Warnung: Illegal string offset 'type' in [path]/includes/class_postbit.php(293) : eval()'d code (Zeile 153)
YILDIZ DAĞINA ÖZLEM - Sayfa 25 - Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar
Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > Serbest Alan > Serbest Kürsü
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Bugünki Mesajlar

Serbest Kürsü Serbest Konular



Son 15 Mesaj : Hatıra defteri           »          Sitemizin Ozanları           »          Hangi Model Cep Telefonu?           »          Atatürk'ün Çocukluğu'na Ait Hikayeler           »          Şehzade Osman           »          Antilop İle Akrebin Dostluğu           »          Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2           »          SEVDİM İŞTE....           »          NEFRET ETTİM İŞTE!!!!!           »          AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1           »          SEÇKİNLER/SEÇİLMİŞLER DÜNYASI           »          Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle.           »          Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim)           »          İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim.           »          ULAŞ-Yapalı
Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 13.06.2008, 16:29   #241
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

BEN BİR TÜRKÜM!!!

Ben;

Orta Asya'dan Türeyen, Anadolu'da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK'üm !

Ben;

Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK'üm !

Ben;

Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK'üm !

Ben;

Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil'at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt'ada Gezdiren TÜRK'üm !

Ben;

Atilla'yı, Yavuz'u, Fatih'i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK'üm !

Ben;

Şahları, Sultanları Kul Edinen, Altınları, Elmasları Pul Edinen, İncili Kaftanları Çul Edinen TÜRK'üm !

Ben;

Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK'üm !

Ben;

Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK'üm, Ben TÜRK'üm,

Ya Sen Kimsin ?
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:30   #242
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

YABANCI GÖZÜYLE TÜRK ASKERLERİ

yabanci gözü ile Türk askeri

Amerikan Kore Savaşı gazileri: Türkler hep bir numara

Yarım asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen bugün yaşları 80'lere dayanmış Amerikalı Kore gazileri, Kore Savaşı'ndan birlikte savaştıkları Mehmetçiği unutamıyor.



Yarım asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen bugün yaşları 80'lere dayanmış Amerikalı Kore gazileri, Kore Savaşı'ndan birlikte savaştıkları Mehmetçiği unutamıyor. Türk askerlerinin cesaretini ve içtenliğini dile getirirken savaş tanıklarından kimileri gözyaşlarını tutamıyor kimileri de Türkiye'deki kaderdaşlarını tekrar görme umudunu dile getiriyor.


Cihan, o günlerde Amerikan 28. Mekanize Tugayında yer almış onlarca Kore savaşı gazisiyle New York'un Staten Island bölgesindeki anma törenlerinde görüşme imkanı buldu.

"Türkler ne zaman bizim ile düşman arasında ise o gece rahat uyku uyurduk" diyen Kore Savaşı Gazisi Leo Turitto, Mehmetçiğin dünyanın en iyi askeri olduğu düşüncesinde. Yine bir başka Kore Gazisi Ernest Macasaet de Mehmetçikten öğrendiği İslam dininin yüceliğini anlatmaktan kendini alamadı. İslam'a karşı önyargılı yayın yaptığını söylediği Amerikan medyasını kınayan Macasaet, ABD'lilerin bunlara inanmayacağını umduğunu söyledi.

Amerikan Mekanize Tugayı Kore Gazileri Derneği Başkanı Josepia Calabria, Mehmetçiğin birbirleri ile olan yakın dostluğunu çok anlamlı bulduğunu ifade etti. Ekmeğini yanındaki ile paylaşan Mehmetçiğin bu fedakarlığına gıpta ile baktığını aktaran Başkan, "Onların her biri cesur yürek. Bunu Kore'de savaşan dost da düşman da bilir" diye konuşuyor. Başkan ayrıca Türk askerinin Kunuri'de yaptığı efsanevi direniş sayesinde 8'nci ordunun hayatta kaldığını dile getirdi. Bir diğer gazi Yale Rossett ise yaşadığı olayı anlattıktan sonra Türk Tugay Komuta'nın yaralı askerlerin taşınması için kendi cipini tahsis etmesine büyük saygı duyduğunu kaydetti.

New York'un en meşhur yerlerinden biri olan ve aynı zamanda Universal Soldier (Evrensel Asker) anıtının da bulunduğu Battery Park'ta Kore harbinin yıl dönümü dolayısıyla bir tören düzenlendi. Törene Amerikan Kore Gazilerinin yanı sıra Türkiye New York Başkonsolosu Mehmet Samsar ile Kore ve Lübnan gibi ülkelerden yetkililer de katıldı.

"TÜRKLERİN HEPSİ BİRER CESUR YÜREKTİR"

Kore Gazileri Mekanize Tugayı Derneği Başkanı Josepia Calabria, "Kore savaşına katılan her asker bilir, Türklerin nasıl cesur yürek olduğunu. Savaş alanında onlardan daha iyisi yoktu. Tek kelime ile mükemmel askerlerdi. Bu gerçeği yalnızca bizler değil Çinliler de bilirdi." dedi. Savaşta kamyon şoförü olduğunu aktaran Calabria, "Yine bir gün savaşta bir kamyon dolusu yemeği Türk birliğine taşıyordum. Bu benim Türklerle ilk karşılaşmam oldu. Birliğin olduğu yere varıp kamyondaki yemekleri boşaltınca şunu fark ettim, Türk askerleri işini son derece ciddiyetle yapan insanlardı. Yemek için kimse bir diğerini itip kakmadığı gibi ancak çağrıldıklarında yiyeceklerini almaya geliyorlardı. Türk askerlerinin birbirleri ile olan arkadaşlıklarını gördüm. Herkes bir diğeri için bir şey yapıyordu." diye konuştu.

Orada kendisine de yemek verdiklerini, sonra sigara ikram ettiklerini aktaran Koreli gazi, "Yalnızca kendi arkadaşlarına karşı değil, diğer milletten askerlere de yardım ederlerdi. Onlardan hep yardımlaşmayı, bölüşmeyi gördüm ve öğrendim. Bugün isterdim ki Türk Kore gazileri ile bir araya gelme imkanımız olsun. Bunu gerçekleştiremiyoruz; ama onlara vefa borcumuzu her yıl Tük festivaline katılarak göstermeye çalışıyoruz. Biz, Türkler ile New York'ta yürümekten ve onlarla bir arada bulunmaktan hep gurur duyduk.

İSLAM'I O ZAMAN ASKERLERDEN ÖĞRENDİM, BUGÜN AMERİKAN MEDYASI ÇARPITARAK VERİYOR

Kore Gazisi Ernest Macasaet ise Kore Savaşı'nda Türklerle karşılaşmasını şöyle anlatıyor: "Benim Türklerle ilk karşılaşmam Kore'de oldu. Tanıştığım Türk askerleri bana İslam ve Peygamberi (s.a.s) hakkında birçok şey öğrettiler. İslam'ın barış ve huzur dini olduğunu ben Türk askerlerinden öğrendim. İslam dini sevgidir, merhamettir. Muhammed ki (s.a.s) anlattığını en güzel yaşayıp onu takip edenlere yol gösterendir. Bugün gazete ve televizyonlarda çıkan ön yargı dolu film ve haberleri görünce üzülüyorum. Biliyorum ki İslam onların anlattığı gibi asla değil. Türkler bana Muhammed'i (s.a.s) anlatırken İsa'ya da (a.s) saygı duyduklarını, O'nun da Allah'ın bir peygamberi olduğunu söylediler. Müslümanların, İsa'yı (as) peygamber kabul edip O'na saygı duymaları beni çok ama çok sevindirdi.

Hz. Muhammed'in (s.a.s) Müslümanlara barışı, sevgiyi, saygıyı öğrettiğini biliyorum. O Peygamberin bugün canlı bombaları, terörist eylemleri asla desteklemediğini öğretisinden biliyorum. İslam'a saygı duyuyorum ve bu dinin de ilahi din olduğuna inanıyorum. O nedenle terörizmle veya canlı bomba ile kamuoyuna bu dini anlatmaya çalışanları da şiddetle kınıyorum."

