--->: Pierre Cardin "Türbanı tartışmak saçma"
Kurân türbanı emrediyor mu?
Geçenlerde bir şeyh efendi (şeyh’in anlamlarından birisi de pir-i fanidir) türbanlı bayanların ‘topunun’ cehennemlik olduğunu söyledi. Bu fetva aklıma, kimin olduğunu ve ilk kelimesini hatırlamadığım bir beyti getirdi:
‘Gálib bize káfir demiş, biz de deriz ona müsülman
Yarın rûz-i mahşerde ikimiz de çıkarız yalan’.
İmdi, İslam Allah’ın gönderdiği vahiden ibarettir. Vahiy ise bize Kuránı Kerim olarak intikal etmiştir. Hz. Peygamber (as) Kuránı Kerimi hayatta görünür kılmak üzere, bizden farklı bir ontolojik varoluşla yaratılan bir elçidir. O Kuránı Kerimi yaşayarak adeta canlı hale getirmiştir. Onun bu uygulamasının, ya da tarz-ı hayatının adı Sünnettir. Yani Sünnet Kuránı Kerimin peygamberce, ya da Allah’ın murad ettiği gibi yaşanmasından ibarettir. O halde Kuránı Kerim ile Sünnet, dinin farklı birer bilgi kaynakları değildirler. Buna göre ‘Kuranda varsa alırız, sünnete itibar etmeyiz’ demek, biz Kuranı anlamada Peygamberin tarzı hayatını değil kendimizinkini esas alırız demek olur. (Not: Böyle düşünenlere sünnetsizler de diyebilirsiniz). Oysa onun bütün fiilleri, bazen düzeltme ile de olsa, Allah’ın onayını almıştır. Bir fiilin ya da sözün ona ait olup olmadığını tespit ise ayrı bir konudur.
Bu girişten sonra başlıktaki sorumuzu en kısa şekilde şöyle özetleyebiliriz:
Kuránı Kerimde türban değil, kadınların başlarını örtmeleri vardır ve başörtüsü siyasi değil, dinî bir simgedir. Bunu kadınlar kendi örflerine ve zevklerine göre nasıl isterlerse öyle yaparlar. Sünnet de bunu aynen böyle anlamış ve böyle uygulamıştır. ‘Mümin kadınlara söyle, başörtülerini yakalarının üzerine atsınlar’ (24/33), ifadesinden, Allah başın değil yakaların örtülmesini istiyor, anlamını çıkarmak, Anayasa’dan 367 şartını çıkarmaktan farklı değildir. Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin kravat hikayelerini bilirsiniz: Birinde, fakültedeki arkadaşlarına, ‘yarın kravat takarak geleceğim’ diye söz vermiş ve ertesi gün kravatı beline bağlayarak gelmiş ve ‘ben size kravatı boynuma bağlayacağım dememiştim ki’ diye espri yapmış. Oysa herkes kravatın ancak boyna bağlandığında takılmış olacağını bilir. Başörtüsü de ancak başa bağlanır. Bizde kravat nasıl boyna takılan bir aksesuarsa, söz konusu ayetteki himár da Kurán dilinde kadınların başlarını örttükleri bir giysidir.
Şimdi okul idaresinin şöyle bir talimat yayımladığını düşünün:
‘Kızların etekleri diz kapaklarını kapatacak şekilde olmalıdır’.
Bundan, dizler örtülsün yeter. Yukarısı açık olsa da zarar etmez, anlamı çıkar mı?
O halde; ‘başörtüleri yakalarını örtecek şekilde olmalıdır’ ifadesinden elbette sadece yakaların örtülmesi gereği anlaşılmaz.
Konuyla ilgili olarak Kuránı Kerimdeki ikinci bir ayet: ‘...mümin kadınlara söyle, dış örtülerini (cilbablarını) üzerlerine atsınlar’ (33/59) anlamındadır. Acaba bir şeyin üzeri, ya da üstü nereden başlar? Baş buna dahil değil midir?
Kaldı ki Kuránı Kerimin yanlışsız uygulama mercii olan Sünneti Seniyye bu ayetleri tabii olarak kadınların başlarını kapatması şeklinde anlamış, anlatmış ve o gün bu gün de farklı bir yoruma gidilmeksizin böyle uygulanagelmiştir. İnanmayanlar zaten uygulamamışlardır. Ama bu ayetler bu anlama gelmez de dememişlerdir. Şimdiki inanmayanlar da onlar kadar cesur ve dürüst olabilirler.
faruk beser/star
__________________
Sadece Susmak İstiyorum...
Yalan İnsanları Kaale Almadan...
Haklıyken Haksız Gözüksem Bile Kendimi Savunmadan...
HUZUR Bulmak İstiyorum Gözlerimi Kapayıp Kimseyi Anmadan...
Sessizliği Dinlemek İstiyorum,Yüzüme Gülüp Arkamdan Konuşulanları Duymadan...
|