Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)
Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar - Tekil Mesaj Gösterimi - Avrupa üzerine doğan İslam güneşi
Tekil Mesaj Gösterimi
Alt 04.07.2012, 16:17   #6
mansur58
Usta Yiğido
 
mansur58 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mansur58 Şuan mansur58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 29.07.2014 06:38

Üyelik Tarihi: 15.10.2010
Mesajlar: 1.491
Tecrübe Puanı: 711 mansur58 FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: Avrupa üzerine doğan İslam güneşi

Batı, kendi gerçek mutluluğunu İslâm’la kurduğu siyasi, kültürel, ve ticari ilişkilerde bulabilmiştir. Hıristiyan hacıların büyük hac merkezi Sandiago de Compostela’da, Apostel Jacobus’un, mezarını ziyaretten dönerken, Endülüs’te gördükleri ilk kağıt parçalarını memleketlerine götürmüşlerdir. Ayrıca bir çok Hıristiyan hacı, Endülüs’te yazı yazmayı da Müslümanlardan öğrenmişlerdi. Avrupalı Hıristiyan Devletleri tarafından kağıt üzerine düzenlenen ilk berat 1090 yılında gerçekleşmiştir. Oysa İslâm aleminde, bundan 300 yıl önce ilk kağıt fabrikası Harun Reşit zamanında Bağdat’ta kurulmuştur. Avrupa da ilk kağıt değirmeni bir Müslüman tarafından kurulmuştur. 1340 yılında ise Avrupa’nın ilk kağıt fabrikası İtalya’da, daha sonrada 1389’da Almanya’da kurulmuştur. Yani Avrupa Müslümanlardan aldığı kağıdı, yine Müslümanlardan öğrendiği şekilde üretmeye başlaması arasından yaklaşık iki asır geçmiştir. Bunlardan başka Müslümanlar, bilgi ve ihtisasları dahilinde olan kağıt fabrikaları inşaatına ait ve su veya rüzgar ile işleyen değirmenlere ait her çeşit buluşlarını da Batıya sunmuşlardır.

Kağıdın kullanılmasıyla birlikte yeni buluşlar ve icatlar birbirini takip etmiştir. Bunlar arasında matbaa çok önemli bir yer tutmaktadır. Ancak matbaanın mucidi Hollandalı Costar ve Alman Gutenberg olduğu düşünülmesine rağmen, bunlardan daha eski bir dönemde yaşamış olan, Halife 3. Abdurrahman’nın Endülüs devlet dairelerine ve vezirlerine resmi yazılarını, hangi âletlerle teksir ettirip gönderdiği bilinmemektedir. Buda akla bazı soru işaretleri getirmektedir. Sonuç olarak Müslümanlar, resmi yazılarını, satranç, dama, bazı kağıt oyunları ve paralarını şüphe götürmeyecek şekilde kendi matbaalarında bastıkları anlaşılmaktadır. Buda matbaayı Müslümanların daha önce kullandıklarını ortaya koymaktadır.

Pusulanın mucidi olarak bilinen Flavio Goya, aslında bu âletlin kullanımını Müslümanlardan
öğrenmiştir. Aslında Batıda bu âleti ilk kullanan da o değildir. Çinliler daha orta çağın başında, mıknatıs
ibresinin kuzeyi gösterdiğini biliyorlardı. Ancak onlarda pusulanın deniz yolcuğunda kullanıldığını
yabancılardan görmüşlerdi. Bu yabancılar Müslüman tüccarlardan başkası değildi. Çağdaş İslâmi kaynaklarda bunu teyit etmektedir. Batı, İslâm dünyasından aldığı pusulayı geliştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bununla birlikte pusulanın mucidi olarak ta bir batılıyı göstermekten çekinmemiştir.

Barutun mucidi olarak Batı, Fransız Berthold Schwarzı bilmektedir. Oysa barut, tarihte ilk defa Pien
King’de Moğollarla yaptıkları savaşta Çinlilerin güherçileli bir yanıcı madde ile attıkları oklarda görülür.
Güherçilenin tahrip gücünü Moğollar ise 1270 yılında denediler. Moğol hükümdarı Kubilay, İslâm
sultanından, bu silahları üretebilmek ve kullanabilmek için yardım ister ve Şam’lı ve Baalbek’li
mühendislerin yardımıyla bu silahlar yapılır. Sonuç olarak Kubilay, Çin’in son direnme kalesini de imha eder. 12. asrın İslâm alimleri, barutun formülünü kesin olarak tespit ederler. Barutun gücünden ve caydırıcılığından faydalanmak ve süregelen Haçlı saldırılarından korunmak için, İslâm hükümdarları, dünyaca meşhur kimyagerlerini, kimyevi bir harp silahı olan barutun yakıcı tahrip edici etkilerini araştırmak üzere barut fabrikalarında çalıştırdılar.