"İslam demek El-Kaide demek değildir." değildir diyen Kore gazisi, "İslam demek Muhammed (s.a.s) demektir. Aynı şekilde Hıristiyan demek Adolf Hitler demek değildir. Hıristiyanlık demek İsa demektir. Kim İslam hakkında bir şey öğrenmek isterse iyi niyetle Muhammed'in (s.a.s) hayatına bakıp okusun. Orada hakiki olanı bulacak ve anlayacaktır. Son olarak İslam dini mükemmel bir dindir ve herkesin bunu bilmesini isterim." diye ekledi.

Bunları kendisine Şerif isimli bir Türk askerinin anlattığını belirten Macasaet, üzerinden 55 yıl geçmesine rağmen anlatılanları unutmadığını belirtti. Koreli gazi, "Şerif'in dışında Muhammed ve Adem olan iki Türk askerinin ismi daha aklımda kaldı. Bunlar beni savaştan sonra Türkiye'ye davet ettiler ama imkânım olmadığından gidemedim. Çok isterdim onları tekrar görmeyi ve umut ediyorum bir gün mutlaka göreceğim o güzel insanları. Tabii Şerif, Adem ve Muhammed'in hayatta olduklarını umuyorum." diye ekledi.

"ÖNÜMÜZDE TÜRK ORDUSU OLDUĞU ZAMAN GECELERİ RAHAT UYUYORDUK"

Kore Gazisi Leo Turitto ise Kore'ye 1951 yılında gitmiş. Mekanize birliğinde görevli er olan ve Türk birliğinin arkasında görev yapan Turitto da Türk askerinden övgüyle bahsetti. "Şunu bütün samimiyetimle söylüyorum ki yalnızca Türk bölüğünün arkasında görev yaptığım geceleri rahat uyku yüzü görebildim. Önümüzdeki birlik Türk olduğu gece bizler rahat uyku uyuyabiliyorduk. Herkes biliyordu ki Türk canını vermeden bir düşmanın geçmesine izin vermez. (Turitto'nun burada gözleri doluyor)

Turitto, bir Türk askeri ile yaşadığı hatırasını ise şöyle anlattı: "Bir gün ince zayıf bir asker cipi getirdi ve tamire ihtiyacı olduğunu söyledi. Tabii o İngilizce bilmiyordu ben de Türkçe. Neyse biraz uğraştan sonra anlaştık ve cipteki arızayı bulduk. Ben tamir ettim ve Türk askeri de arabayı alarak gitti. Tam üç gün sonra aynı asker cip ile tekrar geldi. Ben tabii korktum acaba tamiri iyi yapamadım mı diye. Geldi asker karşımda durdu. Kafasıyla beni hafiften selamladıktan sonra belinden çekip çıkardığı kamasını bana uzattı. Ben şaşırdım, bu nereden geliyor, neden bana veriyor diye. Yine ikimizin de birbirimizin dilinden anlamaması el kol hareketleri ile iletişim kurmamızı zorunlu kıldı. Kamaya baktım antika sayılacak bir şeydi. Kamanın üzerinde tam 16 farklı isim kazınmıştı. Türk askeri kamanın üzerindeki ismi yazılı olanların savaşta öldüğünü ve son olarak kamanın kendisine kaldığını güç bela anlattı. Yani kamanın ilk sahibi Türk ölünce onu bir başka arkadaşı almış. O kamayı alan ikinci askerde ölünce onu üçüncü bir asker almış ve 16 kişiden sonra kama bana kadar geldi. Ne söyleyeceğimi şaşırdım böyle bir nezaketin karşısında. Teşekkür etmeye çalıştım hem konuşma hem de beden dilimle. En son birbirimize sarılarak ayrıldık. Sonra Kore'de gittiğim her yerde o askeri aradım ama bulamadım. Belki ölmüştür belki hayatta kalmıştır bilemiyorum ama o Türk askerinin yüzü dün gibi aklımda. (Burada gözlerinde biriken yaşı sildi.)

KORE SAVAŞINA KATILAN HERKES, TÜRK ASKERİNİN BİR NUMARA OLDUĞUNU BİLİRDİ

Kore Gazisi Yale Rossett de savaştaki bir hatırasını şöyle anlattı: "Kore'nin Kunuri bölgesinde Çin ordusu bize ani saldırması sonucu birçok kayıp verdik ve benim 5 arkadaşım yaralandı. Ben 25. birlikte askerdim ve yaralıların biran önce hastaneye taşınması gerekiyordu; ama etrafta kimseler yoktu. Bir kamyon geldi fakat yaralıları alamayacağını ve birliğine silah götürdüğünü söyledi. Ben çok sinirlendim tabii. İnsan hayatından daha değerli mi ki silahın önceliği vardı? Neyse, kamyondan sonra bir konvoyun geldiğini gördüm ve yola atladım durmaları için. Beş araçtan oluşan bir konvoydu. En öndeki aracın şoförü indi ama İngilizce bilmiyordu. Anlaşamıyorduk bir türlü. Sonra ikincisi geldi o da çok az İngilizce biliyordu. Tabii ben de çok konuşuyordum telaşımdan o da bir anlam çıkaramadı konuşmalarımdan. Bu arada iki subay geldi. Bende, yaralı 5 askerin olduğunu ve hemen hastaneye kaldırılmaları gerektiğini ifade ettim. Az İngilizce bilen bana gelen kişinin Tugay komutanı olduğunu ve konuşmalarıma dikkat etmemi söyledi. Tugay komutanı az İngilizce bilen askere, 'sen karışma' dercesine bir harekette bulunup bana, 'Sorun nedir asker?' diye sordu. Ben de durumu anlattım ve hemen yaralıların araçlara taşınması emrini verdi. Hatta kendi arabasını da yaralıya tahsis etti ve sırtıma hafiften dokunarak, 'Aferin asker, iyi iş çıkardın' dedi. Kendisi yaya kaldı ama her bir yaralıyı ayrı araçlara koydurarak onların rahat bir şekilde hastaneye taşınmalarını sağladı. O komutanın askerin canına verdiği değeri hiç unutmadım ve o kişinin Türk subayı olduğunu öğrendiğimde de Türk askerinin neden bu kadar savaşta başarılı olduğunu daha iyi anladım."

Kore Gazisi James Johns ise Türk askerini şöyle anlattı: "Türk askeri için söylenecek çok şey yok aslında. Kore savaşına katılan herkesin bildiği bir gerçekti Türk askerinin bir numara olduğu. Onlar ile ben birkaç kez karşılaştım sadece ama Kunuri'de yaptıkları inanılmaz savunma ile herkesin gözdeleri oluverdiler. İşlerini ciddiyetle yapan bu askerlere birçoğumuz hayatını borçlu."

KORE'DE TÜRK TUGAYI EFSANEDİR

Takvimler 1950 yılın gösterdiğinde Türkiye Cumhuriyeti, Kore'ye topçu taburu takviyeli bir piyade alayı göndermeyi düşünür. Ancak sonradan bunun tugay seviyesinde olmasına karar verilir. Kore Türk Silahlı Kuvvetleri adı verilen bu birlik; her biri üç taburdan oluşan üç piyade alayı, bir topçu taburu, bir istihkâm bölüğü, bir uçaksavar bataryası, bir ordu donatım bölüğü, bir ulaştırma bölüğü, bir tanksavar takımı ve bir depo bölüğünden oluşur. Gönüllü olanlardan seçilmiş olan bu tugay 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4 bin 414 erbaş ve er olmak üzere 5 bin 90 kişiden oluşur. Tugay komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı seçilir.

