![]() |
EN ÇOK ÖVÜLEN VE YERİLEN HÜKÜMDAR…
Abdülhamid sadece bizim tarihimizde değil, dünya tarihinde de en çok sözü edilmiş hükümdarlardan biridir. Üstelik Abdülhamid'in özelliğini, sadece yüceltilmesi değil, aynı oranda yerilmesi oluşturur.
Orhan KOLOĞLU – Popüler Tarih / 66.Sayı / Şubat 2006 Yaşadıkları süre*ce hükümdar*ların övülmesi tarihte en çok rastlanan uygu*lamadır. İktidarda oldukları dönem boyunca açıkça yeri*leni, eleştirileni pek az olur. Buna cesaret eden çıkarsa, se*sini zor işittirir. Genelde top*lumların tercihi, baştakini yüceltme yönün*dedir. Herkes, bun*dan kendine de pay çıkacağını dü*şünür. Bu alış*kanlık Batı dün*yasında, özellikle Avrupa'da, 19. Yüzyıl'dan iti*baren kaybolmağa, yerini ulu*salcı akımlara ya da halkın içinden çıkan kahramanlara bırakmaya başlar. Doğulu ve Müslüman toplumlarda ise, 20. Yüzyıl'da da kendini gös*terir. Osmanlı tarihinde, hak*kında en çok övgü yayımlanmış sultanların başında, II. Abdülhamid gelir. Bunda, alışkanlığın devam et*mesinin ve 36 Os*manlı hükümdarı arasında; Kanuni, IV. Mehmed ve Orhan'dan sonra, en uzun saltanat sürmüş (33 yıl) kişi olmasının rolü bulunduğu*nu sanmak, eksik bir değer*lendirme olur. Zira Abdülhamid sadece bizim tarihimizde değil dünya tarihinde de en çok sözü edil*miş hükümdarlardan biridir. Üstelik Abdülhamid'in özelli*ğini sadece yüceltilmesi değil, aynı oranda yerilmesi oluşturur. Abdülhamid hakkındaki “sövgüler” ile “övgüler” hem kendi toplumunda hem de dış dünyada, öylesine yoğun gün*deme getirilmiştir ki; bu alan*da Abdülhamid'in bir rakibi*nin kolay bulunamayacağını söylemek yanlış olmaz! Özellikle bundan yüz yıl önce, 1905'de, kendisine su*ikast düzenlenmesi saltanatının 29. yılında, Abdülhamid'e eleştirilerin doruğa erişmiş ol*duğunu kanıtlarken; üç yıl sonra, 1908'de tekrar Meşru*tiyet’i ilan edince, şaşırtıcı öv*gülere layık görülmesi, bu eş*sizliğinin kanıtıdır. 1909'da da tahttan indiri*lince, Abdülhamid yine aşağı*lamalara hedef olur; ancak ölümünden sonra, en çok övülen hükümdarlardan biri de Abdülhamid olmuştur... Önce eleştirilerden başla*yalım. Bu eleştiriler, Avrupa*lılar kadar, Abdülhamid mu*halifi Jön Türklerden de ge*lir. Avrupalıların en ısrarlı damgası “Kızıl Sultan” söz*cüklerinde odaklanır. Bu itham ile Ermenilere karşı bir kıyım politikası izle*diği anlatılmak istenir. Aslında Ermenilerin ani saldırılarla kanlı olaylar çı*karmak ve cezalandırılınca da, Avrupa kamuoyunu ayaklandırmak taktiğini uy*guladıkları bilinir. Abdülhamit'in saltanatı boyunca verdiği idam kararla*rının da son derece az olduğu hatırlanır. Ancak yaşadığı müddetçe hatta ondan sonra da, bu damga devam etmiştir. Sonraları ise, Ermeni propa*gandası İttihatçıları hedef al*dığı için, Abdülhamid'i bu yö*nüyle anan olmamıştır. Bunun yanı sıra, Abdülha*mid’e yakıştırılan sıfatlar da pek çoktur: Despot, kindar, hilekâr, cimri, aciz, büyük ka*til, Makyavel'in yeni izleyicisi, kurtlar ve çakallar arasında bir tilki... Hatta Abdülha*mid'e, “Avrupa'nın en önemli yayınlarının sesini altından ağız tıkaçları ile kesen adam” diye bir yakıştırma da vardır. “Acaba bunu yazan, istedi*ği parayı alamamış mı idi?” sorusu da insanın aklına takıl*mıyor değil. Ayrıca Abdülhamid hakkında akla hayale gelmeyecek uydurmalara da rastlanır. Bunlardan biri de, “Ablası Esma Sultan'ın emrinde dansöz olarak