Tekil Mesaj Gösterimi
Alt 16.01.2008, 14:04   #5
serkanka58
Tecrübeli Yiğido
 
serkanka58 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
serkanka58 Şuan serkanka58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır

Üyelik Tarihi: 28.12.2007
Yaş: 51
Mesajlar: 445
Tecrübe Puanı: 718 serkanka58 FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart --->: SİVAS;YEŞİL VADİ OLUYOR

KURAN ve SÜNNET'TE

AĞAÇ SEVGİSİ


Yüce Allah, önce kâinatı yaratmış ve onu beşer unsurunun yaşayabileceği hale getirdikten, yani her şeyi ile mükemmel bir şekle soktuktan sonra insanı var etmiştir. Yarattığı her şeyi de insanoğlu için yaratmış, onun hizmetine vermiştir. İşte, insanların istifadesine sunulan unsurlardan biri de ağaç, daha genel bir ifadeyle yeşilliktir. Bu itibarla, küçük çaplı bu çalışmamızda kısaca ağaç ve ormanlardan bahsedeceğiz. Ormanların, odun hammaddesi ve oksijen üretimi, havanın toz ve diğer kirleticilerden temizlenmesi, toprağın oluşumu ve korunması, dinlenme–sağlık vb. açılardan pek çok faydası vardır. Ancak biz bu vb. konuları ihtisas çevrelerine bırakarak konuyu Kur'ân ve hadis çerçevesinde çok kısa olarak ele almaya çalışacağız.

İSLAM MEDENİYETİ
AĞAÇ MEDENİYETİDİR
Kur'ân ve Sünnet'te ağaç ve yeşilliğe büyük bir önem atfedildiği görülmektedir. Kur'ân'da bazı meyve ve sebzelerin isimleri zikredilmekte, çeşitli vesîle ve amaçlarla yer yer gökten suyun indirilerek toprağın yeşilliklerle, yani bağ, bahçe, meyve... ve tahıl ürünleriyle canlandırıldığından bahsedilmektedir:
"Görmüyorlar mı ki, biz nasıl yağmuru, kuru/otsuz yere gönderiyoruz da onunla ekin bitiriyoruz...?"
"Görmedin mi Allah (nasıl) gökten su indirdi de, onunla renkleri çeşit çeşit meyveler/ürünler çıkardık..."
"Size hubûbât, tohumlar, bitkiler ve (ağaçları/fidanları) sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, yağmur yüklü bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık."
Görüldüğü gibi Kur'ân, yeşilliğe büyük bir önem vermiştir.
Hadîste de konu üzerinde hassasiyetle durulmuş; Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ağacın, kesimine izin vermemiş,
"Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sedir ağacını kesene lanet etmiştir."
Dikimine ve yetiştirilmesine ise büyük bir önem atfetmiştir:
"Birinizin elinde bir fidan olduğu halde kıyâmet kop[maya başla]sa ve kıyâmetin kop[ması gerçekleş]inceye kadar o fidanı dikmeye imkanı ol[ur]sa onu diksin."
Allah Resûlü diğer canlı varlıklara faydasından dolayı olmalı ki meyveli ağaçların dikilmesinin ise daha sevaplı olduğunu bildirmiştir:
"Müslüman bir adam bir fidan diker veya ekin eker de ondan bir yabani hayvan, kuş yahut başka bir canlı yerse, muhakkak o yenilen şey onun için –kıyâmete kadar– sadaka olur."
"Kim ki (meyveli) bir ağaç dikerse, Allah ona, diktiği ağacın verdiği meyve kadar sevap verir."
Yeşilliğin ölülere bile faydasının olduğunu bildiren Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, konuya verdiği önemin bir sonucu olmalı ki Tâ'if, Mekke ve Medîne'de birer bölgeyi bazı kurallar koyarak koru (yani yasak bölge) ilan etmiştir:
"Mekke'yi Allah, gökleri ve yeri yarattığı günden beri harem kılmıştır. Bu şehir, Allah'ın harem kılması sebebiyle kıyamet gününe kadar haremdir... Buranın dikeni/ağacı kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, yitiğini, sahibini arayacak olan kimseden başkası el uzatıp alamaz, yeşil otları koparılamaz."
"Resûlullah kendisine Uhud göründüğünde: Bu, bizleri seven, bizim de kendisini sevmekte olduğumuz bir dağdır. Allah, şüphesiz İbrâhîm peygamber Mekke'yi harem kılmıştır. Ben de Medîne'nin iki kara taşlığı arasını harem kıldım, sözlerini söyledi."
"Resûlullah, Medîne'nin her tarafından birer berîd [=12 mil=20 km.]lik (bir alanı) koru tayin etti. Oranın ağaçları (yapraklarını düşürmek için) silkelenmez ve kesilmez. Ancak (zaruret miktarı yedirilmek üzere) deve (sırtında) götürülen (yapraklar) müstesnâ."
"Vecc (Tâ'if) Vâdî'sinin dikenli çalıları ve ağaçları kesilmeyecek; av hayvanları da öldürülmeyecektir. Bunlardan herhangi birini ihlal eden biri olursa sopalanacak ve elbisesi de soyul[up alın]acaktır. Eğer biri taşkınlık yaparsa/haddi aşarsa, yakalanıp Peygamber Muhammed'e getirilecektir. Bu emir Peygamber Muhammed'dendir. Bunu Allah elçisi Muhammed'in emriyle Hâlid b. Secîd yazdı. Bu emri kim ihlal ederse –Muhammed'in emrettiği konuda– kendisine zulmetmiş olur."