Kore'ye ulaşan tugay Amerikan silahlarını kullanmayı öğrenmek için bir eğitimden geçirildikten sonra 10 Kasım 1950'de cepheye hareket eder. Önce Seul'un 60-100 kilometre kuzeyinde bölgenin emniyet sorumluluğunu üstlenen tugay daha sonra Kunuri bölgesine nakledilir.
Çin'in savaşa dâhil olmasının ardından BM kuvvetlerinin cephesi yarılmıştır. 9. Amerikan Kolordusu'nun ihtiyat tugayı olan Türk Tugayı, Kunuri bölgesinde direnerek 8. Ordu'nun yok olmadan çekilmesini sağlar. Bu savunma Kore'deki tüm birlikler arasında bir efsaneye dönüşür ve Türk askeri büyük saygı görür. Savunma yalnızca cephede kalmaz kısa zamanda tüm dünyaya yayılarak Türk askerinin gösterdiği üstün başarı takdir toplar. Kore Savaşı boyunca Türkiye toplam 741 şehit ve 2 bin 147 yaralı verir. Bunların dışında Türk birliklerinden 234 asker tutsak ve 175 asker yitik (akıbeti belli olmayan) sayılır.
__________________
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:31   #243
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARININ ÇOK ÖNCEDEN YAPTIKLARI BULUŞLAR

1. Akşemseddin: Pasteur 'dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur

2. Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.

3. Ebul-Vefa: Trigonometri'de tanjant,cotanjant,sekant,kosek ant 'ı bulan büyük alimdir.

4.Biruni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.

5. Ebu Kamil Şü'ca: Avrupaya matematiği öğretmiştir.

6. Ebu Ma'şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o bulmuştur.

7. Battani: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifidir.

8. Cabir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim.

9. Cezeri: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır.

10. Demiri: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.

11. Farabi: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır.Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır.

12. Gıyasüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o bulmuştur.

13. İbn Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıklamıştır.

14. İbn Hatip: Vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır.

15. İbn Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.

16. İbn Karaka : 900 sene önce harika bir torna tezgahı yapmıştır.

17. İbni Türk: Cebirin temelini atan bilginlerdendir.

18. İdrisi: Yedi asır önce bugünkü ne çok benzeyen dünya haritası çizmiştir.

19. İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabı olarak okutmuştur. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNA'dır.

20. Kadızade Rumi: yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarlamıştır.

21. Kambur Vesim: verem mikrobunu R.Koch'tan 150 sene önce keşfetmiştir.

22. İbnün-Nefis: avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetmiştir.

23. Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizmiştir.

22.Ömer Hayyam: Cebiri oluşturandır. İlk defa o bulmuştur.

İLK KATARAKT AMELİHATINI AMMAR (X1.YÜZYIL) GERÇEKLEŞTİRMiŞTİR

İLK ATOM BOMBASI FİKRİ CABİR BİN HAYYAN'A( 721-805) AİTTİR

ALİ BİN ABBAS ( Ö. 994 ) 1000SENEÖNCE KANSER AMELİATI YAPMIŞTIR

İBN-İ YUNUS ( Ö.1009 ) GALİLE'DEN ÖNCE SARKACI BULMUŞTUR

ALİ BİN İSA (X1.YÜZYIL) İLK DEFA GÖZ HASTALIKLARI HAKKINDA ESER YAZMIŞTIR
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:36   #244
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

AVRUPA TARİHİNİN EN BÜYÜK 10 YALANI

Cemil Meriç, “Kartaca’nın tarihini Roma’dan dinledik” diye yazmıştı. Roma karşısında mağlup olan ve bütün izleri silinen bu Afrikalı devlet, tarihini anlatacak bir Kartacalı çıkıncaya kadar sessizliğini koruyacak muhtemelen. Avrupa’nın Kartaca’sı olan Osmanlı tarihini de Avrupa merkezli bir bakışla okuyup okutmuyor muyuz? Biz de Osmanlı’nın tarihini Avrupa’dan dinleyenler safında değil miyiz? Osmanlı tarihini ‘Viyana’ya gittik, Viyana’dan döndük’ şablonuna sıkıştırarak anlatma hastalığımızdan belli değil mi bu? Niye Tebriz’e, Aden’e, dünyanın bir ucundaki Hindistan’ın Goa limanına kadar gittik demiyoruz da, Viyana’ya gitmeyi bu kadar önemsiyoruz? Üstelik Viyana’nın İstanbul’dan mesafesinin sadece 956 kilometre olduğunu bile bile söylüyoruz bunları (oysa Osmanlıların fethettikleri Bağdat’ın İstanbul’a olan mesafesi 1,334, Kirmanşah’ınki ise 1,579 kilometredir). Daha Yemen’i dahil etmiyorum listeye, çünkü ölçüm aletlerimizi maazallah patlatabilir.
Tarihimizle ilgili bilgilerimizde Avrupa bu denli sabit, değişmez bir ölçü ise, bizzat Avrupa tarihiyle ilgili bilgilerimizde bu haydi haydi böyledir. Bu yazıda Avrupa’nın kendisi hakkında uydurduğu, sonra da beyinlerimize yerleştirdiği 10 yalana eğilecek ve onların gözlerimize serap serpen kuyu başlarında beliren saflığımıza beraberce güleceğiz. Buyurun.

1.Yunan mucizesi yalanı
Antik Yunanlıların insanlık tarihinde eşsiz bir mucize gerçekleştirdikleri tezi, kendi karanlık dünyasına fener tutmak için çırpınan Avrupalı aydınlar için afyon etkisi yapmış ve bu efsaneye can simidi gibi yapışmışlardır. Neden? Çünkü Rönesans yıllarında Avrupalılar ele gelir neleri varsa bunları Müslümanlardan aldıklarını biliyor ve Müslümanlar karşısında içine düştükleri aşağılık kompleksinden kurtulabilmek için onların haricinde bir tutamak arıyorlardı. İşte sözde Yunan mucizesi, bu iflah olmaz hastalığa bir tür sahte deva olarak sunulmuştu. Nitekim bu tez, hiçbir işe yaramadıysa bile Yunan halkının Osmanlı bünyesinden koparılması için Avrupa çapında bir heyecan dalgasına yol açtı ve bağımsız bir Yunan devletinin kurulmasıyla sonuçlandı. Oysa ne o gün Yunanistan’da yaşayanlar Eflatun ve Aristo’nun torunlarıydı, ne de ortada herhangi bir mucize vardı. Üstelik Martin Bernal’in “Black Athena” adlı 4 ciltlik çalışmasında yetkinlikle ortaya çıkarttığı gibi, “Yunan mucizesi” diye bilinen uygarlığı kuranlar Yunanlılar değil, siyah derili Afrikalılardı, yani Fenikeliler ve Mısırlılar! Velhasıl Yunan mucizesi tezi, Romantiklerin icad ettikleri bir yalanı pazarlama çabasından başka bir şey değildi.

