Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)
Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar - Tekil Mesaj Gösterimi - Böyle büyük tarihi olan millete küçük düşünmek yakışmaz
Tekil Mesaj Gösterimi
Alt 26.08.2010, 14:53   #16
35gürün58
Yiğido
 
35gürün58 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
35gürün58 Şuan 35gürün58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 21.03.2014 15:15

Üyelik Tarihi: 23.12.2005
Mesajlar: 170
Tecrübe Puanı: 778 35gürün58 FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: Böyle büyük tarihi olan millete küçük düşünmek yakışmaz

25 Ağustos 2010

Altemur KILIÇ


25. KÜRT İSYANI İLAN EDİLDİ!

Eşkıya ile pazarlık yapıldığı iddiaları tartışılırken bölücüler, “Büyük Kürdistan” gerçekleştirmek için, 25. Kürt isyanını ilan ettiler! “Pazarlıklar yapıldığını iddia edenler, ********dir” diyen Başbakan Erdoğan gerçekler karşısında kıvırdı; şimdi o da, Cumhurbaşkanı gibi. O da gerekçeleri ileri sürerek; “Siyasi iktidar olarak hiçbir zaman terör örgütü ve temsilcileriyle asla masaya oturup görüşme yapmayız. Devlet (çözüm aramak için) bazı şekillerde, kurumlarıyla bazı temaslar yapar. Mesela istihbarat kurumlarıyla yapar, onların görevi zaten budur” diyor.
Çevir kazı yanmasın! Kimse “masaya oturuldu” demedi... AKP iktidarı doğrudan temas etmedi demedi... Doğrudur; bu temasları yapmak, bir yerde istihbarat örgütlerinin görevidir de, bu neden daha önce söylenmedi? Ortada bir gerçek var; şöyle veya böyle bu temaslar yapılmış... İstihbarat örgütleri, kimin emrinde? Erdoğan bu temaslardan haberdar değil mi?.. Maksat sadece APO’dan ve Kandil’den bilgi almak mı? Yoksa en hafif tabiriyle, uzlaşma için, zemin yoklamak mı? Terör örgütüyle “Pazarlık ve uzlaşma”, kan dökülmesini durdurmak için olsa bile, onurlu bir hükümete yaraşır mı? Hele şu “Referandum zemininde” böyle temasların ve olası uzlaşmanın, “Evet” getirisi için olduğu anlaşılmaz mı? “Şerefsiz ve alçak olan kim şimdi?”
Bir pazarlık söz konusuysa, bölücülük harekâtında yönetimi ele geçiren, “genişletilmiş” Demokratik Toplum Konseyi eş başkanı Ahmet (neden-nasıl) Türk, Güneydoğu’da AKP ambalajına evet dedirtmek için şartlarını ortaya koydu: “Öcalan çözüm sürecinde rol oynasın... Yeni bir demokratik Anayasa hazırlansın... Kürt tutuklular serbest bırakılsın. Yüzde 10 seçim barajı kaldırılsınTerörle mücadele yasası değişsin”...
Baş şart, APO’nun affedilmesi ve baş müzakereci kabul edilmesi. Hatta APO’ya af vaat edildiği söyleniyor... İlke hususunda, zımni bir anlaşma olduğu belli de şimdi şartlar üzerine pazarlık yapılmakta... Doğrudan olmasa da “kurumlar aracılığıyla”! Bu temaslar yapılırken iktidarın bilgisi içinde bazı vaatlerde bulunulduğunu tahmin etmek yanlış mı olur?
Bölücülerin “Ilımlı” lideri Ahmet efendi şartlarını ortaya koydu... “Tek anamızın nikâhını istemediği kaldı” diyecektik, ama adam bunu da açıkça istiyor! Demirtaş ve Baydemir, ’Demokratik Özerklik’bayrağını dalgalandırırlarken, Ahmet bunların üzerine tüy dikti... “Özerk Kürdistan’ı” yani “Büyük Kürdistan” devletini ilan etti. “Bu, birlikte yaşama projesidir”. diyor... Hayır. Bu, Türk topraklarından parça kopararak, “Büyük Kürdistan’ı” gerçekleştirmek için başkaldırıdır!.. 25. Kürt isyanıdır... Öyle algılanmalıdır! Bu isyana karşı yapılacak şey, “Neden olmasın” diye tartışmaya açmak değil, “tenkil ve tediptir” ... Tabii Atatürk’ün kurduğu üniter, ulus devletin, ilelebet yaşaması isteniyorsa...
Bu “başkaldırı”, Erdoğan ve iktidarının ateşle imtihanı olacak. Pazarlık olmayan “pazarlık sürecinde”, bu isyanın üzerine, sadece lafla değil, bir politikacı olarak değil, Devlet adamı olarak gider, gerekeni, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa gibi yaparsa, Güneydoğu’dan “Evet” almaz, ama Türk halkının övgüsünü kazanır! Farzımuhal, daha doğrusu diyelim ki “Özerk Kürdistan”, “Büyük Kürdistan”, bayrağı ve de ordusuyla, Türkiye topraklarında kuruldu. Türkiye’nin her tarafında “işleri-aşları” olan, Türkiye’den ayrılmak istemeyecek binlerce Kürt vatandaşımız var! Onlar ne olacak? “Kürdistan”a tatile, yakınlarını görmeye, pasaportla mı gidecek ve sonra vize alarak mı dönecekler? Çifte vatandaş mı, olacaklar? Bu ülkede engellenmeden para kazanan Kürt kökenli iş adamları, Boğaz’daki yalılarını bırakacaklar mı? Yoksa Musa Anter’in zamanında dediği gibi, bütün Türkiye “Kürdistan” mı olacak... Neden olmasın!?
Kürt kökenli vatandaşlarla yıllardır beraber yaşadık, savaştık umutlarda, iyi günlerde, felaketlerde, beraber olduk... Biri birimize, yanlışlar da yaptık... Her ne olmuşsa olmuş, Kürtlerle de et tırnak gibiyiz. Soylarında çeşitli kökler olan Türkleri nasıl, nerelerinden, böleceksiniz? Tırnağı etten nasıl ayıracaksınız? Lazlardan, Çerkezlerden, Arnavutlardan vb. da kopmamız mümkün olmadığı gibi, Kürt kardeşlerimizden de kopmamız mümkün değil... İşte, şimdi kanlar, “tırnağı” etten koparmak için akıtılıyor! Kanı durdurmak için tek çare “Özerk Kürdistan” filan değil: “Ne Mutlu ki, Türküm” demek!..

