|
|||||||
| SİTE ANA SAYFA | Galeri | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Oyunlar | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumlar? Okundu Kabul Et |
| Arşiv Güncelliğini Yitirmiş Konular |

![]() |
|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
Yiğido
![]() ![]() maweraa Şuan
Son Aktivite: 09.12.2013 09:20
Üyelik Tarihi: 25.02.2008
Yaş: 42
Mesajlar: 88
Tecrübe Puanı: 664
![]() |
esselamü aleykum,
Ülkemiz adına düşünecek olursak; öncelikli problemlerden hangisi adına umutlu olabiliriz ki? Ahlaki yozlaşma,eğitim, trafik, terör, işsizlik,… Hepsi birbirinden karmaşık bu kadar sorunun hangisi için umutlu olunabilir acaba?Ahlakın günden güne kötüye gitmesi ,her yıl değiştirilen eğitim politikaları, trafik kazalarında verilen günlük kayıp, her gün artan işsizlik ya da yeni yeni ortaya çıkan sorunların hangisinde parlak bir gelecek görülüyor? fikirleriniz nelerdir??? |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Moderator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Arif Coşkun Şuan
Son Aktivite: 10.05.2016 19:12
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 62
Mesajlar: 27.868
Tecrübe Puanı: 10
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
TÜRKİYE’NİN İKİ EN ÖNEMLİ SORUNU : İŞSİZLİK VE GÜVENLİK
AKP hükümeti 5 yıla yaklaşan iktidarı döneminde, Türkiye’nin iki en önemli sorunu olan işsizlik ve asayiş sorunlarının çözümünde maalesef mesafe katedemedi. Hatta bu sorunlar yer yer daha da arttı. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Büyükşehirlerde işsizlik ve asayiş sorunlarında daha belirgin bir şekilde artış görülmeye başladı. Bu iki sorun aslında birbirleriyle bağlantılı da görülebilir. Şu bir gerçektir ki ekonomik canlanmanın olduğu bölgelerde ve işsizliğin daha az olduğu bölgelerde asayiş sorunlarında da buna paralel olarak bir düşüş gözlenmektedir. İşsizlik arttıkça asayiş sorunları da artmaktadır. İşsizlik 2006 yılında % 12 civarına yaklaşmış durumda. Buna paralel olarak sadece İstanbul’da asayiş sorunları 2006 yılında, bir önceki yıla göre % 18 civarında artış göstermiştir. Büyükşehirlerde insanlar korkudan geceleri dışarı çıkamaz hale gelmiştir. Gasp, hırsızlık, kapkaç, silahla işyeri basma, trafikte taciz ve sıkıştırma, yaralama, cinayet, yol kesme , adam soyma, para çarpma ve kırmızı ışık terörü almış başını gidiyor. Tinercilerin ve balicilerin tacizi ve saldırısı da cabası. Aracınızla giderken özellikle İstanbul’un belli bölgelerinde kırmızı ışıkta durduğunuzda başınıza her an bir şey gelebilir. Bir anda aracınız camı kırılabilir. Siz o an endişe ile şoka girdiğiniz anda çantanız yada başka şeyleriniz kapkaççılar tarafından çalınabilir. Yada kırmızı ışıkta beklerken tinerciler sizden para isteyebilirler, vermediğiniz takdirde aracınıza her an zarar verebilirler. Bu korkuyla yaşamak nedir iyi bilirim. Daha geçenlerde İstanbul Milletvekili Zeynep Damla Gürel bu şekilde bir eylemle karşı karşıya kaldı. Peki ya sıradan vatandaşlar? Onlar ise her gün bu tür bir eylemle karşı karşıyadır. Korkudan daha sonra yüzleşmemek için şikayette bile bulunmuyorlar. Hiçbir gün yoktur ki adam öldürme, adam yaralama, gasp ve kapkaç ile ilgili bir haber medyada yer almasın. Tinercileri mi dersiniz, maganda kurşunlarına hedef olmak mı dersiniz, yada öfkeli sürücülerin sizi sıkıştırması mı dersiniz, yada yanan otobüsleri mi dersiniz. Her an tehlike ve tehdit altındasınız. Sadece Büyükşehirlerde değil yurdun en küçük yerinde bile yaşamınız