YAZICIOĞLU ANLATIYOR
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Yazıcıoğlu
'En adi işkencelere maruz bırakıldık. İlk günler yemek ve su da vermiyorlardı. Daha sonra bir parça kuru ekmek
bir de ağzımızı ıslatacak kadar su verildi' derken
o günleri yeniden yaşıyordu
Mamak Cezaevi'nde 7.5 yıl yatan Muhsin Yazıcıoğlu: 20 gün gözlerimizi bantladılar Vücudumuza cereyan verdiler
12 EYLÜL 1980 ihtilalinin üzerinden tam 26 yıl geçti. Postal seslerinin

tankların palet seslerine karıştığı o gün

Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biri oldu. Ordunun idareye el koyduğu 12 Eylül darbesiyle siyasi partiler

dernekler ve vakıfların kapılarına kilit vuruldu. Çok sayıda insan tutuklandı ve ağır cezalara çarptırıldı.
12 Eylül müdahalesinin ardından tutuklanarak idam talebiyle yargılanan isimlerden biri de bugünün Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'ydu... 'MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası' nedeniyle tutuklanan Yazıcıoğlu

Mamak Cezaevi'nde ağır işkencelere uğradı. Beş buçuk yılı hücrede olmak üzere tam 7.5 yıl Mamak Cezaevi'nde kaldı. 'İdam' talebiyle yargılanan Yazıcıoğlu

iddialar ispatlanamayınca serbest bırakıldı. Yazıcıoğlu

yakalandığı günü

cezaevinde yaşadıklarını ve darbenin üzerinden bunca yıl geçtikten sonra hissettiklerini Tercüman'a anlattı...
Önce anlattı
sonra yaşadı
Darbenin olduğu gün Sivas'taymış Yazıcıoğlu. Ankara'ya gelmeden önce ailesinin yanına gitmiş ve olacakları da sanki gördüğü bir filmi anlatır gibi anlatmış. Tek söylemediği

Mamak Cezaevi'nde karşılaşacağı işkenceler olmuş. O günleri şöyle anlatıyor:
'İhtilalin yapıldığı 12 Eylül 1980 sabahına karşı ben Sivas'ta

bir bürokrat arkadaşımızın evinde misafirdim. Gece bir tanıdığımız telefonla uyandırdı ve 'Radyolar marş çalıyor' dedi. İhtilal olduğunu anlamıştık. Sokağa çıkma yasağı vardı ama ben gerekli tedbirleri alarak Sivas'a 45 dakika mesafedeki Şarkışla'nın Elmalı Köyü'ne gittim. Annem ve babama

ihtilal olduğunu ama merak etmemelerini söyledim. 'Radyodan benimle ilgili 'Teslim ol' çağrısı yapılacak

bir gün de yakalandığım söylenecek. Savcılar idam talebiyle cezalandırılmamı isteyecekler. Tabii bunun mahkeme safahatı var; o zaman zaten beraat edeceğim. Bunlar söylense de beni merak etmeyin' diyerek onlara teselli verdim.'
Bu konuşmaların ardından Yazıcıoğlu'nun istikameti

gerginliğin başkenti Ankara olmuş. Yaşanan gelişmelerden dolayı ihtilalin sürpriz olmadığını söyleyen Yazıcıoğlu

yakalandığı günü de şöyle anlatıyor:
'Aralık ayının sonlarıydı. Rahmetli Türkeş

o dönemde çok haber gönderdi bana; 'Mutlaka yurt dışına çıksın' diye; ama ben ayrılmadım. Sayın Türkeş'in dışarı çıkmamı istemesinin nedeni

çok ağır işkencelere ve kötü muameleye maruz kalmamamdı. Ben

dışarı çıkmam halinde içerideki birçok arkadaşımın mağdur olacağını

son kişi kalana kadar bunun uygun olmayacağını söyledim.
'Kapıyı kırarak içeri girdiler'
Nİhayet

Kızılay'da kaldığım bir büroda gözaltına alındım. Dubleks bir apartman dairesiydi. İki kapısı vardı. Gözaltına almak için kapının zilini çaldıklarında ben

'Hazırlanıyorum' diye seslendim. İki kapıyı birden omuzlayarak patlattılar ve içeri girdiler. Gözaltına alır almaz

önce bir tekme atıp hakaret ettiler

sonra da gözümü bağlayıp meçhul bir yere götürdüler.'
Görevlilerin üslubundan

bir nizamiyeden geçtiklerini anlamış Yazıcıoğlu. Götürüldüğü yer Mamak Cezaevi'nin C Bloğu'ydu. Burası

suç işleyen askeri personelin disiplin merkeziydi. 'Orası

düzenlenerek ülkücülere işkence merkezine dönüştürüldü' diyen Yazıcıoğlu

ilk günler yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor: 'İşkence merkezine dönüştürülen yerde arkadaşlarımızla gözlerimiz bağlı olarak 20 gün kadar kaldım. İhtilalden sonra

