![]() |
FLAŞ GÜNCEL YAZI
[B]Sayın Başbakan, bunu yapmayın artık !..[/B]
Sayın Başbakan; geçirdiğiniz ameliyata rağmen son 15 gündür gösterdiğiniz hareketlilik olağanüstü. Dünyanın öteki ucuna gidip geldiniz, en ufak bir yorgunluk belirtisi bile yok. Umuyor ve diliyorum ki, sağlığınız eskisinden daha iyi olacak. Salı günü partinizin grup toplantısında yine çok formdaydınız. Siyasi rakiplerinizi hem belagat gücünüz, hem espri yeteneğiniz hem de herkesin anlayacağı üsluptaki konuşmanızla gerçekten çok zorda bırakıyorsunuz. Ancak sayın Başbakan; günlük siyasi çekişmelerdeki üslubunuzu tarih konusuna kaydırdığınızda, söyledikleriniz AKP grubunu ve kendi tabanınızı çok mutlu edebilir, buna karşın toplumsal barış ve anlayışa dinamit koymakla eşdeğer olduğunu da söylemeliyim. Örneğin çok anlaşılır ve esprili bir dille tek parti döneminde CHP’nin Alman diktatör Hitler’le çok iyi anlaştığını söylediniz. Bunun için kararnameleri ve gazete manşetlerini gösterdiniz. Her şey yaşandığı dönemle ilgili yorumlanmalıdır. O tarihlerde kıta Avrupası’nda yükselen değer faşizmdi. Hitler’in, Franko’nun, Salazar’ın ve Mussolini’nin faşizmi, kapitalist dünyada büyümeye çalışan Rusya komünizmine karşı en etkili ilaç olarak görülüyordu. Amerika’da bile Hitler ve faşizm hayranlığı vardı. Faşizmin ne beter bir şey olduğu İkinci Dünya Savaşı’ndan, 60 milyon insanın ölümünden ve uygulanan soykırımdan sonra anlaşıldı. Faşizm o tarihten sonra “insanlık suçu” olarak anılmaya başlandı ve yasaklandı. [B]Sayın Başbakan, benzer bir söylem, sizin Kaddafi ve Esad’la ilişkileriniz konusunda dile getirilirse verecek cevap bulabilir misiniz?[/B] Kaddafi’den “Barış ve insanlık ödülü” alan sizsiniz. Esad’la “Kardeşim” diye kucaklaşan, ailece görüşen, birlikte tatil yapan, maça giden de sizsiniz. Peki bugün ne oldu? Birinin devrilmesinde önemli rol aldınız, diğerini de devirmek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Sayın Başbakan; gelelim ikinci konuya. 4+4+4 sistemini geçirmek ve okullarda Kuran dersi verdirtmek için çok çaba harcadınız. Bu tutumunuz çağdaşlığa, laik demokratik bir hukuk devletinin temel ilkelerine, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine aykırı olsa da, bu sizin inancınızın da ötesinde, siyasi ideolojiniz. Şu anda Başbakansınız ve güçlüsünüz, dilediğinizi yapabiliyorsunuz. Ancak bunu yerine getirmek için verdiğiniz örneklerin toplumda açacağı yaraları görmüyor musunuz? Örneğin sayın Başbakan, ısrarla ve vurgulayarak Cumhuriyet döneminin dinimizi yasaklatmaya çalıştığını, dindarlara büyük baskılar yaptığını, eziyet çektirdiğini anlatıyorsunuz. Bunu da “Babam anlatmıştı” kanıtına dayandırıyorsunuz. Söylediğinize göre evinizdeki Kuran’ı Kerim’e jandarma gelip el koyuyormuş. Herkes Kuran’ı Kerim’ini yer altına, mağaralara saklıyormuş. Peki Sayın Başbakan, sizin babanızın yaşadığı köyde hiç kimse ölmüyor muydu? Ölenlerin cenazesi nasıl kaldırılıyordu? Köyünüzde imam yok muydu? Cuma namazı, bayram namazı bile kılınamıyor muydu? Camiye ilk kez 1960 yılında, henüz 4 yaşındayken Erzincan’da babamla birlikte gittim. O günden bu yana dinimi çok iyi öğrendiğimi söyleyebilirim. Sizin anlattığınız şeylerin hiçbirini de bu yaşıma kadar duymadım, anlatana da rastgelmedim. [B]Nedense sadece bu ideolojiye sahip olanlar söylüyor bunu.[/B] [B]Sayın Başbakan, dine bağlı olmak başka, dini siyasete alet etmek ve halkın vicdani duygularını övüyormuş gibi yapıp aslında zedelemek farklıdır.[/B] Geçmişi eleştirirken sarf ettiğiniz sözlerin yakın bir gelecekte toplumda çok ciddi kavga ve ayrımlara neden olacağını sizin de fark edeceğinizi düşünüyorum. -Can ATAKLI- |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Sayın Sivaslınet paylaşım için teşekkürler. Hepsi çok doğru.
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Sayın Alibaba,
Sizlerden de bu başlık altında, beğendiğiniz köşe yazarlardan güncel flaş yazıları bekleriz. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Tamam Sayın Sivaslınet. Teşekkür ederim değerli bilgileriniz ve yorumlarınız için.
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Tablo - Yılmaz ÖZDİL
1993... Kenan Evren’in yağlıboya tablosu açık arttırmayla satışa sunuldu, işadamları kıyasıya yarıştı, 5 bin lirayla başladı, 50 milyon liraya yükselince, Kenan Evren “yeter artık” dedi, Sakıp Sabancı’nın oldu. * 1993... Kenan Evren’in yağlıboya tablosu, Kenan Evren Lisesi Vakfı’nın gecesinde açık arttırmayla satıldı, 10 bin lirayla başladı, arttıran arttırana, rekor kırıldı... 110 milyon liraya Koç Grubu’nda kaldı. * 1993... Kenan Evren, Marmaris’te sergi açtı, bi tablosu 500 milyon liraya Nuh Çimento tarafından satın alındı. Ancak, Nuh Çimento hangi tabloyu satın aldığını bilmiyordu, hatta, sergiyi bile gezmediler, tabloları görmediler! Kenan Evren’in röportajda anlattığına göre “hangisini isterseniz, onu verin” dediler. Kenan Evren de “anne sevgisi” isimli tablosunu verdi. Kenan Evren “o kadar para etmediğini ben de biliyordum ama, ne yapayım, sanatsever, hayırsever insanlar işte” dedi. * 1997... Kenan Evren, Ankara’da sergi açtı, “hamamda kızlar” isimli tablosu, kimliği açıklanmayan bi müteahhit tarafından 600 milyon liraya satın alındı. Kenan Evren’in “hamamda kızlar”ı Hürriyet’in tatil ekinde yayınlanan “bayram hamamları” fotoğrafından arakladığı iddia edildi. Kenan Evren “ne yapsaydım yani, kızları hamama götürüp, öyle mi resim yapsaydım” dedi. * 1998... Kenan Evren’in “Denizli horozu” isimli tablosu, Denizli’de açık arttırmayla satıldı, Denizlili tekstilciler, sanayiciler, ihracatçılar kıyasıya yarıştı, 100 milyon lirayla başladı, 10 milyar liraya turizmci’de kaldı. * 1998... Kenan Evren’in “Atatürk” isimli yağlıboya tablosu, İstanbul Ceylan Intercontinental Oteli’ndeki Cumhuriyet Balosu’nda açık arttırmayla satıldı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de katıldığı görkemli gecede, seçkin davetliler kıran kırana kapıştı, Kenan Evren’in tablosu 250 milyon liradan başladı, 105 milyar liraya Ali Balkaner’de kaldı. Ali Balkaner, Kenan Evren’in tablosunu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hediye etti! * 1998... 