tehdit altında. Özellikle tatil beldelerinde, kendisine mafya diyen küçük grupların hakimiyeti söz konusu. Esnaflar bu grupların elinden bezmiş durumda. Büyükşehirlerde hırsızlıktan canı yanmayan yok gibi. Hatta bazı evler yada işyerleri ikinci kez soyulabiliyor. Vatandaş evine hırsız girdiğinde korkudan uyanmıyor. Aman ne alacaksa alsında gitsin,neme lazım uyanırsan ya beni öldürürse diyor. Gasp dersen, gündüzleyin insanların işyerleri silahlı kişilerce basılıyor, adam kaldırılıyor yada vuruluyor. Geceleyin ıssız yerlerde insanlar silahla yada bıçakla tehdit edilerek cep telefonları, cüzdanları gasp edilebiliyor,vermeyince direnince ya yaralıyorlar yada öldürülüyorlar. İnsanları arabadan indirerek dövüp denize atabiliyorlar. Ve bütün bunlar normal karşılanabiliyor. Sokakta yürürken her an bir kapkaççının elinde sürükleniyor olabilirsiniz. Direndiğiniz anda ölme ihtimaliniz yüksek. Peki ne yapacaksınız? Kapkaça maruz kaldığınız anda elinizdeki çantayı yada poşeti hemen bırakacaksınız ki canınızı kurtarasınız. Bu güne kadar çantasını bırakmayan ve direnen bir çok insan ya ağır bir şekilde yaralandı yada öldü. Geçenlerde kapkaça uğrayarak ölen bir kadının duruşmasında hakim sanıklara 30’ar yıl ceza verdi. Demek ki bu şekilde ağır cezalar da verilebiliyormuş. Verilen ceza belki ölen kadını geri getirmez ama kamuoyu rahatlar, kapkaççılar bu ağır ceza karşısında eylemlerinden vazgeçebilir. Neticede insanlar huzurla ve sağsalim işlerine ve evlerine gitmek istiyorlar. Yada evlerinde huzurlu ve güvenli bir şekilde yaşamak istiyorlar. Devlet bu huzuru ve güvenliği sağlamak zorundadır. Sokaklarda güvenli bir şekilde dolaşmak, huzurlu bir şekilde alışveriş yapmak istemek hakkına sahipler. Ya İşsizlik ? İktidardaki parti işsizlik sorununa çözüm getiremedi. Sadece İstanbul’da 500 bin işsiz var. Ya diğer kentler? Ankara, İzmir, Kayseri, Adana, Mersin vs. Bu kentlerde de işsizlik oranı maalesef yükseklerde seyrediyor. Dolayısıyla, İşsizlik oranın yüksek olduğu kentlerde asayiş oranı yani suç oranı da yükselmeye başlıyor. Yani ekonomi ile güvenlik iç içe, birbirleriyle bağlantılı artıyor yada eksiliyor. Büyük şehirler maalesef bu hale geldi. Suç kentleri ve korku kentleri olarak anılmaya başlandı. Başta İstanbul olmak üzere, Mersin Adana, İzmir, Kayseri suç oranlarının artması ile aldı başını yürüdü. Önümüzde genel seçimler var. Bu seçimlerde büyük kentlerin büyük önemi var. Çünkü, büyük kentleri alan parti seçimi alır. Bu nedenle de partiler eğer seçimi almak istiyorlarsa, iktidar olmak istiyorlarsa büyük kentlerdeki işsizlik ve güvenlik sorununu çözmek için projeler ortaya koymak zorundalar. Büyük kentleri almak isteyen parti, trafik magandalarına dur diyebilecek, sokaklardaki tinerci ve balicileri ıslah edici projeler ortaya koyabilecek, sokakları kapkaççılardan,yankesicilerden , yol kesenlerden, gaspçılardan ve yankesicilerden temizleyecek, sağda solda silahla kutlama yapanlara dur diyebilecek. Sonuç olarak, Kent terörünü bitiren, geceleri yastığa başını koyduğunda evine ve işyerine hırsız girmeyeceğine inanan, eşi alışverişe gittiğinde acaba ne oldu diye düşünmeyen, Kızı akşam eve gelirken acaba başına bir şey geldi mi diye endişe etmeyen, oğlum, kızım okula gitti başına bir şey gelir mi diye düşünmeyen insanların yaşadığı bir ülke olması dileğiyle. Tüm bunca sorunlar varken türbanı bir numaralı sorunmuş gibi gösterip halkın düşünmesini istememek ve gündem saptırmaktan başka bir şey değildir. Not: ALINTIDIR.
