi
[CENTER][B][IMG]http://resimzade.com/Show.html?i=22923&token=4150[/IMG][/B]
[B][COLOR="Cyan"]Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile bir balıkçı birbirlerine aşık olmuş. Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz...Hal böyle olunca, kız ile delikanlı gizli gizli buluşuyorlar tabii...Kral baba bunu zaman içerisinde öğreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını... Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor, bulun...duğu yeri ışıkla işaret ediyor delikanlıya...Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana kadar aşk oyunları yapıyorlar birbirlerine... Kral bir gece askerlerine kızını yakalamalarını ve kumsalda ışıkla balıkçıya işaret göndermelerini buyuruyor.Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine doğru...Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevdiğini kurtarabilmek için ama koyun taaa öbür ucuna yetişmesi imkansız...Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor kendini sulara... İste o anda bir mucize gerçekleşiyor!Kızın adim attığı her yer kumsala dönüşürken pesinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...Kız kayığa kadar koşabiliyor...Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip salıyor okunu...Heyhat! Kız ile delikanlı birbirlerine sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla buluşuyor...Derler ki; o kumlar, kızın kani denize karısınca kırmızıya boyanmış...Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı, sonrasını ne gören var ne duyan!...Marmaris'e karayolu ile 1.5 saat uzaklıkta...)[/COLOR][/B][/CENTER] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]Rüyada Verilen Ceza[/B]
[I][B]Mağripte, itibârlı bir âlim olan Ebü'l-Hasan; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri’nin İhyâ kitabını okuyunca “Sünnete muhâlif” diye beğenmemiş ve müslümanların elindeki İhyâ kitaplarının toplanıp yakılmasını emretmiş. Cumâ günü yakılmasını kararlaştırmışlar. Ebü'l-Hasan cumâ gecesi rüyâsında ders okuttuğu câmie girmiş. Bakmış ki câminin köşesinde parlayan bir nûr; Resûlüllâh Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer (r.anhümâ) ile oturuyorlar. Bu arada İmâm-ı Gazâlî de elinde İhyâu Ulûmi’d-Dîn, kitabı ile huzura gelerek: “Ey Allâh'ın Resûlü! Şu kimse benim hasmımdır.” dedi ve İhyâ kitabını Resûlüllâh'a verip: “Yâ Resûlallâh, şu kitaba bakınız, eğer bu kimsenin dediği gibi bunda sünnete muhâlif bir şey varsa, ben Allâhü Teâlâ’ya tevbe ettim. Eğer dîne muvâfıksa, bu adamdan hakkımı alıp beni sevindirin.” dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) İhyâ kitabını baştan sona göz gezdirdi ve; “Vallâhi bu çok güzel bir şeydir.” buyurduktan sonra Hz. Ebû Bekr'e (r.a.) verdi. O da baktıktan sonra “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki bu kitap güzeldir.” buyurdu. Hz. Ömer’de (r.a.) verdiler. O da inceleyerek, aynı cevabı verdi. Bunun üzerine Resûlüllâh (s.a.v.); “Ebü'l-Hasan'ın elbisesini soyun, iftirâ edenlere vurulduğu gibi had vurun.” buyurdu. Beşinci sopadan sonra Hz. Ebû Bekr şefâat ederek; “Yâ Resûlallâh böyle yapması yine senin sünnetini tâzîm içindi, af buyur.” dedi. Ebü'l-Hasan da hatasını anlayıp tevbe edince; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de affetti. Ebü'l-Hasan uyanınca gördüklerini halka anlatıp tevbe etti. Bir ay, rüyâsında yediği sopaların vurulduğu yerler sızladı. Vefat edince sopaların izi sırtında görülüyordu. Bu rüyâsından sonra dâimâ İhyâ kitabını okur, ona hürmet ederdi[/B][/I] |
Cevap: Günün hikayesi
elinize yüreğinize sağlık çok güzel menkıbeler.