2.Magna Carta yalanı
Hangi aklı evvelin kitabını açsanız, dünyada demokrasinin ve anayasa hukukunun başlangıcı olarak İngiltere Kralı I. John’un yetkilerini kısıtlayan Magna Carta adlı belgeyi önünüze sürerler. ‘Adamlar daha Selçuklular devrinde demokrasinin temellerini atmışlar kardeşim’ yollu konuşmalara siz de sık sık rastlamış olmalısınız. Oysa çok özel bir durumdan neşet eden bu belgenin o günkü İngiltere tarihi için dahi “gerici” bir belge olduğunu bilmek önemlidir. Bakın neden? Bir kere 1215 yılında imzalandığı bilinen Magna Carta’nın kral tarafından imzalanan orijinali değil de, kopyaları elimizdedir. İkincisi, bu belge ilerici değil, düpedüz gerici bir belgedir, çünkü Kral, feodal beylere, baronlara yeni vergiler yüklemek istiyor ve merkezî hükümetin gelirlerini artırmaya uğraşıyordu; baronlar ise tam tersine, eski düzendeki vergilerin aynen devamı için bastırıyorlardı. İşte krala imzalatılan belge, feodal ayrıcalıkların yeniden tanınmasını getiriyordu, kaldırılmasını değil. Yani ileriye gidişi değil, eskiye dönüşü amaçlıyordu. Ancak tarihte yapılan bazı hareketlerin amaçlanmamış sonuçlar doğurması narönesans yalanı, amerikanın keşfi, dir rastlanan bir durum değildir. İşte Magna Carta’yı imzalatanların başına gelen de bu oldu. Onlar feodal sisteme dönülmesi için uğraş verirken, sonraki kralların, çözümü feodal düzenin dışında aramalarına yol açmış, böylece tahkim edeyim derken feodal düzenin yıkılmasını kolaylaştırmışlardı. Bu sebepledir ki, Kral I. John üzerinde uzmanlaşan Johns Hopkins Üniversitesi eski öğretim üyelerinden Sidney Painter, açıkça “Magna Carta’da demokrasi yoktur” diyebilmektedir. Çünkü bu belge, İngiliz feodalizminin resmi beyanlarından biridir sadece. Painter’ın altını çizdiği bir başka husus ise bu feodal geleneğin modern demokrasilerimizde yaşamaya devam ettiğidir! (1808 Sened-i İttifak’ını Magna Carta’nın geç bir yansıması olarak gösterenlerin ‘gözüne gözlük’ diyelim mi?) Yani aslında feodal düzen yıkılmadı, ruhu modern demokrasilere geçmiş oldu sadece.

3.Rönesans yalanı
“Rönesans” (Renaissance) kelime anlamı itibariyle ‘yeniden doğuş’ demek. 19. yüzyıl tarihçileri tarafından aydınlık kabul ettikleri kendi çağlarını karanlık Ortaçağ’dan ayırd etmek üzere icad edilen “Rönesans” terimi, nedense fazlasıyla ciddiye alınmış ve sanki tarihte böyle bağımsız bir dönem yaşanmış gibi gösterilmiştir. Oysa tarihte Rönesans’ı meydana getiren ustaların yaşadığı ve eserlerini ortaya koydukları bir zaman diliminden söz edebilmekle birlikte, öyle planlı programlı, tasarlanmış, başı ve sonu belli bir dönemi kesinlikle göremeyiz.
İnsanın otoriteleri sorgulamaya başladığı dönem olarak yüceltilen Rönesans’ın kendisi nedense sorgulanmaz, kutsal bir inek gibi çevremizde döner durur. Oysa Lynn Thorndike adlı uzman, daha 1943 yılında şunları söylüyordu: “Hiç kimse Rönesans’ın ayrı bir dönem olarak varlığını ispatlayamadı; hatta bunu yapmak için çaba da göstermedi.” Yani Rönesans’ın Orta Çağlardan nasıl ayırt edilebileceğini bilmediğimiz halde Rönesans’ın varlığı hakkında kesin bir dille konuşabiliyoruz.
İşte günümüzün en önde gelen Rönesans uzmanlarından Peter Burke, dikkatimizi Rönesans’ın Latin ve Yunan kaynaklarına, yani binlerce yıl öncesine bir ‘geri dönüş’ hareketi olduğu noktasına çeker. Yani Rönesans aydınları, aslında ilerici değil, gericidir. Nitekim genellikle Rönesans’ın hümanist yazarları arasında zikredilen Montaigne, bazı bakımlardan Rönesans aleyhtarı değil midir?
Avrupa tarihinin yalanlarını bir yazıya sığdırmak ne mümkün! Keşke imkânım olsa da hepsini geniş geniş anlatabilsem sizlere. Belki bir kitapta, kim bilir!


4.Amerika’nın keşfi yalanı



Avrupa’nın aslında epeyce geç kalmış “keşifler çağı”, Kristof Kolomb’un Hindistan’a gitmek için yola çıkıp tesadüfen Amerika’yı keşfetmesiyle başlatılır ve amacı, dünyayı tanımak ve dışa açılmak gibi masum sebeplerle açıklanır. Oysa gemide tuttuğu seyir defterinden gerçek niyetini öğrenmek mümkündür Kolomb’un: Tutsak aldığı yerlileri çalıştırarak elde edeceği altın ve gümüşleri gemilerle Portekiz’e getirmek ve “kâfirler”in, yani Müslümanların elindeki kutsal toprakları ele geçirmek. Bunu bir Haçlı seferiyle gerçekleştirmeyi düşlüyordu masum kâşifimiz. Kolomb’un, Müslümanların bulunduğu ülkelerin doğusunda bulunan efsanevî Hıristiyan Kral Prester John’un yardımını sağlamak ve böylece bir sandviç harekâtıyla İslam tehdidini bertaraf etmek üzere Hindistan’a gittiğini de okuyunca mesele iyice çetrefilleşiyor.
Bu yalanın bir başka boyutu da şu: 1492, Amerika’nın keşif tarihi değil, sonradan “Amerika” adı verilen toprakların işgal tarihidir. Zira Amerika, Kolomb’dan yüzyıllar önce Vikingler tarafından keşfedilmiş, bazı Müslüman gemiciler Güney Amerika’ya gidip gelmiş, nihayet son ortaya atılan iddiaya göre ise Çinli bir Müslüman olan Zeng He, bu defa Çin’den yola çıkarak Amerika’ya ulaşmıştır. Velhasıl Kristof Kolomb, Amerika’nın ilk değil, son kâşifidir.

5.Bilimsel devrim yalanı
Bazı yalanlar tekrarlana tekrarlana apaçık doğrular katına çıkabiliyor. “Bilimsel devrim” terimi ilk kez 1939’da ortaya atılıyor. Yine de onu bir kitabın kapağında görmek için 15 yılın geçmesi gerekecektir. Hepi topu 50 yıllık bir ömrü bulunan bu terimin dimağımızı böylesine felç etmesi de gösteriyor ki, bir büyücülük olayıyla karşı karşıyayız. Tek farkı, büyünün bilimsel bir kılıkla yapılıyor olması.
California Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Steven Shapin, “Bilimsel Devrim” adlı kitabına bu yalanın tarihini yazmakla başlıyor. Shapin’e göre “bilim” ve “bilim adamı” terimleri ancak 19. yüzyılda kullanıma girmiş olup 20. yüzyıl başlarına kadar da yaygınlaşmamıştır. Yani bilimin kamuoyu nezdinde bugünkü değerini kazanması, dün denilecek kadar yeni olaydır. Dolayısıyla hem Avrupa, hem de Osmanlı tarihine, bilimin bugün kazanmış olduğu yeni çerçeveden bakarsak fena halde çuvallarız.
Bugün ‘bilimsel devrim’ denilince akan sular durur. Birisi Kopernik, Galile ve Newton’dan söz etti miydi, ayet duymuşçasına sessizliğe bürünür çehreler. Dudaklar bükülür, anlamlı anlamlı kafalar sallanır, ‘Elin adamı neler yapmış bizimkiler uyurken’ nutuklarına sığınılır. Oysa meselenin iç yüzü hiç de öyle değildir.
Mesela Newton’un yaşadığı devirde Cambridge Üniversitesi’nin hali niceydi, biliyor muyuz? Okuyacak öğrenci bulamayan üniversite, öğrenci çekebilmek için indirim üstüne indirim yapıyor, hocalar okulu cazip hale getirebilmek için bırakın sınıfta bırakmayı, talebeye sınıf atlatıyorlardı, sınıf! Üstelik aynı zamanda bir ilahiyatçı da olan Newton, buluşlarının bilimsel sonuçlarından çok, kafasındaki din kavramı açısından taşıdığı anlamla ilgileniyor, Hıristiyanlığın dünyaya nasıl yeniden hakim olacağını tahmine çalışıyordu. Bunun için ayrı bir kitap bile yazdığını biliyoruz. Üstelik zat-ı devletleri, büyücülükle de iştigal ederdi. Hatta bu yüzden adı, çağdaşları arasında “son büyücü”ye dahi çıkmıştır.
Daha ‘bilimsel devrim’in Müslümanlardan çalınan bilgilerle yapıldığı üzerinde durmadık. Galile’ye ‘süredurum ilkesi’ni ilham veren Nasirüddin Tusi’nin 13. yüzyıldaki buluşundan haberimiz yoksa saf saf Avrupa’daki bilimsel devrim yalanına inanmaya devam ederiz elbette.

