ne dersek bize oluyor en iyisi sahte gülücüklerle insanları biz mutlu etmek
şimdi okuyunca evet riyakarlık gibi geliyor bu durum ama zamanla insan öğreniyor gözyaşlarını içine akıtmayı
onalari tebesüm maskasiyle saklamayı
Hele lavman yapılıyorsa ;(lavman büyük abdestini yapamayanların dışkılarını bir alet yardımıyla çıkarmak)
Buna atfen zeki mürenin şarkısı komik gözüke bilir. Öyleya tuvaletini yapamayan bi insanın bu şarkıda öyle zorki seni içimden atmak sözünü duyunca heralde sevgilisini yüreğinden atmak gelmeyecektir.Burdaki içimden atmak öyle zorki fiilinin ne anlama geldiğini varın siz düşünün.
Zaten asıl sorun bizi biz gibi anlayamamaları değilmi.
Onları memnun etmek için gülüyoruz. Kan damlalarını içimize akıtarak.
bizi saklayamazlar bizi bilirler ama bakışlarıyla rahatsız ederler ama bizim zorluğumuzu gözönünde bulduramazlar.
yaşamayanların anlamasının mümkün olmadığı bir hayat, kimse kimsenin sıkıntısını yaşamadan anlayamaz. paylaşabilir, empati kurabilir ,, kendi yerine koyabilir, düşünür, anlamaya çalışır, ama anlamaz.
Ama susuşu tercih etmek yaşamayı ertelemez hiç bir zaman. İstediğimiz zaman ölmeyi seçmek gibi bir lüksümüz olmadığına göre, yaşıyoruz bir şekilde. Acıların varlığı, bir ok gibi saplansa da yüreklere , istenmeyen bir misafir gibi mecburen buyur edilip, baştacı yapılıyor. Acıyan yüreklere merhemler kâr etmediğinde, acıyı gönderen imtihana tabi tutan Rabbin (cc) varlığı teselli ve sabır veriyor.
Efendimiz’in bazı bedenî kusurları olduğu için, toplum içinde bulunmaktan tedirgin olan ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden Zahir isminde bir sahabiye çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz etrafına da “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz” diyerek sürekli iltifatlarda bulunmuştur. “Bedenî kusurları yüzünden çölde yaşamayı seçen Zahir isimli sahabi, Medine pazarında Peygamberimiz’i bir köşede beklerken, Peygamberimiz ona arkadan yaklaşır ve gözlerini kapatarak şakalaşır. Peygamberimiz’in o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını gören etraftaki Müslümanlar, bu ilginç manzarayı seyrederler. Kâinatın efendisi, bunu fırsat bilerek, çevreye yüksek sesle: “Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?” diye şakasını sürdürür. Zahir, “Ey Allah’ın elçisi, beş para etmez bir sakat köleyi kim satır alır?” deyince şaka bu andan itibaren biter. Peygamberimiz bütün ciddiyetiyle kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek, şöyle der: “Ya Zahir, and olsun ki Allah ve Allah’ın Rasûlü katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni seviyoruz
---------------------------------------------
“Son nefesine kadar bedenine giren müzmin bir hastalıkla yatalak ve bakıma muhtaç halde 30 yıl yaşayan Hz. İmran bin Hüseyin, “Nasıl dayanıyorsun bu acılara?” diyen arkadaşına, “Benim için sağlık ve hastalıktan hangisi Allah’ın hoşuna giderse, benim hoşuma giden de odur! Otuz yıldır kendimde büyük bir huzur buldum.” diyebiliyordu. Bu sabır sayesinde Hz. İmran öyle manevî makamlara erişecekti ki, meleklerin tesbihlerini işitir hâle gelecekti. Melekler de, teselli olsun diye kendisine her gün selam getirecekti
---------------------------------------------
Peygamberimiz özürlüleri, âtıl kalmaya mahkum ve zavallı bir kitle olarak görmemiştir. Problemlerini çözmeye yönelik tavsiye ve uygulamalarda bulunmakla birlikte durumlarına göre engelli insanlara vazife vermiş, ayrıca onları dünya ve ahiret saadeti bahşeden müjdeli haberlerle de tesselli etmiştir.
aslında zaten herkes biliyor ama işine gelmiyor.