105 milyar liralık fiyat, Kenan Evren’i “yaşayan en pahalı Türk ressamı” yapmıştı... Kenan Evren ise, “en yüksek ikinci fiyata satılan tablom oldu” dedi. Demek ki, 105 milyardan fazlaya satılan tablosu vardı. Ama, o tablonun kim tarafından satın alındığını açıklamadı. * 1998... Bilahare, en yüksek fiyata satılan tablonun hangisi olduğu ortaya çıktı. Kültür Bakanlığı Resim Heykel Müzesi, Kenan Evren’in “begonvilli duvar” tablosunu 300 milyar liraya satın almıştı iyi mi! Seneler önce yaşanan bu rezaleti, bugünün Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ortaya çıkardı, soruşturma açtı, sonra n’ooldu bilmiyorum. * 1999... Kenan Evren, Playboy’a çıplak poz veren, dünya ve olimpiyat şampiyonu Alman buz patenci Katarina Witt’in tablosunu yaptı. “Şelale altında bir güzel” isimli tablosu için “belki sürpriz yapıp, bi sergimde gösteririm ama, kaç milyar verirlerse versinler, satmam” dedi. * 2001... Kenan Evren, İzmir’deki sergisini iptal etti. “Ekonomik kriz var, benim tablolarım en aşağı 20 milyar lira, bu ortamda kimse gelip de tablo almaz” dedi. * 2001... Kenan Evren haklıydı netekim. Fiyatlar fena gevşemişti. Kenan Evren, Ankara’da sergi açtı, “sigara içen ihtiyar” isimli tablosu, anca, 1 milyar 300 milyon liraya Halis Toprak tarafından satın alındı. Gel gör ki... Kenan Evren’in “sigara içen ihtiyar”ı Fikret Otyam’ın çektiği “sigara içen ihtiyar” fotoğrafından arakladığı iddia edildi. Fikret Otyam, bir liralık sembolik tazminat davası açtı. Kazandı. Mahkum etti. Kenan Evren “o fotoğrafı bana Mehmet Ali Birand gönderdi. Bu Mehmet Ali Birand, 32’nci Gün programını yapan Mehmet Ali Birand değil. Ankara’da yaşayan Mehmet Ali Birand isimli bi vatandaş. Slaytı da var. Söyledik mahkemeye, böyle böyle dedik, dinletemedik. Yatak odamda eskiden kalma gümüş bir lira var, tazminat olarak onu vereceğim. Sanatsal faaliyeti mahkemeye verenleri, millete havale ediyorum” dedi. * 2002... Kenan Evren, İstanbul’da sergi açtı, “asla satmam, belki gösteririm” dediği, Katarina Witt tablosunu satışa çıkardı. 10 milyar lira etiket koydu. Alıcı çıkmadı. Elinde kaldı. * 2003... Kenan Evren, İstanbul’da sergi açtı, 2 ila 4 milyar lira arasında etiket koyduğu yağlıboya tabloları, anca, 1 milyar liraya alıcı bulabildi. Suluboyaların yüzüne bile bakan olmadı. Getirdiği gibi geri götürdü. * 2005... TMSF, batık bankacı Ali Balkaner’in haczedilen mallarını sattı. Aralarında, Kenan Evren’in “portre” isimli tablosu da vardı. Verile verile, 600 lira verildi. * 2006... Malum, Türk Lirası’ndan sıfırlar atılmıştı. Kenan Evren’in sıfırları ise, daha hızlı erimişti. İzmir’de sergi açtı, bin lira etiket koyduğu tabloları, 500 liraya zorla gitti. * 2007... Kenan Evren’in yakın dostu Mustafa Deliveli’ye hediye ettiği ve Lidya Oteli’nin borçlarından ötürü el konulan “orman”, “ağaç” ve “sazlıklı göl” isimli tabloları, icra yoluyla satışa sunuldu. 3’üne birden istene istene toplam 5 bin lira istendi. Alıcı çıkmadı. Fiyat indirildi. Gene alıcı çıkmadı. * 2009... Cumhurbaşkanlığı, Çankaya Köşkü’nde sergilemek üzere, portresi bulunmayan eski cumhurbaşkanlarının yağlıboya tablosunu yaptırmak istedi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne başvurdu. “Yaşayan en pahalı ressam” Kenan Evren’in tablosunu yapacak ressam bulunamadı! Üniversite Senatosu’nun kararını nazik bi dille açıklayan rektör, “bizden mezun hiçbir ressam, Kenan Evren’in tablosunu yapmaz” dedi. * 2010... Kenan Evren’in Akbank Kültür Sanat Eğitim Merkezi tarafından 1993’te kuşe kağıda bastırılan Kenan Evren Resim Sergisi Kataloğu, internette sadece 14 liraya satışa sunuldu. Kimse almadı. * 2011... Kenan Evren’in İş Bankası tarafından 1994’te kuşe kağıda bastırılan Kenan Evren Resim Sergisi Kataloğu, internette 5 liraya satışa sunuldu, 5 lira! Kimse almadı. * Güç ondayken... 50 milyon. 110... 500... 600... Yok mu arttıran? 10 milyar. 105 milyar. 300 milyar. Devran dönünce? 600 lira. 500 lira. 14 lira. 5 lira. Sıfır. * 2012... Böyle bu işler. Değmesin yağlı boya ! |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Zalim yargılanırken sevinmeyen mazlum -Ahmet HAKAN-
Bakıyorum: 12 Eylül'de işkencelerden geçmiş, hapislerde yatmış, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmış, eza ve cefanın en hakikisini çekmiş, sürülmüş, süründürülmüş, yurtdışına kaçmak zorunda kalmış, işi elinden alınmış insanlara... Mutlu değiller! Gerçekten mutlu değiller. Müdahil falan oluyorlar ama "yaşasın" demiyorlar, "çok şükür" demiyorlar, "Allah razı olsun" demiyorlar, "bugünü de gördük" demiyorlar. Neden? Neden zalim yargılanırken mazlum sevinmiyor? Neden zalim yargılanırken mazlum havalara uçmuyor? Zalime zalimlik günlerinde yardakçılık yapanlar bile "çok şükür, bugünleri de gördük" falan diyerek zil takıp oynarlarken zalimin demir yumruğunu tepesine yemiş olan mazlum neden bu denli ihtiyatlı? Ne ihtiyatı? Neden bu denli karamsar? * * * TEK TEK SIRALADI Galiba şunlardan dolayı: - Darbe yargılanırken... Sıkıyönetim mahkemelerini andıran mahkemeler eliyle ortama korku salınıyor ya... - Darbe yargılanırken... Bilim insanları, yazarlar KCK iddianamesi'nin içinde "yatakçı / elebaşı" diye nitelendiriliyor ya... - Darbe yargılanırken... Kürt sorununa darbeli günlerdekine benzer çözümler aranıyor ya... - Darbe yargılanırken... Darbenin oluşturduğu kurumlar sapasağlam ortada duruyor ya... - Darbe yargılanırken... Cezaevlerinden gözyaşlarıyla ıslanmış mektuplar geliyor ya... - Darbe yargılanırken... Özgürlük rüzgârları, tahammülsüzlük girdaplarında boğuluyor ya... - Darbe yargılanırken... Tıpkı darbe günlerinde olduğu gibi iftiralar, kara çalmalar, tehditler gırla gidiyor ya... - Darbe yargılanırken... Tazyikli su, biber gazı ve cop üçlüsü egemenliğini koruyor ya... - Darbe yargılanırken... Söz söyleyenin terörist olarak ilan edilme ihtimalinde bir düşüş kaydedilmiyor ya... - Darbe yargılanırken... Özel Yetkili Mahkemeler yaklaşık 90 bin kişiyi "örgüt üyeliği"nden yargılıyor ya... İşte bu tablo ürkütüyor 12 Eylül'ün mazlumlarını... İşte bu tablo nedeniyle mutlu olamıyorlar. * * * PEK DE HAKSIZ SAYILMAZLAR - Mutlu olamıyorlar çünkü: "Darbecileri yargılıyoruz" diye atılan havaların, çekilen nutukların, toplanan puanların, kazanılan oyların, bu tabloyu daha da kuvvetlendireceğinden adları gibi eminler. - Mutlu olamıyorlar çünkü: "Darbecileri yargılıyoruz" diye atılan havalar ve kazanılan puanlar sayesinde daha da kibirli olacaklarını, daha da tahammülsüz olacaklarını, daha da uzlaşmaz olacaklarını biliyorlar. - Mutlu olamıyorlar çünkü: Darbenin değil, Kenan Evren'in yargılandığını, fakat bunun "12 Eylül'le esaslı bir hesaplaşma" gibi sunulduğunu, 12 Eylül zihniyetinin dimdik olmasa bile yıkılmayıp ayakta kaldığını görüyorlar. - Mutlu olamıyorlar çünkü: Darbe yargılamalarının toplumun tüm kesimlerinde bir ferahlama, bir esenlik, bir özgürlük rüzgârı estirmesi gerektiğinin, oysa Kenan Evren'in yargılanmasının böyle bir rüzgâr estirmediğinin farkındalar. Kısacası... Elden ayaktan düşmüş iki yaşlı darbecinin yargılanmasından elde edilen gücün sağladığı ve sağlayacağı özgüvenden korkuyorlar. O özgüvenin, kafalarına bir yumruk gibi ineceğini düşünüyorlar. Son dönemde ardı ardına yumrukların kimlerin tepelerine indiği göz önünde bulundurulursa... Pek de haksız sayılmazlar hani... |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE]Zalim yargılanırken sevinmeyen mazlum -Ahmet HAKAN-[/QUOTE]
Dönek olmak zor zanaat. Ahmet Hakan bunu başarmış gibi görünüyor olsa da trajı komik duruma düşmekten kurtulamayanlardan. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=mansur58;613285]Dönek olmak zor zanaat. Ahmet Hakan bunu başarmış gibi görünüyor olsa da trajı komik duruma düşmekten kurtulamayanlardan.[/QUOTE]
Karşıdan bu tarafa dönen= Doğru yolu bulmuş, bizden, iyi... Bu taraftan karşıya dönen= Dönek, kötü... |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Kim doğru yolu bulmuş?