6.Sanayi devrimi yalanı
Bir “sanayi devrimi” lafıdır gidiyor. Orta malı siyasetçisinden mahalle mektebi seviyesine inmiş bazı üniversitelerin hocalarına kadar yığınla insan, sorgu sual etmeden, ‘Eller aya, biz yaya’ teranesini tutturmuş, Avrupa’nın sanayi devrimini gerçekleştirdiğini, bizimse bu ‘evrensel gelişme’yi ıskalayıp çağdaşlık trenini kaçırdığımızı tekrarlıyorlar.
Nasıl “bilimsel devrim”, tarihçilerin, seçtikleri bir zaman dilimine yüzyıllar sonra yapıştırdıkları bir yafta ise, “sanayi devrimi” de 19. yüzyılın ortalarına doğru coşkuyla keşfedilmiş ve bu yüzden bazı özellikleri abartılmış jenerik bir terimdir. Filmin jeneriği, filmin kendisi olabilir mi?
Sanki Sanayi Devrimi bütün Avrupa’da aynı anda olmuş bitmiş bir olay gibi sunulur bize. Halbuki İngiltere’de giderek hızlanan ve istikrarlı bir tarzda gelişen sanayileşme, Fransa’da ağır aksak ilerlemiş ve büyük ölçüde İngilizleri taklit etmiştir. İngiltere’ye adamlar yollanmış ve hem makine, hem de işçi getirtilmiştir. Böylece Fransa için bir Sanayi Devrimi’nden değil, olsa olsa İngiliz makine sisteminin girişinden söz edebiliriz.
Bilimsel buluşların Sanayi Devrimi’ni hazırladığı iddia ediliyor. Hiç alakası yoktur. Mesela buhar gücüyle çalışan makineyi tasarlayan James Watt bilim adamı değil, amatör bir mucitti. Çelik sanayiinin babası kabul edilen John Wilkinson bir işadamıydı. Tekstil dokuma tekniğinde çığır açan iplik eğirme makinesi tasarımını başkasından araklayan Samuel Arkwright, inanmayacaksınız belki ama bir berberdi!
Başka kuşkular da var. Mesela “Sanayi Devrimi’nde geçtiği ileri sürülen sahneler, ancak 70 yıl sonra yaşanmış olabilir.” diyor Minnesota Üniversitesi’nden Herbert Heaton. Yani sonraki yıllarda cereyan etmiş olayları önce olmuş gibi gösterme numaraları da söz konusu. Düşünün bir, İngiltere’de 1830’larda bile pamuk işçilerinin sayısı, evlerde çalışan halayıkların sayısından azdı. 1850’de Yorkshire şehrinde yün eğirme işinin hâlâ elle yapıldığını gösteren kanıtlar mevcut. Hatta 1877’de, makinelerdeki kadar ucuza elle dokuma yapan bir imalatçı yaşıyordu İngiltere’de. Bu Fransa ve Almanya için haydi haydi böyleydi.
Sanayileşme sadece üretim artışıyla değerlendirilemez. Önemli olan hangi bedeller karşılığında başarıldığı değil midir? İngiltere’de uyuşturucu neden yaygındır bilir misiniz? Fabrikalarda geçen uzun gecelerde anneler bebeklerini uyutmak için afyon kullanıyorlardı da ondan. Tarih, ne yazık ki acımasızdır.

7.Galile’nin yargılanması yalanı
Bilim-din çatışması denilince ilk öne sürülen örnek, Galile’nin yargılanmasıdır. Kendilerinin “aydınlık” tarafta bulunduklarına adları gibi iman etmiş çevreler, “karanlık”ı temsil eden Ortaçağın ve Kilisenin baskı ve işkencelerine karşı direnen(!) bu soylu kahramana alkış tutarlar.
Oysa Galile’nin yargılanması diye bir olay cereyan etmemiştir. Afedersiniz, şöyle düzelteyim; yargılanmıştır ama bu, dostlar alışverişte görsün kabilinden bir yargılamadır ve Galile’yi mahkûm etmek bir yana, onu muhtemel fanatik hücumlarından kurtarmak için düzenlenmiş bir mizansenden ibarettir. Kendisini yargılayan Kardinaller, Galile’nin okul arkadaşlarıydı. Unutmayalım ki Galile, kilisenin bünyesindeki bilim adamlarındandı. Nitekim Papa da eski bir arkadaşı oluyordu. Hatta iki kızını rahibe olmaları için manastıra kapatan da bilim güneşimiz Galile’den başkası değildi.
Üstelik Galile’nin yargılanış sebebi, Dünya’nın Güneş’in etrafında dönmesi gibi bilimsel düşünceleri değil, bağlı olduğu, bağlı olmak ne kelime, bizzat içinde bulunduğu Katolik Kilisesi’ne itaatsizliğidir; yani kilise içi bir meseleyle karşı karşıyayız. Papa’ya, teorisini bir varsayım olarak sunacağına söz verdiği halde, bu sözünü tutmayan ve kitabını bildiği gibi bastıran Galile’nin arkadaşları tarafından gerçekleştirilen bir kurtarma operasyonudur yargılama. Anlayacağınız, Galile bahane, onun üzerinden dinin mutlaka bilime karşı olması gerekiyormuş gibi bir sözde gerçeklik üreterek nasiplenenler şahane!

8.Siyonizm yalanı
Yahudi meselesi, bir Avrupa sorunuydu; ama İslam âlemine fatura edildi. Avrupa, yüzyıllar boyu uğraştı durdu Yahudilerle. Şehrin içine bile almadı onları; mahallelerini yaktı, kovdu, dövdü, öldürdü, mallarını müsadere etti. Aynı dönemde ise İslam âleminde Yahudilerin keyiflerine diyecek yoktu.
Öte yandan Siyonizm’in babası Theodor Herzl’in II. Abdülhamid’e Avrupa’yı şikayet etmesi gerçekten tuhaftı. Bir Ortadoğu kavmi olan Yahudiler, kendilerini Avrupa’ya sürgün edilmiş gösterip yerlerine dönmek isterken, Abdülhamid onları kullandığını Avrupa’nın biliyordu. Nitekim tekliflerini reddedince haklılığı gün gibi ortaya çıktı; onu devirmekten tutun da Çanakkale’de bize karşı savaşmaya kadar pek çok komplo ve girişimin başında Siyonistler yer alacak, İngilizlerin yedek güçleri, daha doğrusu “Asya’ya karşı Avrupa kalesinin suru”, “barbarlığa karşı uygarlığın uçbeyleri” olarak harekete geçeceklerdi. Hâlâ da öyle değil mi?
Daha da acı olanı, “topraksız bir halk” dedikleri Yahudilere, “halksız bir toprak” olarak sundukları Filistin’in durumuydu. Milyonlarca Müslüman ve Hıristiyan Filistinli yaşamasına rağmen (nüfusun yüzde 95’ini oluşturuyorlardı), Filistin toprağı boş bir arazi olarak sunuldu dünyaya. Ancak şimdi aynı trajedi, hem de kat be kat fazlasıyla Filistin halkı için geçerli, yani toprakları ellerinden alınmış durumda. Ne var ki, o hayırhah Avrupa’nın kılı kıpırdamıyor. Neden? Çünkü İsrail devleti, Ortadoğu üzerinden geçecek stratejik hammadenin, yani petrolün kontrolü için gerekliydi ve bunun, Yahudi halkına insanî yardımla herhangi bir alakası yoktu.