|
Cevap: Günün hikayesi
[B]Geleceğini biliyordum [/B]
[INDENT][SIZE=3][COLOR=black][FONT=Tahoma]Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]insanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Asker teğmenine koştu hemen:[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Gitmeğe deymez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın![/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Peki, dene bakalım![/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtladığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Sana hayatını tehlikeye atmaya deymez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş...[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times New Roman]- [/FONT][/COLOR][COLOR=black][FONT=Tahoma]Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?[/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman]- [/FONT][COLOR=black][FONT=Tahoma]Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...[/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman]- [/FONT][/SIZE][COLOR=black][FONT=Tahoma][SIZE=3]Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için... Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:[/SIZE][/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]-[/SIZE] [/FONT][COLOR=blue][FONT=Tahoma]GELECEĞİNİ BİLİYORDUM![/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Kalbimizde 'arkadaşlık' denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Tahoma]Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar. Bugün arkadaşlarınıza, onlarla ne kadar ilgilendiğinizi gösterin. Bu yazıyı arkadaş olarak gördüğünüz herkese gönderin. Size gönderen dahil...[/FONT][/COLOR] [/INDENT] |
Cevap: Günün hikayesi
çok teşekkür ederim kardeşim çok güzel bir hikaye gerçektende ama şimdi nerde öyle dostluklar arkadaşlıklar.iki kişi bir araya gelse üçüncüsü kıskanıyor.
|
Cevap: Günün hikayesi
bilgeye sormuşlar;
insanların zekasını nasıl anlarsınız? bilge;konuşmasından demiş. tekrar sormuşlar;ya konuşmazsa? cevap:o kadar akıllı insan yokturki... |
Cevap: Günün hikayesi
Hayatta hiçbirşey Meninas'in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso'nun resmine bakıp, Meninas'in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek.
|
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE="2"][I][COLOR="DarkRed"]
Gözyaşları çicek açar Bazen, uyuşuk uyuşuk esen bir rüzgar gibidir düşünceler... Rahatsız etmeden içimizde dolaşır, dolaşır... sakince... . Bazen de hırçın fırtınalar yanında hiç kalır, en kuytu köşene gizlenirsin! İçindeki, dokunduğunu hırpalayan uğultuları, endişeyle izlersin!.. Kaçma imkanın da yoktur... Fırtına senin, sana ait; nereye gitsen peşinden eser gelir... Emanet bırakamazsın kimseye... koyamazsın kenara bir yere... Bazen çok latiftir her şey, yumuşaktır alabildiğine... Gözlerini açtığında, gün sakin; içine çektiğinde, hava yumuşaktır... Gözleri ışıldayan bir çocuğun elleri de yumuşaktır... tutulduğunda dilek gibi gelecek vaat eder... Bazen zaman da uysaldır; okuduğun kitap da akıcıdır... Çiçek koparırsın, kokusu içini yumuşatır... Rengi, karanlıklarına latif bir ışıktır... Bazen insanın sakinliği hırçındır... Çığlıkları duyulmaz, gözlere hitap eder batmadan... Kimi zaman oturur yerine terslikler, zıtlıklar... Bazen de sivri kalır anlamlı bulunan değerler... İçini görsen, dışının tam zıddı güzeller vardır... Dışından bakınca önemsenilmeyen, fakat içinde nur hazineleri saklayan insanlar da vardır, nadir de olsalar... Yaşam içerisinde, zıtlıklar bazen karşı karşıya oturur, bazen yan yana... Bakma öyle kavgalı gibi durduklarına; tam aksine! Aslında el ele hüzünlerle huzurlar... Aynı anda hem güler hem ağlar insanlar!.. Gözyaşları çiçek açar, tebessümler ağlar... En canlı renkler bile hüzünleri imzalar kimi zaman!.. Acıların da kendine has bir tadı var... Gönlümü yaksa da, acıları seviyorum!.. Hüzünlerin güzelliği yağmur kadar berrak, yağmur kadar sakin; yüreğimi ıslatan bu güzelliği seviyorum!.. Yaşam, zıtlıkların birbirini tamamladığı bir tablo! İyi ve hoş olan şeylerin kıymetini anlamayı bize armağan eden, kötü olan her şeye teşekkürü bir borç biliyorum!.. Geceyi yaratan ve bize güneşi özlettiren, dertlerle bize sabrı öğreten ve sonra da ruhumuza billur billur huzuru akıtan Allah'a hamdolsun... Mailime gelen bu yaziyi sizinle paylasmak istedim. Saygilarimla[/COLOR][/I] [URL=http://img227.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img227.imageshack.us/img227/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL][/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