SAVAŞ HALİNDE BİLE…
Savaş hali gibi oldukça kritik olan zamanlar da bile konuya büyük bir itina gösterilmiştir. Burada yeri gelmişken Ebû Bekir'in, –hilâfetinin ilk günlerinde, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatta iken hazırla[t]dığı, ancak vefat ettiği için gönderemediği– Üsâme komutasında Şam'a sevkettiği orduya hitaben söylediği şu sözler oldukça manidardır:
"Haddi tecâvüz etmeyiniz... Çocukları, ihtiyarları ve kadınları öldürmeyiniz. Hurma ağaçlarını kesip yakmayınız. Meyve veren ağaçlara dokunmayınız. Koyun, sığır ve deve gibi hayvanları, gıdalanmak dışında başka bir maksatla kesmeyiniz..."
Bu tür uygulamalar, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'tan sonra da sürmüş; kurallara uymayanlara karşı maddî mü'eyyideler uygulanmıştır. Konuya ilişkin olarak Osman b. Maz'ûn'un azadlısı Muhammed'in dedesi yoluyla şöyle bir olay nakledilmektedir:
"Maz'ûn âilesinin taşlık bölgedeki toprağının idaresi bu azadlının elinde idi. Azadlı şunları anlatmaktadır: Ömer b. el–Hattâb, bazen öğle üzeri elbisesiyle başını örterek beni ziyarete gelir, yanıma oturur, benimle konuşurdu; ben de kendisine salatalık ve sebze ikram ederdim. Ömer bir gün bana şöyle dedi: Yerinden ayrılma, seni bu yerlerin idaresine memur olarak tayin ettim. Herhangi bir kimsenin, Medîne'nin ağaçlarını ığşalamasına (silkmesine, sallamasına), dallarını kesmesine katiyetle müsaade etme! Birisi bunları yaparsa elinden ipini ve baltasını al! Azadlı, elbisesini de alayım mı? diye sorunca Ömer 'hayır' diye karşılık verdi."
Yeşilliğin tahribine karşı uygulanan şu maddî mü'eyyide örneği de kayda değer niteliktedir:
"Sa'd b. Ebî Vakkâs meranın (otlağın) otlarını biçen bir çocuk gördü; bunun üzerine çocuğu döverek elbiselerine ve baltasına el koydu. Bunun üzerine çocuğun azatlısı (veya ailesinden bir kadın) Ömer'in yanına girdi ve kendisine Sa'd'ı şikâyet etti. Ömer Sa'd'a:
"Ey Ebû İshâk! Allah sana rahmet eylesin, çocuğun baltasını ve elbisesini geri ver," dedi. Sacd bunu kabul etmedi ve Resûlullah'ın bana verdiği bir ganimeti veremem. Çünkü onun şöyle dediğini işitmiştim:
"Meraları kesen bir kimse görürseniz, onu dövünüz ve elbiselerini alınız." Sa'd çocuktan aldığı baltayı çapa olarak kendi toprağında ölene kadar kullandı."