9.Doğu despotizmi yalanı
17. yüzyıla kadar Çin, Hint ve İslam âlemlerine oranla epeyce geride bulunan Avrupa, kendisi haricindeki medeniyetlere bilinçli bir çamur atma stratejisini izledi. Ağır bir aşağılık kompleksi içindeydi. İşte bu strateji doğrultusunda Doğu’nun despotik bir yönetimi olduğu tezi ortaya atıldı ve Marx’tan Weber’e, hatta bugünkü bazı akıldanelerimize kadar pek çok kafayı iğfal etmeyi başardı.
Oysa Lucette Valensi gibi araştırmacıların da ortaya koyduğu gibi, bu, Avrupa zihniyetinin, gerisinde bulunduğu Doğu’yu gözden düşürme ve onun üzerinden kendi kimliğini üretme mücadelesinin bir parçasıydı. Ancak Voltaire ve Althusser gibi iki büyük düşünür bu yalanı yutmamış ve asıl despotizmin Avrupa’da yaşandığını, Avrupalı düşünürlerin, kendi ülkelerindeki despotizmi, dışarıya yansıtarak, yani Doğu’yu istismar ederek okurlarına anlattıklarını, artık Osmanlı’nın yakasından düşme vaktinin geldiğini dile getirdiler. Ne ki, bu tatlı yalanın ısıttığı sıcak yataktan kalkmaya kimse razı değildi.

10.Batı’nın üstünlüğü yalanı
İktisat ilminin kurucularından Adam Smith, 1770’lerde Çin teknolojisinin Avrupa’dakinden ileri olduğunu itiraf ediyordu, biz ise 18. yüzyılda Avrupa’nın dünyanın en ileri uygarlığı olduğunu savunmaya devam ediyoruz. Neden acaba? Şundan sanırım: Beyinlerimiz keşifler, icatlar, Rönesans, Aydınlanma, Bilimsel Devrim gibi bir sürü Avrupa yalanıyla tıka basa doldurulmuş durumda. Böyle olunca, dünyanın diğer bölgelerinde neler olup bittiğiyle ilgilenmiyor ve daima skora takılıyor gözümüz: Ne olsa maçın kazanılıp kazanılmadığı önemli.
Öyleyse Hodgson ve Blaut gibi birinci sınıf tarihçilerle sesimizi gürleştirelim: Avrupa’nın “gelişmesi”, Afrika ve Asya karşısında uzun süren geri kalmışlığını telafi etmeye ancak 1800’lerde yetecekti. Avrupa, dünyanın diğer kısımlarındaki gelişmelerden o kadar uzak kalmıştı ki, şu meşhur keşiflerle bir parça nefes alabilmişti. Bu açılma da, Asya ekonomilerinin tarihinde pek çok defa vuku bulan bir gerileme anına denk gelmiş, Osmanlı ve Çin dahil Doğu’nun başlattığı bir küreselleşme dalgasının üzerine binmişti. İşte Avrupa bu sayede kıyıda köşede kalmaktan kurtulup küresel ekonominin motoru olabildi.
Son sözü Hodgson’a bırakmak en iyisi. Ona göre, modern dünya ile Batı, aynı şeyler değildir. Modernlik, Afrika, Asya ve Avrupa’nın beraberce inşa ettikleri bir oluşumdu. Yüzyıllar süren bu hazırlık döneminden kârlı çıkan bölge, fırsatları değerlendirmeyi bilen ve bir katalizör rolü oynayan Avrupa oldu. Şartlar orada birbirine kavuştu ama kavuşmayabilirdi de. Modernlik Çin’de veya İslam âleminde de ortaya çıkabilirdi (tabii oralara mahsus görünümleriyle). Asya ve Afrika’nın muazzam bilgi birikimi ve ticaret ağı olmasaydı, Avrupa’daki modern dönüşüm hayal dahi edilemezdi.
Düşünün ki, Vasco da Gama bin bir zahmetle Ümit Burnu’ndan dolaşıp Hindistan’ın Kalküta limanına indiğinde İspanyolca konuşan bir Tunuslu Müslüman tüccarla karşılaşmış ve pek şaşırmıştı. Haklıydı, çünkü buraları bilmeyen tek medenî kıta
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:39   #245
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

UYUMA OSMAN UYUMA

>
>Osman Bey, sabah saat 7.00'de
>
>Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
>
>Puffy yorganını kaldırdı.
>
>Hugo Boss pijamalarını çıkarıp
>
>Adidas terliklerini giydi.
>
>WC'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
>
>Clear şampuan ve
>
>Protex sabunuyla duşunu aldı.
>
>Colgate ile dişlerini fırçaladı.
>
>Rowenta ile saçlarını kuruttu.
>
>Bill's gömleğini ve
>
>Pierre Cardin takımını giydi.
>
>Lipton çayını içti.
>
>Sony televizyonda medya özetlerini ve
>
>flash haberleri izledi.
>
>Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine
>
>'çav' deyip
>
>Hyundai otomobiline bindi.
>
>Blaupunkt radyosunu açarak,
>
>rock müziği buldu. Ağzına bir
>
>Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki
>
>Mega Center'daki ofisine varınca,
>
>Fujitsu-Siemens bilgisayarını çalıştırdı.
>
>Microsoft Excel'e girdi.
>
>Ofisboy'dan
>
>Nescafe'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için
>
>Grissini yedi. Öglen
>
>Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü,
>
>Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi.
>
>Camel sigarasını yakıp
>
>Star gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı
>
>Image Bar'a uğrayıp
>
>JB'sini yudumladı, sonra köşedeki
>
>Shopping Center'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği
>
>Persil Supra deterjan,
>
>Ace çamaşır suyu,
>
>Palmolive şampuan,
>
>Gala tuvalet kağıdı,
>
>Sprite gazoz ve
>
>Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
>
>Bonus kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Münevver'le
>
>Galleria'ya giden Osman Bey,
>
>Showroom'ları dolaşıp
>
>Kinetix ayakkabı,
>
>Lee Cooper blue jean satın aldı.
>
>Akşam evde bir gazetenin verdiği
>
>TV Guide'a göz atan Osman Bey, kanallar arasında
>
>zapping yaparak,
>
>First Class,
>
>Top Secret,
>
>Paparazzi gibi programlar izledi. Aynı anda
>
>Outdoor dergisini karıştırdı.
>
>Saat 22.00'ye doğru TRT'de Türk dili üzerine bir panel başladı.
>
>Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken,
>
>kendini mutlu hissetti. 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.
>
>Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.



.........YORUMSUZ
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:40   #246
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

DÜNYADA AÇIKLANAMAYAN 10 ŞEY NEDİR?

1- HARÇSIZ TAŞ SET

Peru'nun Cusco bolgesindeki bir Inka kalesinin etrafini 360 metre boyunca
zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapiminda, tanesi 300 tona varan
kirectasi bloklari kullanilmis. Ancak hic harc kullanilmamasina ragmen bu
kayalar, arasina bicak bile sokulamayacak kadar mukemmel yerlestirilmis.







2- ÇEKİCİN SIRRI

Tahta sap ve demir tokmaktan olusan bu cekic, 1936'da Teksas'ta 400–500
milyon yillik bir kayanin icine gomulu olarak bulundu. Modern bir aletin
tarih oncesi bir kaya kutlesinin icine nasil girdigi bir yana, cekicte
kullanilan demirin gunumuz demirlerinden bile saf olmasi bilim adamlarini
hayrete dusurdu. *





3- CONCORDE' UN ATASI

M.O 200'de yapildigi sanilan bu nesne, 1898 yilinda Misir'da bir lahitte
bulundu. Ancak gercek ucaklar icat edilene kadar ne oldugu konusunda kimse
bir fikir beyan edilememisti. 1972'de arkeolog Halil Meliha bunun bir model
ucak oldugunu, mukemmel bir aerodinamiginin bulundugunu ve kanatlarinin
Concorde'u andirdigini iddia etti.