__________________
"Dilin düşüncenden önce haraket etmesin" |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Tecrübeli Yiğido
![]() ![]() ![]() Dağcı Şuan
Son Aktivite: 23.08.2014 13:23
Üyelik Tarihi: 05.08.2005
Yaş: 51
Mesajlar: 207
Tecrübe Puanı: 769
![]() |
Her zaman bir umut vardır, kardeşim. Umutsuz olmamalıyız.
__________________
"Eyvah! Yanılmışım..." deyip,"Yanılmışların gönderileceği yere" gitmemek için, bugünlerimizi iyi değerlendirmemiz gerek... |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() puar Şuan
Son Aktivite: 29.04.2010 15:08
Tournaments Won: 1Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 45
Mesajlar: 803
Tecrübe Puanı: 830
![]() |
Türkiyenin En büyük sorunu bence Git gide artan ahlaki yobazlık va ahlak...Herşeyin çözümün başıda budur arkadasım.
__________________
Gönülleri fetheden, beyan talâkatı değil hareket talâvetidir.
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() izmirliyiğido Şuan
Son Aktivite: 28.03.2013 15:23
Üyelik Tarihi: 08.08.2007
Mesajlar: 713
Tecrübe Puanı: 748
![]() |
SELAMÜN ALEYKÜM GARDAŞIM
BEN AKP Lİ DEĞİLİM AMA SORUN İKTİDARDA DEĞİL BENCE TÜRKİYE NİN DURUMU ÖNCEKİLERE NAZARAN DAHA İYİ HERKES İŞSİZLİKTEN BAHSEDİYO BİR SÜRÜ İLANLAR VAR HERKES PARA YOK DİYO ARABA ALIYO HERŞEYİN LÜKSÜNÜ YAŞIYO BAKTIĞIMIZDA ÇOĞU KİŞİLERDE BİLGİSAYAR YENİ ÇIKAN LÜKS TELEFONLAR VAR ASGARİ ÜCRET ALIYO AMA CEBİNDE 500-1000 YTL LİK TELEFONLAR VAR NERDEN GELİYO BUNLAR PEKİ NEYSE DAHA BİR SÜRÜ ŞEY ......................... SAYGILAR TEŞEKKÜRLER |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Moderator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Arif Coşkun Şuan
Son Aktivite: 10.05.2016 19:12
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 62
Mesajlar: 27.868
Tecrübe Puanı: 10
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İşsizliği nasıl çözecekler’miş!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisine yöneltilen, “Ekonominin en önemli sorunu nedir?” sorusuna; “İşsizliktir” yanıtını vermiş! Hayret nihayet acı gerçeği kabullenebilmiş ! Oysa hazret; yıllardır; işsizlikten, “işsizliğin kronik bir hal aldığı”ndan şikayet edenlere; “Ekonomimiz hızla büyümektedir. Geçen yıl yüzde 5, bu yıl yüzde 9 büyüdük, gelecek yıl yüzde 8 büyüyeceğiz. Büyümede dünya rekoru kıracağız!” diye, önüne konan “ekonomi çorbası”ndan rakamlar sunup; “büyümenin önümüzdeki birkaç ayda (Bu birkaç ay her açıklamada biraz daha geriye itildi ve bu yüzden hiç gelmedi) istihdama yansıyacağı”ndan dem vurdu. Ancak Başbakan; “işsizliğin ekonominin en önemli sorunu” olduğunu kabul ederek; aslında ekonomik büyüme denilen şeyin, işsizlik ve dolayısıyla halka yansıyan bir ekonomik iyileşmeye yol açmadığını da kabul etmiş olmaktadır. Elbette burada ekonomik büyümenin yalan olduğunu, son yıllarda ulusal gelirde önemli bir artış olmadığını söylemek istemiyoruz. Ama, bu büyümenin