|
|||||||
| SÝTE ANA SAYFA | Galeri | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Oyunlar | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumlar? Okundu Kabul Et |
| Sivaslý Önemli Þahsiyetler Sivaslý Önemli Þahsiyetler |

|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#11 |
|
Yasaklý
dark_yamtar58 Þuan
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ÜLKÜ KERVANI
BÝZ NE GÜNLER GÖRDÜK........................ .............................. ................ Aman Allah’ým, neydi O günler... Bir mahþeri yaþýyorduk sanki. Sokaklar yürümez hale gel¬miþti, herkes birbirinden korkar olmuþ, kaçanýn kurtulduðu ve leþ kargalarýnýn ülkemize üþüþtüðü hengâme idi... Beþinci kol devredeydi. Kimsenin gýký çýkmadýðý bir dö¬nemde, bu kördüðümü bertaraf edecek yürekli delikanlýlar yok muydu acaba? Vaziyet bambaþka, yaþamak iþkence ve eziyet, kaçan kurtuluyor, ahbab ve dost sandýklarýndan. Derken sahneye bir ümit doðuyor. Bu ümit, milletin baðrýndan çýkan “ÜLKÜ KERVANI”dýr. Kolay olmadý. Devletin halledemediði, belki de planlanmýþ bir senaryonun kurbanlarý olsalar da, delikanlý yaðýz yiðitler, yürekleriyle canla baþla göðüslerini siper eden “ülkü kervaný” oldular. Ayaklarýn yerden kesildiði, bedenlerin akkorlaþtýðý, kurþun kurþun üstüne olduðu dönem¬lerde yaþandý bunlar. Böylece Hak yolundan dönmek bilmeyen bu kervan: “Ülkücü” adý ile tarihte yerini aldý. Bu gençliðin vermiþ olduðu mücadele dillere destan oldu. Dostlarca takdir gördü, iç ve dýþ düþmanlar tarafýn¬dan ise kösteklendi. Bu yetmezmiþ gibi, geceleri uykularýný kaçýran bir vaka olarak addedildi. O fýrtýnalý günlerde kurtlar sülük olup posttan sýyrýlýrken Türkiye kan revan içindeymiþ kimin umurunda. Sadece analarýn gönlü daðlanýr. Bir de Türkiye’nin yoluna baþkoymuþ “Ülkü Kervaný”nýn gönlü. Sinelerinde sevda vardýr hep. Ölümüne bir sevda. Dalkavuklarýn üstün sayýldýðý, sanatkârlarýn sansar, dâhilerin þebek olduðu bu devirde þehitler birbiri ardýnca sýralanmýþtý adeta. Mevlâna’nýn Þeb-i Arus (Düðün Gecesi) dediði ölümü analarýna þöyle tarif ettiler: “Ana gidiyorum Hakk yola, Ýhtiyacým var dualarýna, Hakkýný helal et bana ...” diye. Belki de bu sözler dinleyen için, son bir mektuptu. Þeb-i Arus’u tadan Þehidler, topraðýna gelen can yoldaþlarýyla, analarýn o hüzünlü sesleriyle adeta gök kubbeyi çýn¬latýyorlardý. Bütün bu ayrýlýk kavþaðýnda kalpleri hüzünle dolsa da pes etmediler. Nihayetinde zorlu mücadelede kazanan, dýþ ve iç güçlerin azýlý diþi olmadý, kazanan millet oldu. Tozbulut ve kan revan içinde akl-ý selim düþünme fýrsatý bulamamýþlardý. Meydanda “Leþ Kargalarý” çekilince nihayet olaylarýn analizini saðlam kafayla enine boyuna tahlil edebilme þansýný yakalayabildiler ancak. Þu kanaate vardýlar: Sistemin bir oyunu imiþ. Yani sistem ayakta durabilmek için bu tezgâhý Türkiye’nin baþýna örmüþ meðer. Meðerse bütün dünyada geçerli olan bir kural varmýþ: “Tekelci görüþler hükümranlýklarýný sürdüre bilmek için, suni ger¬ginliklerin türemesine zemin hazýrlarlarmýþ hep.” Hazýrlanmýþ bu senaryoya raðmen, onlar halis niyetle, milli tepkilerini ortaya koymuþlardý. Bir sevda için, yani Allah Rýzasý’ný kazanmak için baþ koydular bu yola. Ölürsek “ebedi ha¬yat”, kalýrsak “vatan bizim” dediler. Hakk’tan Hakikatten herdem olsun ve “Hakk’ýn boyasýyla boyansýn gönüllerimiz” niya¬zýnda bulundular. Derken ihtilal oldu. Terazi kuruldu. Bir kefeye bu devletin te¬meline dinamit koymak isteyen güruh, diðer kefesine Ülkü Ker¬vaný. Ýhtilal öncesi tufaný yaþamýþtýlar, ihtilal sonrasý kýyameti yaþa¬dýlar sanki. Terazi önlerine konulunca ister istemez Mizan’ý hatýrla¬dýlar. Uçsuz bucaksýz hayaller boyunca Sýrat Köprüsü’nden geçer gibi yedi kat göklerin mavi derinliklerinde dolaþýrlarken, bir an içten içe uyanýnca gördükleri manzara hiç de iç