Muhsin Yazıcıoğlu niçin "Kosova'yı ilk tanıyan ülke Türkiye olmalı" dedi? BBP lideri Türkiye'nin neden bu konuda ön almasını savunuyor? Yazıcıoğlu, Ergenekon ve çetelerle ilgili ne dedi?
Muhammet Kutlu'nun röportajı
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu 'son teklifi ile' dikkatleri üzerinde topladı; "Bağımsızlığını dün ilan eden Kosova'yı ilk tanıyan ülke Türkiye olmalı" BBP lideri Türkiye'nin neden bu konuda ön almasını savunuyor? Yazıcıoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çeteler ve Ergenekon'la ilgili dün dile getirdiği "Bizi engellemek istiyorlar..." görüşünü nasıl yorumladı?
Yazıcıoğlu tüm bu soruların cevabını cafesiyaset.com'a anlattı. İşte Muhsin Yazıcıoğlu ile yaptığımız özel röportaj;
-Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Türkiye nasıl davranmalı sizce?
Kosova, Sırplar açısından bir Kudüs niteliğinde görülmektedir. Çünkü orada bir Osmanlı padişahını şehit etmişlerdir. Sırplar, Kosova’ya kendilerince böyle bir ulviyet kazandırmaktadırlar. Bizim açımızdansa Kosova Evled-ı Fatihandır. Orada şehitlerimiz vardır. Bir büyük sultanımız şehit olmuştur. Soydaşlarımız, dindaşlarımız yaşamaktadır. Onların özgürlüğü ve bağımsızlığı için fedakârlık yapmalıyız. Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan devletlerin başında Türkiye gelmelidir.
Ben Kosova’nın bağımsızlık mücadelesinde başarılı olmasını temenni ediyorum. Bu mücadelenin her safhasında Kosovalılarla birlikte oldum. Çok yakında tekrar ziyaret ettim. Şartlar oluştuğunda, bağımsızlığınızı ilan ettiğiniz zaman ilk tanıyan devletin Türkiye olması için Meclis’te ilk önergeyi de ben vereceğim demiştim. Bu Salı günü Genel Kurul’da konuşmak üzere gündem dışı söz aldım. Bu teklifimi bizzat Meclis’te ifade edeceğim.
-Başbakan Erdoğan, Atv’de yaptığı bir söyleşide, “Ergenekon konusunda devletin içinde bizi yavaşlatmak isteyenler var” dedi. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kim meşruiyet dışına çıkıyorsa, kim yasadan yetkisini almayan bir yetki kullanmaya kalkışıyorsa yargının görevi bunun yakasına yapışmaktır. Tabi ki, devlet içerisinde asla çeteciliğe gayrimeşru yapılanmaya izin verilmemelidir. Üstüne gidilmelidir. Başbakanların görevi de şikâyet etmek değil, gereğini yapmaktır. Bu noktada daha fazla yapılması gereken şey varsa bu hususta yargıyı harekete geçirmek, yasal boşluk varsa yasama organını harekete geçirerek düzenleme yapmak iktidarların görevidir.
Türkiye’de suni krizlerle siyasi amaçlarına ulaşmak çabasında olanların daima olduğunu biliyorum. Ama bunlarla mücadele için yasama, yargı, yürütme erklerinin ayrılığına dayanan oturmuş bir sisteme ihtiyaç vardır. Şu anda öyle bir sistem görülmüyor. Zaman zaman siyaset yargıyı baskı altına alıyor. Bazen yargı yasama organının üstüne çıkıyor. Bir kafa karışıklığı ne yazık ki var. Bundan da çeteleşmeler, gayrimeşru yapılanmalar daha çok cesaret buluyor.
-Başörtüsü ile ilgili düzenleme konusunda ne düşünüyorsunuz? İzlenen yol sizce doğru mu?
Bu tür yıllara sarih sorunların çözüme kavuşturulması için mutlaka iyi bir alt yapı oluşturarak gündeme getirilmesi lazım. Başörtüsü konusunun bu sıcaklıkta gündeme taşınmış olması, “herhalde iyi bir altyapı oluşturulmuştur” umuduna bizi götürdü.
Fakat gelişmelere baktığımızda, maalesef bir altyapı oluşturmadan gerekli hazırlıklar yapılmadan suyun akışına uygun bir çözüm üretme noktasında olduklarını gördüm. Bundan da üzüntü duyuyorum. Çok iyi bir hazırlık yapılmamıştı.
Gerek Anayasa değişikliği için hazırlanan metin, gerekse iki partinin üzerinde mutabakat sağlandığını ifade ettiği YÖK Kanunu değişiklik taslağı, yeterli özen gösterilerek hazırlanmış olmadığını gösteriyor. Anayasa değişikliğinin ardından, yine başörtüsü konusunda mutabakata varan partilerin bu istikamette bazı kanunların değiştirilmesi hususunda kamuoyuna sağlıklı doğru bir imaj yansıtamadıkları görülüyor. Bu değişikliği, “iç güveysinden hallice” diye ifade etmiştim. Her şeye rağmen laiklik, demokrasi ve özgürlük açısından bir açılım olarak görüyorum. Bütün bu çabalara teşekkür ediyorum fakat yeterli bulmuyorum.