4- UZAYLILARA İNİS PİSTİ

Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan uzerine cizili
motifler, M.O. 300 ve M.S. 600 arasindaki donemi kapsayan hayvan ve bitki
sekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafindan yapildigi dusunulen bu
garip motiflerin, uzaylilar icin bir inis pisti vazifesi gordugu one
suruluyor. *



5- 1000 YILDA YAPILAN KENT

Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adasi yakinlarinda kurulu antik Nan
Madol kentinin insasi, M.O 200'de basladi ve 1000 yil surdu. 250 milyon
tonluk dev bazalt bloklar kullanilarak yapilan bu kent, 100 yapay adayi
kanallarla birbirine bagliyor. Bu kadar bazaltin bolgeye nasil getirildigi
ise hâlâ sir.

6- ALUMİNYUM' DAN KEMER TOKASI

M.S. 300'lu yillarda olen Cinli General Cou Cou'nun mezarinda 1956 yilinda
bulunan kemerin tokasi, yuzde 85 oraninda aluminyumdan yapilmis.Ama dogada
sadece bilesIk olarak bulunan alimunyumun diger maddelerden ayristirilarak
tek bir madde olarak kullanilabilmesi ilk kez 19. yuzyilda mumkun olmustu.


7- GİZEMLİ KURU KAFA

Maya donemine ait 1000 yillik bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal
uzerine oyma olarak yapilmis. Nasil yapildigi hala anlasilamayan kuru
kafanin altindan tutulan isIk, dogrudan goz cukurundan yansiyor. Bu
teknolojinin bugun bile mumkun olmadigi soyleniyor. *



8- BİR NEVI BİLGİSAYAR

1900 yilinda Girit aciklarindaki bir batikta arastirma yapan bilim
adamlari ilginc bir cisme rastladi. Tahta bir muhafazanin icine
yerlestirilmis bir dizi bronz disliden olusan bu garip nesnenin kasasi,
yuzeye cikarildigi anda dagildi ve cihazin icindeki karmasIk yapi ortaya
cikti. Yapilan calismalarin ardindan, bu aygitin Ay, Gunes ve diger
gezegenlerin konumlarini hesaplamak ve istendigi anda bunlarin
pozisyonlarina yonelik tahminlerde bulunmak icin gelistirildigi anlasildi.*




9- 2 BİN YILLIK PİL

Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafindan 1938'de Irak'in baskenti Bagdat'in
yakinlarinda bulunan 2 bin yillik pil, bilim adamlarini saskina dusurdu.
Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabin icine monte edilmis bir
bakir silindir, onun etrafindaki demir cubuk ve testinin agzini kapatan
asfalttan olusan bu nesneyi "dunyanin en eski pili" olarak tanimladi. Pilin
2 volt enerji urettigi saptanirken, 1800'lu yularda modern pili icat eden
Alessandro Volta adli Italyan kontunun da sohretine golge dustu.*






10-GELECEGİ GÖREN HARİTA

Cografya ve harita uzmani unlu Turk denizci Piri Reis'in 1513'te cizdigi
Afrika, Amerika ve Guney Kutbu'nu gosteren harita, ortaya cikarildigi 1929
yilinda ortaligi karistirdi. Cunku Guney Kutbu'nun kesfi, haritanin
cizilmesinden cok sonra, yani 1818'de gerceklesmisti. Dahasi, Piri Reis'in
haritasi, kitanin buz altinda kalmis sahil kesimlerini de gosteriyordu.
Ancak kita uzerindeki buzlar, haritanin cizilmesinden tam 6 bin yil once
erimisti.



resimleri bulan ve faydalanmamı sağlayan COĞRAFYASEVER arkadaşıma teşekkür
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:44   #247
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

86400 Saniye



Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;

Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.

Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.

Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.

Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,

Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.

Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.

Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.

Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.

Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, mechullerle dolu.

Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.

Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.

Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.

Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün....


Ahmet Kabaklı hocanın Türkiye Gazetesindeki köşesinden alınmıştır...



Kategori: OYKU | Yorum (0) Yorum yaz!
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:48   #248
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

AMERİKANIN TARİHİNDE VERGİ ÖDEDİĞİ TEK ÜLKE OSMANLI

Amerika`nın tarihinde vergi ödediği tek ülke OSMANLI.,,

"...Yil, 1783... Avrupa standartlarina göre mütevazi da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek basina bayrak gezdirmeye basladi...

Daha 25 Temmuz 1785'te, Atlantik'te Cadiz aciklarinda, bu yeni bayragi tasiyan ilk gemi Cezayir aciklarinda Osmanli gemileri tarafindan ele geçirildi. Bu gemi, Boston limanina bagli, Kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Maria idi. Arkasindan, Philadelphia limanina bagli, Kaptan O'Brien'in Dauphin'i de ayni akibete ugradi. 1793 Ekim ve Kasim aylarinda 11 ABD gemisi daha Osmanlilarin eline geçti...

Kongre, 27 Mart 1794 yilinda, Osmanli denizcilerine karsi koyacak gucte savas gemileri insa edilmesi veya satin alinmasi icin, Baskan George Washington'a 700.000 altina yakin harcama yetkisi verdi.

Osmanlilarin olusturdugu deniz tehdidi sayesinde, ABD donanmasinin temelleri atiliyordu. 5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karsi bir anlasma yapmayi kabul etti. Bu anlasmaya gore ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancagi tasiyan hicbir tekneye dokunulmamasi karsiliginda, 642.000 altin ve yilda 12.000 Osmanli altini (216.000 dolar)ödeyecekti.


Dili Türkce olan ve 22 maddeden olusan anlasmaya, Baskan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayi imza koydular...

Boylece ABD yillik vergiye baglanmis oldu. Bu, ABD'nin iki asri askin tarihinde, yabanci bir dille imzalanan tek anlasma olduğu gibi, yabanci bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan belgesidir...



iste;
ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararasi anlasma Turkce'dir ve ABD tarihinde vergi vermeyi kabul ettigi tek ulke Osmanli Imparatorlugudur....

ABD baskani George Washington Osmanli imparatoru tarafindan muhatap gorulmemis ve anlasma Cezayir beylerbeyi tarafindan imzalanmistir.

İnanılacak gibi değil, değil mi? nerden nereye
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.2008, 16:51   #249
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

TERÖR SANA VE İŞBİRLİKÇİLERİNE.

« Önceki | Sonraki »

1/4/2008
ÖZGÜRLÜK HEYKELİNİN BİLİNMEYEN ÖYKÜSÜ

New York'un sembolü sayılan 'Özgürlük Heykeli'nin pek bilinmeyen öyküsü





Heykel, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır'a dikilmesi maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama sonradan yaşanan bazı şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha da garip tarafı, heykelin masraflarının büyük kısmının, zamanın hükümdarı Sultan Abdülaziz tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı.



'NEW York' dendiği zaman, çoğumuzun hatırına ilk önce Manhattan'daki gökdelenler ve şehrin hemen önündeki adada yükselen, kaidesiyle beraber tam 93 metrelik 'Özgürlük Heykeli' gelir. 1880'li senelerde Fransa'da yapılan Özgürlük Heykeli'nin masraflarının büyük kısmının bizden çıktığını, projesinin New York'a değil, o yıllarda Türk toprağı olan Mısır'a dikilmek üzere hazırlandığını ve son anda yaşanan bir talihsizlik neticesinde Amerika'ya gittiğini bilir misiniz? İşte, kaçırılan bu fırsatın kısa öyküsü:


19. asırda Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Mısır, yüzyılın ilk yıllarından itibaren Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın soyundan gelen 'Hidiv' unvanlı valiler tarafından idare ediliyordu ve içişlerinde bağımsız hale gelmişti. Mısır valileri, sadece yabancı memleketlerle imzaladıkları anlaşmalarla mali protokolleri padişaha tasdik ettirmekle yükümlüydüler ve İstanbul, bu gibi talepleri genellikle her zaman yerine getiriyordu.