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=aktassa;613306]Kim doğru yolu bulmuş?[/QUOTE]
Ahmet Hakan :) |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
ahmet hakan medyanın fahişesidir
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
İMAM
“Bu ne?…” Çocuklar bir ağızdan: “Cüppeeee….” “Ne işe yarar cüppe?..” “Giyiliiirrrr…” ... * İmam Dalga Efendi’nin o okulda çocuklara ders verirken sarık ve cüppe ile gitmediği… Sarık ve cüppeyi çocuklara göstermek amacıyla orada giydiği açıklandı neyse… Tabii sevindik… Sanki CERN deney merkezinde ders yaptılar… * “Şimdi burası cüppenin neyi?..” “Koluuuuu…” “İmam efendi kolunu nereye sokacak?..” “Kolunaaaa.” Çocuklar zeki, kolun abanın koluna sokulması gerektiğini biliyorlar, 7’nci sınıf çünkü… * Öğretmen; Durmuş Etbaş… Çocuklara cüppe ve sarık konusunda ders veren imam; Bayram Dalga… Okulun adı; Gazi… * “Şu ne?..” “Sarııııkkk…” “Nereye dolanır?..” “Başaaaaa…” “Peki bu imam efendi neyine dolayacak?..” “Başınaaaaa…” * Cüppenin kol yerine kol sokulduğuna göre, sarığın da kafa için olduğunu öğrenen çocukların ufku açılırken, 4+4+4 yasası Cumhurbaşkanı’nın önünde… İmzalarsa; işte bu resmin altına imza atmış olacak… * “Şimdi sırtında ne var?..” “Cüppeeee…” “Başındaki?..” “Sarııııkkkk…” “Hep birlikte bir neyimiz oldu?..” “İmaaaamımıızzz…” * Daha 4+4+4’ün Meclis’ten geçtiği gün bir lisede derse sarıklı cüppeli imamı çağırmak, DHA muhabirini getirterek tüm medyada yer almasını sağlamak, sınıftaki çocuklardan çok Türkiye’ye verilen ilk dersti… Dersini öğrenen öğrendi… Yoksa “dindar nesil yetiştirmek” nasıl olacaktı?.. Okullara imamları doldurup da çağdaş eğitimin canını almadan… * Bir sonraki derstir: “Ölü yıkama… BEKİR COŞKUN |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Mustafa MUTLU : İnönü’nün torunları sessizliklerini bozdu!
Başbakan, son iki yıldır İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü “faşist bir diktatör” olmakla, dindarlara baskı yapmakla suçlayıp duruyor... Düne kadar bu suçlamalar konusunda sessiz kalmaya özen gösteren İnönü ailesi, dün ilk kez bu suskunluğu bozdu. DİNİ KİTAPLAR İlk açıklama İsmet İnönü’nün kızının kızı ve aynı zamanda CHP Milletvekili olan Gülsün Bilgehan Toker’den geldi. Toker, Başbakan’ın 1 Şubat 2012’de, yaptığı konuşmayı hatırlatıyor. Başbakan o konuşmasında, İnönü’nün de imzasını taşıyan 25. 11. 1944 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesini göstererek, şunları söylemişti: “İsmet İnönü ve bakanlarının imzası ile yayınlanan bir Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul Maarif Kütüphanesi tarafından yayınlanan ‘Tam Mevlidi Şerif’ ve Burdurlu Abidin Kara Aslan’ın İzmir Kültür Basımevi’nde bastırılarak yayınlanan ‘54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası’ adlı kitaplar toplattırılmıştır. Bu, dönemin yöneticilerinin inanç özgürlüğüne karşı tavırlarının somut bir örneğidir.” Gülsün Bilgehan Toker; bu sözlerin peşine düşmüş ve ortaya ilginç bir gerçek çıkmış... Gülsün Hanım’ın dün gönderdiği mektuptan aynen aktarıyorum: “Duyunca, doğrusu bu yasaklamayı ben de çok garipsedim, içime dert oldu. Benim çocukluğum, namaz kılınan bir evde anneannem Mevhibe İnönü ile gittiğim mevlitlerde geçmişti. Bir hafiye gibi araştırdım. Bakanlar Kurulu Kararı’nın mutlaka bir de gerekçeli açıklaması olmalıydı. Ama Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde yaptığımız araştırmalar sonuç vermedi. Gerekçe, ortadan yok olmuştu! Yılmadık, sonunda yasaklanmış olan o kitapları bulduk. Kitapları, aralarında bir de eski Diyanet İşleri Başkanı’nın olduğu din uzmanlarına incelettim ve gerçek ortaya apaçık çıktı! Evet, kitaplar toplattırılmıştı; çünkü: Her iki kitaba da aslıyla uygun olmayan, İslamiyet’e aykırı, Müslümanlık karşıtı bölümler eklenmişti. Mevlit de namaz kitabı da gerçeklerine aykırıydı. Yalan yanlış bilgiler içeren bu kitaplar toplatılmış, doğruları basılıp halkın hizmetine sunulmuştu. Şimdi; hayatta olmayan, kendilerini savunamayacak insanları haksızca eleştirmek bir Başbakan’a yakışır mı? İftira atmak Müslümanlıkta günah, siyasette ayıp değil midir?” KURUCULUK TEKLİFİ Aileden suskunluğunu bozan ikinci isim ise İnönü’nün en büyük torunu Hayri İnönü oldu. (Ömer İnönü’nün oğlu.) O da dünkü Cumhuriyet’te yayımlanan oldukça ilginç bir açıklama yaptı: Meğer her fırsatta İsmet İnönü’yü hedef alan Başbakan Erdoğan, AKP’yi kurarken Hayri İnönü’ye “kurucu üyelik” teklifi götürmüş... Son yerel seçimlerden önce ise Gülsün Bilgehan Toker’e, Çankaya Belediye Başkanı olması önerilmiş... Hayri İnönü, 11 yıl önceki o teklifi şöyle anlatıyor: “Cüneyd Zapsu aracılığıyla bana ulaşarak parti programını gönderdiler ve ‘kurucu üye’ olmamı istediler. Bunun, İnönü soyadını kullanabilmek için bir taktik olduğundan kuşkum yoktu. Zapsu arkadaşım olduğu için nezaketen programlarını aldım. Bir gün sonra da tekliflerini reddettim. Eşim, bir gün beklediğim için kızdı bile...” ASIL HEDEF ATATÜRK! Hayri İnönü, kurucusu olma teklifi aldığı partinin liderinin, dedesine yönelik suçlamalarını ise şöyle değerlendiriyor: “Dezenformasyon yapıyorlar. Aslında onlar da İsmet İnönü’nün neyi, neden yaptığını iyi biliyor ama ‘şimdilik’ Atatürk’e uzanamadıkları için İnönü ile uğraşıyorlar. Asıl hedefleri Atatürk... Bize 70 yıl öncesinin gazete kupürlerini gösteren kişi; daha dün Sudan’da El-Beşir, Libya’da Kaddafi, Suriye’de Esad gibi diktatörlerle can ciğer, sarmaş dolaş pozlar veriyordu. İnsan başkalarına hakaret ederken kendisine bakmaz mı?” *** Evet... Tıpkı bugün yayımlanmamış kitapların başına geldiği gibi, geçmişte de yüzlerce kitap yasaklandı, toplattırıldı ve imha edildi... Ama bunun üzerinden siyaset yapanların aynı zulmü yaşatmamaları ve en azından gerçekleri çarpıtmamaları gerekir diye düşünüyorum. *** Günün Sorusu Ankara Valiliği, Milletvekili Mustafa Balbay için “resmi koruma” görevlendirmiş... Soru; CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ten, İçişleri Bakanı’na: 6 Mart 2009 tarihinden beri Silivri’de