|
|||||||
| SİTE ANA SAYFA | Galeri | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Oyunlar | Bugünki Mesajlar | Arama |
| Arşiv Güncelliğini Yitirmiş Konular |

![]() |
|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() FatihCan Şuan
Son Aktivite: 03.07.2009 15:15
Üyelik Tarihi: 01.10.2005
Yaş: 42
Mesajlar: 572
Tecrübe Puanı: 808
![]() ![]() ![]() |
Mustafa Karaalioğlu
mk aralioğlu@stargazete.com Yakın tarihin; özellikle de geride kalan 10 yılın analizi yapıldığında elde edilecek ilk veri, ‘verisizlik’ olacaktır. 28 Şubat parantezinden bugüne kadar bir dizi sarsıcı, etkileyici ve ürkütücü iddia ortaya atıldı. İnsanlar sokaklarda Cumhuriyet’e, rejime dair her şeyin bittiğini, ülkenin bölündüğünü, şeriatın geldiğini iddia ederek yürüdüler. Türkiye’nin tarihinde benzeri görülmemiş bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu iddia eden yüzlerce yazı kaleme alındı, konuşmalar yapıldı. Ancak işgal zamanlarında söylenebilecek türden çok ağır sözler gündelik hayatın parçası haline geldi, TV cıngılı gibi her tarafa yayıldı. İhanet, bölünme, rejim tehlikesi gibi kavramlar o denli sıradanlaştı ki, kimse siyaset dilinde nezaket gözetmeye gerek bile duymaz oldu. Sonunda TSK da muhalefet partileriyle o dilden konuştu: Hainlerden bile daha büyük ihanet içindesiniz! Öte yandan, en sıradan yasaya muhalefet bile, ‘Vatan elde gidiyor, ülke satılıyor, ihanet kol geziyor’ seviyesinden başlar oldu. Vakıflar Kanunu’nda da, Vergi Usül Kanunu’nda da aynı keskin dil. Bütün bunların temelinde ise, ‘Atatürk’ün kurumları küçülüyor, zayıflıyor’ iddiası vardır. Özellikle CHP’nin öncülüğünü yaptığı ‘laikçi, rejimci cephe’nin giderek marjinalleşen diline pelesenk olan söz budur. Atatürk kurumlarının zayıfladığı, zayıflatıldığı, geriletildiği ve küçültüldüğünü söylemektedirler. Bütün siyasal ve sosyal tartışmaların en zayıf noktası olan ‘verisizlik’ tam da bu noktada büyük probleme dönüşmektedir. Ülkede bir şeriat tehlikesi olduğu nereden bellidir? Hangi araştırmalar başörtüsünün tehdit olduğunu söylemektedir? Kim muhafazakar partilerin ülke için zararlı, kim CHP’nin ülke yararına olduğunu neye dayanarak iddia etmektedir? Soru çok. Mesela, 2008 Türkiye’sinde Atatürk kurumlarının gerilemekte olduğu neye dayanılarak iddia ediliyor? Atatürk’ün kurumlarının hepsi tam aksine gelişmekte, büyümekte, güçlenmektedir. Parlamento bugün tarihinin en büyük temsil oranına ulaşmıştır. Yargı, uluslar arası sistemle entegrasyona gitmektedir. Ekonomi, Atatürk’ün gurur duyacağı bir büyüklüğe ulaşmıştır. Sporda, sanayide on yıllardır muazzam bir gelişme yaşanmaktadır. Atatürk’ün sağlığında göremediği ama çok arzuladığı demokrasi koşar adım ilerlemektedir. Yine sağlığında temin edemediği ifade özgürlüğü konusunda dünyayla aramızdaki fark giderek azalmaktadır. Üniversiteler, bütün içe kapanmacı baskılara rağmen büyümekte; Türkiye birçok branşta literatüre girecek beyinler üretmektedir. Bu ülkenin bir yazarı Nobel almıştır; birçok film yönetmeni dünyanın en prestijli sinema ödüllerini kazanmıştır. Atatürk döneminde kurulan sanayi kuruluşlarının hepsi; özelleştirilenler, hatta özelleştirilemeyenler bile bugün birer dev ekonomik değerlere ulaşmışlardır. Atatürk’ün ordusu dünyanın en büyük ordularından birisi haline gelmiş; son dönemde görüldüğü gibi teknolojik harp usullerini de kullanabilen caydırıcılığı yüksek bir güç olmayı başarmıştır. Kimi kurumlar birkaç kat, kimisi 500 kat; ama sonuçta hepsi büyümüştür. Gelişmeyen gerileyen, büyüyemeyen küçülen tek ‘Atatürk kurumu’ CHP’dir. CHP, Mustafa Kemal’den sonra her geçen gün gerilemiş, toplumla arasındaki bağ zayıflamış ve sonuçta hem marka değerini, hem de siyasi gücünü kaybetmiştir. CHP’nin ortağı olduğu ve bir ‘Atatürk kurumu’ olan İş Bankası bile geçen yıllar içinde muazzam büyümüş, ülkenin en değerli finans kuruluşlarından biri olmayı başarmış ama, bu parti bankadaki ortaklık payı ve temettüsü arttıkça gerilemiştir. Elden gitmekte olan Cumhuriyet değil, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Gerçek budur. Yaşanmakta olanları anlamak için gerekli olan ‘veri’ de bu gerçekte saklıdır.