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN İÇERİĞİNİ TAM OLARAK BİLİYOR MUYUZ....? YADA MİLLETİMİZİN VE DEVLETİMİZİN LEHİNE Mİ/ALEYHİNE Mİ....?

Lehimize gözüken bir kaç maddeyle neleri kaybedeceğimizi biliyor muyuz...?

Mecliste yasa tasarısı eğer yasalaşırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) 5510 sayılı bekleyen şu anda.

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:

- Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak. (Madde 28)

- Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000 'den 7,000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9,000 gün prime çıkacak. (Madde 27)

- Emekli maaşları% 23 ila% 33 arasında düşürülecek.(Madde 29)

-Yıpranma hakkı gasp edilecek

-Aylık geliri 1390,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTLGenel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)

- Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'Katılım payı' adı altında bıraktı ÖDENECEK. (Madde 68)

- 'Katılım payı' Gerektiğinde beş Katına kadar arttırılacak. (Madde 68)

-Bütün Sağlık Hizmetleri Paralı olacak.

- Sağlık hizmeti alabilmek için bu Ülkenin VATANDAŞI olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de 'katılım payı' ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de'ilave ücret'adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)

- Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter 'mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara 6 ay süreyle verilmesi öngörülen altı emzirme yardımı bir aya düşürülecek.

- Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)

- Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından10 yıl süreyle % 10 oranında Genel < STRONG>Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)

- Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, Hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89, 90)

- Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.. (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye'de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer Politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan'da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli Farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!