tutuklu bulunduğunu bütün dünyanın bildiği Mustafa Balbay’ın bu durumunu Ankara Valiliği bilmiyor mu? Bilmiyorsa; Sayın Vali hangi gezegende yaşıyor? ***** ‘Dört özgür adam’la buluşma! Bilirsiniz; davetten davete koşan gazetecilerden değilim. Ama önceki akşam bu kuralımı bozdum ve Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit’in bir süre önce cezaevinden tahliye olan gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Coşkun Musluk ve Sait Çakır için verdiği yemeğe katıldım. Nedim’in “meslekteki ilk müdürü”yüm ama Ahmet’i, Coşkun ve Sait’i ilk kez görüp, konuştum. Özgür kaldıkları için mutlular... Ama dördünün de aklı, içeride bıraktıkları kader arkadaşlarında... Özellikle Müyesser Yıldız’ın adı ne zaman geçse; başlarını öne eğip, gözlerini kaçırıyor ve “Keşke bizi değil de onu bıraksalardı” diyorlar... Genel durumlarını özetleyeyim: Fişek gibiler... Enerji dolular... Yılmak bir yana, “gerçek gazetecilik” yapmak için daha da bilenmişler... Ve hepsi de tutuklulukları sırasında haklarında “darbeci” diye atıp tutan “meslektaşları”yla karşılaşacakları günü iple çekiyorlar! Sözüm o meslektaşlara: Aklınız varsa kaçın kardeşim! Bu çocukların size söyleyecek öyle lafları var ki; siz bile utanırsınız! |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Teşvik’iye Yılmaz Özdil
2004. Teşvik paketi açtılar. “Bunlar öbürlerinden çok fena geri kalmış” dedikleri şehir sayısı kaçtı? 36. ... 2009. Teşvik paketi açtılar. “Bunlar öbürlerinden çok fena geri kalmış” dedikleri şehir sayısı kaçtı? 49. 2012. Teşvik paketi açtılar. “Bunlar öbürlerinden geri kalmış” dedikleri şehir sayısı kaç? 81! Öyle şahane teşvik edildik ki… Geri kalmayanlar da geri artık. “Uzay” yatırımları mesela… 5’inci bölge kapsamındaki teşviklerden yararlanacakmış. Bakıyoruz 5’inci bölgeye… Erzurum orada. “5”inci bölgenin baraj göletindeki arızalı elektrik direğini tamir etmek için deniz bisikletiyle gitmek zorunda kalan “5” işçi alabora oldu, saatlerce bağıra bağıra, çırpına çırpına can çekiştiler, kıyıdakiler dövüne dövüne, çaresizce seyretti, hava karardı, biri boğularak, dördü donarak öldü… Güya uzay mekiğine teşvik verilecek ama, kayık yok Erzurum’da, kayık. 6’ncı bölgeyi düşün gari. Ha şunu diyebilirsiniz tabii… Hiç mi faydası olmadı? Elbette oldu. Teee 1854’te, Başbakanımızın “dedemiz” dediği, Abdülmecit tarafından açılmıştı ilk teşvik paketi. Netice? Teşvikiye Camii. E hazır Teşvikiye’ye kadar gelmişken, rahmetli işçiler için gıyabi cenaze namazı kılalım bari. - Teşviki nasıl bilirdiniz? - İyi bilirdik. - Gömün. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[B]Bekir Coşkun imamlardan bu derece nefret ediyorsa vasiyetinde belirtsin. "Öldüğümde imam önüne getirmeyin beni,cenaze namazım da kılınmasın. Senfoni orkestrası eşilğinde çağdaş müzikler ile defnetsinler beni." diye. [/B]
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Bekir Coşkun gibilerin devri 28 Şubat'la beraber kapandı..
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE]“Şimdi burası cüppenin neyi?..”
“Koluuuuu…” “İmam efendi kolunu nereye sokacak?..” “Kolunaaaa.” Çocuklar zeki, kolun abanın koluna sokulması gerektiğini biliyorlar, 7’nci sınıf çünkü… * Öğretmen; Durmuş Etbaş… Çocuklara cüppe ve sarık konusunda ders veren imam; Bayram Dalga… Okulun adı; Gazi… * “Şu ne?..” “Sarııııkkk…” “Nereye dolanır?..” “Başaaaaa…” “Peki bu imam efendi neyine dolayacak?..” “Başınaaaaa…” * Cüppenin kol yerine kol sokulduğuna göre, sarığın da kafa için olduğunu öğrenen çocukların ufku açılırken, 4+4+4 yasası Cumhurbaşkanı’nın önünde… İmzalarsa; işte bu resmin altına imza atmış olacak… * “Şimdi sırtında ne var?..” “Cüppeeee…” “Başındaki?..” “Sarııııkkkk…” “Hep birlikte bir neyimiz oldu?..” “İmaaaamımıızzz…”[/QUOTE] Bu adam ve benzerlerini tanırız, bildik usluplarıyla her fırsatta bu milletin değerlerine salya sümük kendi köşelerinden saldırdıklarını da çok iyi biliriz. [B]Ancak bu yazıyı burada paylaşan arkadaşımız, çoğunluğu müslüman olan bu milletin imamlarına, sarığına, cübbesine ve manevi değerlerine pervasızca saldırmasına, aşağılamasına yada en hafif tabiriyle dalga geçmesine onay veriyormu ? [/B] Şimdi birileri de kalksa alevi kardeşlerimizin manevi önderleri olan dedeler hakkında veya bilmem ne isimli tarikat şeyhleri hakkında onları alay konusu yapan, aşağılayan, rencide eden olur olmaz bir şekilde anlatılan fıkraları paylaşsa ne derdiniz acaba merak ediyorum ? [B]Sizi bilmem ama ben burada gösterdiğim tepkinin aynısını gösterirdim. [/B] Bekir Coskun gibi Yılmaz Özdil... gibi varlık sebepleri bu milletin manevi değerlerine küfretmek olan varlıkları, zaten bu millet o büyük ferasetiyle bitirmiştir. Yazmak için gazete gazete köşe arayan dilençiler haline düşmüşlerdir. Gerçi bunlara dilençi demek bile mecburiyettten dolayı dilençilik yapan masum insanlarımıza hakaret olur beni bağışlasınlar ama bunlar dilençiliği meslek edinmiş türlerdendir. Bu milletin yüreğindeki, gönlündeki Allah- Peygamber sevgisi o kadar büyüktür ki; dağlar içerisinde Ağrı dağı kadar yücedir. Köpeklerin ağrı dağını ısırması ne anlam ifade edebilirse bu gibi varlıkların milletin bu yüce değerlerine saldırması da onu ifade eder. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=mansur58;613326]
[B]Ancak bu yazıyı burada paylaşan arkadaşımız, çoğunluğu müslüman olan bu milletin imamlarına, sarığına, cübbesine ve manevi değerlerine pervasızca saldırmasına, aşağılamasına yada en hafif tabiriyle dalga geçmesine onay veriyormu ? [/B] Şimdi birileri de kalksa alevi kardeşlerimizin manevi önderleri olan dedeler hakkında veya bilmem ne isimli tarikat şeyhleri hakkında onları alay konusu yapan, aşağılayan, rencide eden olur olmaz bir şekilde anlatılan fıkraları paylaşsa ne derdiniz acaba merak ediyorum ? [/QUOTE] [B]İlginç; ben de merak ediyorum.[/B] |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Onaylamasa paylaşmazdı diye düşünüyorum
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Çok zekisiniz Cley Hazretleri.