Mısır Valisi Said Paşa'nın Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps'e 1854'te hazırlattığı ve Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayacak olan Süveyş Kanalı projesi de onaylaması için Osmanlı hükümdarına sunulmuştu. Projenin arkasında Fransa vardı ama İngiltere, Akdeniz'deki ve Hindistan'daki hákimiyetini sona erdirebilecek olan böyle bir hazırlığa karşı çıkıyor ve zamanın hükümdarı Sultan Abdüláziz'i, projeyi reddetmesi için devamlı bir baskı altında tutuyordu.



Said Paşa, İstanbul'un tasdikini beklemedi ve 1854'ün 30 Kasım'ında Fransız mühendise projenin hayata geçirilmesi için gerekli şirketin kurulması iznini verdi. Fransız sermayesiyle kurulan şirketin hisse senetlerinin tamamı satılınca İngiltere, Sultan Abdüláziz'e daha da fazla baskı yapmaya başladı ve hükümdar, Mısır Paşası'nın projesini 12 yıl boyunca onaylamadı. Mısır tarafı ise, İstanbul'un tasdiki gelmeden işe başladı ama Said Paşa 1863'te birdenbire ölüverdi. Yerine geçen İsmail Paşa ise Fransız değil, İngiliz taraftarıydı, bu yüzden iktidarının ilk yıllarında projeye gereken önemi vermedi ama daha sonraki senelerde Kanal'ın Mısır'a nasıl bir hayati değişiklik getireceğini farkedince işe o da dört elle sarıldı.



Kazılar neredeyse tamamlanmak üzereyken Fransız hükümeti, Sultan Abdülaziz'e İngilizler'den daha fazla baskı yapmaya başladı. Sultan Abdülaziz, 1866'nın 19 Mart'ında yayınladığı fermanla Kanal'a izin verirken Kanal Şirketi ile Said ve İsmail Paşalar arasında varılan anlaşmaları onayladı, üstelik Mısır'ın kanal inşaatı için yaptığı dış borçları da devlet garantisi altına aldı ve kendisi de Kanal Şirketi'nin hisselerine oldukça yüksek bir meblağ yatırdı.



ASYA'NIN IŞIĞI OLACAKTI



Said Paşa ile kanalın mühendisi olan Ferdinand de Lesseps arasında 1854'te varılan anlaşmanın çok ilginç bir maddesi vardı: Kanal'ın Akdeniz'e açıldığı yere dev bir heykel dikilecekti. Heykel, firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde 'Asya'nın ışığının Mısır'dan geldiğini' sembolize eden bir meşale tutacaktı.


Sultan Abdülaziz'in ödediği paralar arasında yapılacak olan heykelin masraflarının bir bölümü de vardı. Paşa ve mühendis, eseri Fransa'nın tanınmış heykeltraşlarından olan Frederic Auguste Bartholdi'ye sipariş ettiler, hatta bir hayli avans da ödendi ve Bartholdi işe başladı. Dikileceği yerde monte edilecek şekilde parçalar halinde hazırlanan heykel birkaç sene sonra tamamlanmış, kanalın Akdeniz'e açıldığı yerde birkaç hafta içerisinde yerleştirilebilecek hale getirilmiş ve Marsilya'dan bir gemi ile Mısır'a nakledilmesinin hazırlıklarına bile girişilmişti.



Ama, Said Paşa'dan sonra Mısır'ın başına geçen İsmail Paşa, Müslüman bir memlekette böylesine büyük bir heykelin dikilmesinin halk arasında hoşnutsuzluk yaratacağını düşündü ve mühendis Ferdinand de Lesseps'e, heykelin Mısır'a getirilmemesi talimatını verdi. Mühendis'in Paşa'yı ikna çabaları neticesiz kaldı. Süveyş Kanalı 1869 Kasım'ında dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı büyük ama 'heykelsiz' törenlerle açıldı. Bartholdi'nin eseri ise, Mısır'da bu yaşananlardan sonra Paris'te bir depoya kondu ve tozlanmaya terkedildi. O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında büyük bir muhabbet yaşanıyor ve taraflar birbirlerine jest üstüne jest yapıyorlardı.



HEYKEL, AMERİKA YOLUNDA

Paris'te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Fransız Hükümeti'ni Amerikalılar'ın Fransa'n ın dostluğunu daima hatırlamaları için bir hediye gönderilmesi konusunda ikna etti ve hediyenin devasa bir heykel olması kararlaştırıldı. Heykel bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutacak, diğer elinde de 'dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü' olan bir meşale taşıyacaktı.


Sipariş gene aynı heykeltraşa, Frederic Auguste Bartholdi'ye verildi. Bartholdi'nin eseri zaten hazırdı, senelerden beri bir depoda beklemedeydi ve tek eksiği üst kısmında, yani elleriyle kollarında ve yüzünde bazı değişiklikler yapılmasıydı. Amerikalılar heykelin New York'un hemen girişinde bulunan ufak adalardan birine yerleştirilmesine karar verdiler. Bartholdi, kaidenin yerini görmek için New York'a gitti ve Paris'e dönüşünde yeniden işe başladı.


Bakır ve çelik ten yaptığı heykelin mühendisliği ilgilendiren taraflarını Paris'e kendi adıyla anılan bir kule dikmiş olan Gustave Eiffel ile beraberce çalışarak tamamladı ve 1884 Haziran'ın ilk günlerinde eserini Fransız hükümetine teslim etti. Bartholdi heykelin yüzünü tamamen değiştirmiş ve metale annesi Charlotte'in siluetini işlemişti.


Birbirine monte edilecek şekilde yapılmış 350 parçadan oluşan heykel 'İsere' adındaki bir Fransız gemisine yüklendi ve 4 Kasım 1885 günü New York'a ulaştı. New York'ta, bu arada heykelin kaidesinin yapımı için bir bağış kampanyası başlamış, ilk bağışı Macar göçmeni olan, New York'ta 'World' adında bir gazete çıkartan Joseph Pulitzer yapmış ve kaide için 100 bin dolar vermişti. Macar göçmeni gazeteci, daha sonra gazetecilikte dünyanın en büyük ödülü sayılan 'Pulitzer'in de isim babası olacaktı. Kaidenin inşasından sonra sıra heykelin dikilmesine ve resmi açılışa geldi.



Bartholdi, New York'a yanına bu defa Süveyş Kanalı'nın mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand de Lesseps'i de alarak gitti ve 1886'nın 25 Ekim'inde yapılan törende eserinin açılışını bizzat yaptı.



[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] gruptan Naci Kaptan'a Teşekkürler.


Kategori: TARIH | Yorum (1) Yorum yaz!
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.07.2008, 13:56   #250
dark_yamtar58
Yasaklı
NO AVATAR
 
dark_yamtar58 Şuan dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 23.12.2009 14:39
3D Car Driver Champion! Ancient Battle Champion! Basketball Rally Champion! BMX Stunts Champion! Clay Pigeon Shooter Champion! Counter-Strike Champion! Early Man Wars Champion! Ice Racer Champion! Lord Cannonball 2 Champion! Roulette Champion! Yeti Sports 9 - Final Spit Champion!
Üyelik Tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 3.391
Tecrübe Puanı: 0 dark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblickdark_yamtar58 ist ein wunderbarer Anblick
Standart --->: YILDIZ DAĞINA ÖZLEM

Sivas Yıldız dağını gören nekadar belde,Köy,İlçe varsa hepsine kuçak dolusu selamlar...................... .............
dark_yamtar58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +2. ?uan Saat: 19:34.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.