Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar

Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar (http://www.sivaslilar.net/forum/index.php)
-   Hertelden (http://www.sivaslilar.net/forum/forumdisplay.php?f=17)
-   -   BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR... (http://www.sivaslilar.net/forum/showthread.php?t=20928)

seva 11.09.2008 18:26

BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
Kıskançlıklarla, kuşkularla, hesaplaşmalarla süren sancılı bir aşkın orta yerindeki bir sevişmeden sonra adam odadan çıktığında başlayan bir hava bombardımanında ev isabet alıyor ve adamın biraz önce geçtiği bölüm çöküyor.
Daha iki dakika önce koynunuzda olan birinin yok olduğunu görüyorsunuz.
O korkunç anda kadın, yaşadığı çaresizlik karşısında, aslında pek de inanmadığı Tanrı'ya sığınıyor.
Dizlerinin üstüne çöküp yalvarıyor.
"İnandır beni" diyor, "o yaşarsa sana inanacağım. Ona bir fırsat tanı. Bırak mutluluğuna sahip olsun. Bunu yap, inanacağım sana."
Ve Tanrı'yla bir pazarlığa oturup en çok sevdiğini geri alabilmenin karşılığında Tanrıya en çok sevdiğini vermeyi öneriyor.
Eğer biraz önce o kapıdan çıkan erkek yeniden o kapıdan sağ olarak dönerse, o erkeği bir daha hiç görmeyeceğine söz veriyor Tanrı'ya.
"insanlar birbirlerini görmeden de sevebilirler, değil mi" diyor, "seni hayatlarında bir kere bile görmeden seviyorlar."
Kapı açılıyor, kadının öldüğünü sandığı erkek içeri giriyor.
Graham Greene, Zor Tercih isimli romanında, erkeğin dönüşünü gören kadının duygularını yalın bir dille anlatıyor.
"O anda Maurice girdi içeri. Yaşıyordu, işte şimdi onsuz olmanın ıstırabı başlıyor diye düşündüm ve yine kapının ardında ölmüş yatıyor olmasını istedim."
Kadın, sevdiği erkeğe kavuşmuş ve onu kaybetmişti.
Ve onun yaşadığını gördüğü anda, biraz önceki pazarlığın ağırlığını fark edip, "Keşke ölseydi" diyordu.
Bundan sonra, bir insanı görmeden de sevmenin mümkün olup olmadığını öğrenecekti.
Romandan yapılan filmde, 'Tanrı'yı görmeden seven insanların' birbirlerini de görmeden sevip sevemeyeceklerini, iki sevgili unutulması zor cümlelerle tartışıyordu.
— İnsan sevdiğini görmediğinde aşk biter mi?
— Düşünsene, Tanrı'yı bir kez bile görmedik ama onu seviyoruz.
— Ama benimki o tür bir sevgi değil, Sarah.
— Belki de başka bir tür sevgi yok, Maurice. Aşk, bir insanı Tanrı'yı sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına bağlı kalmak mı?
Bir dokunuşa, bir bakışa, bir sese, bir işarete muhtaç olmadan, onu besleyecek bir bedene, bir vaade, bir ümide ihtiyaç duymadan, tek başına da sürebilecek kadar güçlü bir sevgi mi aşk?
'Sevmeye devam edebilmek için onu görmeliyim' demeyecek kadar büyük bir iman, büyük bir bağlanma mı?
Bir ruhun bir başka ruha sarılması ve bu sarılışı bir bedene gerek duymadan da sürdürebilme mi?
'Tanrı'yı sevdiğim kadar severim seni' diyebilmek, böylesine korkunç bir bağlılığa rıza göstermek mi aşk?
Peygamberler bile Tanrı'ya bir kere yüzünü göstermesi için yalvarırken, hiç görmeden de ruhunu bir başka ruha adamak mı?
Hayatın içinde, insanların sevmek için görmeye ihtiyaç duyduğuna şahit oluyoruz; kaybedişler unutuşları da getiriyor; bir bedenin aracılığı olmadan bir ruha bağlılığımızı çok sürdüremiyoruz, 'Tanrımız' olmuyor sevdiğimiz; imanımızı çabuk kaybetmeye, bütün inançsızlar gibi sevgimizin sürmesi için bir kanıt görmek istemeye çok yatkınız.
Ama bence, sevgiyi ve aşkı hayatımızın bu kadar önemli bir parçası kılan bu çabuk vazgeçişler değil; Tanrı'ya 'onu yaşatırsan ben onu bir daha görmemeye bile razıyım, insanlar seni nasıl görmeden seviyorlarsa ben de onu görmeden sevebilirim' diyebilen birilerinin varlığına inanmamız.
'Belki de sevmenin başka türü yoktur' diyen birilerinin romanların, filmlerin arasında dolaşması ve bizim o insanları hayatta da bulacağımıza dair ümidimiz, bizi aşka doğru çeken.
Böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar yazıyor, böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar okuyoruz.
Neredeyse bütün hayatını kendi inancıyla dövüşerek geçiren Graham Greene'in, 'Tanrı'yı görmeden seviyorlar, ben de onu görmeden severim' diyen bir satırı yazması, bize aşkın çekiciliğini yaşatan.
Bu satırı okumak, bunun gerçek olabileceğine inanmak, bu hayali benimsemek, bizim sıradan hayatımızı, bizim yaşadığımızdan daha renkli, daha çekici, daha heyecanlı kılan.
Hiç rastlamasanız da 'bir insanı sevmenin bir Tanrı'yı sevmek gibi bir şey olduğunu' yazan birinin varlığı, sizi, bunu söyleyebilecek birinin varlığına da inandırır ve o inançtır, bence, sizin hayatınıza mana katan.
Aynen, 'Tanrı'yı görmeden sevmek' gibi siz de bir insanın başka bir insanı hiç görmeden sevebileceğine, o insana hiç rastlamadan inandığınızda, romanların size vaat ettiği o kutsal topraklara girmek için, o toprakların sınırlarında içiniz ürpererek dolaşmaya başlarsınız.
Birisi tarafından öyle sevilmek istersiniz.
Ve birisini öyle sevmek.
Ancak o zaman, gerçek bir mümin gibi, çekilecek olan acıları değil, bir tanrısı olan bir kâinatta yaşamanın mucizesini fark edersiniz.
Acı dolu, isyan dolu bir mucize.
'Keşke inanmasaydım' dedirtecek, 'keşke onu böyle sevmeseydim' dedirtecek bir mucize.
Ama bütün acısına, bütün kederine, bütün yalnızlığına rağmen vazgeçilmeyecek bir mucize.
O mucizeyi görenlerin ondan kolay kolay kopabileceklerini sanmam.
İnsanların bütün nankörlüklerine, alaylarına, hor görmelerine, inanmamalarına karşın tek başına kendi inancıyla yaşayan, kendi inancının yüceliğinde diğer insanların zavallılığını, yetersizliğini, aşksızlığını görüp, onlar için üzülen ve kendi sevgisine sıkı sıkıya tutunan bir ahir zaman peygamberi gibi, başkalarına bomboş gözüken bir çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz.
Sizin bu yürüyüşünüz, bir gün bir romanda ya da bir yazıda bir satıra dönüştüğünde, sizinle alay eden nice insanın çorak ve loş hayatına sizin hayatınızdan bir ümit ve ışık sızar.
Büyük bir ödülün ve büyük bir cezanın sahibisinizdir. Bir insanı bir Tanrıyı sever gibi sevebilecek bir güçle ödüllendirilmiş...
Bir insanı bir Tanrı'yı sever gibi sevebilecek kadar güçlü olduğunuz için de cezalandırılmışsınızdır.
İnsanlar Tanrı'yı görmeden seviyorlar.
Ama Tanrı'ya inananların çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine inanmıyor.
Ben, Tanrı'ya inanan Graham Greene'e inanıyorum, 'bir insan başka bir insanı hiç görmeden de sevmeyi' sürdürür.
Benim inancımı paylaşanlar, bir gün öyle sevmeyi ve öyle sevilmeyi bekleyecekler; bu inanç, onların içine kapatıldıkları küçük hayatların sınırlarını yıkıp onları vaat edilmiş hayallere taşıyacak.
Bir gün biri onlara diyecek ki:
— Belki de başka tür bir sevgi yok, Maurice.