[URL="http://www.facebook.com/notes/selam/her-gun-kendisini-ziyarete-gelen-dervise-seyhi-der-ki-her-gun-bana-gelecegine-bi/150713441609762"][IMG]http://photos-e.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs250.snc4/39818_149833271699289_115953545087262_489741_3257555_s.jpg[/IMG][/URL] [B][URL="http://www.facebook.com/notes/selam/her-gun-kendisini-ziyarete-gelen-dervise-seyhi-der-ki-her-gun-bana-gelecegine-bi/150713441609762"][SIZE=5][COLOR=#3b5998]Her gün kendisini ziyarete gelen dervişe şeyhi der ki:- “[/COLOR][/SIZE][/URL][/B]
[B][SIZE=5][COLOR=#3b5998] Her gün bana geleceğine bir gün kendine gel! ”[/COLOR][/SIZE][/B][SIZE=5] [/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
[B]Ateş Lazım Oldu[/B]
Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dana hazretleri daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu: - Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun? - Cehennemden geliyorum ey hükümdar. - Ne işin vardı cehennemde? - Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim. - Peki, getirdin mi bari? [B]- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.[/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE=3][COLOR=red]Adamın biri bir köle satın alır. Köle efendisine der ki, «efendim, aramızda şu üç şart bulunacak.[/COLOR][/SIZE]
[SIZE=3][COLOR=red]1 — Vakit geldiğinde farz namazları kılmama engel olmayacaksın[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]2 — Gündüz bana ne iş buyurursan buyur, geceleri bana iş vermeyeceksin.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]3 — Evinde bana, benden başka hiç kimsenin giremeyeceği bir oda ayıracaksın.»[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Adam köleye «bu şartlarını kabul ediyorum, kalk evleri gez, kendine kendin bir oda seç» der.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Evleri dolaşan köle orada yıkık bir ev bulunca «burayı seçtim» der; Adam «oğlum, neden yıkık bir ev seçtin» der. Köle «efendim. Allah ile birlikte olunca yıkıntıların bakımlı bahçe gibi olduğunu bilmiyormusunuz» der.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Köle gündüzleri efendisine hizmet eder, geceleri Allah'ına ibadete ayırırdı.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Bu böyle devam edip giderken bir gece «efendi evi gezmeye çıkar, kölenin kapısı önüne varınca odayı apaydınlık içinde ve köleyi de secdeye kapanmış görür, başından aşağı yerle gök arasına asılmış bir kandil göz kamaştırıcı bir ışık saçmaktadır. Köle [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Allah'ına şu sözlerle yalvarıp seslenmektedir. «Allah'ım! Efendimin hakkını omuzlarıma yükledin, ben de ona gündüzleri hizmet ediyorum. Eğer böyle olmasaydı, gece-gün-düzünü sırf sana ibadet ederek geçirirdim. Beni mazur gör, ya Rabb'i.»[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Köle secdeye kapanmış böyle dua ederken efendisi ondan gözlerini ayırmıyor, nihayet tanyeri ağarır, kandil geri alınır ve odanın tavanı geriye kapanır.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Adam geri döner, varıp olup bitenleri karısına anlatır. Ertesi gece olunca bu sefer karısının elinden tutarak odanın kapısı önüne ikisi gelirler. Köle yine secdeye kapanmıştır, kandil yine başından, aşağı sarkmıştır.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Karı-koca kapının önünde dikilip gözyaşları içinde köleye bakarlar. Sonunda yine gün ağarır.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Bunun üzerine efendi köleyi çağırarak ona der ki, «sen Allah rizası için azadsın, böylelikle kendini artık tamamen kendisine mazeret beyan ettiğinin (Allah'ın) ibadetine verebilesin.» [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Köle ellerini havaya kaldırarak şu beyti söyler:[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Ey sır sahibi! Artık o sır açığa çıktı. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Halim başkalarına malum olduktan sonra artık yaşamak istemiyorum.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]Sonra Allah'a şöyle yalvarır, «Allah'ım! Senden ölüm istiyorum» Duası biter bitmez derhal yere düşer ve ölür.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=red]İşte salihlerin, Allah aşıklarının ve O'nun rızası peşinde koşanların hali![/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=#ff0000][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=darkred]imam gazali;kalplerin keşfi. [/COLOR][/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][I][COLOR="DarkRed"]