-Almanya’da yaşanan yangın sonrası Başbakan Erdoğan ile birlikte bu ülkeye ziyarette bulunmuştunuz. Başbakan ile gündemdeki konular hakkında neler görüştüğünüzü bize anlatabilir misiniz?
Güncel konularda değerlendirmeler yaptık. Bazı kaygıları birlikte paylaştık. Bazı atılan adımların yetersizliği konusundaki değerlendirmelerimiz de oldu. YÖK Kanunu ile ilgili hazırlanan taslağın yeterli olmadığını, bu konuda bazı kaygılarımız olduğunu ifade ettim. O konudaki hazırlıklarımızı partilerine sunduğumuzu ifade ettim. “Yine görüşelim” dedi, önerilere açık olduğunu ifade etti. Biz de her aşamada zaten ulaştırıyoruz iktidara önemli konulardaki çalışmalarımızı ve görüşlerimizi.
YÖK Kanunu’nda yapılacak değişiklik ne kadar fayda getirecek. Zarar getirmeyecek ve Anayasa Mahkemesi’nden dönmeyecek şekilde nasıl hazırlanabilir. Bunlarla ilgili kaygı ve tekliflerimizi geliştiriyoruz. İktidarla da paylaşıyoruz.
-Terörle mücadele konusunda atılan adımları yeterli buluyor musunuz?
Terörle mücadele, birbiriyle ilintili çok kapsamlı bir program olarak yürütülmelidir. Bir taraftan ekonomik sosyal tedbirler geliştirilirken, gelir dağılımı adaletsizliğini, düzeltecek tedbirler geliştirilirken, diğer yandan pratik mücadelenin sürdürülmesi lazım. Terör örgütünün örgütlenme modelini açığa çıkartacak, buna uygun şekilde bir mücadele birlikleri oluşturmak gerekir. Sınır ötesi konusunda gösterilen kararlılık, takdir ettiğimiz şeyler. Ama sürekli dış konjonktürü kontrol ederek dışa bağımlı bir mücadele faydalı değil. Başta ABD olmak üzere, dışarının bize çizdiği sınırlar içinde bir mücadele izlenimi veriyor iktidar. Özgünlük ortaya koyamıyor.
-Türkiye’nin dış politika konusundaki açılımları konusunda ne diyebilirsiniz? Sizce hükümet dış politika konularında başarılı mı?
Ne yazık ki, hükümetin dış politika konularında tutarlı bir açılım içerisinde bulunduğunu söylemek zor. Her şeyini ABD ve AB’ne göre oluşturan bir Türkiye imajı doğru değil. Bu Türkiye’yi daraltmaktadır. Türkiye’yi özgüvenden yoksun, açılım yapamayan bir ülke konumuna düşürmektedir. Bu itibarla zaman zaman Türkiye hayır diyebilen bir ülke olabilmelidir. AB’nin ABD ile ilişkilerin alternatiflerinin var olduğunu ortaya koymalıdır. Türkiye mutlaka Hazar havzasında ve Türk dünyasında bir yeni açılım projesi ortaya koymak zorundadır. Enerji-İpek Yolu oluşturulmalıdır. Kendi coğrafyasında önder, miğfer bir ülke rolü üstlenmelidir.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Orta Asya Cumhuriyetlerine yönelik açılımı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Cumhurbaşkanının Türk cumhuriyetlerine yönelik açılımlarını faydalı ve umut verici görüyorum. Esasen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ndan beklenen de bu tür açılımlardır. Öncelikle aynı kökten, aynı soydan geldiğimiz ülkelerle ilişkileri geliştirme çabası içinde bulunması önemlidir. Ardından, dünyada ülkemizi en iyi şekilde temsil etmesi beklenir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu yöndeki açılımlarını son derece olumlu buluyorum.
-Partinizin Antalya kampında neler ele alındı? Ne gibi kararlar alındı? Yerel seçimlerde iddialı mısınız?
Antalya’da “Yerelde iktidar için yerel yönetimler” konulu bir panel düzenlendi. 15. Yıldönümümüz münasebetiyle, üç günlük ailelerle birlikte kamp yapıldı. Güzel bir katılım vardı. Çok faydalı ve başarılı bir aile kampı oldu. Orada güncel konular, Türkiye’nin iç ve dış sorunları değerlendirildi. Partinin çalışma şartları, yeni açılımları, önümüzdeki mahalli seçimler için stratejik hedefler konusunda değerlendirmeler yapıldı. Hem bir moral aşıladı hem de çok verimli bir eğitim faaliyeti gerçekleştirilmiş oldu. Mahalli seçimlere eksiksiz katılacağız. Bütün il teşkilatlarımıza şimdiden hazırlık yapması talimatı verdik. Yerel seçimlerde önemli başarı elde edeceğimize inanıyoruz.
Muhammet Kutlu'nun röportajı

kaynak:haber7.com