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=Cley;613345]Onaylamasa paylaşmazdı diye düşünüyorum[/QUOTE]
Soruma cevap alamadım ama eğer sizin dediğiniz gibiyse; yine de yanılma payı koyarak derim ki; bu paylaşımı yapan arkadaşımız açıkça bu ülkede insanımız arasındaki ayrımcılığı, bölücülüğü, ve kutuplaşmaları yürekten isteyen odakların değirmenine su taşıyor demektir. Bu ülkenin insanını hatta zalimler dışında bütün insanları seven birisi olarak böylesine ayrıştırıcı, ötekileştirici bir duruşu ve davranışı en hafif tabirle kınıyorum. Ayrıca bu anlayışa sahip bir insanın çıkıp orda burda humanistlik adına şirinlik yapmasını da trajikomik buluyorum. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Olumsuz hiçbirşeyi üzerime almıyorum. İsteyen istediği gibi düşünsün.
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Paylaştıklarında olumlu bir şey yokki almamayıda kabul etmiyesin.
Resmen bölücülük ve bu milletin birlik ve beraberliğine karşı ihanetten başka bir şey değildir. Bu tükenmişliğin çırpınışlarıdır. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Vatan yazarı [B]Mustafa Mutlu[/B] yazdı...
Tabutluk yetmedi ‘alay’ başladı! Önceki gün haber sitelerinde, dün de birçok gazetede şu başlığı okudunuz: “Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den, Ergenekon Davası sanığı tutuklu İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’a iyi haber...” Neymiş bu iyi haber? Bir yılı aşkın bir süredir yalnızlığa mahkzm edildiği tabutluğa, bir başka tutuklu daha konulacakmış! Sinirlendiniz mi? Küfür mü ediyorsunuz? Ben de ettim... *** Mustafa Balbay, Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi ve köşe yazarıyken, 1 Temmuz 2008 sabahı Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı, 5 Temmuz 2008 günü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Sonra; 5 Mart 2009 Perşembe sabahı, tekrar gözaltına alındı; 6 Mart 2009 günü de hükümeti düşürmeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklandı. Bugün 8 Nisan 2012... Mustafa tam 1130 gündür tutuklu... Suçu; bilgisayarından elde edildiği ileri sürülen günlükler... Gerçi o, “Ben asla günlük falan tutmadım. O belgeler bana ait değil. Farklı yerlerden alınıp kurgulanmış, suç üretilmeye çalışılmış” diyor ama... Sesini hakim beylere bir türlü duyuramıyor! *** Mustafa Balbay salak ya... Bu günlüklere, İlhan Selçuk ve diğer Cumhuriyet yazarları ve bazı komutanlar ile birlikte nasıl darbe planları yaptıklarını (!) yazmış... Hakkındaki tek delil bu! Bu yüzden tam 1130 gündür içeride... Bu yüzden çocuklarının büyüdüğünü göremedi... Bu yüzden karısının saçını değil, küçücük fotoğrafını öpüp kokladı... Bu yüzden annesinin gözyaşlarını kuruttu... Bu yüzden babasını hasta etti... *** Bu arada milletvekili bile seçildi ama... PKK davasında yargılanan sanığı vekil seçildiği gün serbest bırakan yüce adalet, aynı hakkı ona çok gördü! Serbest bırakılmayı bir kenara koyun; cezalandırıldı... Acılarını ve yalnızlığını bölüştüğü kader arkadaşı Tuncay Özkan’ın yanından alındı, hücreye tıkıldı... Ve bir yıldan fazla bir süredir o tabutlukta, tek başına! *** Şimdi soruyorum: Böyle bir adam için, “özgürlük”ten başka bir iyi haber ya da müjde olabilir mi artık? Kendinizi onun yerine koyun ve öyle verin yanıtınızı: Bir Adalet Bakanı çıkıp da; sırf sizin hücrenize bir yıl sonra bir başka tutuklunun daha verilebileceğini söyledi diye... Bunu “müjde” olarak başlığa taşımak, o acılarla yaşayan adamla ve yakınlarıyla dalga geçmek değil midir? Küstahlık değil midir? Duyarsızlık değil midir? Sorumsuzluk değil midir? *** “Müjde”ymiş... “İyi haber”miş... Alın o “müjde”yi... ....... ....... Yalakalık diplomanızın üzerine, şeref madalyası olarak asıverin! ***** GÜNÜN SORUSU Sorum; Mustafa Balbay’ın hücresine bir tutuklunun daha konulacağı haberini “müjde” başlığıyla gazetelerine, haber sitelerine, televizyon bültenlerine taşıyan tüm gazetecilere: “Allah hepinize böyle müjdeler nasip etsin” desem kızar mısınız? Kızarsanız; bu başlığı atarken neden kafanızı değil de oturma organınızı kullandınız? |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Bekir Coşkun : Çamaşır makinesi kuşağı...
Çocuk Sayısı Zamlandı... Çocuk sayısını arttırdı: ... 3’ten 5’e çıktı en azı... * Başbakan değil, sanki ebe... * Bir fotoğraf vardı gazetelerde; İstanbul’da bir üstgeçit... Bir yol kadar geniş, ama üzerinden geçmek isteyen insanlardan köprü gözükmüyor... Mahşeri bir kalabalık, birbirlerini ite ite, üst üste... Karşıya geçmek istiyorlar sadece... Geçemiyorlar... Birisi iki kere geçecekmiş gibi olmuş, geri gelmiş... * Zaten Başbakan’ın kendisi de Kasımpaşa’dan geçemedi önceki gün... Arabalara kızdı... O arabalar sanki kendiliğinden gelip doluştu oraya... * 3 çocuktan 5 çocuğa çıkmasının nedeni ise açılan işyerleri, yatırımlar, fabrikalar değil... Çamaşır makineleri... “Artık çamaşır makinesi var, bez yıkamak kolay, beş çocuk da olur” gibi bir mantık... Çamaşır makinesini bulan; Alva John Fisher... Katolik... * Hadi çamaşır makinesi sahibi olmakla çocuk sayısı artıyorsa, o zaman birer de biçerdöver makineleri olsa köylülerin; 10 çocuk... Birer tohum ekme makinesi; 15... Genlerinde var zaten babanın: Eker... Biçer... Döver... * O çirkin ve zevksiz, yüksek TOKİ binaları ile insanları üst üste oturtuyorsunuz, yer gök dağ tepe yetmiyor... Bir de Batılılar gibi yan yana otursalar... * Aşırı artan nüfusa geçit, yol, okul, hastane, işyeri, hapishane bile yetmiyor... Sokaklar işsiz ve eğitimsiz genç dolu... Sevgisiz, bakımsız, özensiz büyüdükleri için içlerinde kin ve nefret var... Aç ve muhtaç bir toplum, ki kömür ve nohut dağıtıyorsun... Eğitilebilecek kadar, bakılabilecek kadar, sevilebilecek kadar çocuk yerine, en az 5, sakıncalı ve sağlıksız bir zihniyet.... * O zaman “cumhuriyet kuşağı”, “68 kuşağı” gibi bir şey bu: “Çamaşır makinesi kuşağı... |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[B][I]Doğalgaz, elektrikten sonra Sayın Başbakanımız çocuğada yüzde 40 zam yapmış. Önceden en az 3 çocuk isterim diyen başbakanımız, en az beş çocuk isterim demiş. Haydi bakalım hayırlı, uğurlu olsun :D [/I][/B]
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
İşin ilginç tarafı nikah şahitliği yaptıktan sonra gelinle damada en az 3 çocuk diyor. İkiside kıpkırmızı oluyor. Hey Allahım ne günlere kaldık. Çevremde insanlar 2. çocuğu bile yapmaya korkarken Başbakan 5 tane çocuk istiyor.