[SIZE="3"]Dünyanın En Acımasız Hayvanı [/SIZE]İnsandır Sabah işe gelirken, arabada yine gazete haberlerini dinliyorum. Duyduklarım karşısında; ne yapsam, ne yazsam, ne söylesem bilemedim… Nietzsche’nin sözü dilime dolandı yeniden…. “Dünyanın en acımasız hayvanı insandır”. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve bunlar karşısında her geçen gün artan duyarsızlığımız, tepkisizliğimiz bu cümleyi haklı kılıyor ne yazık ki. Ne dersiniz ? Nietzsche haksız mı “dünyanın en acımasız hayvanı insandır” derken… Dünyaca ünlü bir piyano virtüözü konser vermek üzere salona giriyor. Dinleyicileri büyük bir ciddiyetle selamlayarak daha önceden tuşları sökülmüş piyanosunun başına geçiyor ve çalmaya başlıyor… Elbette piyanodan ses çıkmıyor ama virtüöz her parçadan sonra yine büyük bir ciddiyetle dinleyicileri selamlıyor ve diğer eseri çalmaya devam ediyor. Dinleyiciler önce birbirlerine şaşkın şaşkın bakıyorlar ve ne yapıyor bu sorusunu gözleriyle soruyorlar ama yinede çılgınlar gibi alkışlıyorlar sanatçıyı. Konserin bitimine kadar bu böyle sürüyor… Konser bitiyor ve kapıda Gazetecilerden biri diyor ki;”siz çalıyor gibi yaptınız biz de siz çalmışsınız gibi çılgınca alkışladık, ama ne yapmaya çalıştığınızı anlamadım”. “Sahi ne yapmaya çalıştınız”? Yanıtlamış sanatçı: “İnsanların tepkisizliğinin boyutunu merak etmiştim, meğer sonsuzmuş... *** ” Barış; yanına “ama” kabul etmez… Barış istiyorum “ama” diyemezsiniz yani. Dememelisiniz de zaten… Öte yandan; teröre karşıyım “ama” deyip yanına mesela; nereden ve kimden geldiğine bakmaksızın karşıyım diyebilirsiniz.. Terörü her anlamda; siyasal, ideolojik ve felsefi anlamda reddetmek koşuluyla…. Doğrusu da bu değil midir? Alıntı [URL=http://img227.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img227.imageshack.us/img227/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL][/COLOR][/I][/B] |
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE=3]Tahta perdede ki çivi...
[COLOR=navy]Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. " arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak" demiş. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=navy]Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=navy]Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence "bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)" demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=navy]Babası ona "aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=navy]bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik kapanmayacaktır.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=navy][/COLOR][/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
[B][COLOR="Navy"]Hacer Menekşe
[URL=http://img844.imageshack.us/i/meneksecicegiresimleri1.gif/][IMG]http://img844.imageshack.us/img844/9270/meneksecicegiresimleri1.gif[/IMG][/URL] Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı. Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi. Gölgeyi sever menekşeler derdi. Oysa; öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yapığını anlatmıştı onlara. Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı. Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi... "Her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar?" diye düşündü, durdu Hande... Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi. Küçücük kafası o gün herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. İlk, kimsenin yanına oturmak istemediği, "Hacer'in yanına oturmak istiyorum öğretmenim." diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış, şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer, çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise; mühendis Kamil Beyin biricik kızı... Öğretmen, pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande'yi... Hande, ısrar ediyordu Hacer'in yanına oturmak istiyordu. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmem Hande'nin annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu: "Neden yavrum Hacer'in yanına oturmak istiyorsun?" Hande cevap verdi: "Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin. Oysa, her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı... Belki de bu yüzden bu kadar güzeller... Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki, Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum." dedi. Hande'nin annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4 .sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak "Peki kızım, kimin yanında istersen oturabilirsin." dedi. Pazartesi, Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer... Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlar da soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi iki kere anlatma ile anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti? Doktor Cemal bey'in kızı Esin idi en çok alınan... Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı her Pazar... Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi? Çok gururu kırılmıştı Esin'in... Hande ile konuşmuyordu. Bir gün, Hande ve ailesi, Esinler'le dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler.. Hande, gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı, arkadaşları ile arasının bozulmasına sebeb olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu, yoksa aptal mıydı? Sonra menekşeleri hatırladı. Hemen düşüncelerinden utandı. Hacer, farklı diye yargılamamaları gerekiyordu. Hacer'in kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Tam umduğu gibi olmuştu. Esin, somurtarak karşısında oturuyordu. Hande ile konuşmuyordu. Hande, canını sıkkınlığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı. Kar atıştırmaya başlamıştı. Hande kar'ı çok seviyordu. Yürüdü, yürüdü... Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresindeki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi... Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi, eve doğru bir adım attı, kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti. Bu Hacer idi. Hande'ye gülümsüyordu... "Hoşgeldin Hande" dedi Hacer, biraz ürkek "Buyurmaz mısın?" Şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda, sıcacıktı. Odun sobası her yeri ısıtmıştı. "menekşeler" diyebildi sadece Hande, "bu soğukta" Hacer gülümsedi: "Onlar annem için, annem onları çok sever." Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. "Annen hasta mı?" dedi. Hacer: "Evet, 2 sene önce felç oldu, ona ben bakıyorum. Bizim kimsemiz yok. Birtek ineğimiz var, onunla geçiniyoruz ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor." dedi Hacer utanarak... Bir de dedi: "Bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum." Hande'nin gözleri dolmuştu... Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı... Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu... Bir müddet sonra "Anne, bu Hacer!" diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacerler'e gidip Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande, annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlıyarak. "Bir şeyler yapalım anne"dedi. O hafta, annesi ve Hande, Hacerler'e gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar... Hacer, artık Handeler'den okula gidip geliyordu. Ne dağınıktı, ne de aptal... Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti... Hacer ve Hande bir arkadaş değil, bir kızkardeşlerdi artık... Mor menekşeler Handey'e Hacer'i armağan etmişti... Hacer'e ise; hem Hande'yi, hem hayatı... Seneler sonra ikisi de evlendi... Hacer şimdi bir doktor... Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Hastalarına vicdanı ile birlikte şifa dağıtıyor... Hande ise; bir öğretmen... Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor... Bir kızı var. Adı: HACER MENEKŞE... Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande. Hacer Menekşe, teyzesi Hacer'i çok seviyor ve annesine teyzesi için her gün teşekkür ediyor... LÜTFEN SEVGİNİZE ÖNYARGI SOKMAYIN. DİNLEYİN VE YORUMLAYIN. HERŞEY, SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR. SEVDİKTEN SONRA İSE; SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR... Özen Kıraç[/COLOR][/B] [URL=http://img717.imageshack.us/i/2891702520329721778365u.gif/][IMG]http://img717.imageshack.us/img717/5881/2891702520329721778365u.gif[/IMG][/URL] [URL=http://img227.imageshack.us/i/83944062ga3.gif/][IMG]http://img227.imageshack.us/img227/4800/83944062ga3.gif[/IMG][/URL] |
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE=3]Einstein ve Şoförü.. [/SIZE]
[SIZE=3]Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş..Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü einstein' a ; Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz herşeyi kelimesi kelimesine biliyorum demiş ..Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş ; Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar, o halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim..Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış..Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş ; Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp ; Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip demiş..Sonra da salonun arkasında oturan einstein' ı işaret ederek şöyle devam etmiş ; Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak...* ' Akıllı insanlar ; Akıllı insanlarla çalışır...*[/SIZE] |
Cevap: Günün hikayesi
[SIZE=3]Boluda bir ilçeye bir kaymakam atanmiş. Kaymakam yanina başçavuşu alip, köylülerle tanişmak üzere köy, köy dolaşmaya başlamiş, bakmişlar ki yolda bir adam kucağinda bir eşek yavrusuyla gidiyor... kaymakam baş çavuşa demiş ki.. "ben bu köylülye biraz sataşayim" başçavuş kaymakami uyarmiş. "aman efendim, bunlar lafta altta kalmazlar. Dikkat edin" "kaymakam bir şey olmaz. Ben yillarca mektep okudum. Kültürlüyüm. Cahil bir köylü mü beni lafta yenecek demiş." arabayi durdurup köylüye yanaşmişlar kaymakam selam verip sormuş ""nereye böyle kucağinda yavrunuzla" köylü bir kaymakama bakmiş, birde başçavuşa "mektebe demiş..mektebe yazdirmaya gidiyorum..."çok okursa kaymakam, az okursa başçavuş olsun diye".......[/SIZE]
|
| WEZ Format +2. ?uan Saat: 14:42. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.