Alıntı:
35gürün58 Nickli Üyeden Al?nt? Mesajı Göster
25 Ağustos 2010

Altemur KILIÇ


25. KÜRT İSYANI İLAN EDİLDİ!

Eşkıya ile pazarlık yapıldığı iddiaları tartışılırken bölücüler, “Büyük Kürdistan” gerçekleştirmek için, 25. Kürt isyanını ilan ettiler! “Pazarlıklar yapıldığını iddia edenler, ********dir” diyen Başbakan Erdoğan gerçekler karşısında kıvırdı; şimdi o da, Cumhurbaşkanı gibi. O da gerekçeleri ileri sürerek; “Siyasi iktidar olarak hiçbir zaman terör örgütü ve temsilcileriyle asla masaya oturup görüşme yapmayız. Devlet (çözüm aramak için) bazı şekillerde, kurumlarıyla bazı temaslar yapar. Mesela istihbarat kurumlarıyla yapar, onların görevi zaten budur” diyor.
Çevir kazı yanmasın! Kimse “masaya oturuldu” demedi... AKP iktidarı doğrudan temas etmedi demedi... Doğrudur; bu temasları yapmak, bir yerde istihbarat örgütlerinin görevidir de, bu neden daha önce söylenmedi? Ortada bir gerçek var; şöyle veya böyle bu temaslar yapılmış... İstihbarat örgütleri, kimin emrinde? Erdoğan bu temaslardan haberdar değil mi?.. Maksat sadece APO’dan ve Kandil’den bilgi almak mı? Yoksa en hafif tabiriyle, uzlaşma için, zemin yoklamak mı? Terör örgütüyle “Pazarlık ve uzlaşma”, kan dökülmesini durdurmak için olsa bile, onurlu bir hükümete yaraşır mı? Hele şu “Referandum zemininde” böyle temasların ve olası uzlaşmanın, “Evet” getirisi için olduğu anlaşılmaz mı? “Şerefsiz ve alçak olan kim şimdi?”
Bir pazarlık söz konusuysa, bölücülük harekâtında yönetimi ele geçiren, “genişletilmiş” Demokratik Toplum Konseyi eş başkanı Ahmet (neden-nasıl) Türk, Güneydoğu’da AKP ambalajına evet dedirtmek için şartlarını ortaya koydu: “Öcalan çözüm sürecinde rol oynasın... Yeni bir demokratik Anayasa hazırlansın... Kürt tutuklular serbest bırakılsın. Yüzde 10 seçim barajı kaldırılsınTerörle mücadele yasası değişsin”...
Baş şart, APO’nun affedilmesi ve baş müzakereci kabul edilmesi. Hatta APO’ya af vaat edildiği söyleniyor... İlke hususunda, zımni bir anlaşma olduğu belli de şimdi şartlar üzerine pazarlık yapılmakta... Doğrudan olmasa da “kurumlar aracılığıyla”! Bu temaslar yapılırken iktidarın bilgisi içinde bazı vaatlerde bulunulduğunu tahmin etmek yanlış mı olur?
Bölücülerin “Ilımlı” lideri Ahmet efendi şartlarını ortaya koydu... “Tek anamızın nikâhını istemediği kaldı” diyecektik, ama adam bunu da açıkça istiyor! Demirtaş ve Baydemir, ’Demokratik Özerklik’bayrağını dalgalandırırlarken, Ahmet bunların üzerine tüy dikti... “Özerk Kürdistan’ı” yani “Büyük Kürdistan” devletini ilan etti. “Bu, birlikte yaşama projesidir”. diyor... Hayır. Bu, Türk topraklarından parça kopararak, “Büyük Kürdistan’ı” gerçekleştirmek için başkaldırıdır!.. 25. Kürt isyanıdır... Öyle algılanmalıdır! Bu isyana karşı yapılacak şey, “Neden olmasın” diye tartışmaya açmak değil, “tenkil ve tediptir” ... Tabii Atatürk’ün kurduğu üniter, ulus devletin, ilelebet yaşaması isteniyorsa...
Bu “başkaldırı”, Erdoğan ve iktidarının ateşle imtihanı olacak. Pazarlık olmayan “pazarlık sürecinde”, bu isyanın üzerine, sadece lafla değil, bir politikacı olarak değil, Devlet adamı olarak gider, gerekeni, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa gibi yaparsa, Güneydoğu’dan “Evet” almaz, ama Türk halkının övgüsünü kazanır! Farzımuhal, daha doğrusu diyelim ki “Özerk Kürdistan”, “Büyük Kürdistan”, bayrağı ve de ordusuyla, Türkiye topraklarında kuruldu. Türkiye’nin her tarafında “işleri-aşları” olan, Türkiye’den ayrılmak istemeyecek binlerce Kürt vatandaşımız var! Onlar ne olacak? “Kürdistan”a tatile, yakınlarını görmeye, pasaportla mı gidecek ve sonra vize alarak mı dönecekler? Çifte vatandaş mı, olacaklar? Bu ülkede engellenmeden para kazanan Kürt kökenli iş adamları, Boğaz’daki yalılarını bırakacaklar mı? Yoksa Musa Anter’in zamanında dediği gibi, bütün Türkiye “Kürdistan” mı olacak... Neden olmasın!?
Kürt kökenli vatandaşlarla yıllardır beraber yaşadık, savaştık umutlarda, iyi günlerde, felaketlerde, beraber olduk... Biri birimize, yanlışlar da yaptık... Her ne olmuşsa olmuş, Kürtlerle de et tırnak gibiyiz. Soylarında çeşitli kökler olan Türkleri nasıl, nerelerinden, böleceksiniz? Tırnağı etten nasıl ayıracaksınız? Lazlardan, Çerkezlerden, Arnavutlardan vb. da kopmamız mümkün olmadığı gibi, Kürt kardeşlerimizden de kopmamız mümkün değil... İşte, şimdi kanlar, “tırnağı” etten koparmak için akıtılıyor! Kanı durdurmak için tek çare “Özerk Kürdistan” filan değil: “Ne Mutlu ki, Türküm” demek!..
---------------------------------------------------------------------------


ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN İÇERİĞİNİ TAM OLARAK BİLİYOR MUYUZ....? YADA MİLLETİMİZİN VE DEVLETİMİZİN LEHİNE Mİ/ALEYHİNE Mİ....?

Lehimize gözüken bir kaç maddeyle neleri kaybedeceğimizi biliyor muyuz...?

Mecliste yasa tasarısı eğer yasalaşırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) 5510 sayılı bekleyen şu anda.

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:

- Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak. (Madde 28)

- Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000 'den 7,000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9,000 gün prime çıkacak. (Madde 27)

- Emekli maaşları% 23 ila% 33 arasında düşürülecek.(Madde 29)

-Yıpranma hakkı gasp edilecek

-Aylık geliri 1390,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTLGenel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)

- Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'Katılım payı' adı altında bıraktı ÖDENECEK. (Madde 68)

- 'Katılım payı' Gerektiğinde beş Katına kadar arttırılacak. (Madde 68)

-Bütün Sağlık Hizmetleri Paralı olacak.

- Sağlık hizmeti alabilmek için bu Ülkenin VATANDAŞI olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de 'katılım payı' ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de'ilave ücret'adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)

- Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter 'mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara 6 ay süreyle verilmesi öngörülen altı emzirme yardımı bir aya düşürülecek.

- Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)

- Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından10 yıl süreyle % 10 oranında Genel < STRONG>Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)

- Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, Hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89, 90)

- Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.. (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye'de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer Politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan'da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli Farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!
---------------------------------------------------------------------------
yukardaki metin Altemur kılıç a ait olmayıp hukukçu ve Sendikacılar tarafından
yapılan tesbitlerdir.
İş yaşamı ve emeklilerimiz yani anne ve Babalarımızı veya bizleri çok zor şartlar bekliyor. Buna göre particilik gözetmeksizin haklarımızın elimizden alınmasına müsade etmeyelim. Onurluca HAYIR diyelim. Şakşakçılık yapan milletler hep kaybetmişlerdir..... Son sözleri '' Biz ne yaptık olmuştur'' ama iş işten geçmiştir.
aşağıdaki maddeleri lütfen inceleyelim kabul ediyorsanız doğru yapmışlar diyorsanız tabii ki evet diyebilirsiniz. Ama bu maddeler bizi kölelleştirir diyorsanız HAYIR demeniz gerekmiyormu ?
Hazırlanan hapı yutan bir millet değil, Tuzakları gören yutmayan bir milletin
evladı olmayı yeğlerim.

mükerrer kopya oldu özür diliyorum, sanıyorum başaramadım

---------------------------------------------------------------------------

Yalçın DOĞAN



AVCI'dan TÜRKİYE'NİN CİĞERİ


“HALİÇ’te Yaşayan Simonlar, Dün Devlet, Bugün Cemaat” öyle bir kitap ki, okuyup bittiğinde, insan dehşet içinde kalıyor, “Biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz” sorusu, her satırda insanı çarpıyor.