__________________
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() abircan Şuan
Son Aktivite: 21.01.2015 10:55
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 3.258
Tecrübe Puanı: 1082
![]() ![]() ![]() |
TÜM STATÜKOLAR YIKILMAYA MAHKUMDUR CEHEPEDE BUNA DAHİL BAZILARININ ÇOK GÜVENDİĞİ BAZI KURUMLARDA
HEGEL BOŞUNA YAŞAMADI, DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR, DEĞİŞİMİN GÜCÜNE KİMSE KARŞI KOYAMAZ
__________________
zaman kısa, dünya herkese yeter, mühim olan insanlık KANIMIZIN KIRMIZISI ALNIMIZIN AKIYLA SİVASSPORLUYUZ |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Tecrübeli Yiğido
![]() ![]() ![]() recosan58 Şuan
Son Aktivite: 05.09.2011 19:13
Üyelik Tarihi: 05.10.2007
Yaş: 51
Mesajlar: 232
Tecrübe Puanı: 699
![]() ![]() |
"Cumhuriyet gazetesinin ‘reklâmları’ yayın hayatıyla uyumlu bir noktada. Ancak bu çizgiden muhalefet sadır olamıyor?" diyen Suavi Kemal Yazgıç CHP ve Cumhuriyet Gazetesi'nin neden muhalif olamadığını yazdı
13 Mart 2008 16:47 Yazı boyutunu büyütmek için Suavi Kemal Yazgıç'ın yazısı Türkiye’de şu an kendini iktidara “muhalif” olarak tanımlayan pek çok hareket var. Ancak bunca “ses”ten bereket değil gürültü hâsıl oluyor. Mesela Cumhuriyet gazetesinin ‘reklâmları’ yayın hayatıyla uyumlu bir noktada. Ancak bu çizgiden muhalefet sadır olamıyor? Niçin mi? Deniz Baykal ya da Tuncay Özkan niçin muhalefet yapamıyorsa onun için elbette. Bu saydığım isimlerin yanlarına daha niceleri de eklenebilir. Ancak sonuç değişmez. Çünkü bu çevreler AKP’nin icraatlarını “hedef” alan bir muhalefet yapmıyor tam tersine bu partiye oy verenlere “siz orada kalın” mesajı veren bir söylem tutturuyorlar. AKP’nin “eleştirilecek” nice yönü ise bu çevrelerin sahip çıktıkları söylem yüzünden kolayca “söylem”in dışına itiliveriyor. Nasıl Cumhuriyet Gazetesi reklâmlarında kullandığı “tehlike” vurgusu ile AKP’yi değil İslami endişe taşıyan herkesi hedef alıyor ve hepsini “tehlike” potasında eriterek amacının üzüm yemek olmadığını göstermekte ise Baykal’ın konuşmaları da benzer bir noktaya kaydığı için “muhatap” bulma imkânını baştan kaybediyor. Bu arada söz konusu çevreler “muhalefet” yapıyoruz derken hiç düşünmedikleri değirmenlere su taşıyorlar. Türkiye’de kendini muhalif olarak tanımlayan bu çevrelerin basiretsiz tutumlarının bedelini ise hepimiz birden ödüyoruz. Sayın Necmettin Erbakan’ın Al Şark al Awsat gazetesine verdiği demece dikkat etmekte fayda var: “Ana Muhalefet Partisi CHP ve başkanı Deniz Baykal'ın laiklik konusunda AKP'ye karşı ağır bir kampanyası söz konusu idi. AKP'yi sürekli olarak laiklik karşıtı bir parti olarak suçluyordu. Bu da halkın hükümet partisine daha çok sempati göstermesine yol açtı. Halk arasında şöyle bir kanaat oluştu: Eğer CHP hükümete gelecek olursa halkın üzerindeki baskılarını artıracak. Seçimler öncesinde