sağcıları Mamak C-5 Blok'ta

solcuları Emniyet'te sorguladılar. Sağcılara solcu polis

solculara sağcı polis görevlendirmek suretiyle bu insanların yaşadıkları acılar derinleştirildi. C-5'teki sorgulama sırasında gözlerimiz bağlıydı. Çırılçıplak soyundurularak dilimizden

dişimizden

tenasül uzvumuzdan

ayak ve el parmaklarımızdan cereyan veriliyordu. Omuzlarımıza bağlanmış kalaslarla yukarıya çekip

boşluktayken sorgulama yapıyorlardı. En adi işkencelere maruz bırakıldık. İlk günler yemek ve su da vermiyorlardı. Daha sonra bir parça kuru ekmek

bir de ağzımızı ıslatacak kadar su verildi. Ardından da normal karavana yemeğe dönüldü. Yemek sırasında sağına soluna dönmemek

sadece tabağına ve kaşığına bakmak kaydıyla gözlerimiz yarım açılıyordu. Yemeklerden sonra da hemen kapatılıyordu.'
Tırnağımı kaybettim
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu arkadaşımız Şenol Gezer'e

'Bir dönemin haksız uygulamalarına maruz kaldım ve kaldık. Anlattıklarım bir kişiden ziyade

Ülkesine ve milletine bedel ödemiş bir gençliğin duygusudur. İşkence aaagahlarında maddi ve manevi kayıplar verdim. Maddi tarafı işkence izini halen taşıyor olmamdır. Sopalı işkencede sağ ayağımın ikinci parmağı zarar gördü. Kırılan tırnağım bir daha çıkmadı. Çorabımı her çıkardığımda o günler aklıma geliyor. Manevi tarafta ise terbiyesi ve hayası hiçe sayılmış

hakaretlerle ezilmiş bir Muhsin Yazıcıoğlu var.
12 Eylül ihtilali sonrası sorgulamaların ardından cezaevinde kalan Yazıcıoğlu
karıştır-barıştır diye tabir edilen
solcularla sağcıların bir arada tutulduğu koğuşlarda büyük sıkıntı yaşadıklarını söyledi
'Kafes'te ezildik
12 EYLÜL 1980 ihtilaline kadar Türkiye'nin hemen her yerinden çatışma haberleri geliyordu. Ancak müdahaleyle birlikte silahlar birden susmuş

herkes gelişmeleri öğrenmek için gününü radyo başında geçirir olmuştu. O dönem tutuklamalar birbirini izledi. Mamak Cezaevi ise tutuklananların toplandığı merkez durumundaydı. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da

bu cezaevinde beş buçuk yılı hücrede olmak üzere tam 7.5 yıl kaldı.
İdam talebiyle yargılanan Yazıcıoğlu

ilk günlerde sorgulama sırasında uğradığı işkencelerin ardından bu kez de 'karıştır-barıştır' adı altında

sağcılar ile solcuların aynı ortama konulduğu yerde sıkıntılarla karşılaşmıştı. Yazıcıoğlu

orada yaşadıklarını da şöyle anlatıyor:
'Karıştır-barıştır'lı zulüm kampı
'Mamak Cezaevi'nde işkencelerin en ağırını yaşamıştık. Daha sonra bizi Mamak A Blok'a geçirdiler. Etrafı demir parmaklıklarla çevrili 'Kafes' denilen yere alındık. Orada da hem maddi

hem manevi işkence yapıldı. Karıştır-barıştır adı altında tam bir zulüm kampı inşa edildi.'
Kafes denilen bölümde talim-terbiye adı altında çeşitli faaliyetler yürütüldüğünü belirten Yazıcıoğlu

'Tutuklular

uygun adım yürütülüp

marşlar söyletiliyordu. Bu sırada hakaretler edilip

kişilikler ezilerek insanlar silikleştirilmek isteniyordu. Marşlar okutulurken coplar kullanmak suretiyle bazı değerlerle aramıza mesafe koymamıza çabaladılar. İdealist

kendi iradesiyle ülkesine hizmet eden çocukların kişilikleri ezildi' diye anlatıyor o günleri...
'İdamımız isteniyordu'
Sivas'ta anne ve babasına söyledikleri birer birer başına geliyordu Yazıcıoğlu'nun. Nihayet idamı da talep edilmişti. Önce 'insanları kin ve husumete sevk etmek ve totaliter rejim kurmak' iddiasıyla açılmış dava. Yazıcıoğlu

sonraki süreci de şöyle anlatıyor:
'Bir delile rastlanamadı. Ellerindeki bilgiler

böyle bir suçlamayı yapmalarına imkan vermiyordu. Bunun üzerine 'Devlet düzenini din esasına dayandırmak' iddiasıyla dava açtılar. O konuda da doğru dürüst bir delil bulamadılar. Artık tutuklu kalmamızın daha fazla mağduriyete sebep olacağı anlaşıldı. 7.5 yıl Mamak Cezaevi'nde kaldıktan sonra serbest kaldım. Davamız da 17 yıl sürüncemede bırakıldı. Hiçbir ceza almadım.'
not: mamak cezaevindeki işkence görüntüleri ve ozan arifin şiiri
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]