açýcý deðildi. Terazinin iki ke¬fesindeki unsurlar eþit telakki edilmiþti. Devlete baþkaldýranlar ile dev¬lete itaat edenler suçlu ilan edilmiþti. Hikmet-i Ýlâhi mapushane de varmýþ alýn yazýlarýnda... Adalet bu dünyada tecelli etmese de, elbet öte âlemde ve Mahkemey-i Kübra’da er geç tecelli edeceðine inançlarý tamdý zaten! Mapushane, Ülkü Kervaný’nýn daha da þuurlanmasýný saðlamýþtý. Sabr-ý Cemil sonunda mapushane, “Yusufiye Medresesi” oluverdi gönüllerde... Küçük cihaddan büyük cihada beyan buyuran Fahr-i Kâinat Efendimizin yaþadýðý günleri andýran bir döneme gelinmiþti... Ortalýk sütliman... Bir imtihan tufaný içine yuvarlanmýþlardý. Nefisler ön plana itildi. Ülkücülüðün kitabýný ben yazdým, tarihini de ben baþlattým diyenler oldu. Dava da, ülkü de bana ait dedi¬ler. Bütün bu egolar dünyasýnda akl-ý selim birileri çýktý yerin¬den doðruldu ve yürekli bir ses þöyle dedi: “Hayýr! Allah ve Resulü’nün hakikatleri dýþýnda herþey tartýþýlýr, hatta lider de, teþkilat da, doktrin de...” Doðrusu da buydu. Bütün bu fitne ortamýnda Hakikatin ergeç tecelli edeceðine eminiz. Þehitler kervanýnýn hayatta kalanlardan bekle¬diði de: Hak ve Hakikat yolu olan Allah yolu’ndan dönmemektir. Sistemin yeni kuþaðýn önüne koyduðu yeni bir oyun var yine. Bu sefer leþ kargalarýnýn yerini PKK almýþ. Yarýn kim bilir han¬gisi? Oðullarýný kurban edecek vatan evlatlarý aranýyor sürekli. Külfeti üstlenecek yeni delikanlýlar revaçta. Eskiden bu iþi üstlenecek gönüllü (ücretsiz) delikanlýlar vardý. Þimdilerde pek gözükmüyor. Öyleyse ne yapmalý? Sonunda ücretle bu iþi yapacak delikanlýlar bulundu. Yeni Yavuz delikanlýlar da sistemin ayakta kalmasý için oynanan bir oyun olduðunun farkýnda olmayarak, bu görevi en iyi þekilde deruhte etmek için yola koyuldular. Anadolu’nun yaðýz evlatlarý Cudi ya da kandil daðlarýnda en iyi þekilde dövüþüyorlar vatan ve millet uðruna. Ya conconlar, onlar da eðleniyorlar. Peki, nimeti kim paylaþýyor dersiniz? Sakýn bu soruyu sormayýn. Niye mi? çünkü sakýncalý. Ýsterseniz biraz ipucu vereyim: Seç¬kinler, yani oligarþik elitist tabaka... Her zaman öyle olmuþtur. Külfet yiðit evlatlara. Nimet seçkinlere, yani bir eli yaðda, bir eli balda olanlara... Bu oyun sürekli deðiþik adlar altýnda Türkiye’de tezgâhlanýyor. Bu senaryoyu bozacak biraz basiret gerekli. Deðiþ¬meyen tek þey gönlümüz, ülkümüz ve imanýmýzdýr. Bugün kü Nizâm-ý Âlem Alperenlerinin dünkü Ülkü Ker¬vaný’ndaki, Ülkü erenlerinin yaþadýklarýndan alacaðý binlerce dersler olsa gerek. Onlar bu dünyada sefa sürmeden göçtü gitti¬ler; “Salâtullah Selâmullah, Aleyke ya Resûlüllah” diyerek mey¬danlarda nice baþlar verildi, hiç soran olmadý. Varsýn sormasýn¬lar. Can bülbüle dönüþünce ne önemi var? Onlar ebediyete uç¬tular, hor açýlýp gül oldular ve her ne ki var oldular. Zaten canlarý gövdelerine konuktu. Biliyorlardý, bir gün ruhlarýnýn bir kelebek misali çýkýp gideceðini.. Sonunda kafesten kuþ uçmuþcasýna, bu dünya kafesinden þeha¬det þerbetini içerek göç ettiler. Onlarýn hayatlarý arkada kalan gönüldaþlarýna bir tecrübe, bir ýþýk oldu. Ne mutlu onlardan ders alabilene... Hak ile sevdalý olanlara, kendi özünü bilenlere ve Allah (C.C.) yolunda can verenlere çok þeyler borçluyuz. Ülkü ker¬vaný’nýn kutlu seferlerindeki yolcularýna layýk olabilmek için on¬lara yâr olabilmeli, kaygýdan azad olunarak ya da gönüllerimizi þadan kýla¬rak, can mülkümüzü abad bilip ve yeniden sefere Dostlarý selamlýyarak yola koyulmalý. Onlar “Bir ölür, bin diriliriz” dediler. “Hak nasip eylesede, bu mübarek seferde Resulüllah (S.A.V.)’ýn izininin tozuna sürsem yüzümü” dediler. Gâh düþünde Cemalin bu kez görebilmek aþkýyla ebe¬diyete kavuþtular. Gonca gül misali gülerek vuslata erdiler. Ruhlarý Þad olsun! |
|
|
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|