|
Usta Yiğido
Urumçi Şuan
Son Aktivite: 07.06.2011 15:22
Üyelik Tarihi: 31.08.2009
Mesajlar: 988
Tecrübe Puanı: 711 
|
Cevap: SİZCE HARF İNKILABI NEDEN OLMUŞTUR ?
Ah ah Sevgili barikat tarihini hala yabancılardan okuma gayreti içerisindesin.. Kimdir bu Bernard Levis?
Bak Atatürk Kur'anı Türkçeleştirirken aynı anda Hz. Muhammed(sav)'in hayatını da tercüme ettiriyor evet Türkiye'de Türkçe ilk Hz. Muhammed(sav)'in hayatını anlatan kitap Atatürk'ün emriyle tercüme ediliyor. Bu mu islam dan kopmak, millet anlasın diye Kur'anı türkçeleştiriyor adam...
Peki daha önce de belirttim Kur'an arapçasıyla günümüz ve 100 sene evvelinin arapçası farklı diye, yani orada o arapça kelimelerden uzaklaşmak İslam'dan uzaklaşmak mı arapça kelimelerden uzaklaşmışsın ama bak ne var orada Kur'an'ın Türkçeleştirilmesi... Yani modern arapça nın Osmanlıcaya entegre edilmiş haliyle mi anlayacaktın Kur'anı, hayır tabii ki de kuranı anlamak için eski arapçayı öğrenmek gerekiyordu... Mısır yakınlarına gitmek gerekiyordu. Evet eski arapçaya en yakın lisanda Mısır da yaşıyor ne kadar vahim..
Neyse efendim değişen dil kur'an dili değil yani bolca arapça farsçadan temizlenmiş öz türkçedir...
kaldıki:
-….yazı ve dil devrimleri türk kafasını arap kafasından ayırıyordu-
Burada Arap kafasından bahis, müslümanca düşünmektir.İşte Kemalistlerin Türkleri İslamiyet’ten koparmak için giriştikleri inkılap.Türkleri ana kimliklerinden,İslam’dan ayırarak,Arap harflerinden,yanı kurandan uzaklaştırarak dinsizleştirmek amacı güden bu inkılapların bizlere sayısız yara verdiği şüphesiz.Fakat Kemalistlere göre Türkiye’yi çağdaş bir seviyeye getirdikleri aşikar.
Denmiş Müslümanlık ile araplık ayrıdır. Sevgili arkadaşlarımız bakın arapların kafasına şimdi israf içinde, Filistin'i mahkumiyete bırakmak veczinde, Hac Farzını ticarete/turizme dönüştürme şeklinde, Hilafete rağmen müslüman kardeşlerine karşı savaşma gafletinde, en çok pornografik yayının izlendiği yörede, müslüman kardeşlerine yatırım yerine paraları amerikan hesaplarında, dünyanın en büyük elektronik eşya ithalatında, müsriflikte sınır tanımaz bir halde, helal seks furyası içinde günlük evlenişlerde... Evet evlilik ve boşanma olayının en yüksek olduğu çoğrafya...
Arap kafası ne ki arapçılıktan uzaklaşmak Müslümanlık'tan mı uzaklaşmak oluyor. Müslümanlık araplara mahsus bir din mi?
Bakınız efendiler bu toplumun yüzde 3'ü vakti zamanında kuranı okuyup anlayacak kadar bilgili imiş... ne zaman bu 1923'de. Şimdiye bakın efendiler %90 üzerinde kişi okuma yazma biliyor yani %90'mız Kuran'ı okuyabilir... Aradaki farkı siz anlayın artık...
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır,
yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır
demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum."
-Mustafa Kemal Atatürk-
"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102)
Milletini, batıl inanışlardan arındırıp, gerçek dine yöneltmeyi amaçlamıştır. Bunun için de Kuran'ın kolay bir şekilde okunup anlaşılmasını sağlamak amacıyla Türkçeye çevrilmesi emrini vermiştir:
"Sonra Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." (Atatürk'ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55)
Kuran'ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk'ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir:
"Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk�ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)
Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir�deki Paşa Camii�nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)
Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir:
"Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)
Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti�nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk'ün Osmanlı Devleti'nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur:
"Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)
Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno'ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir:
M. Perno:Şu halde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?
Atatürk: "Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz."
M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?
Atatürk: "Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)
Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkar olmuş ve saygı duymuştur.
Cumhuriyet'in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Atatürk'ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatmıştır:
"Ata'nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür, "Paşam beni mahcup ediyorsunuz" dediğim zaman "Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır." buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi." (Atatürk ve Din Eğitimi - Ahmet Gürtaş - Diyanet İşleri Bakanları Yayınları s.12)
Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk'ün bu yönünü şöyle anlatmıştır:
"Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)
__________________
Türk Tarafından, Türk İçin, Türk'e Göre...
|