bir avuç rantçıya, iktidar yandaşı zenginlere, ulusal ve uluslararası büyük firmalara aktarıldığını ve yüzde 8-9’luk rekor büyümelerden bir avuç haramzade yararlanırken, halkın yoksulluğunun arttığını, işsizliğin, özellikle de genç nüfus içinde hızla artarak, son 5 yılda neredeyse yüzde yüze varan bir artış olduğunu söylemek istiyoruz. Bu yüzdendir ki, Başbakan’ın; “En önemli sorun işsizlik; hükümetimiz konuyu ele alacak” demesi; çok bir şey ifade etmemektedir. Çünkü; işsizlik sorunu yeni çıkmış ya da görünmez bir sorun değilidir. Dahası, işsizliğin azaltılmasına yönelik önlemler de bilinmez değildir. Ancak; bu hükümetin, bu ekonomik politikalarla, bu IMF hayranlığı ile işsizliği azaltmasının mümkün olmayacağı, tam tersine bu politikalarla, kapitalistlerin işçileri sokağa atarak kârlılıklarını artıran bir yolda ısrar edeceklerini söylemek gerekir. Nitekim; dün işsizlikle ilgili hükmetin yaklaşımını dile getiren Ekonomiden Sorumlu Bakan Ali Babacan; işsizliği önlemenin tek yolu olarak Türkiye’ye daha çok yabancı sermaye çekilmesini gösterdi. Öyle açık seçik konuştu ki; işsizliği önlemek için başka seçenekler olduğunu söyleyenleri “hayal kurmak”la suçladı. Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesini de; “yabancı sermayenin ürkütülmemesi” şartına bağladı. Bu terane, son 25 yılda gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin, IMF’cilerin ve büyük patronlar takımının iddiasıdır. Bu, hükümetin en yetkili iki ağzından yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki; AKP Hükümeti’nin işsizliği, buna bağlı olarak yoksulluğu azaltacak herhangi bir çalışması yoktur. Ama, yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi için teşvikleri artırarak, Türkiye’ye gelecek sermayenin işyerleri açarak yeni işçiler istihdam etmesini işsizliğin de çaresi olarak düşünmektedirler. Nasrettin Hoca’nın etrafını saran alacaklılarına; “Yol kenarına diken ektim, gelecek yıl ordan geçen koyunların yünleri bu dikenlere takılacak, onları toplayıp satıp borçlarımı ödeyeceğim” gibi; bir “ödeme planı” sunması gibi hükümet de; işsizlere; “Yabancı sermayeyi teşvik ediyoruz. Gelip işyerleri açacak siz de çalışacaksınız” diyor. Eğer bu görüşün arkasında; işsizleri yabancı sermayeden medet umar duruma getirmek gibi hainane bir ideolojik tutum yoksa; bu bir aldatmacadır. Ama hükümetin böyle aldatmacalara başvurmak zorunda kalması ve kimsenin inanmayacağı yalanları “işsizliğe çözüm olarak sunması” hükümetin çaresizliğinin kanıtıdır. Hangi kafa değişmeli? Yabancı ya da yerli, tekelci sermayenin bütün ekonomik alana hakim olmasının yaratacağı sonuçlar, sosyal depremlerin yaşanması olacaktır. İşbirlikçi zevat bu tehlikeyi perdelemek için, yerli-yabancı sermaye tartışması yaratmaktadır. Oysa yerli ya da yabancı, tekelci sermaye işbirliği halinde ülkeyi işgal etmektedir. Bütün kamu alanlarını “serbest piyasa” denilen kuralsızlığa terk ederek, yaratılacak iktisadi ve sosyal yıkımları görmezden gelen kör gözler bu ülkenin sonunu hazırladıklarının farkında mıdır acaba? Gözleri karartan işbirlikçilikten dolayı göremiyor olabilirler, ancak farkında olmadıkları söylenemez. Stratejik öneme sahip her kuruluşu yağmalamalarının altında kötü kokuların yayılmasına aldırmayan AKP Hükümeti pervasız saldırgan tutumunu sürdürmektedir. Peki bu tutumu sürdürmenin cesaretini kimlerden almaktadır? Herhalde işsizliğe, açlığa, dilenciliğe mahkum ettikleri emekçilerden ve yoksul halktan almamaktadır. Elbetteki arkasındaki bir avuç para babalarından almaktadır. Başefendi’den, Maliye Bakanı’na; Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı’ndan, diğer hükümet üyelerine kadar, açıklama yapan her zat, yaptıklarının doğru olduğunu savunmaktadır. Maliye Bakanı, Galata Port ve Dubai Towers projeleri ile ilgili ortaya çıkan yolsuzluk ve kirli ilişkilere aldırmadan pişkince “bildiğimi okurum” havalarına devam etmektedir. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın, bütün bu kirli ilişkilere rağmen, yabancı sermayeye karşı çıkanları, Türkiye’ye kötülük yapmakla suçlaması ilginçtir. Yabancı Sermaye Derneği’nin (YASED) düzenlediği, “Yabancı Yatırımların Yeni Gözdesi: Fırsatlar Ülkesi Türkiye” konulu panelde konuşan Ali Babacan adeta “inciler” döktürmektedir. Galata Port ihalesini armağan olarak alan Ofer ailesinin temsilcisi Sami Ofer’in oğlu Eyal Ofer’in de katıldığı panelde konuşan Babacan; “Yabancı sermayenin gelmesi için her türlü düzenlemeyi yapmakta kararlıyız. Gelenleri ürkütmeyelim. Güven ortamını yaralayacak ve zedeleyecek girişimlerden sakınalım” sözlerine devamla, “Bir yandan işsizlik sorununun çözülmesini isteyeceksiniz, bir yandan Türkiye’nin her köşesinde fabrika bacalarının tütmesini, istikrar, sürdürülebilir büyüme, refah, en önemlisi Türkiye’nin dünyanın güçlü bir ekonomisi olmasını isteyeceksiniz, ama diğer yandan uluslararası sermayeye karşı çıkacaksınız. Yabancı sermayeye bakış konusunda kafaları değiştirin!…” Bu sözleri söyleyen Bakan kendisi inanmış mıdır dersiniz? Bir an için Bakan’ın dediği gibi yabancı veya yerli sermayenin yatırım yaptığını farz edelim. Sermayenin talebi ile düzenlenen yasalarla, esnek çalışma koşullarının yaratılması ile işsiz sayısında azalma söz konusu olmayacaktır. Çünkü bir işçinin 8 saat yerine 12 saat hatta daha fazla çalıştırılarak daha az işçinin istihdam edilmesine olanak sunan yasaları da AKP Hükümeti çıkarmadı mı? İşçilerin hak gasplarına, kötü çalışma koşullarına karşı başvurdukları grevleri en fazla yasaklama AKP Hükümeti döneminde gelmedi mi? Bakın Avrupa ülkelerine, buralarda bile sermayenin saldırıya geçmesi ile işsizlik oranı her geçen gün artmaktadır. Son yirmi yıldır bütün sermaye hükümetleri aynı yalanlarla ülkelerini bu noktaya getirdi. Bu kafayla nereye kadar gideceksiniz Sayın Bakan? Bizim herhangi bir yalanlamada bulunmamıza gerek yok. Bu politikalara hizmet eden Devlet’in kurumları bile bu söylenenleri yalanlamaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın ortaya koyduğu rapora göre, işsizlik oranı 1990 yılında yüzde 8 iken, 2004 yılında yüzde 10.3’e çıkmıştır. 