yiğidoturan 14.09.2008 10:42

Cevap: BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
bir insan bir insanı görmedende sever işte örnek Hz. Muhammed (s.a.s) hangimiz gördük

ötükenindelisi 14.09.2008 12:36

Cevap: BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
ya turan gerçekten bişeyler bilyon sen ya sen nerden bileceksin sevmeyi

gürün_güzeli 14.09.2008 12:43

--->: BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
Aşk, bir insanı Tanrı'yı sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına bağlı kalmak mı?
başka söze ne hacet...................

ötükenindelisi 14.09.2008 13:03

Cevap: BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
kutsal şeyler mubarekler ğrmeden sevilebilir sevilirde mutlaka ama başka seyler biraz şüpeli olyor derim ben

yiğidoturan 15.09.2008 18:38

Cevap: BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
[QUOTE=ötükenindelisi;310086]kutsal şeyler mubarekler ğrmeden sevilebilir sevilirde mutlaka ama başka seyler biraz şüpeli olyor derim ben[/QUOTE]

kardeşim sende o zaman görüp seveceksin yok şüphe bilmem ne önce sevmeyi bileceksin (yani öğrende gel):D:D:D

Arif Coşkun 15.09.2008 18:56

Cevap: BIR INSAN BASKA BIR INSANI HIC GORMEDENDE SEVMEYI SURDUREBILIR...
 
Sevilen elbetteki bir insanın bedeni değildir,yapısı düşüncesidir, bir insanı hiç görmedende sevebiliriz elbetteki.
Mesela;
Atatürk'ü hiç görmememize rağmen, onu çok sever ve kabrine gittiğimizde de ona dualar okur ve gözyaşlarına hakim olamayarak ağlayanlarımızda olur.
İşte bir görmeden sevme örneği.
Bende Atatürk'ü hiç görmemişim ama onu çok seviyorum.


WEZ Format +2. ?uan Saat: 18:08.

Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.


Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.