|
|||||||
| SİTE ANA SAYFA | Galeri | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Oyunlar | Bugünki Mesajlar | Arama |
| Arşiv Güncelliğini Yitirmiş Konular |

|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() puar Şuan
Son Aktivite: 29.04.2010 15:08
Tournaments Won: 1Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 46
Mesajlar: 803
Tecrübe Puanı: 858
![]() |
BEDİR
Hazırlanın uzunca bir yolculuk var şimdi. Asr-ı saadete Cezîretül araba gidiyoruz. Bismillah diyin Bedir’e öyle girin Gökte melekler, yerde siz Ve bekleyin sessiz... Gelince İyi bakın onlara; Hem kendi zamanlarının Hem tüm zamanların en cesur yiğitleridir onlar Gökte yıldız; yerde arslandır onlar Yüz yirmi beş bin beden Ama bir tek ruh, Muhammedî ruhtur onlar Aslanlar çıkmıştır Medine’den Şimdi yoldadır Bedrin Arslanları İşte bakın şu Hz.Umeyr Aslan yavrusu. Yaşı küçük diye geri çevirecek rasulullah Ama öyle ağlıyor ki umeyr izin veriyor nebi Ey sad bin ebi vakkas! Sen bağla kardeşin Umeyr’in kılıcını Boyu kısa bağlayamıyor. Hz.Hamza’nın belinde iki kılıç duruyor. Attığı her adım bir kalbi durduruyor. Ey Hamza Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru Ama heybetini gizli tut Yürüyüşün ölümü korkutuyor. Dinleyin Âlemlerin sultânını O konuşunca rüzgar bile susuyor; “Ey ashap! Hazır mısınız?” Sad bin muaz ayakta: “Ya Rasulallah!” diyor “Seni hak dinle gönderen Allah’a andolsun ki, Sen bize şu denizi gösterip dalarsan, Biz de seninle birlikte dalarız. Allah’ın bereketiyle yürüt bizi!” Tebessüm buyuruyor Habîb-i Zîşan! O, gülünce suya kanıyor susamışlar. Güller açıyor yüreklerde. Kederler unutuluyor. O gülünce, cennetler yaratılıyor. Gülüyor nebi ve yürüyorlar! Mekke’de çekilen acılar dinmiş Yürüyorlar! Sanki yıldızlar yere inmiş. Önlerinde Kâinatın Güneşi İşte Hz.Ömer ve Hz. Ali Biri Hattaboğlu! Biri Haydâr-ı Kerrar! Ve kolkola Ölümün ağzına giriyorlar! Bedir’de baba oğul, Bedir’de kardeş kardeşe... Mekke müşrikleri Üç yiğit istiyorlar önce Üç yiğit gösterin aranızdan bize. Melekler Alemlerin sultanına bakıyor Kimi işaret edecek Sultan-ı Rasul. Çünkü o işaret edince ay ikiye bölünüyor. Acaba mübarek elleri kime uzanacak; “Kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!” Gördünüz mü yiğitleri! Hamza’yı gördünüz mü? Nasıl da salına salına gidiyor. Ya Ali? Sanki gökten iniyor, velilerin babası! Ubeyde ayağından yara alıyor Efendisine gidiyor hemen “Ya Rasulallah, ben şehit miyim?” diyor “Evet sen şehitsin” Ve dua ediyor efendiler efendisi; Rabbi Rahimine uzatıyor ellerini “Allah’ım bana yaptığın va’dini yerine getir. Allahım bu bir avuç insanı helak edersen, Artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz. Bir fırtına kopuyor Bedir’de... Hz.Mikail’in komutasında bin melek Rasulullah’ın Sağında! Bir fırtına kopuyor Bedir’de Hz. İsrafil’in komutasında bin melek Rasulullah’ın solunda Ve bir firtina daha! Hz. Cebrail, Bin melekle Rasulullah’ın önünde Üç bin melek alaca atlarla. Ey Ebu Cehil! Ne oldu? Düğüne gider gibi çıkmıştın Mekke’den Bedir’e çalgılarla, güle oynaya gelmiştin. Sen Allah’ın Rasulünü Ve O’na sevda çekenleri Sahipsiz mi sanmıştın? Dönüyorlar Bedir’den. Esirler arasında Peygamber amcası Hz.Abbas! Vakit gece... Esirlerin elleri bağlı Abbasın elleri sıkıca bağlı Bir inilti yayılıyor geceye. Uyuyamıyor rahmet peygamberi... Ya rasulallah niçin uyumuyorsunuz?” diyor sahabiler. “Amcamın iniltisi uyutmuyor beni” ve hemen Ashâb-ı Güzin Çözüyor peygamber amcasının ellerini. Rasulullah öğrenince durumu emir veriyor: “Tüm esirlerin çözün ellerini!” Dönüyorlar Bedir’den, Esirler arasında Peygamber damadı var. Fidye karşılığı serbest kalacak. Allah rasulüne bir gerdenlık uzatılıyor Kızınız Hz.Zeynep göndermiş, Beyinin fidyesi olarak... Şefkat peygamberinin gözleri doluyor. Çünkü bu gerdanlık, Kızının düğününde Hz.Hatice’nin taktığı kendi gerdanlığıdır. Yaşlı gözlerle konuşuyor nebi; “ O’nu salıverseniz, gerdanlığı da zeynep’e gönderseniz olur mu? “Olur Ya rasulallah sen üzülme! Sen bize canlarımızdan daha azizsin! Buyur, canımız feda sana yeter ki sen üzülme!” Dönüyorlar Bedir’den Sevgilileri dua ediyor Peygamber duasıyla dönüyorlar; “Kuluna yardım eden, dinini üstün tutan Allah’a hamdolsun.” Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne Hamdolsun Âlemlerin Sahibi’ne... DURSUN ALİ ERZİNCANLI .............................. ........................... SEN YOKTUN Sen yoktun... Hz Adem'deydi nurun Önce cenneti, Sonra yeryüzünü şereflendirdin. Adem nuruna affedildi Arafat bu affa şahitti. Sen yoktun Nuh'un gemisindeydi Nurun... Dalgalar yeryüzünü boğarken Toprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeble Tufan,nurunu selamladı edeple... Sen yoktun... Hz.