Avrupa’da barutu harp silahı olarak ilk defa Endülüs Müslümanları kullandı. Müslümanlar, bu
konuda da Batının üstadı oldular. 1325, 1331,ve 1341’de Müslümanlar, İngiliz ve Fransızlarla yaptıkları
savaşlarda barutu kullanarak, çok büyük zaferler elde etmişlerdir.

Müslümanlar, dünyanın kültür ve ticaretini ileriye götüren bir camia olurken, yoksul Batıya da,
kültür ve ticaretlerini sundukları devrin hatıraları, değişik şekillerde günümüzde de hâlâ devam etmektedir.
Örneğin deniz ticaretinin Avrupa’ya tanıttığı, Arapça kökenli, dau (iki direkli yamuk İslâm yelkenlisi), dingi (küçük ve süratli yelkenli), karavelle (15. ve 16. asırda ki açık deniz yelkenlisi), feluke(filika), kabel(kablo), arsenal(tersane), admiral(amiral), kalafeterer(kalafatçı) gibi gemiciliğe ait bir çok kelime o devri anlatır. Venedik gondolu bu devrin hatırasıdır.

Müslümanlar tarafından uygulanmaya başlayan posta güvercinleri uygulaması, Haçlı Savaşları
sonrasında Avrupa’da uygulanmaya başlanmıştır. Her şeyden ziyade Müslümanların ekserisinin mucidi
bulundukları sulama usulleri ve ince su sanatları, yalnız Müslümanlar değil, yakın ve uzak doğu milletlerinin, durup dinlenmeden asırlarca güzelleştirdikleri, ilerlettikleri, bir çok kültür bitkisinin üretimi, Batıya aktarılmış ve Batı yine bu gelişmeleri doğudan öğrenmiştir. Roma kiliselerinde kullanılan tespihler, rahip ve papazların giyindikleri süslü elbiseler, kilise adetlerinde ki merasim âletleri, tütünlü maddeler, buhurlar, mihraplar, şark tarzıyla gözleri kamaştıran debdebeleriyle, bugün hâlâ Katolik kilisenin kutsal tanrı hizmetini yükselten, Müslüman ipek dokumalarıyla süslenmiş muhteşem elbiseler,İslâm mirasının varlığını devam ettirmesinden başka bir şey değildir.

Batı, haçlı seferlerine kadar banyo yapmayı reddetmiştir. İslâm inancında ise temizlik imanın yarsı
eder görüşü hakimdir. Müslümanlar, günde en az beş defa aptes alırlar, çünkü İslâm’da dinin direği namaz kılmaktır. Namaza ise temiz bir şekilde yaklaşmak gerekir. Bu temizlik aptest ve gusül ile gerçekleşebilir.

Anlaşıldığı gibi, İslâm’ın özünde temizlik yatar. Hıristiyan anlayışında o döneme ait kesin kanaat, çıplak
vücudun fuhuş, şehvet ve iffetsizliği getirdiği hakimdi. Bu nedenden dolayı Hıristiyanlar, banyo
yapmazlardı. Hıristiyan vaizler de çıplak vücudun utanç verici bir manzara teşkil ettiğini, banyo yapmanın da bu utanç verici manzara için bir gerekçe oluşturduğunu, itikatlarının bir parçası vaaz etmişlerdir. Batıya giden bir Müslüman için görebileceği manzara dayanılmaz bir koku ve akıl almaz bir durumdan başka bir şey olamazdı. Oysa Müslümanların yaşadığı memleketlerde binlerce umumi hamam bulunmakta ve kimse kötü kokmamaktaydı. İslâm örneğini, şiddetli direnmeye karşı ilk defa Haçlılar, İspanya ile Sicilyalı seyyahlar, kiliseye karşı savunarak, kaybolan temizlik ve sağlıklarını koruma alışkanlıklarının Batıya tekrar kazandırdılar.

Hıristiyan Avrupa’nın İslâmiyet’e karşı oluşturduğu abluka, bir çok defa ortadan kalkmış; yüz
binlerce Hıristiyan bizzat kendi gözlemleri sonucunda, İslâm medeniyetinin hayranları, köleleri, bilhassa
talebeleri olmuşlardır. İslâm medeniyetinin maddi servetleri, İtalyan gemilerinin kurdukları ticari köprüler; haçlılar, tüccarlar ve seyyahlar aracılığı ile, Batının günlük hayatına, bütün sahalarda zenginleştirici, canlandırıcı etkiler yaptılar. İslâm medeniyetine ait maddi ve manevi servetlerin olağanüstü gücü sayesinde, muhteşem bir ekonomik gelişmeyi temkinli, fakat o derece ehemmiyetli bir kültürel yükselme takip etti.

Dr. S. Hünke
__________________
“belki” ler dünyasında…
“keşke” lerle yaşarken…
“iyiki” diyeceğimiz insanlarda var

Konu mansur58 tarafından (04.07.2012 Saat 16:31 ) değiştirilmiştir..
mansur58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar mansur58'e Teşekkür Ediyor...