ça*lışan, İslam'ı kabul etmiş bir kölenin oğlu olduğu” yolundadır. Bu iddiayı orta*ya atanlar şunu da eklemektedirler: “Gayri meşru bir doğum ürünü olduğu ileri sürülür. Bazılarına göre babası, Ab*dülmecid sarayının Ermeni bir ayvazı (uşak) ya da aşçısı idi. Sultanın kadın konusun*daki liberalliğinden yararlanıp kadınlarından birini tavlamış*tı. Kimine göre de, (Abdülha*mid) Garabet Balyan'ın oğlu*dur... Abdülmecid'in kendisi*ni aldatan karısını boğdurdu*ğu efsanesi de dolaşıyor. Ken*disine annelik yapan Pereste Hanım da sarayın “Osman” adındaki bir uşağıyla ilişki kurduğu için suçlanmıştır.” Abdülhamid'e ilişkin bu tür uydurma öykülere, Avru*pa basınından pek çok örnek verilebilir... Avrupa basınında, Abdül*hamid’i yeren sayısız karika*türe de rastlanır. Avrupa'da yaşayan Jön Türklerin de, Abdülhamid'in diktatörlüğü*nü vurgulamak için, karikatür kullandıkları bilinir... Övgülere gelince... Os*manlı topraklarında yayımla*nan bütün kitap ve gazetelerin Sultan'a övgülerle dolu olması şarttı. Sansürün etkisi karşı*sında, ayrıca Saray'dan alına*cak ödeneği kaybetmemek için, böyle davranmak kaçı*nılmaz oluyordu. Her yıl bayramlarda ve Sultan'ın tahta çıkış yıldö*nümlerinde, gazetelerin birin*ci sayfaları hatta birkaç sayfa*sı, Abdülhamid'e övgü dolu yazı ve şiirleriyle çıkardı. Yerlilerinin Türkçe bilme*diği Trablusgarb vilayetinde yayımlanan resmi gazete bile Türk memurların şiirleriyle doluydu. 1900 yılında, Sul*tan'ın tahta çıkışının 25. yıl*dönümü dolayısıyla, tam bir sayfayı dolduran özel ekten bir örnek aktaralım. “Vilayet Ticaret Mahkeme*si Reisi Mesud Efendi” imzalı bir şiirin mısraları şöyledir: “Şairane safha-i âfâkı tezyin eyleriz / Gamı halkı vasfı ha*kan ile şirin eyleriz /Amme-i Osmaniyanla bâ kemal iftihar / Her sene bugünde hep icrayı ayin eyleriz / Şükrü mümkün vasfı mahsur olsa nezdi akılda / Günde bin Şehnameyi imla ve tedvin eyleriz.” Meclisi Mebusan'ın kapa*tılması, Midhat Paşa'nın sü*rülmesi ve 1877 -78 Osmanlı*Rus Harbi'ndeki yenilgiden sonra, Abdülhamid'in politi*kalarını savunması için, Ah*med Midhat'a yazdırttığı “Üs*sü İnkılâb” kitabında, Sul*tan'ın özgürlükçü davranışla*rına bol övgü vardır. Zamanla, “hürriyetçilik” yakıştırmasının kalktığı; bunun yerini “dinin koruyucusu” sıfatının ön plana çıkarıldığı dikkatlerden kaçmaz: 1895'te yine Ahmed Mid*hat’ ın Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika ettiği sonra da, kitap halinde bastırdığı “Amerika'da Neşr-i İslâm Te*şebbüsü” isimli çalışmada; çağdaşlaşma yolunda (sahib-i asr olmada) önemli adımlar atılması gibi, Hıristiyan mis*yonerlerin çabalarına rağmen, İslam'ın dünyada büyük ölçü*de yayılmasının da, padişahın gayretleri sayesinde gerçekleş*tiği ileri sürülmektedir. Daha sonraları 1901 yılın*da da, Sabah gazetesinde, Ab*dülhamid’i bütün Osmanlı sultanlarından üstün sayan anlatımlara rastlanır. Bir başka ilginç nokta da, gazetelerde devlet icraatı ya da kimi kişisel olaylar aktarılırken, haberlere, Sultan'a uzun saygı cümleleriyle başla*nıyor olmasıdır. Örneğin Tercüman-ı Ha*kikat gazetesi 1900'de Foto Abdullah hakkında bir haber yayımlarken, söze şöyle girer: “Cenabı âferininde-i kâinat hali*fe-i İslâmiyan padi*şahı bahrü berri ci*han ve şehinşahı merahim unvan, ve*liyül nimet âlem efendimiz hazretleri*ni dünya durdukça erike-i pirayı şan ve şevket