|
|||||||
| SİTE ANA SAYFA | Galeri | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Oyunlar | Bugünki Mesajlar | Arama |
| Arşiv Güncelliğini Yitirmiş Konular |

![]() |
|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
|
|
#1 |
|
Editör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() FurkaN Şuan
Son Aktivite: 21.01.2015 21:58
Üyelik Tarihi: 09.06.2006
Yaş: 41
Mesajlar: 1.240
Tecrübe Puanı: 10
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ölümden sonraki hayatta herkes her yaptığından hesaba çekilecektir. O hesap
gününde alnı ak bir şekilde hesap vermenin yolu, bu dünyada kendini hesaba çekmek, sorgulamaktır. Bu hakikate Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz." buyurarak elde imkan varken yapılması gerekeni işaret etmiştir. Mesela Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) kendi kendine, "Bugün Allah için ne yaptın?" diye soruyordu. İnsan, her ne kadar bahaneler uydursa da insaflı bir şekilde kendi gidişatına baktığında hatalarını fark eder. "Şurada şöyle yaptım aslında yapmamalıydım" der. Böylece her günün sonunda günün muhasebesini yapabilir, artılarını eksilerini hesaplar, kendine bir çeki düzen vermeye çalışır. Hemen her insanın budanması gereken sivri yönleri, hatalı halleri vardır. İnsan, kendi hatasını hata olarak görmeli, avukat gibi savunma yoluna gitmemelidir. Hatada ısrar etmek, o hatadan daha büyük bir hatadır. Hatasını görmek ve dönmek ise bir fazilettir. Malumdur ki; bir dert teşhis edilirse tedavisi kolay olur. Sözgelimi nefsinde tembellik marazını fark eden biri ciddi bir çalışma programı uygulayarak bu tembellikten kurtulabilir. Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahu anh), bir gün Hanzala ile karşılaşır, aralarında şöyle bir konuşma geçer : -Nasılsın ey Hanzala? -Hanzala münafık oldu! -Subhanallah, Sen ne diyorsun!? -Ey Ebubekir, Rasulullah'ın yanında olduğumuzda O bize Cennet ve Cehennem'i anlatıyor, sanki oraları gözle görmüş gibi yüce duygularla dolup taşıyoruz. Ama dışarı çıktığımızda çoluk-çocuk, mal işlerine takılıp kalıyoruz, çok şeyleri unutuyoruz. -Vallahi, bizde de durum farklı değil. Bunun üzerine birlikte giderler, durumu anlatırlar. Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur : "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şayet buradaki halinizi dışarıda devam ettirebilseniz, yataklarınızda ve yolda meleklerle arkadaşlık yapardınız. Lakin ey Hanzala, bir müddet öyle, bir müddet de böyle" (Müslim, Tevbe, 12-13; Tirmizi, Kıyame, 59) Bu olay, peygamberlerden sonra insanlığın en seçkin fertleri olan sahabilerin nefis muhasebesi yapmadaki hassasiyetini göstermektedir. Şüphesiz Hanzala'nın o hali münafıklıktan kaynaklanmamıştır. Fakat O, nefsini bu noktada şiddetle itham etmiştir. Keza, "O münafıklar namaza tembel tembel gelirler" (Nisa, 142) mealindeki ayeti bilen bir sahabi sözgelimi sabah namazına kalkmakta nefsinde bir tembellik görse, "acaba münafık mı oldum?" diye kendini sorguluyordu. Nefisten kurtulmak mümkün mü? Şeker hastalığına yakalanmış değerli bir ilim adamına "Bu hastalığın tedavisi yok mu?" diye sorunca "Var! Ölen kurtuluyor." cevabını vermişti. Benzeri bir durum nefisten kurtuluşta da söz konusu. İnsan nefsin bela ve şerrinden, cazibe ve fitnesinden daha bu dünyada kısmen kurtulabilirse de tümüyle kurtulması ölümle gerçekleşir. Çünkü ölü için günahlara meyletmek, uzun emeller peşinde koşmak gibi nefse ait özellikler artık söz konusu değildir. Ancak "Ölmeden evvel ölünüz." (Acluni, II, 260) emrine uyarak sanki ölmüş gibi günahlardan uzak yaşayanlar, nefsin hile ve desiselerinden daha dünyada iken kurtulurlar.
__________________
"İnsanın süsü yüzdür, Yüzün süsü göz! Aklın süsü dildir, Dilin süsü söz!" ...İMZALARDA SİYASİ SİMGELER YASAKTIR... BeNi An, bEnİ aRa, AmA bEnSiZ yÜrÜ...
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
|
|