İsmail'in alnındaydı Nurun İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden "Rabbimiz" dedi, " Onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, Onları temizleyecek bir elçi gönder "; Amin dedi on sekiz bin alem Nurunla aydınlanan minicik ellerini Semaya kaldırarak Amin dedi İsmail. Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı Sevr dağında. Sen yoktun Sultanım... Hz.İsa Ahmed diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi " Artık ben sizinle çok söyleşmem "dedi havarilerine Çünkü bu alemin reisi geliyor... Bekleyin Ahmed geliyor Kainata Rahmet geliyor... Havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun. Ama sen yoktun. Sen yoktun.... Hz.Abdullahın alnındaydı Nurun Başı eğik gezerdi mazlum Put eyle göklerden seni sorardı Varaka seni arardı sema'da Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme!... Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler. Sen yoktun Sultanım... Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek, Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi, Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi. En son çocuk atılırken çukura, Annesinin suretinde bir melek tuttu onu Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi Melekler süslüyordu Hira'yı, Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur Efendisine hazırlanıyordu Mekke Alem, efendisine hazırlanıyordu. Kainatın gözü Hz.Amine'deydi Toprak yalvarıyordu Rabbine... Gel diye ağlıyordu mazlumlar Gözleri Sema'da Ve bir gelişin vardı Ya Resülallah Bir inişin vardı yeryüzüne Ve cebrail ardında yalın kılıç melekler Bir inişin vardı yeryüzüne Yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de...doya doya. Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini Herşey sus pus olmuştu. Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu Ay, Kainat bir isim duymak istiyordu Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden Muhammed... Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini Muhammed... Seni yaratan Allah'a kurbanız Ey Dürr-i Yekta... Sana O adı veren Rahman’a kurbanız. Artık sen vardın... Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var?... Kaldır şehadet parmağını... Yağmuru salsın Allah Sonra tut ağacın yaprağını Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah. Yeter ki sen iste Sen iste Ya Resülallah Deki; ben kimim?... Dağlar, taşlar dile gelsin... Dilsiz çocuklar ellerinden tutup "ente resülallah" desin. Sen vardın... Bedir kârdı, Uhud dardı, Hendek yardı, Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitlerin Hele bir Enes'in vardı Ya Resülallah Uhud'da öldüğünü duyunca arkadaşlarına; " Niye burada oturuyorsunuz ? " diye sordu... Onlarda ;" Allah'ın resül-ü öldürülmüş ! " deyince... " Peki O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız, Kalkın ve O'nun gibi ölün." demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit Ey Nebi... Vücudu yaralardan tanınmaz halde idi Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu... Musab bin Umeyer'in vardı senin... Uhud'da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!... Allah o gün meleklerini Musab'ın suretinde indirdi. Ebu Hureyre'n vardı... Acıkınca mescidin önünde durur Sana bakardı, sen anlardın. " Ya Ebahir!..gel " derdin. Ve sen gittin... Bir gidişle gittin. Ardında hüznün kaldı, Hasretin kaldı göklerde, Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse " Muhammed resülallah " demeye... Dizinin üstine çöker kendinden geçerdi. Sonra günler ay, aylar yıl oldu. Asırlar oldu... Sensizliğe açtık gözlerimizi Ama sen bırakmazsın bizi!... Sen varsın... Ey şehitlerin Sultanı sen varsın Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz. Ebu Talip Şam'a giderken, devesinin önüne geçip; " Beni burada kime bırakıp da gidiyorsun " demiştin " Ne anam var ne babam..." Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden Sensizliğin ızdırabı ile inleyen Ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resülallah Bırakma bizi ki ; Allah " Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz." buyuruyor. Bırakma bizi !... Hayatı seninle öğretti Rahman Kulluğu seninle tanıdık Duayı senden öğrendik sevgili, Hz.Ömer umre için senden izin isteyince, Kardeşcik dedin ona; " Duanda bana da yer ayırır mısın ? " Bizler Ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için. Ey Rabbimiz!... Resülünü anışımızdan haberdar et... O'na binler salat,binler selam... Habibine Makam-ı Mahmud-u ver... O'na Vesile-i lütfet... O'nu Refik-i Ala'ya yükselt.... Bizi de affet... O'nun hatırına affet... Zatının hatırına affet... Ne olur affet bizi... Bizi affet... DURSUN ALİ ERZİNCANLI
__________________
Gönülleri fetheden, beyan talâkatı değil hareket talâvetidir.
|
|
|
|
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
|
|