buyursun, amin. Arzu*yu vicdanlarıyla müşerref bil*-İslâm olan ser fotoğrafi hazre*ti Hilafetpenahi Abdullah Şükrü Efendi…” Bayramda askere yemek verileceği haberini duyurur*ken de yine 1900 tarihli Sabah gazetesi söze şöyle girer: “Velinimet biminnetimiz, velinimet akdesimiz hazretle*rinin canibi eşref hazreti padi*şahilerinden asakiri şahaneleri haklarında daima ibzal buyu*rulagelmekte olan iltifatı seni*yei canib padişahileri asarı mü*beccelesinden olmak üzere iydi said adha da bilcümle alay ve taburlara kurbanlar itasıyla kavurmalı pilav ve tatlı tabağı hususuna irade-i seniye-i canibi hilafetpenahi şeref müteallik buyurulduğuna dair... “ Bu örnekleri çoğaltmak mümkün: Tercüman-ı Haki*kat'in, Kağıthane' de su arandığı konusundaki 29 Nisan 1900 tarihli haberinde ya da yine aynı gazetenin Rodos adasına bir cami yapılacağına ilişkin 6 Kasım 1886 tarihli haberinde veya Sabah gazete*sinin Şirketi Hayriye'nin yeni vapur tarifesini yayınladığı 20 Nisan 1900 tarihli nüsha*sında, hep aynı övgüler girizgâhı vardır. 14 Nisan 1900 tarihli Tercüman-ı Hakikat'te yayımlanan Ali Rıza Pa*şa'nın ölüm ilanında bile, öncelikle Sultan'a saygı*nın belirtildiği dikkatler*den kaçmaz... Avrupa basınının ön yargılı yayınlarına karşı da, Abdülhamid para karşılığı övgü yazılan yazdırma yoluyla bir çö*züme başvuracaktır... Bizzat kapağında Sul*tan'ın resim ya da fotoğ*rafının yer aldığı yayın*lar vardır. Ayrıca Abdülhamid'in tahta çıkış yıldö*nümlerinde, kimi Batı kentle*rinde gösteriler düzenlettiril*mesi de söz konusudur. Bun*ların en ilginçlerinden biri Sultan'ın tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle Paris'te gerçekleştirilen programdır. Le Figaro gazetesi 1 Eylül 1900 tarihli nüshasında, Pa*ris'te gerçekleştirilen bu tür bir gösterinin programını ay*rıntılarıyla bildirir: Petit Théatre' da; semah, kılıç oyunu, Arnavut dansı, Suriyeli sanatçıların Lübnan dansı, Mısırlı sanatçıların Arap dansı, Sırp darbukacıla*rı, Seylanlı dansözler, Hintli sihirbazlar, Napolili şarkıcı*lar, Hindiçini tiyatrosu, İs*panyol dansı, Japon dansı… Nouveau Théatre'da ise, hoparlörlü telefon ve Dussaud'nun enskriptör telefonu ile Pathé ses kayıt cihazı*nın gösterimi yapılacak; İs*panyol dansözler, Napolili şarkıcılar Hintli sihirbazlar sahnede arz-ı endam edecek*lerdir. Ayrıca yine Paris’te, ışık*landırılmış bir tekne üzerinde Seine Nehri kıyısında bir mü*zik ziyafeti verilir. Necip Pa*şa'nın “Hamidiye Marşı” ile başlayan program, Fransızların Marseil*laise Marşı ve sonra da, Wagner, Bizet gibi ünlü bestecilerin ya*pıtlarıyla devam eder... Figaro gazetesi, “Gece, son derece tatlı bir toplantıya tanık ol*du, bütün davetliler kendilerini Boğaziçi sa*hillerine ermiş sandı*lar” diye yazarak prog*ramı över. Havai fişek gösterileri de programı taçlandırır. Abdülhamid'e yö*neltilen övgülerin de yergilerin de ortak nok*tası “abartı” faktörüdür. Asıl sorun, Abdülhamid’in şahsında değil, devletin çöküş döneminde olmasındadır. Bir yandan Osmanlı top*raklarını bir an önce paylaş*mak isteyenler, diğer yandan “devrimci” çözümleri o döne*min toplumunda hemen uygu*lanabilir sananlar, eleştirile*rinde ve hatta aşağılamaların*da hudut tanımamışlardır. Kaynak : Orhan KOLOĞLU – Popüler Tarih / 66.Sayı / Şubat 2006 |
| WEZ Format +2. ?uan Saat: 15:02. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.