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Can ATAKLI : 12 Eylül davası “cambaza bak” uyanıklığıdır sadece.
Sahte sevinçler Darbecilerin yargılanması 12 Eylül’ün perişan ettiği bir kesimde büyük umut ve heyecan yarattı. Ancak hiç darbe mağduru olmamış, Türkiye’yi dönüştürmek için demokrasiyi araç olarak kullanan iktidar ve yandaşlarının sahte sevinci ibret vericidir. Omuz omuzaydılar İktidar, sanki demokrasi ve hukuku çok önemsiyormuş gibi darbecilerin yargılanmasını adeta festivale dönüştürdü. Oysa bu iktidarın pek çok mensubu geçmişte darbecilerle omuz omuza olmaktan çekinmemişti. Çankaya’da ağırlama Cumhurbaşkanı Gül 12 Eylülcülerin yargılanmasını demokrasinin zaferi gibi gösteriyor ama, Çankaya’ya çıktığında ilk ağırladığı ve büyük iltifatlarda bulunduğu kişi eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’di. Sadece 5 yılda ne değişmiş olabilir acaba? Erdoğan çok sayardı Başbakan Erdoğan da darbecilerin yargılanmasını büyük sevinçle karşılıyor, buna karşın geçmişte Evren’in yanına oturmak için çabaladığı ve “Paşam keşke aynı dönemde birlikte çalışabilseydik, Türkiye’yi uçururduk” dediği hâlâ hafızalarımızda. 32 yıl öncesi 2012 yılında darbe karşıtı olmak, darbelere direnmek, parlak nutuklar atmak kolay. Ama 32 yıl önce iki kutuplu dünyada bunu yapanlar büyük eziyetler çektiler. İşkence gördüler, dövüldüler, sürüldüler, öldüler, işsiz kaldılar, yurt dışına kaçtılar. Darbelere bugün yaşı 50 ve üzeri olanlarla daha küçük olanlar çok farklı bakıyor. 50 yaş üstü nesil her şeyi yaşamış ve hatırlıyor. 50 yaş altı olanlarsa darbelere kuramsal açıdan bakıyor. Bu da çelişki yaratıyor. Kimileri şaşırıyor 12 Eylül’ün çilesini çektikleri halde bugün iktidarın sözde demokrasi adımlarına sıcak bakmayan, 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını şüphe ile izleyenler, özellikle yandaşların, yetmezcilerin hedefinde. Bu kesime karşı hiç de hoş olmayan bir saldırı var. Yaşayan bilir 12 Eylül’ü iki açıdan değerlendirmek gerek. Kavramsal olarak bakarsanız yanılabilirsiniz. O yıllar, yaşayanlar için kâbustu. Her gün onlarca genç insan öldürülüyor, bombalar patlıyor, silah seslerinden gece uyku uyunamıyordu. Kurtarıcı beklemek Halkın neredeyse tamamı içinden çıkamadığı o garip ortamdan kurtulmak için bir “kurtarıcı” bekliyordu. Günün koşullarında kurtarıcı, askerden başkası olamazdı. Siyasetçiler iç ve dış etkilerin etkisi altında tamamen pasif hâle gelmişti. O ne sevinçti Yaşamış birisi olarak, darbe sabahı gösterilen sevinci unutmak mümkün değil. Elinde silah tutan militanlar da “oh” demişlerdi. Çünkü o silah tutan el bile yarın belki öldüreceğini belki öldürüleceğini biliyordu. Ama bu sarmaldan da çıkamıyordu. Askere düşmanlık Şunu açıklıkla ve samimiyetle söyleyebilirim, bugünkü iktidar ve yandaşlarının asıl derdi darbelere karşı çıkmak değil, askere biraz daha hakaret etmektir. Çünkü bunlar askere darbeci olduğu için değil, kendilerince dine karşı olduğunu sandıkları için karşıdır. Yanlış değerlendirme İktidar zihniyeti askeri kendine karşı en büyük tehlike olarak görüyor. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için son 5 yıldır inanılmaz adımlar attılar, askeri aşağılayarak etkisiz hale getirdiler. Darbe karşıtlığı işin sosudur, bu dava da şovdan öte değildir. Askerin asıl işi Oysa, 12 Eylül mağdurları, bu ülkenin gerçek demokratları gerçeği biliyor. Asker 1990’a kadar laik demokratik cumhuriyetin koruyucu değil, NATO adına komünizme karşı etkili bir güçtür ve bu görevini de başarıyla yapmıştır. Komünizmi önlemiştir. Neler oluyordu? 12 Eylül’den önceki 13 yıl sol, sosyalist ve komünist fikirlerin yeşerdiği, güçlendiği yıllardı. NATO üyesi Türkiye’nin buna tahammülü yoktu. 1952’den itibaren oluşturulan resmi ideoloji komünizmle mücadeleden başka bir şey değildi. Aşırı şiddet kullanıldı Özellikle 12 Mart muhtırasından sonra sola karşı aşırı bir şiddet uygulandı. Buna rağmen sol CHP’de güç bularak 1973’te iktidar ortağı oldu. İç ve dış dinamikler bunu kaldıramazdı. Türkiye’nin başına hemen bir Kıbrıs sorunu açılıverdi. Buna rağmen sol gelişmesini sürdürdü. 1977 seçimlerinde CHP yüzde 42 oy olmasına rağmen tek başına iktidar olamadı. Sağ partiler bir araya gelip Milliyetçi Cephe’yi kurdu. Eş zamanlı olarak sola karşı sokakta da silahlı mücadele başladı. Sola karşı mücadele Sokaktaki mücadele iki yoldan yapıldı. Birincisi bizzat devlet güçleri, özellikle MİT ve polis operasyon adı altında pek çok solcu genci öldürdü. Ama asıl oyun “sağcı-solcu kavgası” olarak ortaya çıkarıldı. Sağcılar ve solcular birbirini öldürmeye başladı. O günün ülkücüleri Bugünün ülkücüleri alınmasın, ama o dönemin ülkücülüğü farklıydı. Resmen sokaklarda insan avına çıkılırdı. Sağ-sol çatışması denilerek binlerce solcu öldürüldü. Elbette solcular da sağcıları öldürdü, ama arada çok büyük farklar vardı.