muhalefet partisi milyonlarca kişinin katılımlarıyla, laikliğin tehdit altında olduğu iddiasıyla mitingler düzenlenmesine ön ayak oldu. Öyle ki, bu mitinge katılanların bazıları “kahrolsun şeriat” diye slogan atıyordu. Türk halkının büyük bir kısmı AKP'ye yönelik bu gösterilerin İslam'a ve Müslümanlara karşı bir tusunamiye yol açacağını düşündü. Türk halkı da muhalefet partisinin öncülük ettiği bu kampanyalara karşı İslam'ı savunma kaygısıyla AKP'ye yöneldi. Türk halkının bu tehdide karşı durması için başka seçeneği neydi? Saadet Partisi'nin içinde olduğu az bir seçenek söz konusuydu. Saadet Partisi'nin son seçimlerde aldığı oy da % 3 kadardı. Bundan dolayı Saadet Partisi seçimlerde gerçek gücünü ortaya çıkaramadı. Sonuçta AKP oyların büyük bir kısmını almış oldu. Bu sonuç, AKP'nin siyasetlerinden ziyade seçim öncesi süreçte ülkede otaya çıkan istisnai durum ve koşulların etkisiyle oldu.” Türkiye’yi en çok ihtiyaç duyduğu günlerde niçin “mış gibi yapan muhaliflerle” karşı karşıya olduğunu Murat Karayalçın’dan okuyabiliriz: “CHP muhalefeti 09.00-17.00 muhalefeti. Mesai saatleri ve TBMM ile sınırlı. CHP sokağa çıkmıyor, çıkmayı tercih etmiyor. Çok önemli bir başka neden partilerin gündemiyle toplumun gündeminin örtüşmemesidir. Toplumun gündeminde yoksulluk, işsizlik var. Üçüncü neden de sol siyasi partilerin sol düşünce üzerinde yeterince yoğunlaşamamaları, örneğin yoksulluk ve işsizlik üzerine projeler geliştirememesi.” Karayalçın’ın bu sözlerinde yer alan CHP yerine kolayca Cumhuriyet gazetesi yazarak aynı metni okuyabiliriz. Tıpkı Zülfü Livaneli’nin sözlerini okuyabileceğimiz gibi: “CHP Türkiye'nin önüne proje koymak yerine garip bir muhafazakârlığa kayarak AKP'nin gündeminin peşine takıldı, onların yaptıklarına itiraz etmekten başka bir fonksiyon işleyemedi. Çok önemli olaylara karşın CHP'nin sesi hiç çıkmıyor. Meclis dışında muhalefet etmiyor. Kadınlarla, emekçilerle, sendikalarla, aydınlarla bir araya gelip bildiğimiz sol parti kimliğini taşıması gerekirken, tersine kendini Meclis Genel Kurulu'na kapamış parti görünümü veriyor, kitlelerin umudu olamıyor. Herkesin gördüğü gerçek şu ki; CHP, solu da, muhalefeti de temsil etmiyor.” Sözün özü şu: Türkiye’de “ulusalcı” anlayışın, milletin değerlerine yabancı çizginin kendini muhalif olarak tanımlamasının zemini yok. Türkiye’de muhalefet yapılacaksa -ki yapılmasının şart olduğunu düşünüyorum- onu da biz yaparız. Uzaklarda aramaya da gerek yok. Nitekim yapıyoruz da… Milli Gazete
__________________
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() aozdemir Şuan
Son Aktivite: 22.01.2015 11:38
Üyelik Tarihi: 14.06.2006
Yaş: 51
Mesajlar: 820
Tecrübe Puanı: 804
![]() |
toplumun değerleriyle, çağın gerekleriyle ters düşen kim olursa olsun yok olmaya mahkumdur.
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
|
|