2005 yılında ise bu oranın daha da yükseleceği tahmin edilmektedir. Ülkeyi tekelci sermayeye peşkeş çekmeyi savunan Bakan işsizliğin azalacağını iddia etmektedir. Oysa kamuya ait dev işletmeler satıldıkça işsizlik artmaktadır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, ülkeyi pazarlamakla övünen sermaye temsilcileri, bu sürece karşı çıkanlara “kafaları değiştirin” uyarısında bulunma hakkını kendilerinde görmektedirler. Gerçekten de kafaların değişmesi gerekiyor. Ama hangi kafalar ? Tabii ki, elinde çanta kapı kapı dolaşarak ülkeyi kirli ilişkilerle sermayenin sofrasına sunan, IMF-DB patentli iktisadi politikalar yürüterek halkı dilenmeye mahkum eden, her geçen gün yüzlerce kişinin işsizler ordusuna katılmasına neden olan politikalar yürüten, tarımı çökerten, zorunlu kamu hizmeti olan eğitimi ve sağlığı paralı hale getiren bu “nato mermer- nato kafalar” değişmelidir.
__________________
"Dilin düşüncenden önce haraket etmesin" |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Yiğido
![]() ![]() maweraa Şuan
Son Aktivite: 09.12.2013 09:20
Üyelik Tarihi: 25.02.2008
Yaş: 42
Mesajlar: 88
Tecrübe Puanı: 664
![]() |
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Yiğido
![]() ![]() maweraa Şuan
Son Aktivite: 09.12.2013 09:20
Üyelik Tarihi: 25.02.2008
Yaş: 42
Mesajlar: 88
Tecrübe Puanı: 664
![]() |
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() puar Şuan
Son Aktivite: 29.04.2010 15:08
Tournaments Won: 1Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 45
Mesajlar: 803
Tecrübe Puanı: 830
![]() |
temiz zihin demekte ahlaki eğitimden gecer malasef bu yonde girişimlerin az olduğu gibi bunlarında önlerini keserek batılı güçlerin istediği kötü ahlak eğitimiszlik beraerinde tüm kötü huylar geliyor.
__________________
Gönülleri fetheden, beyan talâkatı değil hareket talâvetidir.
|
|
|
|
|
|
#10 | |
|
Yiğido
![]() ![]() maweraa Şuan
Son Aktivite: 09.12.2013 09:20
Üyelik Tarihi: 25.02.2008
Yaş: 42
Mesajlar: 88
Tecrübe Puanı: 664
![]() |
Alıntı:
temiz bir zihini aile, okul ve medya üçgeni oluşturuyor. bir çocugun gelişimindeki en büyük faktör ailedir...Bir insanı besleyip gidebildiği noktaya kadar götürmek ailenin ben cocugumu okuttum demesine yetiyor...İnanış biçimi ikincii plana atılmış durumda ...yani manevi bilgiyi büyüdüğündede alır gibisinden bir yaklasım mevcut duruma hakim...eğitim aileden yavasladıgı için okuldada seyrek düzende devam ediyor ...medyaya gelince başlı başına ahlakın yok olmasında ki enbuyuk sebep... |
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|