Ülkücüler eylemlerini “devlet için - vatan için” yaptıklarına inanırdı. Dönemin iktidarları, polisi, MİT’i de zaten öyle düşünürdü. Cinayet işlemiş Ülkücüler bile yakalandıklarında kollanırken, solculara asla müsamaha edilmez, zindanlara atılır işkenceler görürlerdi. Asker MHP’liydi Bugünün iktidar zihniyeti, askeri laik olduğu için solcu, CHP’li gibi göstermeye çalışıyor. Oysa askerin büyük bölümü, özellikle 12 Eylül’den önce MHP eğilimliydi. Bu nedenle ülkücü harekete sempati ile bakar, onları hep korur ve kollarlardı. Üstelik görev de verirlerdi. Ünlü isimler Abdullah Çatlı, Mehmet Ali Ağca, Oral Çalışlar, Alaattin Çakıcı gibi isimler 12 Eylül öncesinin ünlü ülkücüleriydi ve daha sonra bu kişilere devletin ne gibi görevler verdiğini ibretle öğrendik. Ama 12 Eylül mantığı farklıydı ve ülkücü hareket de ezildi. Ülkücüler 12 Eylül’e ateş püskürüyorlar. Çünkü darbeden sonra Ülkücüler de hapse atıldı ve çoğu işkencelerden geçti, bazıları idam edildi, bazıları uzun yıllar hapiste kaldı. Ülkücüler kendilerini devletin yanında görürken başlarına geleni hiç anlamadılar. Görevleri bitmişti Oysa anlaşılmayacak bir şey yoktu. Devlet, komünizmle mücadelede Ülkücüleri tetikçi gibi kullanmıştı. Ama çare kalmayınca işe kendi el koymuş ve ülkücülere ihtiyaç kalmamıştı. Üstelik 12 Eylül’ün etkili bir gerekçeye ihtiyacı vardı. Darbenin gerekçesi 12 Eylül darbecileri gerekçe olarak ülkedeki kardeş kavgasını göstermişti. Bu kavgada sağ da sol da vardı. Sadece birine yüklenmek halkta da tepki yaratabilirdi. Ayrıca ihtiyaç da kalmadığına göre Ülkücülerin de üzerine gidilebilirdi artık. Darbe yapmak için Bugün askerin darbe yapmak için olayları körüklediği ağızlarda sakız ama tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Çünkü ordunun amacı darbe yapmak değil, solun gelişmesini önlemekti. Aslında bu yöndeki eylemlere göz yumulmuştu, o kadar. 12 Eylül darbesiyle Türkiye’deki komünizm tehlikesi bitti. Zaten dünyada da kuşatılmıştı ve 10 yıl sonra çökertildi. Darbe dönemleri de sona erdi. Çünkü TSK’nın 1952’den beri süren asıl görevi de bitmişti. Bugün farklı Şimdi demokrasi havariliği yaparak askeri aşağılamaya çalışanlar 12 Eylül üzerinde tepinerek genç neslin beynini yıkıyor. Orduyu hâlâ darbeci olarak niteleyerek kendilerini tehlikeden korumaya çalışıyor. Ama korkmasınlar, Amerika istemezse darbe olmaz. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=ÖnceVatan_58;613377][B][I]Doğalgaz, elektrikten sonra Sayın Başbakanımız çocuğada yüzde 40 zam yapmış. Önceden en az 3 çocuk isterim diyen başbakanımız, en az beş çocuk isterim demiş. Haydi bakalım hayırlı, uğurlu olsun :D [/I][/B][/QUOTE]
[B] 5 çocuktan korkunuz ne acaba. Peygamber efendimiz ben ahirette ümmetimin çokluluğla övünürüm demiş.[/B] |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=Alibaba58;613380]İşin ilginç tarafı nikah şahitliği yaptıktan sonra gelinle damada en az 3 çocuk diyor. İkiside kıpkırmızı oluyor. Hey Allahım ne günlere kaldık. Çevremde insanlar 2. çocuğu bile yapmaya korkarken Başbakan 5 tane çocuk istiyor.[/QUOTE]
[B]Şunu bir kere Aklınızdan çıkarmayın. Hayat sadece sizin çevrenizde yaşanmıyor;)[/B] |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=BekirBayrak;613416][B]Şunu bir kere Aklınızdan çıkarmayın.
Hayat sadece sizin çevrenizde yaşanmıyor;)[/B][/QUOTE] Çok doğru. Bunu herkes dikkate almalı. Hele de tutucular ve takıntıları olanlar.. Diğer başlıkta yazmıştım. Guruplar arasında değerlerinden dolayı olumsuzluklar yaşanmaması için devlet erki(yasama, yürütme, yargı) değerleri farklı(inanç, kültür, etnisite vs) olan guruplara eşit uzaklıkta olmalıdır. Devlet erklerinin görevi yalnızca teknik olarak halkın huzurunu sağlamaktır. Guruplar ise kendi değerlerini dayatmamalı kendi içinde yaşamalıdır. Zira, birisi değerlerini başka bir guruba dayatmaya kalktığında, diğer gurubun dayatma hakkı da doğuyor. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=sivaslınet;613417]Çok doğru. Bunu herkes dikkate almalı. Hele de tutucular ve takıntıları olanlar..
Diğer başlıkta yazmıştım. Guruplar arasında değerlerinden dolayı olumsuzluklar yaşanmaması için devlet erki(yasama, yürütme, yargı) değerleri farklı(inanç, kültür, etnisite vs) olan guruplara eşit uzaklıkta olmalıdır. Devlet erklerinin görevi yalnızca teknik olarak halkın huzurunu sağlamaktır. Guruplar ise kendi değerlerini dayatmamalı kendi içinde yaşamalıdır. Zira, birisi değerlerini başka bir guruba dayatmaya kalktığında, diğer gurubun dayatma hakkı da doğuyor.[/QUOTE] [B]yani Başbakan illa benim dediğimi mi yapacaksınız diye diretiyor ?[/B] |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=BekirBayrak;613418][B]yani Başbakan illa benim dediğimi mi yapacaksınız diye diretiyor ?[/B][/QUOTE]
Belli bir gurubun değerlerinin dayatılmasından bahsettim. Bunu her kim yapıyorsa.. Devlet erklerinin görevi tüm gurupların değerlerine eşit uzaklıkta olmalıdır. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=BekirBayrak;613416][B]Şunu bir kere Aklınızdan çıkarmayın.
Hayat sadece sizin çevrenizde yaşanmıyor;)[/B][/QUOTE] Ya siz çok zenginsiniz ya da dünyadan haberiniz yok. Bir paket bebek bezinin fiyatı kaç lira biliyor musunuz? Asgari ücretle geçinen bir aileyi düşünün 2. çocuğu bile düşünmeleri mümkün değil. Sağlık, eğitim ücretsiz olsun deseler kıyameti koparırlar ama çocuk yapın demeyi bilirler. Bırakın çocuk yapmayı millet evlenmeye bile korkuyor inanın buna. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=Alibaba58;613421]Ya siz çok zenginsiniz ya da dünyadan haberiniz yok. Bir paket bebek bezinin fiyatı kaç lira biliyor musunuz? Asgari ücretle geçinen bir aileyi düşünün 2. çocuğu bile düşünmeleri mümkün değil. Sağlık, eğitim ücretsiz olsun deseler kıyameti koparırlar ama çocuk yapın demeyi bilirler. Bırakın çocuk yapmayı millet evlenmeye bile korkuyor inanın buna.[/QUOTE]
[B]Rızkı Veren ALLAH'tır.Şu andaki toplumumuzun Ahlaki durumu iyi olsa inanın kimse çocuk yapmaktan korkmaz.Evlenmekten korkmaz. Geçim sıkıntısınında olacağına ihtimal vermiyorum.[/B] |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Dini duygular tabiki önemlidir ama birazda mantığı kullanmak lazım. Şimdi kiracı olan, asgari ücretle çalışan bir insanın Allah rızkını verir diye 5 çocuk yaptığını düşünün bu insan sadece kendini kandırmış olur.
|
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=BekirBayrak;613424][B]Rızkı Veren ALLAH'tır.Şu andaki toplumumuzun Ahlaki durumu iyi olsa inanın kimse çocuk yapmaktan korkmaz.Evlenmekten korkmaz.
