Ahmet HASDEMİR
ŞEHİR EŞKİYALARI
Eşkıyalık kavramı daha çok dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar manasına gelen ve kırsal hayata özgü olan bir kavramdır. Kırsala özgü olan bu kavram ne yazık ki günümüzde şehir merkezinin göbeğine oturmuş ve kentli bir kavram olarak algılanmaya başlanmıştır.
Polis ise; insanların can ve mal güvenliğini, temel hak ve özgürlüklerini koruma, yasa hâkimiyetini sağlamakla görevli devletin güvenlik örgütüdür. Kısacası polis her zaman küçük bir azınlık olan suçlu ve muhtemel suçlulara karşı devletin kuvveti, diğer taraftan da büyük bir çoğunluktan oluşan dürüst ve masum insanlarımızın güven kaynağı, sığınağıdır.
Böylesi bir girişten sonra asıl konumuza gelelim. Son zamanlarda sizler de rastlıyorsunuzdur, özellikle baba parası ile şımartılmış, toplum terbiyesinden nasibini almamış, özenti içinde yetişmiş gençlerden bahsediyorum. Bazıları altlarına sorumsuzca verilen arabalarla kent içinde serseri mayın gibi dolaşmaktalar, takılacak, kavga edecek kişiler aramaktalar. Bunların dışında kendilerini kolluk kuvvetlerinin yerine koyacak kadar gözleri kararmış, güya vatandaşın hakkını arama iddiasında bulunan serseri tipler, oluşumlar da var. Bu gibilerin sayıları da gün geçtikçe azalmıyor, artıyor.
Bu serseri gruplardan birisi geçenlerde yarıyıl izninde olan üniversite öğrencisi oğlum ve arkadaşlarına denk gelmiş. İstasyon Caddesi’ne yakın bir yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışırlarken, yukarıda tarifini yaptığım tipe uygun şehir eşkıyası diyebileceğimiz serseriler, kullandıkları arabaları bizim çocukların üzerlerine sürüyorlar. Bizim gençler, “Ağır olun” falan derken, arabadan aşağıya iniyorlar, ufak bir ağız dalaşından sonra, arabayı kullanan şoför belindeki silahı gösteriyor hem de şehrin orta yerinde bizim gençleri belindeki ile tehdit ediyor. Bizimkiler “Beladan uzak duralım” diyor ve onlara fazla uymuyorlar, en doğal yapmaları gereken şeyi yapıyorlar, 155’i arıyorlar. Polis ihbarı alıyor, “Gerekeni yaparız” diyor, o araç aynı taşkınlıkla İstasyon Caddesi’nde birkaç tur daha atıyor. Çevirme falan maalesef olmuyor. Aradan bir onbeş dakika geçiyor polis gençleri arıyor ve en yakın karakola şikâyette bulunmaları gerektiğini anlatıyor. Belki polise göre doğru olan budur ama ortada önemli bir ihbar var, ana caddede bela gibi dolaşan şehir eşkıyaları var. Burada vatandaşın yapacağı bir şey yok, polis, gelen ihbarı önleyici ihbar olarak ciddiye alıp, gerekeni acilen yapmalıydı.
Emniyetin uygulamaları kim ne derse desin bizim için çok önemli. “Özgürlüklerimize engel oluyorlar, her yerde görünmesinler” diyenlere şiddetle karşı çıkıyorum, kabul etmiyorum. Huzur istiyorsak toplum ile polis dayanışması mutlaka olmalı. İçimizden çıkan, bizden olan, bizim olan güvenlik güçlerimize mutlaka yardımcı olmalıyız. Onların da bizden gelene mutlaka titizlik göstermesi, üzerine düşmesi gerekmektedir.
Dürüst ve masum insanların oluşturduğu büyük topluluk bir avuç eşkıya müsveddeleri tarafından sindirilmemelidir. Kırsalda dahi yaşamalarına izin verilmeyenlerin kent merkezlerinde at oynatmalarına kesinlikle göz yummamalıyız. Yasalar elimizi kolumuzu bağlıyor demekle bir yere varamayız. Böylesi bir yaklaşımla eşkıyaların ekmeğine yağ çalmış oluruz, unutmayalım.