Örneğin, PKK ile yirmi altı yıldır süren savaş neden bitmiyor?
“Antalya’ya sızan PKK’lıların yeri belli idi. Elimizde gurubun sayısı, ellerindeki silahların fotoğrafına kadar tüm detaylı bilgiler vardı, Emniyet Genel Müdürlüğünden ve Jandarma Genel Komutanlığından özel tim istiyorduk, birkaç gün süren tüm görüşmelerimize rağmen, özel harekat timini Ankara’dan Antalya’ya getiremedik. O PKK gurubu turistik tesislere roket attı, ormanları yaktı, oysa özel tim gelseydi, o gurubu o gün imha etmek mümkündü” (s.233, 234).
80’li yıllardan itibaren, PKK ile mücadelede “güvenlik kuvvetleri PKK’yı bilmiyor” (s.93). PKK ile mücadele eden güvenlik güçleri PKK ile ilgili ne istihbaratı, ne teknik donanımı var. Hanefi Avcı bu yönde pek çok ibretlik olay anlattıktan sonra, “ülkenin en önemli problemleri Allah’a emanetti” (s.163) diyor. Aktardıkları, savaşın çeyrek yüzyıldır neden sürdüğünü iyi anlatıyor.
CEMAAT HER ŞEYE HAKİM
Son yıllarda Türkiye’yi sarsan kaçakçılık, banka soygunları, ihracat yolsuzluklarının perde arkası tek tek anlatılıyor. Cem Uzan’dan Ergenekon’a, Susurluk’tan, Erzincan Savcısı İlhan Cihaner’e, Baykal’ın kaset olayına kadar.
Ve eğer, “arka planda cemaat tarafından desteklenen Ergenekon operasyonları dolayısıyla, mahkemelerin Ergenekon örgütü hakkında, Emniyet Genel Müdürlüğüne sorduğu soruya, istenenin aksine, Ergenekon diye bir terör örgütü olmadığını yazanların” (s.473) başına Emniyet Genel Müdürlüğü APK Başkanı bile olsa, neler gelebiliyor. O başkan AKP eğiliminde olsa bile, cemaatin iradesi dışında iş yapınca, ortada ne hukuk kalıyor, ne kural.
Cemaat sadece emniyette, yargıda değil, ülkede her şeye hakim. Kimsenin dikkatini çekmiyor. Ama Avcı farkında. “Van Rektörü Yücel Aşkın neden cemaatin hedefiydi bilmiyorum ama o olay cemaatin adli sistemi kullandığı ilk operasyondu” (s.527).
Öyle bir düzen ki, kendi çıkarı için cemaat kişi, makam, mevki tanımıyor. Ama bu Kara Kuvvetleri Komutanı, ama Erzincan Savcısı, ama emniyet müdürü, ama siyasi parti lideri, ama işadamı. Kendine engel olan kişilere tuzak kurmak, komplo hazırlamak, ihbarsız mektuplarla insanların hayatlarını karartmak, hukuku unutmak günlük, sıradan olaylar haline geliyor. Ve bunların uzantısı Ankara’ya dayanıyor.
“Bütün kurumlarda tüm devlet ihaleleri, ruhsat vs. işleri rüşvetle dönüyor” (s.217, 218).
Çürümüş bu düzen demokrasi filan değil. Cemaat üzerinden despot bir yönetim.

Hanefi Avcı: Belki bedeli olur, ama sonu iyi olur

EMNİYET örgütünün çeşitli kademelerinde bulunuyor. Terörle mücadeleden kaçakçılık ve organize işlerden sorumlu başkanlığa kadar önemli görevlerde, Türkiye’nin son otuz yılına damgasını vuran olayların araştırılmasında yer alıyor. Kısaca, Türkiye’nin ciğerini biliyor. İçinde yaşıyor. Müthiş bir kitap yazıyor.
Kitabın yazarı şu anda Eskişehir’de Emniyet Müdürü Hanefi Avcı. Dün Avcı’yı arıyorum:
- Kitabınızı bir solukta okudum. Böyle bir kitabı yazmak, hele de halen görevde olan bir emniyet mensubu için cesur bir iş.
- Yazılması gerektiğine inandım. Bu gerçekleri yazmanın belki bir bedeli olur, ama sonu iyi olur. Bu kadar ilgi beklemiyordum.
- Sizi kitaptan dolayı Ankara’dan arayan oldu mu?
- Hayır, kimse aramadı. Zaten bir müfettiş atanmış, kitap inceleniyormuş.
- Nasıl bir gelişme bekliyorsunuz?
- Basına bilgi vermenin cezası var, belki o kapsamda değerlendirirler, ama bu kitap öyle değil. Yine de, bilgi vermek denirse, belki az bir ceza gelebilir.
- Kitapta anlattıklarınız insanın tüylerini diken diken ediyor.
- Onlar gerçek. Yazılanlara tepki duyanlar olabilir. Kitap incelendikten sonra, idari olarak kusurlu görürlerse, savcılık beni çağırabilir.

Konu 35gürün58 tarafından (26.08.2010 Saat 14:53 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Arka Arkaya Mesajlar Yazdığınızdan Dolayı Flood Önleyici Devreye Girdi. Mesajlar Sistem Tarafından Otomatik Olarak Birleştirilmiştir..
35gürün58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 2 Kullanıcı 35gürün58'e Teşekkür Ediyor...