Geçim sıkıntısınında olacağına ihtimal vermiyorum.[/B][/QUOTE] "Rızkı veren Allahtır"dan sonra şunu mutlaka ilave etmek gerekir. Yoksa yanlış anlaşılır. [B]Rızkı veren Allah'tır. Allah çalışana rızkını verir. [/B] [CENTER][B]**[/B][/CENTER] Toplumda ahlakı iyi olanlar yok mu? Onların hepsi çok çocuk yapmayı mı istiyor? Buna karışmak devlet adamının görevi değildir. [CENTER][B]**[/B][/CENTER] Geçim sıkıntısına gelince.. Bunları defalarca yazdık. Resmi rakkamlara göre açlık sınırı 1.100 T.L Ama asgari ücret 701 T.L. Yoksulluk sınırı 3.000 T.L . Halk olarak kişi başına 6.700. T.L borçluyuz. Bu demektir ki çocuk yaptıkça aile borcumuz 6.700 T.L fazlalaşıyor. |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Mustafa Balbay: Gerçekler dışarı çıkıyor!
İktidar koalisyonuna yönelik dış algının adım adım değişmekte olduğunu bu sütunlarda yeri geldikçe dile getiriyoruz. İktidarın otoriterleşmesi dünyanın önde gelen fikir gazetelerinin de gündeminde. Mart ayı sonunda Türkiye’yi iyi tanıyan David Gardner ve Daniel Dombey imzalı Financial Times’da yayımlanan yorum bunun ilginç örneklerinden biriydi. Yazıdan altını çizdiğimiz bölümleri aktaralım: “Hava...da otoriterlik bulutları yoğunlaşırken, pek çok kişi kendini beğenmişliğin ilk kokularını almaya başladı. Gazetecilerin tutuklanması, siyasi düşmanlar aleyhine açılan davaların kanuni esaslara göre yürütülmemesi ve tartışmalı yasaların dayatılarak geçirilmesi tüm bu eğilimleri doğuruyor… Hâlâ hapiste 104 gazeteci var. İran’daki 42, Çin’deki 27 tutuklu gazetecinin toplamından daha fazla… Tenkitçileri ve hatta bazı sempatizanları, Erdoğan’ın temel içgüdüsünün kutuplaştırma olduğunu söylüyor… Paradoks, Erdoğan’la AKP’nin artık tüm kamuoyu yoklamalarının efendisi olmasına rağmen hâlâ muhalefetteymiş gibi davranması… Her şeye rağmen AKP, siyasi amaçları için yasaları kullanmanın iki ucu keskin kılıç olabileceğini keşfetmeye başladı…” Financial Times’daki bu değerlendirmelerin ortaya koyduğu bir gerçek de şu: Ülke içinde medyayı ne kadar kontrolünüz altına alırsanız alın, her şeyi ne kadar mükemmel göstermeye çalışırsanız çalışın; gerçekler, içeride olmazsa dışarıdan patlıyor. Bir anlamda gerçek, öksürük gibidir, ne kadar gizlemeye çalışırsanız çalışın, uzun süre içeride tutamazsınız. *** İktidar koalisyonuna yönelik dış eleştirilerde kurumsal yoğunluk da dikkati çekiyor. Avrupa Parlamentosu’nun (AP) mart ayı sonunda kabul ettiği Türkiye raporu, Başbakan’ın öfkesine öfke katacak ölçüde eleştireldi. Raporun özeti şu: İktidar koalisyonu ve medyasının, ileri demokrasinin yerleşmesi olarak sunmaya çalıştıklarının çoğu, demokrasinin geriye gidişinin göstergeleri olarak bir bir sıralanmış. Bu listenin neredeyse tamamı yargıdan kaynaklanan sorunları içeriyor. Dün vurguladığımız gibi artık Türkiye’de bir yargı sorunu var. AP raporundan sadece birkaç satırbaşı aktarmakla yetinelim: - İktidar muhalefetle gerilimli bir ilişki içinde, halen 8 milletvekili tutuklu. - Özel yetkili mahkemelerin uygulamaları sorun olmaya devam ediyor. Bu mahkemelerden kaynaklanan tutukluluk süreleri, adil yargılanma hakkı sorunlu. - Ergenekon ve Balyoz davalarında sanıklar aleyhinde tutarsız delil kullanımı, delillerde sahtecilik iddiaları kaygı verici. - 4 gazetecinin serbest bırakılmış olması olumlu, ancak içeride halen düzinelerce tutuklu gazeteci var. Terörle Mücadele Yasası ifade özgürlüğünü engellemek için kullanılıyor. *** Dış algıya vurgu yapmamızın başlıca nedeni şu: İktidar koalisyonu, AP ve benzeri kurumların raporlarını iç politikanın önemli bir malzemesi olarak kullanıyor. “Dış desteği” içerideki büyük başarının bir yansıması olarak sunuyor. İktidarı eleştiren muhalefete de “Yabancılar bile hakkımızı teslim ediyor. Sizinki nankörlükten başka bir şey değil” diye çıkışıyor. Böylece halkın üzerinde kurmaca bir “başarı algısı”, “her şey çok iyiye gidiyor, yabancılar bile böyle diyor” havası oluşturuluyor. Bu döngüyü kırmanın bir yolu da dışarıya gerçek bilgilerin gitmesini sağlamak. Yukarıdaki gözlemimizi doğrulayan, gazetelere de yansıyan bir kulis bilgisini de paylaşalım: İktidar koalisyonunun hem hükümet hem de camia kanadı, AP raporundaki özellikle Ergenekon ve Balyoz davasının delillerine ilişkin cümleleri değiştirmek için bastırdı, ancak başarılı olamadı. Gerçekler artık uzaklardan bile görünüyor, mızrak çuvala sığmıyor. 9 Nisan 2012 – Cumhuriyet |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
[QUOTE=sivaslınet;613429]"Rızkı veren Allahtır"dan sonra şunu mutlaka ilave etmek gerekir. Yoksa yanlış anlaşılır.
[B]Rızkı veren Allah'tır. Allah çalışana rızkını verir. [/B] [CENTER][B]**[/B][/CENTER] Toplumda ahlakı iyi olanlar yok mu? Onların hepsi çok çocuk yapmayı mı istiyor? Buna karışmak devlet adamının görevi değildir. [CENTER][B]**[/B][/CENTER] Geçim sıkıntısına gelince.. Bunları defalarca yazdık. Resmi rakkamlara göre açlık sınırı 1.100 T.L Ama asgari ücret 701 T.L. Yoksulluk sınırı 3.000 T.L . Halk olarak kişi başına 6.700. T.L borçluyuz. Bu demektir ki çocuk yaptıkça aile borcumuz 6.700 T.L fazlalaşıyor.[/QUOTE] [B]Başbakan illada emri vaki mi diyor 3-5 çocuk yapın diye sadece öğüt veriyor yapan yapar yapmayan yapmaz. Anlaşılan sizin maneviyattan beklediğiniz hiç bir şey yok. Her şey maddiyattan ibaret sizin için Onun için ne söylesek fayda etmeyeceğini anladım. Teşekkürler değerli yorumlarınız için.[/B] |
Cevap: FLAŞ GÜNCEL YAZI
Yav neyi tartışıyorsunuz?
Beğendiğiniz uğruna ölüp gittiğiniz partinin adamının memleketine verdiği değer bu.. Bana laf anlatmayın, oymuş buymuş... Burada rızk mızk tartışması yapanların nasılda kar mar, hesap kitap yaptıklarını çok iyi biliyorum. Alın okuyun, memleketimin gazetesinin yorumu ve haberi.. [B]Bir yılda 15 bin göç veren, yeni teşvik yasasında 4. Gruba atılarak ayrıcalıklı iller arasına alınmayan, sanayi de, tarımda, turizmde hak ettiği yere bir türlü gelemeyen memleketi Sivas’a gelen Bakan İsmet Yılmaz, yemeğe katıldı, açılış yaptı, konuştu ve gitti.[/B] gerisi [URL="http://www.hurdogan.com/?hur=haberdetay&id=14211"]hürdoğanda..[/URL]. İşinize gelince ekonomi, işinize gelince kar para, işinize gelince rızk.. Bırakın bu işleri.... |
| WEZ Format +2. ?uan Saat: 23:39. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.