OSMANLI'NIN AĞAÇ DİKİMİNE
VERDİĞİ ÖNEM
Osmanlılarda da bu hususa büyük bir itina gösterilmiştir. Konuya ilişkin olarak 3 Ramazan 973 (mîlâdî 24 Mart 1566) tarihinde düzenlenmiş olan bir ferman şöyledir:
"Vize kadısına hüküm ki, Vize'den Midye'ye varınca ol mâ beynde (bu ikisi arasında) vâki olan (bulunan) koruya Balkan'ın öte cânibinden (öbür tarafından) bazı kimesneler (kimseler) davarlarını getürüp ağaçların yukarısını davarları için kesmekle koruya küllî (çok/umumî) taaddî iderlermiş (zarar verirlermiş). Buyurdum ki,
Vardukda, zikrolunan koruya celeb (devlete ait) koyunundan gayri (başka) bir ferdi koymayıp ağaçlarını kırdırmayasın, eslemeyüp (dinlemeyip/aldırmayıp) muhâlefet edenleri (karşı gelenleri) tutup küreğe (kürek çekme cezası/ağır hapis) gönderesin."
Görülüyor ki aktardığımız bu bilgiler, yeşilliğe verilen ehemmiyeti, hiçbir izaha muhtaç bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Müslümanların ağaç ve dolayısıyla yeşilliğe karşı dikkate değer bu duyarlılıkları batılıların bile dikkatini çekmiştir. Meselâ Père Jehannot Müslüman Türklerin ağaca verdikleri önemi şu sözleriyle ortaya koymaktadır:
"Sevdikleri ağaçların kurumasına meydan vermemek üzere sulanıp bakılmalarını temin için vakıflar tesisini de sevap sayarlar."
Comte de Bonneval de konuyla ilgili olarak şöyle demektedir:
"Velhasıl, verimsiz (meyvesiz) ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek üzere her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın Türkler bile görülmektedir."
Aynı anlamda Guer'in sözleri ise şöyledir:
"Kısır/verimsiz ağaçların kuraklıktan kurumalarına meydan vermemek üzere bir işçiye ücret verip sulanmalarını temin edecek kadar hayrât ve hasenâtta ileri giden biraz kaçık Müslümanlara tesadüf edilir."
Bütün bunlardan sonra Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in irad ettiği şu,
"Hurma ağacı ile diğer ağaç[lar], o ağaçların sahipleri ve onlardan sonraki nesiller için –Allah'a şükrettikleri sürece– berekettir" sözünün verdiği mesaj daha iyi anlaşılmış olmalıdır.
Dinimizde böylesine önem verilen ormanların, yani yeşil alanların bu günkü durumu ise hiç de iç açıcı değildir. Meselâ, Hititler'e ait ortaya çıkarılan kültür varlıklarından ve Asur kitâbelerinden elde edilen verilere göre İç Anadolu'nun vaktiyle ormanlarla kaplı olduğu, Van yöresinde bundan 3.500 yıl önce saz toplumları kadar sık ormanların bulunduğu anlaşılmaktadır.
Şam'dan Mekke'ye gelen bir kadının, yolculuğu esnasında, yiyecek ve içecek sıkıntısı çekmediği, bu tür ihtiyaçlarını ağaç meyvelerinden ve kaynak sularından karşıladığı nakledilmektedir.
Günümüzde ise bu bölgeler, ne hazîn bir durumdur ki tamamen ormansız denebilecek durumdadır.
Sonuç olarak diyoruz ki, Kur'ân ve sünnette ağaca, daha genel bir ifadeyle yeşilliğe, diğer din ve kültürlerde görülmeyen bir hassasiyet gösterilmiş, önem verilmiştir. Kanaatimize göre bunun sebebi, kainatın tabi-i dengesinin korunması düşüncesi olmalıdır. Kur'ân ve hadisin, konuyla ilgili verileri dikkate alınırsa kainatın doğal dengesinin bozulmamasına, başka bir ifadeyle herhangi bir ekolojik/çevresel problemin ortaya çıkmaması ve hatta mevcut problemlerin çözümü yönünde kayda değer bir katkı sağlanmış olur. Aksi halde, her şeyiyle mükemmel bir şekilde yaratılmış olan yer yuvarı, insanlar da dahil olmak üzere bütünüyle canlı yaşamına imkan vermeyen talihsiz bir mekana dönüşebilir. Zaten konunun önemi de buradan ileri gelmektedir. Bu itibarla Kur'ân ve sünnetin bu konudaki tavsiyeleri ve ortaya koyduğu prensipleri, hakikaten büyük bir önem taşımaktadır.
serkanka58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla