Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)
HAZRET-I EBÛ BEKR-I SIDDÎK - Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar
Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > DİN BÖLÜMÜ > Dini Bilgiler
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Arama Bugünki Mesajlar Forumlar? Okundu Kabul Et

Dini Bilgiler (Ayetler, Hadisler, Dualar ve Muhtelif konular)



Son 15 Mesaj : Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2           »          Sitemizin Ozanları           »          SEVDİM İŞTE....           »          NEFRET ETTİM İŞTE!!!!!           »          AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1           »          SEÇKİNLER/SEÇİLMİŞLER DÜNYASI           »          Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle.           »          Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim)           »          İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim.           »          ULAŞ-Yapalı           »          TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR PAYLAŞIMAZ           »          TAŞ DUVARLAR           »          Yahudi- Alman Savaşı-1           »          Türk-Moğol Kabile Yaşantısı-1           »          Sen Yoluna Ben Yoluma - Serdar Yıldırım
Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 27.03.2010, 10:00   #1
WåñTêd_øØ7
Usta Yiğido
 
WåñTêd_øØ7 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
WåñTêd_øØ7 Şuan WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Tournaments Won: 2

Üyelik Tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 1.335
Tecrübe Puanı: 567 WåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYOR
Standart HAZRET-I EBÛ BEKR-I SIDDÎK

HAZRET-I EBÛ BEKR-I SIDDÎK
“radıyallahü anh”

Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîkın “radıyallahü anh”
bütün hâlleri ve isleri, Hâtem-ül enbiyâ Resûlullaha tam uyması
sebebiyle, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ve
diger Peygamberlerin peygamberligine apaçık bir delîl ve en
güzel sâhiddir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”,
Mekkeden Medîneye hicret edecegi zemân, Cebrâîl aleyhisselâmdan
benimle kim hicret edecekdir, diye sordu. Ebû
Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” diye cevâb verdi. O günden
sonra ism-i serîfi Sıddîk-ı Ekber oldu. Ömer bin Hattâb “radıyallahü
anh” “Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn
olsun ki, o gece (hazret-i Ebû Bekrin hicretde Resûlullah
ile birlikde oldugu gece) âl-i Ömerden hayrlıdır” demisdir.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hicretde magaradan
çıkarken, “Yâ Ebâ Bekr! Sana müjdeler olsun. Allahü
teâlâ bütün insanlara umûmî olarak tecellî eder. Sana ise husûsî
olarak tecellî eder” buyurdu. Yine Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem”: “Ebû Bekrin size üstünlügü, nemâz ve
oruçla degil, gögsünde (kalbinde) dolu olan sey iledir” buyurdu.
Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh” hakkında vârid
olan hadîs-i serîfler sayılamayacak kadar çokdur. Biz burada
kısaca onun Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” nübüvvetine
delîl olan üstün ve hârikul’âde hâllerinden bir kısmını
bildirecegiz.
– 280 –
Ibni Mes’ûd Ensârî “radıyallahü anh” söyle bildirmisdir:
Hazret-i Ebû Bekrin “radıyallahü anh” müslimân olması
vahyin müjdesidir. O söyle anlatmısdır: Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” peygamberligi bildirilmeden önce, bir
gece rü’yâmda gökden büyük bir nûrun indigini ve Kâ’benin
üzerine düsdügünü gördüm. O nûr Mekkenin bütün evlerine
dagıldı. Sonra önceki gibi tekrâr toplanıp benim evime girdi.
Evin kapısını kapatdım. Sabâhleyin bu rü’yâmı yehûdî âlimlerinden
birine anlatıp, ta’birini sordum. Gördügün rü’yâ karısık
rü’yâlardandır. Böyle rü’yâlara i’tibâr olunmaz, dedi.
Aradan bir müddet geçdi. Ticâret için çıkdıgım bir seferde
yolum râhib Bahîrânın bulundugu kiliseye düsdü. O rü’yâmın
ta’birini râhib Bahîrâdan sordum. Sen kimsin, dedi. Kureysden
bir kimseyim, dedim. Allahü teâlâ sizin aranızdan
bir Peygamber gönderecekdir. Sen onun hayâtında vezîri,
vefâtından sonra da halîfesi olacaksın, dedi. Resûlullahın
“sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberligi bildirilip, insanları
dîne da’vet etmege baslayınca, beni de islâma da’vet etdi.
Ben her Peygamberin bir delîli vardı, senin delîlin nedir,
dedim. Delîlim, gördügün rü’yâdır. Yehûdî âlimi sana bu
rü’yâya i’tibâr edilmez diye cevâb verdi. Bahîrâ ise o rü’yânın
ta’bîrini söyledir diyerek sana cevâb verdi, buyurdu. Bunu
sana kim haber verdi, dedim. Cebrâîl aleyhisselâm bildirdi,
buyurdu. Bunun üzerine ben artık bundan baska delîl ve
sâhid istemem. Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eshedü enne
Muhammeden abdühü ve resûlüh diyerek müslimân oldum.
Bu hâdise üzerine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
buyurdu ki: “Islâma da’vet etdigim kimselerden sâdece Ebû
Bekr o ânda beni tasdîk edip, sen Allahın Resûlüsün, dedi. O
Sıddîk-ı Ekberdir.”
Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”
söyle anlatmısdır: Câhiliyye devrinde bir agacın gölgesinde
oturuyordum. Agacın bir dalı bana dogru egildi ve basıma
ulasdı. Acaba bu ne hâldir diye hayretle bakıyordum. Agaçdan
kulagıma söyle bir ses geldi. Falan zemânda bir Peygamber
gelecekdir. Onun yanında insanların en se’âdetlisi sen olacaksın,
dedi. Dahâ açık söyle, o Peygamber kimdir? Ismi ne-
– 281 –
dir, dedim. O Muhammed bin Abdüllah bin Abdülmuttalib
Hâsimdir, diye bir ses geldi. O benim arkadasım ve kıymetli
bir dostumdur. Ne zemân Peygamberligi bildirilirse bana müjde
ver, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberliginin
bildirildigini i’lân edince, o agaçdan ey Ebû Kuhâfenin
oglu! Muhammede “aleyhisselâm” vahy geldi. Mûsânın
“aleyhisselâm” Rabbinin hakkı için, Ona herkesden önce
sen îmân edeceksin, dedi. Sabâh olunca, Resûlullahın huzûruna
gitdim. Beni görünce ey Ebû Bekr, seni Allahü teâlâya ve
Resûlüne îmân etmege da’vet ediyorum, buyurdu. Hemen Eshedü
en lâ ilâhe illallah ve eshedü enne Muhammeden Resûlullah
diyerek îmân etdim. Allahü teâlâ seni hak üzere ve aydınlatıcı
bir nûr olarak gönderdi, dedim.
Yine Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü
anh” söyle anlatmısdır: Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve
sellem” Peygamberligi bildirilmeden önce ticâret için Yemene
gitmisdim. Semâvî kitâbları okumus dört yüz yasında bir
ihtiyâra misâfir oldum. Beni görünce zan ediyorum ki, sen
Mekkedensin, dedi. Evet, dedim. Kureysden misin, dedi.
Evet, dedim. Benî Temîm kabîlesinden misin, dedi. Evet,
dedim. Sonra bir alâmet kaldı, dedi. O nedir, dedim. Bana
karnını aç, dedi. Ne oldugunu söylemeden açmam, dedim.
Bunun üzerine söyle dedi. Ilâhî kitâblarda okudum. Haremden
bir Peygamber çıkacakdır. Biri genç, biri ihtiyâr iki yardımcısı
olacakdır. Genci kuvvetli ve kahramân, ihtiyâr yardımcısı
ise za’îfdir ve karnında bir ben vardır, dedi. Karnımı
açdım. Göbegimin üzerinde siyâh bir ben gördü. Kâ’benin
hakkı için o ihtiyâr yardımcı sensin, dedi. Bana hidâyete yapıs
ve O Peygamberin dînine sımsıkı sarıl. Allahın sana ihsân
etdigi seyleri gizle diye vasıyyet etdi. Yemende islerimi bitirdikden
sonra, o ihtiyârla vedâlasmak üzere yanına gitdim.
Bana birkaç beyt verdi ve bunu o Peygambere verirsin, dedi.
Mekkeye döndüm. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
Peygamberligi bildirilmisdi. Mekkenin ileri gelenleri
beni görmege geldiler. Aranızda hiç garîb bir hâdise oldu mu
diye sordum. Bundan dahâ garîb birsey olmaz ki, Ebû Tâli-
– 282 –
bin yetîmi Peygamberlik iddiâ ediyor, seni bekliyorduk. Artık
sen geldin, ona karsı durursun, dediler. Onları mümkin
olan bir seklde basımdan savdım. Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” nerede oldugunu sordum. Hadîce-tül kübrânın
“radıyallahü anhâ” evinde oldugunu söylediler. Gidip
kapıyı çaldım. Resûlullah dısarı çıkdı. Ey Muhammed “aleyhisselâm”!
Seni kendi hânenizde bulamadım. Atalarının dîninden
baska bir dîne da’vet etdigini söylüyorlar, dedim.
“Ben Allahü teâlânın Resûlüyüm. Seni ve bütün insanları
Allahü teâlâya îmân etmege çagırıyorum” buyurdu. Delîlin
nedir, diye sordum. Yemende gördügün ihtiyârdır, buyurdu.
Bunu sana kim haber verdi, dedim. Benden evvelki Peygamberlere
de gelen büyük bir melek haber verdi, buyurdu. Hemen
mubârek elini tutup, Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eshedü
enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh diyerek, îmân etmek
serefine kavusdum. Sonra dönüp gitdim. Benden dahâ
huzûrlu kimse yokdu. Çünki îmân etmek nasîb olmusdu.
Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”
söyle anlatmısdır: Ölüm hastalıgımda hilâfeti kime bırakacagım
hakkında tekrâr istihâre yapdım. Allahü teâlâdan rızâsı
nerede ise bana bildirmesini diledim. Bilirsiniz, yalan söylemek
istemem. Hiçbir akllı kimse de müslimânlara yalan söyliyerek
aldatıp da, Allahü teâlânın huzûruna çıkmak istemez,
dedi. Huzûrunda bulunanlar: Ey Allahın Resûlünün halîfesi!
Senin dogrulugunda hiç kimsenin sübhesi yokdur. Istihârenizi
söyleyin, dediler. Bunun üzerine söyle anlatdım: Gecenin
sonunda idi. Uyku agır basıp uyumusum. Resûlullahı “sallallahü
aleyhi ve sellem” gördüm. Iki beyâz kaftân giymisdi. O
kaftânların eteklerini ben topluyordum. O sırada o iki kaftân
yesil olmaga ve parlamaga basladı. Bakanların gözünü alırdı.
Resûlullahın yanında iki kisi vardı. Yüzleri güzel, elbiseleri
nûrlu idi. Onları görmek sürûr veriyordu. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” bana selâm verdi ve müsâfehâ etdi.
Mubârek elini gögsüme koydu. Içimdeki sıkıntı hemen gitdi.
Ey Ebû Bekr, sana kavusmaga istiyâkımız çokdur. Bizim yanımıza
gelme vaktindir, buyurdu. O kadar aglamısım ki ev-
– 283 –
dekiler uyanmıslar. Sonra bana söylediler. Yâ Resûlallah sana
kavusacak mıyım, dedim. Sübhesiz kavusmamıza çok az
kaldı, buyurdu. Sonra Allahü teâlâ seni halîfe seçme husûsunda
muhayyer kıldı, buyurdu. Yâ Resûlallah siz seçiniz,
dedim. Hilâfete lâyık, islâmiyyet ile hükmeden, dogru ve
kuvvetli olan Ömer-ül Fârûkdur. Yer ve gök ehli ondan râzıdır.
Zemânın en iyisidir. Siz ikiniz, dünyâda vezîrlerimsiniz,
vefâtımda yardımcılarımsınız ve Cennetde komsularımsınız,
buyurdu. Sonra Resûlullah bana selâm verdi. Yanında bulunan
iki kisi de selâm verdiler. Sıkıntıdan kurtuldum. Gökde
melekler arasında ve yeryüzünde insanlar arasında sıddîksın
dediler. Yâ Resûlallah! Anam babam sana fedâ olsun. Bu iki
kimse kimdir? Bunlara benzer kimse görmedim, dedim.
Bunlar seçilmis büyük iki melek olan Cebrâîl ve Mikâîldir,
buyurdu. Sonra gitdiler. Uyandıgımda yüzüm gözyaslarımla
ıslanmısdı. Ehl-i beytim bas ucumda aglasıyorlardı.
¥ Hazret-i Âise “radıyallahü anhâ” söyle anlatmısdır:
Ba’zıları Ebû Bekri “radıyallahü anh” sehîdler arasına defn
edelim dediler. Ba’zıları da Bakî’ kabristânına defn edelim,
dediler. Ben de benim odamda çok sevdigi Resûlullahın yanına
defn edelim, dedim. Biz bu seklde konusurken, beni uyku
basdırdı ve birazcık uyudum. Bir ses isitdim, “dostu dosta
kavusdurunuz” diyordu. Sonra uykudan uyandım. O sesi,
mescidde olmalarına ragmen herkes isitmis.
¥ Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” söyle vasıyyet etmisdi:
Tabûtumu Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
Ravdasının kapısına götürün. Esselâmü aleyke yâ Resûlallah,
bu Ebû Bekrdir, senin kapının esigine gelmisdir, deyiniz.
Eger müsâade buyrulup, kapı açılırsa, beni içeri götürüp
defn edin. Izn verilmezse Bakî’ kabristânına defn ediniz. Bu
vasıyyeti üzerine tabûtu Resûlullahın Ravdasının kapısına
götürdüler. Dahâ sözleri bitmeden perde açıldı ve kapı sesi
isitildi ve kulagımıza habîbi habîbe kavusdurun,diye bir ses
geldi.
¥ Bir gece Ebû Bekrin “radıyallahü anh” evine misâfirler
gelmisdi. Kendisi Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
– 284 –
yanında idi. Geç vakt eve geldi. Ehl-i beytine misâfirler aksam
yemegi yidiler mi, diye sordu. Yemek verdik, sizinle berâber
yimek için yimediler, dediler. Üzüldü ve o yemekden
yimemeye yemîn etdi. Sonra bu yemîn seytândandır, dedi.
Misâfirlerle birlikde yimege basladı. Bu hâdiseyi nakl eden
kimse söyle anlatmısdır: Yemekden bir lokma alırdık, altında
dahâ fazla yemek meydâna gelirdi. Hepimiz doyduk. Tabakda
öncekinin üç misli fazla yemek vardı. Sayılarını bilmiyorum,
fekat o yemekden çok kimseler yidi.
¥ Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” ölüm hastalıgında
iken, kızı hazret-i Âiseye “radıyallahü anhâ”, iki oglan ve iki
kız evlâdını emânet etdigini söyledi. Hazret-i Âise, benim bir
kız kardesim vardır. Digeri kimdir, diye sordu. Ebû Bekr
“radıyallahü anh”, hanımım hâmiledir. Zan ederim kız olacakdır,
dedi. Hakîkaten kız dogdu.


Kaynak:ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE (Peygamberlik Müjdeleri)Kitabından Alıntıdır...
Sesli Olarak Dinlemek İçin:[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bilgisayara indirmek İçin(Mp3 Formatında):[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

__________________
Nefsini baş tacı eden , Dinini hor görür...
WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 2 Kullanıcı WåñTêd_øØ7'e Teşekkür Ediyor...
Alt 27.03.2010, 10:02   #2
WåñTêd_øØ7
Usta Yiğido
 
WåñTêd_øØ7 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
WåñTêd_øØ7 Şuan WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Tournaments Won: 2

Üyelik Tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 1.335
Tecrübe Puanı: 567 WåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYOR
Standart HAZRET-I ÖMER-ÜL FÂRÛK

HAZRET-I ÖMER-ÜL FÂRÛK
“radıyallahü anh”
Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” söyle rivâyet etmisdir:
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Geçmis
ümmetlerde velîler vardı. Peygamber olmadıkları hâlde
Allahü teâlâ onlara hitâb buyururdu. Eger bu ümmetde onlar
gibi birisi olursa, o Ömer bin Hattâbdır. Abdüllah ibni
Ömerin “radıyallahü anhümâ” su sözü bu ma’nâyı te’yîd etmekdedir:
Eshâb-ı kirâm herhangi bir husûsda söz söyleseler,
hükm-i ilâhî hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” sözüne
uygun nâzil olurdu. Nitekim Resûlullah “sallallahü aleyhi ve
sellem” söyle buyurdu: (Allahü teâlâ Ömerin “radıyallahü
anh” dili ile söyleyicidir). Yine Ebû Hüreyre “radıyallahü
anh” nakl etmisdir: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
söyle buyurdu: Rü’yâda gördüm. Bir kova ile su çekiyordum.
Allahü teâlânın diledigi kadar çekdim. Sonra Ebû
Bekr “radıyallahü anh” kovayı alıp, bir iki kova su çekdi.
Onun çekmesinde za’îflik vardı. Allahü teâlâ ona rahmet eylesin.
Dahâ sonra Ömer bin Hattâb “radıyallahü anh” kovayı
aldı. Onun gibi kuvvetli su çeken görmedim. Bütün havuz-
– 285 –
ları su ile doldurdu ve bütün insanları suya kandırdı. Hazret-i
Ebû Bekr iki sene dört ay veyâ altı ay halîfelik yapdı. Ölüm
hastalıgı sırasında Osmân bin Affâna “radıyallahü anh” yaz
buyurarak, söyle yazdırdı:
(Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu Ebû Bekrin dünyâdan çıkacagı
günlerin son ahdi ve âhırete girecegi günlerin ilk ahdidir.
Kâfirin ve fâcirin inanacagı ve yalancının tasdîk edecegi
bir gerçekdir ki, ben Ömer bin Hattâbı “radıyallahü anh” halîfe
seçdim. Benim zannım söyledir ki, sübhesiz o adâletle
hükmeder. Herkes yapdıgından mes’ûldür. Ben hayrı murâd
eyledim. Gaybı bilmem. Zulm edenler yakında hangi dönüs
yerine döneceklerini bileceklerdir.) Sonra bu yazı Eshâb-ı kirâmın
büyüklerine arz edildi. Yazılı olanları kabûl edip bî’at
etdiler. Rivâyet edilir ki, Ebû Bekrin “radıyallahü anh” hastalıgı
agırlasınca, pencereden insanlara hitâben, ey insanlar, ben
size bir ahd eyledim, halîfe seçdim, ona râzı oluyor musunuz,
dedi. Evet râzı oluyoruz, cevâbını verdiler. Hazret-i Alî “radıyallahü
anh”, Ömer bin Hattâbın “radıyallahü anh” halîfeliginden
baskasına râzı olmayız, dedi. Ebû Bekr “radıyallahü
anh” da hayrlı olsun, buyurdu.
¥ Ibni Abbâs “radıyallahü anhümâ” söyle anlatmısdır:
Allahü teâlâ Eshâb-ı kirâma Medâyinin fethini, Emîr-ül
mü’minîn Ömerin “radıyallahü anh” halîfeligi zemânında
nasîb etdi. Ganîmet mallarını getirdiler, Resûlullahın mescidinde
açdılar. Önce Hasen bin Alî “radıyallahü anhümâ”
geldi. Yâ Emîr-el mü’minîn! Allahü teâlâ müslimânlara fetih
nasîb eyledi. Ganîmet malından hakkımı ver, dedi. Hazret-
i Ömer “radıyallahü anh” ona lütf ve ikrâmla hitâb etdi
ve kendisine bin dirhem verilmesini emr etdi. Bin dirhem
verdiler. Sonra hazret-i Hüseyn “radıyallahü anh” geldi.
Ona da lütf ve ikrâmla hitâb edip, bin dirhem verilmesini
emr etdi. Bin dirhem verdiler. Dahâ sonra kendi oglu
Abdüllah bin Ömer “radıyallahü anhümâ” geldi. Ey
mü’minlerin emîri. Allahü teâlâ müslimânlara feth nasîb
eyledi. Ganîmetden benim hakkımı da ver, dedi. Hazret-i
Ömer ona da lütf ve ikrâmla hitâb etdi ve bes yüz dirhem
– 286 –
verilmesini emr etdi. Bunun üzerine Abdüllah bin Ömer, ey
mü’minlerin emîri, ben harblerde bütün gücümle savasdım.
Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” önünde kılıç salladım.
Hasen ve Hüseyn “radıyallahü anhümâ” Medîne sokaklarında
çocuklar ile oynarlardı. Onlara biner dirhem, bana
ise besyüz dirhem veriyorsun, dedi.
Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” ogluna söyle cevâb
verdi. Evet öyledir. Haydi sen de onların babası gibi baba,
annesi gibi anne, dedesi gibi dede, nineleri gibi nine, amcaları
gibi amca, dayıları gibi dayı, halaları gibi hala, teyzeleri
gibi teyze getir, sana da vereyim. Onların babası Aliyyül
Mürtezâ, annesi Fâtıma-tüz-Zehrâ, dedeleri Muhammed
Mustafâ “aleyhisselâm”, nineleri Hadîce-tül Kübrâ, amcaları
Ca’fer bin Ebî Tâlibdir. Halaları Ümmühânî binti Ebî Tâlib,
dayıları Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” oglu
hazret-i Ibrâhîmdir. Teyzeleri Resûlullahın “sallallahü aleyhi
ve sellem” kızları Rukayye ve Ümmü Gülsümdür “radıyallahü
teâlâ anhüm ecma’în”, dedi. Hazret-i Alî, hazret-i
Ömerin “radıyallahü anhümâ” bu sözlerini isitince söyle dedi:
Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” isitdim, söyle
buyurdu: (Ömer Cennetdeki insanların ısıgı ve islâmın
nûrudur.) Bunu gelip hazret-i Ömere haber verdiler. Bunun
üzerine hazret-i Ömer, Eshâb-ı kirâmdan bir cemâ’ati yanına
alarak hazret-i Alînin evine gidip, kapıyı çaldı. Hazret-i
Alî dısarı çıkınca, ey Ebel Hasen, sen Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” mubârek agzından, (Ömer Cennetdeki
insanların ısıgı ve islâmın nûrudur) buyurdugunu isitdin
mi, diye sordu. Evet isitdim, dedi. Bunu bana yaz, dedi.
Hazret-i Alî söyle yazdı: Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu Alî
bin Ebî Tâlibin Ömer bin Hattâba vesîkasıdır. Resûlullahdan
“sallallahü aleyhi ve sellem” isitdim. O da Cebrâîl
aleyhisselâmdan, o da Allahü teâlâdan bildirdi. “Sübhesiz
ki, Ömer bin Hattâb Cennetdeki insanların ısıgı ve islâmın
nûrudur”. Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” bu yazıyı alıp
evlâdlarından birine verdi ve söyle vasıyyet etdi. Ben vefât
edince bu yazıyı kefenimin içine koy ki, bununla Allahü
– 287 –
teâlâya kavusayım. Sübhesiz ki Eshâb-ı kirâmın fazîletleri
sayısızdır. Onların hârikalarını anlatmakdan diller âcizdir.
¥ Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” bir Cum’a günü minberde
hutbe okurken, hutbeyi bırakıp iki veyâ üç kerre, “Yâ
Sâriye el-Cebel, el-Cebel” dedi. Sonra hutbeye devâm edip
temâmladı. Cemâ’at, Ömer “radıyallahü anh” divâne olmus
dediler. Nemâzdan sonra Abdürrahmân bin Avf “radıyallahü
anh” hazret-i Ömerin yanına yaklasıp, yâ Ömer “radıyallahü
anh”, sana ne oldu da hutbe arasında o sözü söyledin.
Halk senin hakkında konusmaga basladı, dedi. Hazret-i
Ömer “radıyallahü anh” dedi ki: “O sırada Sâriye “radıyallahü
anh” ordusuyla bir dagın dibinde, kâfirlerle muhârebe
yapıyordu. Kâfirler önden ve arkadan durmadan saldırıyorlardı.
O hâli gördüm ve dayanamayıp arkalarını daga versinler
ve kâfirlerin serrinden kurtulsunlar diye o sözü söyledim.”
Medîne ile muhârebenin yapıldıgı yerin arası bir aylık
yol idi. Aradan bir müddet geçdikden sonra, Sâriye “radıyallahü
anh” Medîneye döndü ve Eshâb-ı kirâma söyle anlatdı:
Bir Cum’a günü kâfirler ile muhârebe yapıyorduk. Sabâhdan
Cum’a vaktine kadar harb etdik. Ögle vakti, yâ Sâriye
el-Cebel diye bir ses isitdik. Bunun üzerine arkamızı daga
verdik. O kadar savasdık ki, kâfirlerin askerlerinin çogunu
öldürdük. Kalanları da kaçdılar. Hazret-i Ömere divâne oldu
diyenler, bunları dinleyince, bunlar hazret-i Ömeri dogru
çıkarmak için anlatılıyor, dediler. Hazret-i Ömerin “radıyallahü
anh” Cum’a günü hutbede söyledigi o sözü hazret-i Alîye
söylemislerdi. Hazret-i Alî, o bos söz söylemez ve bos is
yapmaz. Söyledikleri ve yapdıkları âyet-i kerîmelere muvâfıkdır,
dedi. Imâm-ı Fahreddîn Râzî “rahmetullahi aleyh”
(Tefsîr-i kebîr)inde söyle yazmısdır: Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem”, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve hazret-i
Ömer-ül Fârûk “radıyallahü anhümâ” için, (Siz ikiniz benim
gözüm ve kulagım gibisiniz) buyurmusdur. Nitekim hazret-i
Ömer “radıyallahü anh” Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve
sellem” halîfesi olunca, minber üzerinden o kadar uzak mesâfedeki
hâli gördü.
– 288 –
¥ Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” Irak memleketlerinden
birine cihâd için ordu göndermisdi. Bir gün Medînede
otururken, birdenbire; Efendim buradayım! buradayım! diye
seslendi. Hiç kimse neden böyle seslendigini anlayamadı.
Nihâyet ordu zaferler kazanarak döndü. Kumandan hazret-i
Ömere kazandıkları zaferleri anlatmaga basladı. Hazret-i
Ömer “radıyallahü anh” bunları bırak, kendisine zorla suya
gir dedigin kimsenin hâli ne oldu, diye sordu. Kumandan, yâ
Emîr-el mü’minîn! Bu isde benim kötü bir niyyetim yokdu.
Bir suya ulasdık. O sudan geçmek için derinligini ögrenmek
istedik. O kimseyi soyup, suya koyduk. Hava soguk idi. Yâ
Ömer, yâ Ömer “radıyallahü anh” diye feryâd eyledi. Sonra
siddetli soguk sebebiyle vefât etdi, dedi. Komutanın anlatdıklarını
dinleyenler, dahâ önce hazret-i Ömerin Lebbeyk,
Lebbeyk diye söylemesinin, suya giren askerin ey Ömer “radıyallahü
anh”, nerdesin, diye seslenmesine cevâb oldugunu
anladılar. Hazret-i Ömer, o kumandana eger bundan sonra
üsûl olarak kalmayacagını bilseydim, senin boynunu vururdum,
dedi. Haydi simdi git, o mazlûmun diyetini âilesine ver.
Bir dahâ böyle bir sey yapma, dedi. Sonra, bana göre bir
müslimânı öldürmek, nice kimseleri öldürmekden dahâ büyük
bir isdir, buyurdu.
¥ Hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” halîfeligi sırasında
Mısr fethedilmisdi. Amr bin Âs “radıyallahü anh” da Mısra
vâlî olarak tâyîn edilmisdi. Bir gün Mısr halkı Amr bin
Âsa gelerek, Nil nehrinin bir âdeti vardır. Bu yapılmazsa
suyu çekilir, dediler. O âdet nedir diye sordu. Halk, içinde
bulundugumuz bu aydan oniki gün geçdikden sonra, bir kız
buluruz. Annesini babasını mâl ve para vererek râzı ederiz.
O kızı güzel elbiselerle ve altınlarla süsleyip, Nil nehrine
atarız, dediler. Amr bin Âs “radıyallahü anh” bunları isitince,
islâmiyyetde böyle is olmaz. Islâmiyyet bozuk âdetleri
kaldırmısdır, diyerek kabûl etmedi. Üç ay sonra Nil nehrinin
suyu kesildi. Mısr halkı vatanlarından göç etmege basladı.
Amr bin Âs “radıyallahü anh” bu hâli görüp, bir mektûb
yazarak durumu hazret-i Ömere “radıyallahü anh” bil-
– 289 – Sevâhid-ün Nübüvve - F:19
dirdi. Hazret-i Ömer mektûbu okudu ve bir cevâb yazarak
onların âdetlerini yapmamakla iyi etmissin. Mektûbumun
içine bir parça kâgıd koydum. O kagıdı Nil nehrine bırak, diye
yazdı. Amr bin Âs “radıyallahü anh” bu mektûbu aldı.
Mektûbun içindeki kâgıdda söyle yazılı idi: Allahın kulu
Ömer bin Hattâbdan Mısrın Nil nehrine. Eger bundan evvel
kendin akdıgını zan ediyorsan akma! Eger seni vâhid ve kahhâr
olan Allahü teâlâ akıtıyor ise, vâhid ve kahhâr olan Allahü
teâlâdan seni akıtması için düâ ederim, akıtmasını dilerim.
Amr bin Âs “radıyallahü anh” o kâgıdı Nil nehrine bırakdı.
Ertesi gün sabâhleyin, Nil nehrinin suyu onaltı arsın
yükselerek akmaga basladı. Bir dahâ da önceki gibi suyu hiç
kesilmedi. Mısr halkı sıkıntıdan kurtuldu.
Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” kendisine kadar
uzanan rivâyet zinciri ile nakl ederek söyle buyurdu: Mûsâ
aleyhisselâm Firavna beddüâ eyledi ve Allahü teâlâ Nil nehrinin
suyunu kurutdu. Halk vatanını terk etmege basladı.
Sonra toplanıp Mûsâ aleyhisselâma giderek, bizim için düâ
et. Nilin suyu aksın, diye yalvardılar. Mûsâ aleyhisselâm îmâna
gelirler diye, Nilin suyunun yeniden akması için Allahü
teâlâya düâ etdi. Sabâhleyin bakdılar ki, Nil nehrinin suyu
on altı zra’ yükselmis akıyordu. Allahü teâlâ Muhammed
aleyhisselâmın ümmetinden hazret-i Ömere “radıyallahü
anh” bu kerâmeti verdi.
¥ Bir gün Medînede zelzele oldu. Hazret-i Ömer “radıyallahü
anh” elindeki kamçı ile yere vurarak, Allahü teâlânın
izniyle sâkin ol, dedi. Zelzele durdu ve Medînede bir dahâ
zelzele olmadı.
¥ Bir gün Medînede yangın çıkdı. Hazret-i Ömer “radıyallahü
anh” bir saksı parçasına, ey ates, Allahü teâlânın izniyle
sâkin ol, diye yazıp atesin içine koydu. Yangın hemen
söndü.
¥ Rûm meliki, hazret-i Ömere “radıyallahü anh” bir elçi
göndermisdi. Elçi halîfenin evini sordu. Bir serây gösterilecegini
zan ediyordu. Sahrâda kerpiç kesiyor, dediler. Elçi sahrâ-
– 290 –
ya dogru gitdi. Bakdı ki, hazret-i Ömer “radıyallahü anh” basının
altına bir kerpiç koymus, toprak üzerinde uyuyordu. Elçi
bu hâli görünce, doguda ve batıda herkes bu kisiden çekiniyor.
Bunun hâli ise böyledir diye çok hayret etdi. Sonra burası
tenhâ bir yer, bunu öldürürsem kimsenin bundan çekinmesi
kalmaz, diye kalbinden geçdi ve kılıcını çekdi. O ânda
Allahü teâlâ yerden bir aslan çıkardı. Elçi sasırıp korkusundan
kılıcını yere bırakdı. O sırada hazret-i Ömer uyandı. Aslanı
görmemisdi. Elçiye ne oldugunu sordu. O da durumu anlatdı
ve müslimân oldu.
¥ Hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” sehîd oldugu gün
yeryüzünü öyle bir karanlık basdı ki, çocuklar annelerine, kıyâmet
mi kopdu diye sorarlardı. Anneleri, çocuklara hâyır,
Ömer bin Hattâb “radıyallahü anh” sehîd oldu, dediler.
Hazret-i Ömerin sehîd oldugu gün su ma’nâdaki beytler isitildi.
Fekat söyliyen görünmedi:
Eger islâm üzere aglıyorsa, aglayan aglasın,
Neredeyse helâk olmak üzere idiler, ey geçmis zemân.
Geride kaldı dünyâ ve ondaki hayrlar,
Dünyâdan yüz çevirdiler va’de inananlar.
Sana cinnin kadınları içden aglıyorlar,
Dinarlar gibi yüzlerini tırmalıyorlar.
Hâdiselerden sonra hep siyâh giyiyorlar.
Su ma’nâdaki beytleri de, sehîd olmasından üç gün sonra
yine cinnîler okudular:
Allah hayrlarla karsılasdırsın hâtırına emîrin,
Onun kudreti ne yücedir, her zerresinde yer yüzünün.
Kim binerse deve kusunun kanatlarına,
O zemân ulasabilir elden kaçan hayra.
¥ Seyhaynın, ya’nî hazret-i Ebû Bekrin ve hazret-i Ömerin
“radıyallahü anhümâ” kerâmetlerinden biri de, kendilerine
dil uzatan, edebsiz sözler söyliyen râfizîlerin baslarına
çesidli belâların ve cezâların gelmesidir.
– 291 –
Hâce Muhammed Pârisâ “kuddise sirruh” (Fasl-ul-Hitâb)
adlı kitâbında söyle yazmısdır: Hazret-i Alî “radıyallahü
anh” buyurdu ki: Bir gurub insanlar beni hazret-i Ebû Bekrden
ve hazret-i Ömerden “radıyallahü anhümâ” üstün tutacaklardır.
Onların kalblerinde nifâk vardır. Müslimânların
bölünmesini, ihtilâfa düsmelerini isterler. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” bana onlardan haber verdi ve katl edilmelerini
emr etdi. Onlar zâhiren müslimân görünürler. Içlerinden
din düsmânıdırlar. Yalan söylemek onlara göre güzeldir.
Kalbleri kötülüklerle doludur. Kur’ân-ı kerîmi degisdirirler.
Kendi sapık düsüncelerine göre yorumlarlar. Fitne üzerinde
birbirleriyle anlasma yaparlar. Eshâb-ı kirâma “aleyhimürrıdvân”
sögerler. Allahü teâlâ onları afv etmez. Bu fitneleri
küçükleri büyüklerinden ögrenirler. Böylece devâm ederek,
sünneti yok edip bid’ati yayarlar. O zemân sünnete
uyanlar, sehîdlerden, âbidlerden ve gâzîlerden efdaldir.
Se’âdet onlarındır. Yer yüzünde râfizîlerden çok bugz edilecek
kimse yokdur. Yer yüzü onlara bugz eder. Gök onlara
tiksinerek gölge verir. Râfizîlerin âlimleri gök kubbesi altında
insanların en serlisi ve en zararlısıdırlar. Fitne onlardan çıkar
ve fitne üzerinde sâbit olurlar. Râfizîlerin âlimleri gökdeki
melekler arasında en pis ve en necs kimseler diye ismlendirilirler.
Eshâb-ı kirâmı “radıyallahü anhüm ecma’în” kötüledikleri
zemân, gögüslerinden hikmet çıkıp gider. Allahü teâlâ
râfizîlerin ve bid’at sâhiblerinin sûretlerini degisdirir. Eshâb-
ı kirâm, hazret-i Alînin bu sözlerini isitince: Yâ Emîrel
mü’minîn! Biz o zemâna ulasırsak ne yapalım, dediler. Hazret-
i Alî “radıyallahü anh” buyurdu ki: Îsâ aleyhisselâmın havârîleri
gibi olunuz. Allahü teâlâ size ne emr etdiyse yapınız.
Onun Peygamberine itâ’at, Eshâbına muhabbet, râfizîlere
bugz ve düsmânlık husûsunda havârîlerin yapdıgı gibi yapıp,
sabr ediniz. Hak ve sünnet üzere olmak, günâh ve bid’at üzere
olmakdan hayrlıdır.
Abdüllah bin Sebe’, hazret-i Alîyi, hazret-i Ebû Bekrden
“radıyallahü anhüm” üstün tutdugunu söylemisdi.
Hazret-i Alî onun bu yalan ve fitne sözünü duyunca, yemîn
– 292 –
ederek onu öldürürüm, demisdir. Seni seveni niçin öldürüyorsun,
diye sorduklarında, beni onlardan üstün tutanı elbette
öldürürüm. Benim bulundugum sehrde bulunmasın
dedi ve onu bulundugu sehrden sürdü.
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” (Delâil-ün-nübüvve)
adlı kitâbında, güvenilir kimseden nakl ederek söyle
yazmısdır: Biz üç kisi Yemene gidiyorduk. Yanımızdaki bir
sahs Kûfeli idi. Bu kimse hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve hazret-
i Ömer-ül Fârûk “radıyallahü anhümâ” hakkında uygunsuz
sözler söyler, onlara dil uzatırdı. Her ne kadar nasîhat etdiysek
de fikrinden vazgeçmedi. Yemene yakın bir yerde konakladık
ve uyuduk. Sonra kalkıp abdest aldık. O sahsı da
uyandırdık. Ne yazık ki ben burada sizden ayrılıyorum. Beni
uyandırdıgınız sırada, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
bas ucumda idi. Bana ey fâsık kimse, Allahü teâlâ fâsıkı
hakîr eyledi! Sen burada sûret degisdireceksin buyurdu,
dedi. Biz vah sana, kalk abdest al, dedik. Kalkıp oturdu,
ayaklarını topladı. Bir de bakdık ki ayak parmakları maymûn
parmagı sekline girdi. Sonra dizlerine kadar iki ayagı
maymûn ayagı gibi oldu. Böylece gögsü, vücûdu, bası ve yüzü
degisip temâmen maymûn oldu. Onu tutup devenin palanı
üzerine bagladık ve yola devâm etdik. Günes batmak üzere
iken bir yere ulasdık. Orada bir kaç maymûn toplanmısdı.
Onları görünce çok ızdırâb çekdi. Ipini koparıp o maymûnların
yanına gitdi. O maymûnlarla birlikde bize dogru döndü.
Biz dedik ki, bu insan iken bize eziyyet ve sıkıntı verirdi,
simdi maymûnlar ona dost oldu, dedik. Sonra bize yaklasdı
ve kuyrugunun üzerine oturdu. Yüzümüze bakıyor ve göz
yası döküyordu. Biraz sonra maymûnlar gitdiler. O da onların
arkasından gitdi!
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” Alî bin Zeydin
“radıyallahü anhümâ” söyle anlatdıgını nakl etmisdir: Sa’îd
bin Müseyyib “radıyallahü anh” bana bir kimse gönder de
falan sahsı görsün, dedi. Hâlini sen söyler misin, dedim. Hâyır
söylemem, dedi. Bir kimse gönderdim. Sa’îd bin Müseyyib
“radıyallahü anh” göstermek istedigi sahs hakkında söy-
– 293 –
le anlatdı. O sahs Eshâb-ı kirâmdan ba’zıları hakkında kötü
söz söylerdi. Allahü teâlâ onun yüzünde öyle bir yara hâsıl etdi
ki, bütün yüzünü kapladı ve yüzü simsiyâh oldu.
¥ Yine Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” sâlih bir
kimseden naklen söyle anlatmısdır: Kûfeli bir sahs vardı.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîka ve hazret-i Osmân-ı zinnûreyne
“radıyallahü anhümâ” dil uzatır, uygunsuz sözler söylerdi.
Her nasılsa bir def’asında bir yolculuk sırasında o sahsla berâber
olduk. Kendisine çok nasîhat etdik, fekat dinlemedi. O
hâlde bizden uzaklas dedik. Uzaklasıp gitdi. Sonra o kimsenin
oglunu gördük. Babana söyle bizimle berâber gelsin, dedik.
Oglu, babamın iki eli domuz ayagı gibi oldu, dedi. Adamın
yanına gitdik. Bizimle berâber gel dedik. Bana acâib bir
sey oldu, dedi ve ellerini gösterdi. Elleri domuz ayagı gibi olmusdu.
Sonra bizimle yola devâm etdi. Pek çok domuzun
bulundugu bir yere ulasdık. O kimse birden bire merkebinden
yere atlayıp, domuzların arasına karısdı. Domuz sekline
döndü. Onu diger domuzlardan ayıramadık. Mâllarını ve kölesini
Kûfeye getirdik!
¥ Imâm-ı Müstagfirînin “rahmetullahi aleyh” bir gâzîden
naklen anlatdıgı bir hâdise de söyledir: O gâzî kimse söyle
demisdir: Bir cemâ’at ile gazâya gidiyorduk. Yanımızda Benî
Temîm kabîlesinden Ebû Hayyân adında biri vardı. Bu
sahs hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve hazret-i Ömer-ül Fârûk
“radıyallahü anhümâ” hakkında uygunsuz sözler söylerdi.
Kendisine nasîhatlarımız hiç fâide vermedi. Yolda hâkimlerden
birine ugradık. Ebû Hayyânı kasdederek, bunu benim
yanımda bırakınız, dedi. Biz de onu bırakıp gitdik. Bir müddet
sonra bakdık ki, arkamızdan geliyordu. Yanında bırakdıgımız
hâkim kendisine bir elbise ve bir de at vermis. Bize,
gördünüz mü, ey Allahın düsmânları diye bagırdı. Bizden
uzak dur, dedik. Biz yolun bir tarafından gidiyorduk. O da
öbür tarafından gidiyordu. Bir ara ihtiyâcını gidermek için
yoldan ayrılıp, bir kenâra çekildi. Otururken üzerine arılar
hücûm etdi. Bizden yardım istedi. Yardım etmek istedik. Fekat
bu sefer arılar bize hücûm etmege basladı. Biz bırakıp
– 294 –
geri döndük. Arılar tekrâr onun üzerine hücûm etdiler. Kemikleri
parlayıncaya kadar derisini ve etlerini parçaladılar.
Biz, Benî Temîmden Ebû Hayyânın mallarını kim alır diye
bagırdık.
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” selefden büyük
bir zâtdan söyle nakl etmisdir: Benim bir komsum vardı.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve hazret-i Ömer-ül Fârûk “radıyallahü
anhümâ” hakkında devâmlı çirkin sözler söylerdi.
Bir gece rü’yâmda Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem”
gördüm. Sag tarafında hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve sol tarafında
da hazret-i Ömer-ül Fârûk vardı. Yâ Resûlallah! Benim
bir komsum var, bu iki zât hakkında uygunsuz sözler
söylüyor. Böylece bana sıkıntı veriyor, çok eziyyet ediyor,
dedim. Resûlullah bir kimseye: “Git bunun komsusunu öldür”
buyurdu. Sabâhleyin rü’yâmı o komsuma anlatayım diye
evden çıkdım. Bir de bakdım ki, o komsumun kapısı
önünde bir kalabalık ve gürültü vardı. Ne oldu diye sordum.
Gece biri gelip bunu öldürmüs, dediler.
¥ Yine Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” söyle
yazmısdır: Basra halkından birisi Ehvâz beldesinin ileri gelenlerinden
birine mal satmısdı. Mal satdıgın adam râfizîdir.
Hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer hakkında uygunsuz
sözler söylüyor, dediler. Mal satan kimse bundan sonrasını
söyle anlatmısdır: Gidip gelmek uzun sürecekdi. Fekat
mal satdıgım adamın yanına gitdim. Hazret-i Ebû Bekr ve
hazret-i Ömer hakkında kötü sözler söylemege basladı.
Çok üzüldüm ve adamın yanından ayrıldım. O gece üzüntümden
yemek yimedim. Rü’yâmda Resûlullahı gördüm.
Yâ Resûlallah! Falan kimseyi görüyor musun. Hazret-i Ebû
Bekr ve hazret-i Ömer hakkında neler söylüyor, dedim.
Söyledikleri seni üzdü mü, buyurdu. Evet, dedim. Onu buraya
çagır, buyurdu, çagırdım. Yere yatırmamı emr etdi.
Adamı yere yatırdım. Resûlullah elime bir bıçak verip, onu
öldür, buyurdu. Üç kerre öldüreyim mi, yâ Resûlallah, diye
sordum. Çünki adam öldürmek benim için zor bir is idi.
Üçüncü sorusumda, vah sana, öldür diyorum, buyurdu. Bu-
– 295 –
nun üzerine onu öldürdüm. Sabâhleyin bu rü’yâmı o habîs
kimseye anlatayım diye gitdim. Mahallesine varınca evinden
feryâd seslerinin yükseldigini isitdim. Bu ne hâldir diye sordum.
Falan kimseyi dün gece yatagında öldürmüsler, dediler.
Vallahi onu Resûlullahın emriyle ben öldürdüm, dedim.
Okimsenin oglu durumu ögrenince bana, sen hakkını al, ben
onu topraga gömeyim, dedi. Malımı alıp gitdim.
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” söyle anlatmısdır:
Selefden bir zât söyle anlatdı: Çocuklugum zemânında
bir râfizî hocam vardı. Bana râfizîlik telkîn ederdi.
Ben de hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer hakkında uygunsuz
sözler söylerdim. Bir gece rü’yâmda kıyâmet kopmusdu.
Bütün insanlar, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve
sellem” huzûrunda toplanmıslardı. Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” yanında iki ihtiyâr zât oturuyordu. Herkes
sıra ile gidip selâm veriyordu. Ben de selâm vermek için
Resûlullahın huzûruna yaklasdım. Yanında bulunan iki zâtdan
biri, yâ Resûlallah, bu kimse bizden ne ister, diyerek
beni gösterdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” beni
tutmak istedi, o sırada uykudan uyandım. O ânda saç ve sakalım,
kasım ve kipriklerim döküldü. Dört ay öylece kaldım.
Bütün tabîblere gitdim, çâre bulamadım. Bir gün dostlardan
biri geldi, bu hâlin nedir. Tabîbler sana çâre bulmakdan
âciz kalmıslar, dedi. Bu sorusundan anladım ki, birine
âsık mı oldun da, onun askından mı bu hâle geldin demek
istiyordu. O dostuma hâlimi ve rü’yâmı anlatdım. Sübhânallah,
niçin tevbe edip, afv dilemedin. Demek ki sen bilmiyorsun.
Hâlbuki Resûlullaha salât ve selâm okununca ve
diger seyler mubârek rûhu için okununca, bildirilir. Hemen
tevbe et, dedi. Abdest aldım, iki rek’at nemâz kıldım. Sonra
tevbe edip, Allahü teâlâya düâ etdim. Hazret-i Ebû
Bekr-i Sıddîkı ve hazret-i Ömer-ül Fârûku “radıyallahü anhümâ”
çok sevip, üstünlüklerine inandım. Bir hafta geçmeden
saçım, sakalım, kaslarım ve kirpiklerim eskisi gibi yeniden
çıkdı.
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” Selef-i sâlihînden
bir zâtın söyle anlatdıgını nakl etmisdir: Bir def’asında
– 296 –
Sâma giderken, bir mescidde sabâh nemâzını kıldım. Imâm
nemâzdan sonra hazret-i Ebû Bekre ve hazret-i Ömere “radıyallahü
anhümâ” beddüâ etdi. Bir sene sonra yine bir Sâm
yolculugu sırasında aynı mescidde, sabâh nemâzını kıldım.
Bu sefer imâm, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömere güzel
düâ etdi. Cemâ’ate, geçen sene onlara beddüâ ediyordunuz,
simdi hayrla düâ ediyorsunuz, sebebi nedir diye sordum. Bana
geçen seneki imâmı görmek ister misin, dediler. Evet, isterim,
dedim. Beni bir eve götürdüler. Orada gözlerinden yas
akan bir köpek vardı. Köpege sen geçen sene hazret-i Ebû
Bekre ve hazret-i Ömere “radıyallahü anhümâ” beddüâ
eden imâm mısın, diye sordum. Basıyla, evet der gibi isâret
etdi.
¥ Yine Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” söyle
anlatmısdır: Medâyinde bulunuyordum. Her nerede bir garîbin
vefât etdigini duysam, ona kefenlik alırdım. Bir gün
bir sahs yanıma geldi. Burada Kûfeli bir kimse vefât etdi.
Kefeni yok, dedi. Hizmetçimi kefen almaga gönderdim.
Ben de ölen sahsın yanına gitdim. Karnının üstüne bir kerpiç
koymuslardı. Birden bire kerpiç düsdü ve ölü canlanıp,
vah, bana yazıklar olsun, diye bagırmaga basladı. Ben Lâ
ilâhe illallah de dedim. Artık fâidesi yok. Benim kavmim
hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer hakkında kötü sözler
söylerlerdi! Ben de onlar hakkında kötü söz söyleyip söverdim!
Simdi helâk oldum. Cehennemdeki yerimi gösterdiler.
Insanları korkutmam için bana tekrâr cân verdiler, dedi.
Hemen dısarı çıkıp, bu hâli arkadaslarıma anlatdım.
¥ Imâm-ı Kayrevânî “rahmetullahi aleyh” (Bostân) kitâbında
söyle yazmısdır: Selefden biri söyle anlatdı: Benim
bir komsum vardı. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve hazret-i
Ömer-ül Fârûk “radıyallahü anhümâ” hakkında uygunsuz
sözler söylerdi. Bir gece çok asırı gitdi. Dayanamayıp,
onunla kavga etdim. Üzgün ve gamlı olarak eve geldim.
Yatsı nemâzından sonra uyudum. Rü’yâmda Resûlullahı
“sallallahü aleyhi ve sellem” gördüm. Yâ Resûlallah! Falan
– 297 –
kimse senin Eshâbına kötü sözler söylüyor, dedim. Kime
kötü sözler söylüyor diye sordu. Hazret-i Ebû Bekre ve hazret-
i Ömere “radıyallahü anhümâ” dedim. Al su bıçagı git
onu öldür, buyurdu. Bıçagı aldım ve gidip o adamı bogazladım.
Sanki elime kan bulasmısdı. Elimi yere sürdüm. O sırada
uyandım. O sahsın evinden feryâd sesleri duydum. Ne olmus
diye sordum. Falan kimse bu gece âniden ölmüs, dediler.
Sabâhleyin evine gitdim. O kimsenin bogazında bir bıçak
izi vardı.
¥ Seyh-i Ekber Muhyiddîn Arabî “kuddise sirruh” (Fütûhât-
ı Mekkiyye) kitâbında söyle yazmısdır: Allahü teâlânın
sevgili kullarından bir gurub vardır ki, onlara Recebî derler.
Onlar kırk kisidir. Sayıları artmaz ve eksilmez. Receb ayında
hiç hareket etmezler. Ayakda duramadıkları gibi, oturamazlar
da. Ellerini, ayaklarını ve gözlerini dahî kıpırdatacak
kuvveti kendilerinde bulamazlar. Receb ayının ilk günlerinde
bu hâl üzere olurlar. Günden güne bu hâlleri hafîfler.
Sa’bân ayı girince, bu hâlleri kalkar. Ba’zen onlardan bir kısmında
bu kesf hâlleri kalıp, bir sene devâm eder. Recebîlerden
birini gördüm. Onda râfizîlerin durumunu kesf edip görme
hâli bâkî kalmısdı. Tanımadıgı bir râfizîyi domuz seklinde
görür ve sen râfizîsin, tevbe et, derdi. O râfizî tevbe ederse,
onu insan sûretinde görürdü ve sen gerçekden tevbe etdin,
derdi. Eger o kimseyi yine domuz sûretinde görürse, yalan
söylüyorsun, sen tevbe etmedin, derdi. Bir gün sâfi’î mezhebinde
oldukları ve iyi kimseler olarak tanınan iki kisi huzûruna
geldiler. Meger o iki kisi dısdan iyi görünmelerine
ragmen, râfizî imisler. Hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Osmân
hakkında yanlıs ve kötü düsüncelere sâhib imisler. O zât huzûruna
gelen bu iki kisiye dısarıya çıkmalarını söyledi. Sebebini
sorduklarında, ben sizi domuz seklinde görüyorum, dedi.
O iki kimse o ânda kalblerinden tevbe etdiler. Bunun
üzerine o zât, simdi tevbe etdiniz. Çünki su ânda sizi insan
sûretinde görüyorum, dedi. O kimseler buna çok sasdılar ve
bozuk i’tikâdlarından temâmen vazgeçdiler.
– 298 –



Kaynak:ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE (Peygamberlik Müjdeleri)Kitabından Alıntıdır...

Sesli Olarak Dinlemek İçin:[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bilgisayara indirmek İçin(Mp3 Formatında):[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
__________________
Nefsini baş tacı eden , Dinini hor görür...
WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 2 Kullanıcı WåñTêd_øØ7'e Teşekkür Ediyor...
Alt 27.03.2010, 10:04   #3
WåñTêd_øØ7
Usta Yiğido
 
WåñTêd_øØ7 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
WåñTêd_øØ7 Şuan WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Tournaments Won: 2

Üyelik Tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 1.335
Tecrübe Puanı: 567 WåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYOR
Standart HAZRET-I OSMÂN-I ZINNÛREYN

HAZRET-I OSMÂN-I ZINNÛREYN
“radıyallahü anh”
Hazret-i Osmânın künyesi Ibni Abdüllah, lakabı Zinnûreyndir.
Bu lakab, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
iki kızıyla evlenmesi sebebiyle verildi. Resûlullah, kızlarından,
önce hazret-i Rukayyeyi ve onun vefâtından sonra da
hazret-i Ümmü Gülsümü hazret-i Osmâna nikâh etdi. (Bir
kızım dahâ olsa, onu da Osmâna verirdim. Insanlardan hiç
kimseye bir Peygamberin iki kızıyla nikâhlanmak nasîb olmamısdır)
buyurdu. Yine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve
sellem”, hazret-i Osmân için, “O hesâbsız Cennete girecekdir”
buyurdu. Hazret-i Osmân Medîneye yarım fersâh uzaklıkda
bulunan Rûme kuyusunu Ebû Abdüllah bin Mendereden
otuz bin akçeye satın aldı. Ta’mîr etdirip, müslimânların
istifâdesi için vakf etdi. Tebük gazâsında hava çok sıcakdı.
Yiyecek ve binek çok azdı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve
sellem”, “Bu orduyu kim techîz ederse, o Cennete gider” buyurdu.
Hazret-i Osmân bunu duyunca, onbin dinâr getirdi.
Bunun üzerine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Yâ
Osmân, Allahü teâlâ senin geçmisdeki ve gelecekdeki, bir rivâyetde,
gizli ve âsikâr günâhlarını afv etsin) buyurdu. Bir
hadîs-i serîfde de hazret-i Osmân için söyle buyruldu: (Biliniz
ki gökdeki meleklerin hayâ etdigi kimseden ben de hayâ
ediyorum.)
Beyt:
Allaha ve Resûlüne düsmân olan, düsmândır kendine,
Hayâsızdır düsmân olanlar, hayâ sâhibi Zinnûreyne.
Emîr-ül mü’minîn hazret-i Ömer “radıyallahü anh” hicretin
yirmiüçüncü senesinde, Zilhicce ayında, nemâzda iken,
Mugîre bin Su’benin “radıyallahü anh” kölesi Ebû Lü’lü Fîruz
tarafından yaralandı. Sehîd olacagını anladılar. Hazret-i
Ömer “radıyallahü anh” sehîd olmadan önce yaralı hâlde
iken söyle buyurdu: “Halîfelige en lâyık olan kimseler sunlardır.
Resûlullah onlardan râzı olarak vefât etmisdir. Bunlar;
Osmân, Alî, Zübeyr, Talha, Abdürrahmân bin Avf ve
Sa’d bin Ebî Vakkâsdırlar “radıyallahü anhüm ecma’în”. Bu
– 299 –
altı kisi, hazret-i Ömerin defninden sonra halîfe seçmek üzere
toplandılar. Hazret-i Zübeyr, ben Alîye “radıyallahü anh”
bî’at ediyorum, dedi. Sa’d bin Ebî Vakkâs ise, ben Abdürrahmân
bin Avfa bî’at ediyorum, dedi “rıdvânullahi aleyhim
ecma’în”. Sonunda halîfe seçme isini Abdürrahmân bin Avfa
bırakdılar. Abdürrahmân bin Avf, hazret-i Alînin elini tutup,
Allahın kitâbı, Resûlullahın sünneti ve Seyhaynın (Hazret-
i Ebû Bekr ve hazret-i Ömerin) sîretiyle amel eder misin,
dedi. Hazret-i Alî, tâkatım yetdigi kadar amel ederim, dedi.
Sonra hazret-i Osmânın elinden tutup aynı seyi sordu. Hazret-
i Osmân, Abdürrahmân bin Avfın istedigi gibi cevâb verdi.
Bu süâli her ikisine de üçer kerre sordu ve aynı cevâbları
aldı. Sonra hazret-i Osmâna bî’at ederek onu halîfe seçdi.
Eshâb-ı kirâm da hazret-i Osmâna bî’at etdiler “rıdvânullahi
aleyhim ecma’în”. Hilm ve hayâ sultânı hazret-i Osmânın
“radıyallahü anh” fazîletlerinin ve kerâmetlerinin nihâyeti
yokdur.
¥ Bir gün Eshâb-ı kirâmdan “aleyhimürrıdvân” biri, hazret-
i Osmânın evine gidiyordu. Yolda yabancı bir kadına
bakdı. Osmânın “radıyallahü anh” evine varınca, size ne oldu
ki gözlerinizde zinâ eseri oldugu hâlde benim evime gelirsiniz,
dedi. Bir rivâyetde ise, sizden birinize ne oldu ki, yolda
zinâ edip de buraya geldi, dedi. O sahâbî bizden zinâ eden
biri yokdur, dedi. Hazret-i Osmân “radıyallahü anh”, Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” (Gözler de zinâ ederler)
buyurdu, dedi. Bunun üzerine o sahâbî, ey mü’minlerin emîri,
Resûlullahdan sonra vahy gelir mi, dedi. Hâyır bu vahy
degildir, sâdık firâsetdir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”,
(Mü’minin firâsetinden sakınınız. Çünki o, Allahın nûruyla
bakar) buyurdu, dedi. [(Kıyâmet ve Âhıret) kitâbının
158.ci sahîfesine bakınız!]
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Osmân “radıyallahü anh” sehîd
edildigi günün gecesinde, rü’yâsında Resûlullahı “sallallahü
aleyhi ve sellem” gördü. “Ey Osmân, yârın bizim yanımızda
iftâr edersin” buyurdu. Sabâhleyin kölelerini isyâncılara
karsı durmakdan men’ etdi. Çünki, sehîdlik se’âdetine kavusmak
istiyordu. Abdüllah bin Riyâh ve Ebû Katâde “radı-
– 300 –
yallahü anhümâ” söyle anlatmıslardır: Biz hazret-i Osmânın
“radıyallahü anh” evi kusatıldıgı sırada yanında idik. Kavga
siddetlenince, hazret-i Osmânın köleleri kılıçlarını ellerine
aldılar. Hazret-i Osmân onlara, kim kılıcını kınına sokarsa, o
azâd olsun, dedi. Biz dısarı çıkdık. Giderken Hasen bin Alî
“radıyallahü anh” ile karsılasdık. Onunla birlikde hazret-i
Osmânın yanına geri döndük. Hazret-i Hasen, ey mü’minlerin
emîri. Senin emrin olmadan ben müslimânlara kılıç çekmem.
Sen hak üzere halîfesin. Emr et, bu belâyı senin üzerinden
def’ edeyim, dedi. Hazret-i Osmân, hazret-i Hasene: Ey
kardesimin oglu, evine git, otur. Allahü teâlânın emri ne ise
o olacakdır. Ben kan dökmek istemiyorum. Bu gece rü’yâmda
Resûlullahı gördüm. “Harb edersen nusret bulursun. Eger
harb etmezsen sehîd olup, yârın gece yanımda iftâr edersin”
buyurdu. Ben Resûlullah ile iftâr etmek istiyorum, dedi.
(Fasl-ül-Hitâb) kitâbının sâhibi söyle yazmısdır: Bu durum
hullet makâmında derdlere ve belâlara teslîm olmak
alâmetidir. Nitekim, Halîlullah Ibrâhîm aleyhisselâmı mancınıga
koyup, atese atdıkları sırada, Cebrâîl aleyhisselâm gelip,
bir arzûn var mıdır, diye sordugunda, var ama, sana degil
[(Hasbiyallah ve ni’mel vekîl) ya’nî, bana Allahım yetisir.
O iyi vekîl, yardımcıdır], buyurmusdur.
¥ Hazret-i Osmânın “radıyallahü anh” sehîd edildigi gün,
Cühcân bin Sa’îd Gıfârî, Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve
sellem” yâdigâr kalan bir asâyı, hazret-i Osmânın elinden kapıp,
dizine koyarak kırmak istedi. Görenler, yapma diye bagrısdılar.
O kimsenin dizinde eklem kısmında bir hastalık meydâna
geldi. Bir sene geçmeden o hastalıkdan öldü.
¥ Güvenilir kimselerden biri söyle anlatmısdır: Bir gün
Kâ’beyi tavâf ediyordum. Kör bir kimse de tavâf yapıyordu
ve yâ Rabbî beni afv et, ama afv etmeyeceginden sübhem
yokdur, diyordu. Ben, Sübhânallah! Bu makâmda böyle sözler
söylüyorsun, dedim. Bunun üzerine o kör kimse söyle anlatdı:
Hazret-i Osmânın evinin kusatıldıgı gün, bir arkadasımla
yemîn etdik ki, eger hazret-i Osmân sehîd edilirse, yüzüne
çıplak olarak bir tokat vuralım, dedik. Sehîd edildi ve
– 301 –
ben arkadasımla hazret-i Osmânın evine girdik. Bası hanımının
dizi üzerinde idi. Arkadasım hanımına onun yüzünü aç,
dedi. Hanımı maksadınız nedir, diye sordu. Yüzüne tokat vurmak
için and içdim, dedi. Hazret-i Osmânın hanımı, Onun,
Resûlullah ile “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbet etdigini ve
iki kızını nikâhladıgını bilmiyormusun dedi ve dahâ birçok fazîletlerini
saydı. Arkadasım utanıp geri çekildi. Ben o sözlere
aldırıs etmedim. Yaklasıp yüzüne bir tokat vurdum. Hanımı
bana Allahü teâlâ senin günâhlarını afv etmesin, ellerin kurusun
ve gözlerin kör olsun, dedi. Henüz evin kapısından çıkmadan
ellerim kurudu ve gözlerim kör oldu. Günâhlarımın afv edilmeyeceginden
de sübhem yokdur!
¥ Hazret-i Osmân-ı zinnûreyn “radıyallahü anh” sehîd
edilince, cinnîler, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
mescidinin damında üç gün aglasdılar. Onun için mersiyeler
söylediler.
¥ Adî bin Hâtem “radıyallahü anh” söyle anlatmısdır:
Hazret-i Osmân bin Affânın “radıyallahü anh” sehîd edildigi
gün, bir kimsenin söyle dedigini isitdim: Ibni Affânı ferâhlık,
râhatlık, se’âdet ve Cennetdeki sayısız ni’metlerle ve
Rabbinin rızâsıyla müjdeleyiniz, diyordu. Etrâfımıza bakdık,
kimseyi göremedik.
¥ Hazret-i Osmân bin Affân “radıyallahü anh” sehîd edilince,
mu’ârızların kargasasından, üç gün defn edilemedi.
Gâibden söyle bir ses isitildi: Onu defn ediniz, nemâzını kılmayınız,
magfirete kavusdu ve nemâzı kılındı.
¥ Hazret-i Osmânı “radıyallahü anh” defn etmek için üç
gün sonra Bakî’ kabristânına götürdüler. Arkalarında bir karartı
gördüler ve korkdular. Karartı yaklasınca, cenâzeyi bırakıp
dagıldılar. O sırada karartıdan söyle bir ses geldi.
Korkmayınız, biz sizinle defnde bulunmak için geldik, dedi.
Defnde bulunanlardan ba’zısı yemîn ederek onların melekler
oldugunu söylemislerdir.
¥ Bir hac kâfilesi, hac mevsiminde, hazret-i Osmânın “radıyallahü
anh” kabrini ziyârete gitdiler. Içlerinden biri, hakîr
görüp ziyâret etmedi. Kâfile selâmetle gidip dönerken, bir
– 302 –
yırtıcı hayvân, kâfilenin içine girip, o kimseyi parçaladı ve
etinden yemedi. Kâfilede bulunanlar, o kimsenin hazret-i
Osmâna “radıyallahü anh” hürmetsizlik etdigi için, bu hâle
düsdügünü anladılar.
¥ Bir gün Ebû Zer Gıfârînin “radıyallahü anh” yanında
hazret-i Osmândan “radıyallahü anh” bahs ediliyordu. Ben
onun hakkında hayrdan baska birsey söylemem dedi ve söyle
anlatdı: Bir gün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” evinden
çıkdı ve yürümege basladı. Ben de Resûlullahın arkasından
gitdim. Bir yere varıp oturdu. Huzûruna yaklasıp, selâm
verdim ve karsısına oturdum. Ey Ebâ Zer, niçin geldin, buyurdu.
Allahü teâlâ ve Resûlu dahâ iyi bilir, dedim. O sırada
hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh” geldi ve Resûlullahın
sag tarafına oturdu. Ona da niçin geldin, buyurdu. Allah ve
Resûlü dahâ iyi bilir, dedi. Sonra hazret-i Ömer “radıyallahü
anh” geldi. Ebû Bekrin “radıyallahü anh” sag tarafına oturdu.
Resûlullah ona da niçin geldin, diye sordu. O da, Allah ve
Resûlü dahâ iyi bilir, dedi. Dahâ sonra hazret-i Osmân “radıyallahü
anh” geldi. Hazret-i Ömerin sag tarafına oturdu. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” yerden yedi veyâ dokuz
dâne çakıl tası aldı. Mubârek avucunda tutdu. Taslar mubârek
avucunda tesbîh etmege basladı. Seslerini bal arısının
âvâzı gibi isitiyordum. Tasları yere koydu, sesleri kesildi. Sonra
hazret-i Ebû Bekrin eline verdi. Taslar onun avucunda da
tesbîh etdiler. O da yere koydu. Tasların sesi kesildi. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” tasları alıp, hazret-i Ömerin
eline verdi. Taslar onun elinde de tesbîh etdiler. O da yere bırakdı
ve tasların tesbîh sesi kesildi. Sonra Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” tasları alıp, hazret-i Osmânın eline verdi.
Taslar onun elinde de tesbîh etdiler. Yere koyunca tesbîh
sesleri kesildi.
¥ Ensârdan “radıyallahü anhüm” bir kisi Müseyleme-tül
Kezzâbın öldürüldügü gün sehîd olmusdu. Öldürülenler arasında
onu arıyorlardı. Ölülerden birisinden söyle bir ses geldi.
Muhammed “aleyhisselâm” Allahın Resûlüdür. Ebû
Bekr sıddîkdır, Ömer-ül Fârûk sehîddir, Osmân Zinnûreyn
yumusak kalbli ve merhametlidir.



Kaynak:ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE (Peygamberlik Müjdeleri)Kitabından Alıntıdır...

Sesli Olarak Dinlemek İçin:[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bilgisayara indirmek İçin(Mp3 Formatında):[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
__________________
Nefsini baş tacı eden , Dinini hor görür...
WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar WåñTêd_øØ7'e Teşekkür Ediyor...
Alt 27.03.2010, 10:05   #4
WåñTêd_øØ7
Usta Yiğido
 
WåñTêd_øØ7 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
WåñTêd_øØ7 Şuan WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Tournaments Won: 2

Üyelik Tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 1.335
Tecrübe Puanı: 567 WåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYORWåñTêd_øØ7 SITEMIZE IŞIK ŞACIYOR
Standart IMÂM-I ALÎ BIN EBÎ TÂLIB

IMÂM-I ALÎ BIN EBÎ TÂLIB
“radıyallahü anh”

Emîr-ül mü’minîn Alî bin Ebî Tâlib “radıyallahü anh ve
kerremallahü vecheh”, (Tesavvufda, insanlara vilâyet yolunun
feyzlerinin ulasmasına vâsıta olan) oniki imâmın birincisidir.
Künyesi Ebül Hasen ve Ebû Türâbdır. En çok sevdigi ismi,
Ebû Türâb idi. Kendisini bu ismle çagırınca sevinirdi. Bir
gün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” kızı hazret-i Fâtımanın
“radıyallahü anhâ” evine gitdi. Hazret-i Alîyi “radıyallahü
anh” göremeyince, amcamın oglu nerede diye sordu.
Hazret-i Fâtıma “radıyallahü anhâ” aramızda birsey vâki’ oldu.
Üzülüp dısarı gitdi. Benim yanımda kaylûle yapmadı, dedi.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazret-i Alîyi bulması
için bir kimse gönderdi. O kimse arasdırıp geldi ve hazret-
i Alînin mescidde kaylûle yapdıgını söyledi. Kaylûle ögleden
önce biraz uyumakdır. Geceyi ihyâ edenlere sünnetdir.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mescide gitdi. Hazreti
Alîyi “radıyallahü anh” uyumus ve ridâsı üzerinden düsdügü
için arkasına toprak bulanmıs oldugu hâlde buldu. Mubârek
eliyle toprakları silip, “Kalk yâ Ebâ Türâb, kalk yâ Ebâ Türâb”
buyurdu.
Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” söyle rivâyet etmisdir:
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”: (Ben kimin mevlâsı
isem, Alî de onun mevlâsıdır. Beni seven Alîyi sever) buyurdu.
Berâ bin Âzib “radıyallahü anh” söyle rivâyet etmisdir:
Bir gün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazret-i Alînin
“radıyallahü anh” elinden tutup buyurdu ki: “Ben
mü’minlere nefslerinden sevgili degilmiyim?” Orada bulunanlar,
evet yâ Resûlallah, seni nefslerimizden çok severiz,
dediler. Sonra hazret-i Alî “radıyallahü anh” için, (Ben kimin
mevlâsı isem, Alî de onun mevlâsıdır! Yâ Rabbî, onu seveni
sev! Onu sevmeyeni sevme!) buyurdu.
¥ Hazret-i Alînin “radıyallahü anh” fazîletleri ve üstünlükleri
söze ve yazıya sıgmaz. Imâm-ı Ahmed bin Hanbel
“rahmetullahi aleyh” söyle demisdir: Eshâb-ı kirâmın “aleyhimürrıdvân”
hiç birinden Alî bin Ebî Tâlibin “kerremallahü
– 304 –
vecheh” fazîletleri kadar isitilmemisdir. Seyyid-üt-tâife Cüneyd-
i Bagdâdî “kuddise sirruh” ise söyle demisdir: Eger
hazret-i Alî “radıyallahü anh” muhârebelerden biraz fırsat
bulabilseydi, bize tesavvufa âid çok seyler gelirdi ki, kalbler
ona tâkat getiremezdi. (Serh-i te’arrüf) kitâbında söyle yazılmısdır:
Alî bin Ebî Tâlib “radıyallahü anh” âriflerin basıdır.
O kendisinden önce kimsenin söylemedigi ve kendisinden
sonra da benzerini dahî kimsenin söyliyemedigi seyleri söylemisdir.
Meselâ, bir gün minber üzerinde: Bana Arsın altındakilerden
sorunuz. Benim kalbim ilmle doludur. Bu ilm, agzımda
bulunan Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
mubârek agzının suyundandır. Mubârek agzının suyunu agzıma
koymusdu. Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn
ederim ki, eger izn verilse, Tevrâtda ve Incîlde olan seyleri
söylerdim ve benim sözlerimi tasdîk ederlerdi, buyurmusdur.
O meclisde Da’leb Yemânî adında bir kimse vardı. Hazret-i
Alînin “radıyallahü anh” bu sözlerini duyunca, bu kisi ne
söylüyor, ona bir soru sorayım da rüsvâ edeyim, dedi. Kalkıp
bir sey sormak istiyorum, dedi. Hazret-i Alî “radıyallahü
anh”, ögrenmek için ise sor, inâd için ise sorma, buyurdu.
Da’leb Yemânî, sen beni süâl sormaga mecbûr etdin, diyerek,
yâ Alî “radıyallahü anh” Rabbini gördün mü, diye sordu.
Hazret-i Alî, görmedigim Rabbime tapmıyorum, dedi.
Da’leb: Nasıl gördün diye sordu. Hazret-i Alî, bas gözü ile
görülmez, ancak kalbler hakîkî yakîn ile görür. Rabbim birdir,
ortagı ve benzeri yokdur. Mekânı yokdur. Üzerinden zemân
geçmez, hislerle anlasılmaz, mahlûklara kıyâslanmaz,
buyurdu. Da’leb Yemânî bu sözleri duyunca feryâd edip düsdü
ve bayıldı. Bir müddet sonra kendine gelince, hiç kimseye
inâd ve imtihân niyyetiyle soru sormayacagına dâir Allahü
teâlâya söz verdi. Hazret-i Alî ona dedi ki, sunu bilmelisin ki,
Ibni Abbâs “radıyallahü anhümâ” söyle buyurmusdur: Alîye
“radıyallahü anh” ilmin onda dokuzu verilmisdir. Onda birine
de ortakdır.
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” (Delâil-ün-nübüvve)
adlı kitâbında söyle yazmısdır: Rûm kayseri, Emîr-ül
– 305 – Sevâhid-ün Nübüvve - F:20
mü’minîn hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” halîfeligi zemânında
çok müskil süâller yazıp, cevâblandırması için bir elçiyle
gönderdi. Bu hâdise kitâblarda uzun anlatılmısdır. Hazret-
i Ömer “radıyallahü anh” Kayserin mektûbunu okudu
ve hazret-i Alîye gönderdi. Hazret-i Alî okudukdan sonra,
kalem ve kâgıd istedi. Soruların cevâbını yazıp elçiye verdi.
Elçi, hazret-i Ömere, bu cevâbları yazan kimdir, diye sordu.
Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” da, Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” amcasının oglu, dâmâdı ve dostudur,
dedi.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alînin “radıyallahü anh” hâzır
ve latîf cevâblarından biri söyledir: Bir gün yehûdîlerden
bir gurub gelip: Ey müslimânlar! Siz Peygamberinizin vefâtından
sonra ne yapdınız? Birbirinize kılıç çekip, harb bile
yapdınız, dediler. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” onlara: Ey
yehûdîler, sizin ayaklarınız henüz denizden kurumamısdı ki,
hazret-i Mûsâya “aleyhisselâm” bize baskalarının ma’bûdları
gibi ma’bûdlar bul dediniz, buyurdu.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alîye “radıyallahü anh” dediler
ki, hazret-i Ebû Bekrin ve hazret-i Ömerin “radıyallahü
anhümâ” zemânlarında müslimânlar arasında fitne ve
harbler olmadı. Hazret-i Osmânın ve Senin “radıyallahü anhümâ”
zemânında ise ızdırâb, üzüntü, karısıklıklar ve harbler
oldu. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” bu söze söyle cevâb
verdi: Hazret-i Ebû Bekrin ve hazret-i Ömerin “radıyallahü
anhümâ” yardımcıları, hazret-i Osmân ve ben “radıyallahü
anhümâ” idik. Hazret-i Osmânın ve benim yardımcılarım ise
sizler oldugunuzdan böyle oldu.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” Fil vak’asından yedi sene
sonra Mekkede dogdu. Ba’zıları o Kâ’bede dogdu demislerdir.
Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberligi
bildirildiginde, hazret-i Alî onbes yasında idi. Ba’zıları
onüç, ba’zıları on yasında idi demislerdir. Dokuz yasında
idi diyenler de vardır. Birinci rivâyet sahîhdir. Ibni Cevzî,
(Safve-tüs safve) kitâbında hazret-i Alînin vefât etdiginde
yası hakkında dört rivâyet vardır, bunlar altmıs üç, altmıs
– 306 –
bes, elliyedi ve ellisekizdir, diye yazmısdır.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Osmân “radıyallahü anh”,
sehîd edildikden üç gün sonra defn edildi. Bes gün sonra ise
halk hazret-i Alînin yanına gelip, halîfeligi kabûl etmesini istediler.
Zîrâ o sırada halîfelige ondan dahâ lâyık kimse yokdu.
Hazret-i Alî “radıyallahü anh” kabûl etmemek için çok
ugrasdı. Ancak sonunda kabûl etdi ve hâzır bulunanlar ile
bî’at yapdı. Bî’at edenler arasında Huzeyme bin Sâbit, Ebül
Heysem bin Tîhân, Muhammed bin Müslim, Ammâr bin
Yâser, Ebû Mûsel Es’arî, Abdüllah bin Abbâs “radıyallahü
anhüm ecma’în” gibi dahâ nice kimseler vardı. Hazret-i Talha
ve hazret-i Zübeyr “radıyallahü anhümâ” da bî’at etdiler.
Abdüllah bin Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkâs da ehl-i kıble ile
savasmaga katılmamaları kaydıyla bî’at etdiler. Bu husûsdaki
hadîs-i serîfleri sebeb olarak gösterdiler. Hâsılı, hazret-i
Alînin hilâfeti bî’at ile gerçeklesdi. Hâl ve akd ehli, bu husûsda
ittifâk etdiler. Hazret-i Alînin “radıyallahü anh” vilâyetinin
ve kerâmetinin nihâyeti yokdur.
¥ Sahîh rivâyetlerle sâbit olmusdur ki, hazret-i Alî mubârek
ayagını atının üzengisine koyarken Kur’ân-ı kerîmi okumaga
baslar, diger ayagını koyarken veyâ bir rivâyete göre
de ata binip oturunca temâmını hatm ederdi.
¥ Esmâ binti Umeys hazret-i Fâtımanın “radıyallahü anhümâ”
söyle anlatdıgını rivâyet etmisdir: Zifâfa girdigim gece,
Alîden “radıyallahü anh” korkdum. Çünki yer onunla
konusuyordu. Sabâhleyin bu hâli Resûlullaha “sallallahü
aleyhi ve sellem” anlatdım. Resûlullah secde yapdı. Bir müddet
sonra mubârek basını kaldırdı ve bana söyle buyurdu:
“Sana müjdeler olsun ey Fâtıma! Senin neslin çok temiz olacak.
Allahü teâlâ kocanı diger insanlardan dahâ fazîletli kıldı.
Yeryüzüne, sarkdan garba her ne oluyorsa, ona haber
vermesini emr eyledi, buyurdu.
¥ Imâm-ı Fahreddîn Râzî “rahmetullahi aleyh” (Tefsîr-i
kebîr)inde söyle yazmısdır: Imâm-ı Alînin “radıyallahü anh”
sevdiklerinden Abdüllah Esved adında bir kimse vardı. Bir
– 307 –
gün hırsızlık yapdı. Hazret-i Alînin huzûruna getirdiler. Sen
mi, yapdın diye sordu. Esved, evet dedi. Bunun üzerine elini
kesdi. Esved dısarı çıkıp giderken, yolda Selmân-ı Fârisîye ve
Ibni Kevâye “radıyallahü anhümâ” rastladı. Ibni Kevâ, elini
kim kesdi diye sordu. Esved, elimi mü’minlerin emîri, müslimânların
reîsi, Resûlullahın dâmâdı ve Betülün zevcesi kesdi,
dedi. Ibni Kevâ, sen elini keseni medh mi ediyorsun, dedi.
Esved, nasıl medh etmeyeyim ki, benim elimi hak üzere kesdi
ve beni Cehennem atesinden kurtardı, dedi. Selmân-ı Fârisî
“radıyallahü anh” Esvedin bu sözlerini hazret-i Alîye anlatdı.
Hazret-i Alî, Esvedi yanına çagırdı. Kesilen elini bileginin
üzerine koydu ve bir mendil ile örtüp düâ etdi. O sırada
gökden bir ses isitdiler. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” örtdügü
mendilin kaldırılmasını emr etdi. Kaldırıp bakdılar ki, Esvedin
eli Allahü teâlânın izniyle iyilesmis, eskisi gibi olmusdu.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” Kûfeye
gitmisdi. Birgün sabâh nemâzını kıldıkdan sonra, bir kimseye
falan yere git, orada bir mescid vardır. Mescidin yanında
bir ev vardır. O evde bir kadınla bir erkek münâkasa ediyorlar.
Onları buraya getir, dedi. O sahs gidip onları getirdi.
Hazret-i Alî onlara, bu gece çok çekisdiniz, dedi. O genç, ey
mü’minlerin emîri, bu kadını nikâhla aldım. Ancak ne zemân
yanına yaklasmak istesem bana ondan bir nefret hâsıl oldu.
Gücüm yetse onu yanımdan temâmen uzaklasdıracakdım.
Benimle çekismege basladı. Siz emr gönderip, bizi çagırıncaya
kadar kavga ediyorduk, dedi. Hazret-i Alî, ba’zı sözler
vardır ki, herkesin isitmesi gerekmez, dedi. Orada bulunan
diger kimseler dagıldılar. Hazret-i Alî o kadına dönerek kocası
olan genci gösterdi ve bunun kim oldugunu biliyor musun,
dedi. Kadın hâyır, dedi. Hazret-i Alî kadına, ben söyliyeyim.
Yalnız sen de inkâr etme, dedi. Sonra, sen falanın kızı
falan degil misin, dedi. Kadın evet, dedi. Senin amcanın bir
oglu vardı. Birbirinizi severdiniz. Annen evlenmenize râzı olmadı.
Sen bir gece helâya gitmek için dısarı çıkdın. Amcanın
– 308 –
oglu seni tutdu ve yaklasdı. Ondan hâmile kaldın. Bu durumu
annene söyledin. Babandan gizledin. Çocugu doguracagın
zemân annen seni dısarı çıkardı. Bir oglan dogurdun. Bir
beze sarıp, insanların kazâ-ı hâcet yapdıkları bir dıvârın dibine
bırakdın. Bir köpek gelip çocugu kokladı. Sen bir tas
atdın. Tas çocugun basına degip yardı. Annen elbisesinden
bir parça bez yırtıp, çocugun basını sardı. Çocugu orada bırakıp
gitdiniz. Bir dahâ da görmediniz. Kadın, evet ey
mü’minlerin emîri öyle oldu. Bunu benden ve annemden
baska kimse bilmiyordu, dedi. Hazret-i Alî sözlerine devâm
ederek söyle dedi: O gün sabâhleyin çocugu falan kâfile oradan
alıp götürdüler. Büyütüp terbiye etdiler. Sonra o genç
kâfile ile Kûfeye gelip, seni nikâh etdi. Gence basını aç dedi.
Genç basını açınca, basında tas yarasının izi görüldü. Kadına
bu genç senin oglundur. Allahü teâlâ sizi harâm islemekden
korudu! Haydi oglunu al git, buyurdu.
¥ Kûfe halkı Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alîye, Fırat nehrinin
suyu tasdı, ekinlerimiz ziyân oldu. Allahü teâlâya düâ
ediniz de suyu biraz azalsın, dediler. Hazret-i Alî evine girdi.
Halk kapısında bekliyordu. Biraz sonra dısarı çıkdı. Resûlullahın
“sallallahü aleyhi ve sellem” hırkasını giymis, cübbesini
omuzuna almıs, sarıgını basına koymus, asâsını da eline almısdı.
Bir at istedi ve ata binip Fırat nehrinin kenârına gitdi.
Halk da yaya olarak arkasından gitdiler. Nehrin kenârına
varınca atdan indi ve iki rek’at nemâz kıldı. Sonra asâyı eline
alıp, köprünün üzerine çıkdı. Hazret-i Hasen ve hazret-i
Hüseyn de “radıyallahü anhümâ” yanında idi. Asâsıyla suya
dogru isâret etdi. Su biraz azaldı. Bu kadar yeter mi buyurdu.
Halk, biraz dahâ azalsın, dediler. Asâsıyla ikinci def’a
isâret etdi. Su biraz azaldı. Yine bu kadar yeter mi diye sordu.
Biraz dahâ azalmasını istediler. Üçüncü def’a isâret etdi
ve su biraz dahâ azaldı. Halk, ey mü’minlerin emîri bu kadar
yeter, dediler.
¥ Cündeb bin Abdüllah el-Ezdî “radıyallahü anh” söyle
anlatmısdır: Cemel ve Sıffîn harblerinde hazret-i Alî “radıyal-
– 309 –
lahü anh” ile berâberdim. Hazret-i Alînin haklı oldugundan
hiç sübhem yokdu. Nehrevâna varıp, orada konakladık. Bu sırada
içime bir sübhe düsdü. Karsımızdakilerin hepsi kurra ve
seçilmis kimselerdir. Onları katl etmek büyük bir isdir, diyordum.
Sabâhleyin askerlerin arasından çıkdım. Bir matara suyum
vardı. Bir yerde mızragımı yere dikip, kalkanımı üzerine
asdım. Kalkanın gölgesinde oturdum. Bir de bakdım ki, Emîrül
mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” çıka geldi. Yanında
hiç su var mı, dedi. Mataramdaki suyu verdim. Alıp uzak
bir yere gitdi ve görünmez oldu. Sonra göründü. Abdest almısdı.
Gelip kalkanın gölgesine oturdu. O sırada atlı birisi geldi
ve hazret-i Alîyi “radıyallahü anh” sordu. Yâ Emîr-el
mü’minîn! Bu atlı kimse sizi görmek istiyor, dedim. Çagır gelsin,
dedi. Çagırdım. Huzûruna gelip yâ Emîr-el mü’minîn, muhâlifler
Nehrevânı geçdiler ve suyu kesdiler, dedi. Hazret-i
Alî “radıyallahü anh”, imkânsız geçmis olamazlar, dedi. Biz
böyle konusurken bir kisi dahâ çıkageldi. Muhâlifler suyu
geçdiler, dedi. Hazret-i Alî, geçmediler, dedi. O kimse vallahi
ben, onların sancaklarını suyun öbür tarafında görmeden gelmedim,
geçdiler, dedi. Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî ise, vallahi
geçmediler! Nasıl geçerler ki, onların düsüp, kanlarının
akacagı yer burasıdır, dedi. Sonra beklemege basladı. Ben de
bekliyordum. Kendi kendime, Elhamdülillah elime bir ölçü
geçdi. Hazret-i Alînin “radıyallahü anh” hâlini bu ölçü ile anlarım.
O yâ yalancı bir bahâdırdır veyâ onun Allahü teâlâdan
veyâ Resûlünden bildigi bir delîli vardır, dedim. Kendi kendime
söyle karar verdim. Muhâlifler suyu geçmislerse, hazret-i
Alîye karsı, geçmemislerse muhâliflere karsı savasayım, dedim.
Askerlerin arasından geçdim ve bakdım ki, muhâlifler
suyu geçememisler. Bayrakları aynı yerde duruyordu. Bu sırada
hazret-i Alî “radıyallahü anh” sırtıma dokunup, haydi
isinle mesgûl ol, dedi. Savasmaya baslayıp, muhâliflerden birini
öldürdüm. Arkasından birini dahâ öldürdüm. Birinin
üzerine de atımı sürüp hücûm etdim. Onu yaraladım, o da
beni yaraladı. Ikimiz de yere düsdük. Arkadaslarım beni alıp
götürmüsler. Kendime geldigimde muhârebe bitmisdi.
– 310 –
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” bir muhârebeye baslayınca
söyle demisdi: Karsı tarafın askerleri katl olunup, on
kisiden az kalmadıkca buradan geçemezler! Benim askerlerimden
ise on kisiden az sehîd olacakdır. Savasdan sonra
muhâliflerden dokuz kisi sag kalmısdı. Hazret-i Alînin askerlerinden
ise dokuz kisi sehîd olmusdu.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî bir kimseye; seni falan
yerde falan hurma agacının üzerine asacaklar, dedi. Aynen
söyledigi gibi oldu.
¥ Haccâc bin Yûsüf, Kumeyl bin Ziyâdı “radıyallahü teâlâ
anh” yanına çagırdı. Kumeyl bin Ziyâd gitmeyip kaçdı.
Haccâc onun akrabâlarını ve yakınlarını bulundukları vazîfelerden
uzaklasdırdı. Bunun üzerine Kumeyl bin Ziyâd, ben
zâten yaslandım. Benim yüzümden yakınlarımı islerinden
mahrûm etmesi dogru degildir diyerek, Haccâcın yanına geldi.
Haccâc maksadım seni ele geçirmekdi, dedi. Kumeyl bin
Ziyâd Haccâca, ben ihtiyârladım. Bana istedigini yap, gidecegimiz
yer Allahü teâlânın huzûrudur. Beni öldürürsen,
senden hesâb sorulacakdır. Bana Emîr-ül mü’minîn hazret-i
Alî “radıyallahü anh”, Senin kâtilin Haccâc olacakdır diye
söyledi, dedi. Haccâc, Kumeyl bin Ziyâdın “radıyallahü
anh” boynunu vurdurdu!
¥ Haccâc bir gün, Ebû Türâbın ya’nî hazret-i Alînin “radıyallahü
anh” Eshâbından birini öldürerek Allahü teâlâya yaklasmak
istiyorum. Onunla en çok bulunup sohbet eden de kölesi
Kanberdir, dedi. Kanberi “radıyallahü anh” yanına çagırtdı.
Gelince, Kanber sen misin, diye sordu. Evet benim, dedi.
Alî bin Ebî Tâlibin kulumusun [kölesi misin], dedi. Ben Allahü
teâlânın kuluyum. Emîr-ül mü’minîn Alî “radıyallahü
anh” velîni’metimdir, dedi. Haccâc, onun yolundan döner misin
diye sordu. Kanber, onun yolundan, dîninden efdal bir din
göster, dedi. Haccâc, seni öldürmek istiyorum, ne seklde öldürülmek
istiyorsun söyle, dedi. Kanber “radıyallahü anh” nasıl
istersen öyle öldür. Ben de kıyâmet günü seni öldürürüm. Zâten
hazret-i Alî “radıyallahü anh” bana, ey Kanber! Seni
zulmle öldüreceklerdir, buyurmusdu, dedi. Haccâc emr etdi,
Kanberi “radıyallahü anh” öldürdüler.
– 311 –
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” Berâ
bin Âzibe “radıyallahü anh”, oglum Hüseyni “radıyallahü
anh” sehîd edeceklerdir. O zemân sen hayâtda olacaksın.
Ona yardım etmeyeceksin, buyurdu. Hazret-i Hüseyn “radıyallahü
anh” sehîd oldu. Berâ bin Âzib “radıyallahü anh”
Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî dogru söyledi. Hazret-i Hüseyn
sehîd edildi. Ben ona yardım etmedim, dedi. Pismânlık
duydu.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî bir yolculugunda Kerbelâya
ugradı. Sagına soluna bakıp agladı ve geçdi. Burası onların
develerinin çökdürülecegi yerdir ve katl olunacakları
makâmdır, dedi. Yanında bulunan Eshâbı, ey Emîr-el
mü’minîn! Burası neresidir, diye sordular. Burası Kerbelâdır.
Burada bir kavm öldürülecekdir. Onlar hesâbsız Cennete
gireceklerdir, buyurdu. O sırada bu sözün ma’nâsını anlayamadılar.
Ancak Kerbelâ vak’ası olup, hazret-i Hüseyn sehîd
edilince anlasıldı.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” Kûfeden asker istemisdi.
Epeyce i’tirâzlardan sonra gönderdiler. Askerler gelmeden
önce, hazret-i Alî “radıyallahü anh” oniki bin kisi geliyor
buyurdu. Eshâb-ı kirâmdan biri demisdir ki, askerlerin
geçdikleri yere durdum. Teker teker saydım. Tam onikibin
kisi idiler.
¥ Sıffîn harbine giderken, hazret-i Alînin “radıyallahü
anh” askerlerinin bir konak yerinde suya ihtiyâcı oldu. Her
ne kadar saga sola kosusdurdular ise de, su bulamadılar.
Hazret-i Alî, Eshâbını yoldan biraz sapdırdı. Çölde bir kilise
göründü. Kilisede bulunanlardan su sordular. Buradan iki
fersâh uzakda su var, dediler. Eshâbı, hazret-i Alîye, izn verirsen
gidelim, herhâlde tâkatımız tükenmeden suya ulasırız,
dediler. Hazret-i Alî oraya gitmege lüzûm yokdur, dedi. Sonra
katırını kıbleye dogru çevirdi. Bir yere isâret ederek, burayı
kazın buyurdu. Biraz kazdılar, büyük bir tas çıkdı. Tası
bir dürlü sökemediler. Hazret-i Alî, su bu tasın altındadır.
Gayret edin kaldırın, dedi. Çok ugrasdılar. Fekat tası kaldıramadılar.
Hazret-i Alî bu hâli görünce katırından indi. Kol-
– 312 –
larını sıgadı. Mubârek parmaklarını tasın altına sokdu, zorlayıp
tası kaldırdı ve uzaga atdı. Oradan gâyet saf, tatlı ve
soguk bir su çıkdı. O sudan içdiler. Yanlarına da aldılar.
Hazret-i Alî o tası tekrâr yerine koydu ve üzerini toprakla
örtün, buyurdu. Orada bulunan kilisenin râhibi bu hâli gördü.
Hemen kiliseden çıkıp, hazret-i Alînin huzûruna geldi.
Sen Peygamber misin, dedi. Hâyır, ben mürsel peygamber
Muhammed Mustafânın “aleyhisselâm” halîfesiyim, dedi.
Râhib, hazret-i Alîye, elini ver müslimân olayım, dedi. Râhib,
Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eshedü enne Muhammeden
abdühü ve Resûlühü ve enneke vasıyyü Resûlühü, ya’nî
senin de Resûlün vasîsi olduguna sehâdet ederim diyerek
müslimân oldu. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” râhibe, sen
bu yasa kadar kendi dîninde yasamıssın. Simdi ne sebeble
bizim dînimize girdin, diye sordu. Râhib: Ey mü’minlerin
emîri, bu kiliseyi, bu tası kaldıracak kimse için yapmıslardır.
Biz kitâblarımızda okuyorduk ve âlimlerimizden duyuyorduk
ki, burada bir çesme vardır. Üzerinde de bir tas vardır.
O tası ancak Peygamber veyâ Peygamberin vasîsi kaldırabilir.
Bu tası senin kaldırdıgını görünce, arzûma kavusdum ve
senelerdir bekledigim seyi buldum, dedi. Hazret-i Alî “radıyallahü
anh” bu sözleri isitince agladı. Gözlerinin yasından
sakalı ıslandı. Sonra Allahü teâlâya hamd olsun ki, beni
unutulmuslardan eylemedi. Kitâbında zikr edilenlerden eyledi,
buyurdu. O râhib, hazret-i Alînin ordusuna katılıp,
Sâm ehline karsı çok savasdı ve sehâdet se’âdetine erisdi.
Hazret-i Alî nemâzını kıldırdı ve Allahü teâlâya onun afvı
için düâ etdi. Ondan bahs edilince, o benim dostumdur, buyururdu.
¥ Habbe-i Urnî “radıyallahü anh” Emîr-ül mü’minîn
hazret-i Alînin “radıyallahü anh” Eshâbından idi. O söyle
anlatmısdır: Hazret-i Mu’âviye “radıyallahü anh” ile yapılan
harb günlerinde, Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî bir kilisenin
yanında konakladı. Bir kisi gelip; esselâmü aleyke yâ Emîrel
mü’minîn, dedi. Hazret-i Alî, ve aleykesselâm, dedi. O
kimse, ben Sem’un bin Yuhennâyım. Bu kilisenin sâhibi-
– 313 –
yim. Bizim yanımızda bir kitâb vardır. Îsâ aleyhisselâmdan
beri, mîrâs olarak bize intikâl etmisdir. Isterseniz okuyayım,
dedi. Hazret-i Alî, oku, buyurdu. O kisi okumaga basladı.
Kitâbda Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vasfı ve
ümmetinin vasfları yazılıydı. Sonunda da bu kilisenin yanında
Peygambere en yakın olan mesrık ehâlisini dîne, îmâna
getiren ve garb ehâlisiyle harb eden birisi konaklar. Ona göre
dünyâ, siddetli fırtınalı bir günde rüzgârın savurdugu
kumdan dahâ hafîfdir. Ona göre, Allah yolunda ve Onun
muhabbetiyle ölmek, susamıs kimsenin su içmesinden dahâ
kolaydır. Ona yardım eden, Allahü teâlânın rızâsına kavusur
ve onun yanında savasırken ölen sehîd olur, diye yazılı idi.
Sonra o kimse dedi ki: O Peygamber gönderildi. Ben o Peygambere
îmân etdim. Sen gelip buraya konaklayınca huzûruna
geldim ki, artık diri veyâ ölü hep seninle berâber olacagım.
Onun bu sözleri üzerine hazret-i Alî ve yanında bulunanlar
aglasdılar. Sonra hazret-i Alî: Allahü teâlâya hamd
olsun ki, beni unutulanlardan eylemedi. Kitâbında zikr etdi,
dedi. Habbe-i Urnî sözlerine devâmla söyle anlatmısdır:
Hazret-i Alî bana, bu kimse seninle birlikde kalsın, dedi.
Kusluk ve aksam yemeklerinde onu yanına çagırırdı. Leyletül-
Harîrde, harbin siddetli bir zemânında o kimse sehîd oldu.
Hazret-i Alî “radıyallahü anh” nemâzını kıldırdı, kabre
kendisi indirdi ve bu kimse Ehl-i Beyti seven bir kisidir, buyurdu.
¥ Ibni Abbâs “radıyallahü anhümâ” söyle anlatmısdır:
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Hudeybiye gününde,
Mekkeye dogru yola çıkdı. Müslimânlar susadılar. Hiçbir
yerde su bulamadılar. Resûlullah Cahfede konakladı.
“Içinizden kim, birkaç kisiyle falan kuyuya gidip, kablara
su doldurup bize getirebilir. Allahın Resûlü onu Cennet ile
müjdeliyor” buyurdu. Bir kisi kalkıp ben giderim, dedi. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” suculardan birkaç kisi
ile onu gönderdi. Selemetübni Ekvâ “radıyallahü anh”
der ki, ben de onlarla berâberdim. O kuyuya yakın bir yere
vardık. Orada agaçlar vardı. Agaçların arasından çok sesler
– 314 –
isitdik ve hareketler gördük. Odunsuz ates görünüyordu. Biz
çok korkduk. Agaçlardan öteye geçmege cesâret edemedik.
Geri dönüp, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna
geldik. Onlar cinnîlerden bir gurub idi, sizi korkutdular.
Eger gitseydiniz önceden söyledigim gibi size hiç zararları
dokunmazdı, buyurdu. Bir kisi dahâ kalkıp, ben gideyim yâ
Resûlallah, dedi. O da sucular ile berâber gitdi. Onlar da
agaçlık yere varınca korkup geri döndüler. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem”: Eger gitseydiniz evvelce söyledigim
gibi size hiç bir zarar gelmezdi, buyurdu. O sırada gece oldu.
Eshâb-ı kirâmın susuzlugu iyice artdı.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazret-i Alîyi “radıyallahü
anh” huzûruna çagırdı. Sucularla berâber gidip o
kuyudan su getiriniz, buyurdu. Selemetübni Ekvâ söyle anlatır:
Kablarımızı arkamıza asdık. Kılıçlarımızı ellerimize aldık.
Hazret-i Alî önden gidiyor ve su ma’nâdaki si’ri okuyordu:
“Cinnîlerin gürültülerinden ve korku salmak için gösterdikleri
atesden, korkarak geri dönmekden, Rahmân olan Allahü
teâlâya sıgınırım.” Agaçlık yere varınca biz de sesler duyduk
ve hareketler gördük. Bizi korku kapladı. Kendi kendimize,
Alî “radıyallahü anh” de o iki kimse gibi geri döner, diyorduk.
Hazret-i Alî bize dönüp, benim arkamdan yürüyünüz. Gördüklerinizden
korkmayınız. Size onlardan zarar gelmez, dedi.
Agaçların ortasında hiç odun yokken, büyük atesler yanmaga
basladı. Bir takım kesilmis baslar göründü. Korkunç sesler çıkarıyorlardı.
Çok korkduk. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” o
kesik basların arasına girdi. Bize arkamdan geliniz, saga sola
bakmayınız ve hiç korkmayınız, dedi. Arkasından ta’kîb edib
kuyuya vardık. Bir kovamız vardı. Berâ bin Mâlik “radıyallahü
anh” bir iki kova su çekdi. Sonra kovanın ipi kopup, kova
kuyuya düsdü. Kuyunun dibinden gülüsme ve kahkahâ sesleri
geldi. Hazret-i Alî “radıyallahü anh”, kim gidip askerlerden
bir kova dahâ getirir, dedi. Hiç birimiz o agaçların arasından
geçmege cesâret edemeyiz, dediler. Bunun üzerine hazret-i
Alî “radıyallahü anh” beline bir ip baglayıp, kuyuya indi. Ku-
– 315 –
yudan kahkaha sesleri geliyor ve gitdikçe artıyordu. Hazret-i
Alî kuyunun yarısına kadar inince, ayagı kayıp kuyuya düsdü.
Kuyudan velvele sesleri geliyordu ve bir insanı bogazlarken
çıkan sesler gibi sesler isitiliyordu. O sırada hazret-i Alînin sesi
isitildi. Allahü Ekber! Allahü Ekber! Ben Allahın kulu
ve Resûlullahın kardesiyim! Su kablarınızı asagıya salın diyordu.
Su kablarını kuyuya saldık. Hepsini su ile doldurdu.
Agızlarını bagladı ve birer birer yukarı çıkardı. Biz birer kab,
hazret-i Alî iki kab su alıp, gitdik. Agaçların arasına gelince,
önceki isitdigimiz sesleri ve hareketleri hiç isitip görmedik.
Hiç biri yokdu. Agaçların arasından çıkmamıza az kalmısdı
ki, heybetli bir ses isitdik. Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve
sellem” ve hazret-i Alîyi “radıyallahü anh” medh eden beytler
okuyordu. Hazret-i Alî önümüzden gidiyordu ve si’r söylüyordu.
Resûlullahın huzûruna varınca, hazret-i Alî olanları
birbir anlatdı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” dönerken
duydugunuz ses, Safâ tepesinden putların seytânı olan
Müs’ıri öldüren Abdüllah adlı cinnînin sesi idi, buyurdular.
¥ Allahü teâlâ, hazret-i Alî “radıyallahü anh” için günesi
iki kerre batdıkdan sonra geri gönderdi. Birisi, Resûlullahın
“sallallahü aleyhi ve sellem” zemânında, digeri de vefâtından
sonra vukû’ buldu.
Ümmü Seleme, Esmâ binti Umeys, Câbir bin Abdüllah
ve Ebû Sa’îd-il-Hudrî “radıyallahü anhüm ecma’în” söyle rivâyet
etmislerdir: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
bir gün evinde hazret-i Alînin “radıyallahü anh” yanında
oturuyordu. O sırada Cebrâîl aleyhisselâm vahy getirdi.
Vahyin agırlıgından Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
mubârek basını hazret-i Alînin dizine koydu. Günes batıncaya
kadar o seklde kaldı. Hazret-i Alî ikindi nemâzını kılmamısdı.
Îmâ ile oturdugu yerde kıldı. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” mubârek basını kaldırdı. Yâ Alî, ikindi nemâzını
kıldın mı, buyurdu. Yâ Resûlallah, oturdugum yerde
îmâ ile kıldım, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
düâ et, Allahü teâlâ günesi geri çevirsin, nemâzını vaktinde
– 316 –
ve ayakda kıl, buyurdu. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” düâ
etdi. Günes geri geldi ve ikindi nemâzını vaktinde kıldı. Esmâ
binti Ümeys “radıyallahü anhâ” söyle demisdir: Gurûb
vaktinde günesden bıçkı sesi gibi bir ses duyuldu. Bu hâdise
dahâ evvel geçmisdi. Fekat iki rivâyet farklı oldugundan burada
tekrâr zikr edildi.
¥ Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtından
sonra, Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” Bâbile
giderken, Fırat nehrini geçmek istedi. Ikindi nemâzının
vakti idi. Kendisi ve Eshâbından bir kısmı ikindi nemâzını
kıldılar. Digerleri hayvânlarını sudan geçirmekle mesgûl oldular
Bu sırada günes batdı. Ikindi nemâzını kaçırdılar. Bu
konuda çok sözler söylediler. Hazret-i Alî “radıyallahü anh”
bu sözleri duyunca, günesi geri getirmesi için Allahü teâlâya
düâ etdi. Allahü teâlâ düâsını kabûl edip, günesi geri gönderdi.
Ikindi nemâzını kılmamıs olanlar nemâzlarını kıldılar
ve günes tekrâr batdı. O sırada günesden korkunç bir ses geldi.
Eshâb çok korkdular. Tesbîh, tehlîl ve istigfâr etmege
basladılar.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” kendisinin haberlerini,
hazret-i Mu’âviyeye “radıyallahü anh” götüren bir sahsa, niçin
götürdün, dedi. O sahs inkâr etdi. Hazret-i Alî, yemîn
edermisin, dedi. O sahs yemîn etdi. Hazret-i Alî, eger yalan
yere yemîn etdiysen, Allahü teâlâ senin gözünü kör etsin,
dedi. Aradan bir hafta geçmeden o sahsın gözleri kör oldu.
Bastonundan tutup çekerlerdi. Aslâ yolunu göremezdi.
¥ Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi aleyh” (Delâil-ün-nübüvve)
adlı eserinde de bu hâdiseye benzer bir hâdiseyi söyle
nakl etmisdir: Hazret-i Alî “radıyallahü anh” bir gün Rahbede
bir sahsa bir sey sordu. O sahs dogru söylemedi. Hazret-
i Alî, yalan söylüyorsun, buyurdu. O sahs hâyır yalan
söylemiyorum, dedi. Hazret-i Alî, eger yalan söylüyorsan sana
beddüâ edeyim, Allahü teâlâ seni kör eylesin mi, dedi. O
da et, dedi. Bunun üzerine hazret-i Alî ona beddüâ eyledi.
Dahâ Rahbeden çıkmadan gözleri kör oldu.
– 317 –
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh”, bir
gün mescidde bulunanlara yemîn vererek: Kim Resûlullahın
“sallallahü aleyhi ve sellem” (Beni seven, Alîyi de sever)
buyurdugunu isitdiyse, sâhidlik etsin, dedi. Oniki kisi
sâhidlik etdi. Bir kimse Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve
sellem” bu hadîs-i serîfi söyledigi sohbetde bulundugu hâlde
sâhidlik etmedi. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” ona ey
falan, sen bu hadîs-i serîfi duydugun hâlde niçin sehâdet etmedin,
diye sordu. O kimse ben ihtiyârdım, unutdum, dedi.
Hazret-i Alî, yâ Rabbî eger bu sahs yalan söylüyorsa, derisinde
bir beyâzlık meydâna getir ki, sarıgı o beyâzlıgı örtmesin,
diye düâ etdi. Bu hâdiseyi nakl eden kimse, vallahi o
sahsı gördüm, iki gözünün arasında bir beyâzlık meydâna
gelmisdi, demisdir. Zeyd bin Erkam “radıyallahü anh” demisdir
ki: O gün ben de o meclisde veyâ böyle bir meclisde
idim. Ben de o hadîs-i serîfi isitenlerden idim. Fekat onu gizledim,
sâhidlik etmedim. Allahü teâlâ benim gözlerimin nûrunu
giderdi. Demislerdir ki, Zeyd bin Erkam “radıyallahü
anh” sâhidlik etmediginden dolayı dâimâ pismân olup, Allahü
teâlâdan magfiret dilerdi.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” bir
gün minbere çıkdı ve söyle buyurdu: Ben Allahın kuluyum.
Resûlullahın kardesi ve vârisiyim. Cennetdeki kadınların
seyyidesini nikâh eden benim. Benden baska bu da’vâda bulunana
Allahü teâlâ bir musîbet versin! O meclisde bulunan
bir kimse, ben Allahın kuluyum ve Resûlullahın kardesiyim
diyen bir kimsenin sözü kimseye hos gelmez. Buna kim inanır,
dedi. Dahâ yerinden kalkmadan, aklını kaybedip, delirdi.
Orada bulunanlar, dahâ önce buna böyle birsey olmus
mu, idi diye sordular. Kavmi hâyır olmadı, dediler. O kimsenin
hazret-i Alî hakkında kötü düsünmesi sebebiyle böyle
oldugunu herkes anladı.
¥ Sıffîn harbinde bir gün Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî
“radıyallahü anh”, Ey Ebâ Müslim neredesin, diye nidâ eyledi.
Hazret-i Alînin oglu Muhammed bin Hanefiyye “radıyallahü
anh”: Babacıgım, Ebû Müslim arka saflardadır, de-
– 318 –
di. Hazret-i Alî, Ey oglum, Ebû Müslim Havlânîyi kasdetmiyorum.
Ben bu ordunun kumandanı olacak olan Ebû Müslimi
kasdediyorum. O mesrik tarafından siyâh bayraklarla çıkar,
çok harb eder. Allahü teâlâ onun vâsıtasıyla dînini yayar.
Dînin yayılmasında onunla birlikde olanlara ve zâlimlerin
baslarının asagıda olmasına gayret gösterenlere müjdeler
olsun, buyurdu.
¥ Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh”,
Kûfe halkından Muhammed bin Ebî Bekre “radıyallahü
anh” yardım etmelerini istedi. Fekat kabûl etmediler. Hazret-
i Alî “radıyallahü anh”, yâ Rabbî! Bunlara öyle birini musallat
et ki, bunlara hiç acımasın, diye düâ etdi. Bir rivâyetde
ise bunlara Sakîfden birini musallat et, demisdir. O gece Haccâc
dogdu. Haccâc Kûfe halkına çok eziyyet etmisdir.
¥ Hazret-i Mu’âviye “radıyallahü anh” bir gün, ne olurdu
ne zemân vefât edecegimizi bilseydik, dedi. Yanında bulunanlar
biz bunu bilemeyiz, dediler. Hazret-i Mu’âviye “radıyallahü
anh” ben bunu Alîden “radıyallahü anh” ögrenirim. Çünki,
onun agzından çıkan söz hakdır, dedi. I’timâd etdigi kimselerden
üç kisi çagırdı. Onlara Kûfeye gidiniz. Kûfeye bir konak
kalınca, birbirinizin arkasından aralıklı olarak Kûfeye giriniz.
Benim vefât etdigimi söyleyiniz. Yalnız, hastalıgım, vefât
zemânım, kabrimin yeri ve nemâzımı kimin kıldırdıgı hakkında
hepiniz aynı seyi söyleyiniz, dedi. O üç kisi yola çıkdılar.
Kûfeye bir konak kalınca, önce birisi gitdi. Nereden geliyorsun,
dediler. Sâmdan geliyorum, dedi. Sâmda ne haberler vardır,
diye sordular. Hazret-i Mu’âviye “radıyallahü anh” vefât
etdi, dedi. Onu hazret-i Alînin “radıyallahü anh” huzûruna
götürdüler. Hazret-i Alî onun söylediklerine i’tibâr etmedi.
Ikinci gün diger kimse Kûfeye girdi. Ona da önceki kisiye sordukları
seyleri sordular. O da birinci kimsenin söylediklerini
söyledi. Bu haberi yine hazret-i Alîye iletdiler. Fekat o iltifât
etmedi. Üçüncü günde, üçüncü sahs Kûfeye girdi. O da öncekilerin
söyledigi seylerin aynısını söyleyince, hazret-i Mu’âviyenin
“radıyallahü anh” vefât etdigine kimsenin sübhesi kalmadı.
Hazret-i Alî “radıyallahü anh” ise, hâyır o vefât etmedi,
– 319 –
dedi. Mubârek basını göstererek, bunun kanıyla yüzüm kana
bulanmadıkca Mu’âviye “radıyallahü anh” vefât etmez, buyurdu.
O üç kisi bu haberi hazret-i Mu’âviyeye iletdiler. Hazret-
i Mu’âviye kendisinin hazret-i Alîden sonra vefât edecegini
anladı ve öyle oldu.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” bir hutbesinde Bagdâd
vak’asına isâret ederek; sanki ben, Benî Abbâsdan birisinin
kurbanlık yerine getirilen develerin tepelendigi gibi, tepelendigini
görüyor gibiyim, dedi. Dinleyenler, buna mâni’ olmak
mümkin degil mi, dediler. Yazık o kimseye ki, bu gün
Allahü teâlânın emrini bırakıp, dünyâya dalmıs ve zarara ugramısdır,
dedi. Sonra o hutbesinde: Eger istesem o kimselerin
ismlerini, künyelerini ve sıfâtlarını, katl olunacakları yeri
haber verebilirim, buyurdu.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” bir hutbesinde de, kendisinin
kâtili olan Abdürrahmân bin Mülceme isâret ederek,
kendisinin kâtili olacagını söylemisdir. Bir def’asında Abdürrahmân
bin Mülcemi Kûfe mescidinde gördü ve su
ma’nâdaki beyti okudu:
Hâzırlan ölüme, o gelmekdedir sana,
Baslama feryâda, ölüm gelince sana.
Sonra Ibni Mülcemi yanına çagırdı ve ona senin câhiliyyet
zemânında veyâ çocuklugunda hiç lakabın varmı idi, diye
sordu. Bilmiyorum, dedi. Sana ey sakî veyâ ey Sâlihin kısır
devesi diyen, yehûdî bir süt annen varmı idi, dedi. Ibni
Mülcem vardı, dedi. Hazret-i Alî baska birsey söylemeyip,
susdu.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” bir gün söyle buyurdu:
Dün gece Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” rü’yâda
gördüm. Yâ Resûlallah! Ümmetinden bana ulasan bu mihnetler
ve husûmetler nedir, dedim. Onların üzerine düâ et,
buyurdu. Yâ Rabbî! Bana onlardan iyi karsılık ver ve onların
üzerine benden kötüsünü musallat eyle, diye düâ etdim.
O gün düâsı kabûl olunup sehîd edildi.
– 320 –
¥ Hazret-i Hüseyn “radıyallahü anh” söyle anlatmısdır:
Babam Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” vefât
edince, bir ses isitdik. Bu Allahın kulunu bize bırakınız,
siz dısarı çıkınız, diyordu. Biz dısarı çıkdık. Evin içinden bir
ses duyduk. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât
etdi. Onun vasîsi de sehîd oldu. Bundan sonra bu ümmeti
kim koruyacakdır, diyordu. Birisi cevâb verip: Kim onun yolundan
gider ve onun ahlâkı ile ahlâklanırsa, bu ümmetin koruyucusu
o olur, diyordu. Sonra sesler kesildi. Eve girdik.
Hazret-i Alîyi “radıyallahü anh” yıkanmıs ve kefenlenmis
bulduk. Nemâzını kılıp defn etdik.
¥ Hazret-i Alî “radıyallahü anh” ogulları hazret-i Hasene
ve hazret-i Hüseyne “radıyallahü anhümâ” söyle vasıyyet etmisdi.
Vefât etdigim zemân beni bir serîrin üzerine koyup,
Gazbin tarafına götürünüz. Orada beyâz bir tas bulacaksınız.
O tasdan nûr yayıldıgını görürsünüz. Orayı kazınız. Hâzırlanmıs
bir mekân bulacaksınız. Beni oraya defn ediniz. Söyledigi
seyler aynen görüldü ve vasıyyeti yerine getirildi.
¥ Hazret-i Alînin “radıyallahü anh” kabrini yerle aynı seviyede
örtmüslerdi. Hârûn Resîd bir gün avlanırken, Gazbin
tarafına gitmisdi. Ceylânlar Gazbin tarafına kaçıp gizlendiler.
Her ne kadar avcı dogan kuslarını ve av köpeklerini oraya
gönderdilerse de, ceylânlara yaklasamayıp, geri geldiler.
Bunun sebebini Gazbindeki ba’zı ihtiyârlara sordular. Ihtiyârlar,
dedelerimizden hazret-i Alînin “radıyallahü anh”
kabrinin burada oldugunu duyduk, dediler. Hârûn Resîd bunu
duyunca kabûl etdi. Hayâtda oldugu müddetce her sene
gelip ziyâret etdi.
¥ Hazret-i Alîye “radıyallahü anh” muhâlif olanların ugradıkları
musîbetlerden bir kısmını Imâm-ı Müstagfirî “rahmetullahi
aleyh” (Delâil-ün-nübüvve) kitâbında söyle yazmısdır:
Firâs bin Amr, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
zemânında bas agrısına tutuldu. Resûlullah onun iki
gözü arasına dokundu. Mubârek parmaklarının dokundugu
yerden kirpi kılı gibi bir kıl çıkdı. Bas agrısı kesildi. Hâricîler,
hazret-i Alîye “radıyallahü anh” karsı harekete geçdikle-
– 321 – Sevâhid-ün Nübüvve - F:21
rinde, Firâs bin Amr hâricîler tarafını tutdu. Basındaki o kıl
düsdü ve siddetli bas agrısı basladı. Bu isin basına gelmesi
hazret-i Alîye “radıyallahü anh” karsı hücûm etdigindendir,
dediler. Firâs bin Amr “radıyallahü anh” tevbe etdi. Basında
o kıl tekrâr çıkdı ve bas agrısı kesildi.
¥ Sâlih bir kimse söyle anlatmısdır: Bir gece rü’yâmda kıyâmet
kopmus ve bütün insanları hesâba çekmek üzere topladıklarını
gördüm. Sırat köprüsüne dogru gidip, sıratı geçdim.
Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” Kevser havuzunun
yanında gördüm. Hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyn
“radıyallahü anhümâ” da insanlara su dagıtıyorlardı. Bana
da su vermeleri için yanlarına gitdim. Bana su vermediler.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” sana su vermek istemezler,
buyurdu. Niçin yâ Resûlallah dedim. Senin bir komsun
var. Alîye “radıyallahü anh” la’net eder ve kötü sözler
söyler ve sen ona mâni’ olmazsın, buyurdu. Yâ Resûlallah!
Bende ona mâni’ olacak kuvvet yokdur, beni öldürmesinden
korkarım, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
bana bir bıçak verdi ve git onu öldür, buyurdu. Rü’yâmda gidip
o komsuyu öldürdüm. Geri dönüp, yâ Resûlallah, emrinizi
yerine getirdim, dedim. O zemân Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” hazret-i Hasene dönerek: Yâ Hasen, buna
su ver, buyurdu. Hazret-i Hasen bana su verdi. Su kâsesini
elinden aldım. Fekat içip içmedigimi hâtırlamıyorum. Sonra
uykudan uyandım. Abdest alıp sabâha kadar nemâz kıldım.
Sabâhleyin birkaç kisi aralarında falan kimseyi bu gece yatagında
öldürmüsler diye konusuyorlardı. Hâkimin adamları
gelip komsulardan birkaç suçsuz kimseyi yakalayıp götürdüler.
Ben kendi kendime, Sübhânallah! Bu nasıl rü’yâ idi ki
hakîkat oldu diyordum. Sonra hâkime gidip, o adamı ben öldürdüm.
Yakaladıgınız kimseler suçsuzdur, dedim. Hâkim,
sen ne söylüyorsun, diye sasırdı. Ben rü’yâ gördüm. Allahü
teâlâ o rü’yâyı hakîkat yapdı. Benim günâhım nedir diyerek,
hâkime rü’yâmı anlatdım. Hâkim bana Allahü teâlâ sana
hayrlı mükâfatlar versin. Sen de suçsuzsun, yakaladıklarımız
da suçsuzdur, dedi.
– 322 –
¥ Alî bin Zeyd “radıyallahü anhümâ” söyle anlatmısdır:
Sa’îd bin Müseyyib “radıyallahü anh” bana bir sahsı gösterdi.
Git o sahsı gör, dedi. Sen hâlini söyle, ben onu görürüm,
dedim. O öyle bir sahsdır ki, Resûlullahın Eshâbından hazret-
i Alî ve hazret-i Osmân “radıyallahü anhümâ” hakkında
uygun olmayan sözler söylüyor, dedi. Ben Allahü teâlâya
münâcât edip, yâ Rabbî, eger hazret-i Osmânın ve hazret-i
Alînin “radıyallahü anhümâ” senin yanında kıymetleri ve
i’tibârları varsa, bana bir nisân göster, dedim. O sahsın yüzü
siyâh oldu.
¥ Medînede bir sahs vardı. Hazret-i Alî “radıyallahü anh”
hakkında kötü sözler söylerdi. Sa’d bin Mâlik “radıyallahü
anh” ona beddüâ etdi. O sahs devesini mescidin dısına baglayıp,
mescide girerek, cemâ’atin arasına oturmusdu. Devesi
yerinden sıçrayıp mescide girdi. O sahsı gögsünün altına alıp,
o kadar ezdi ki adam öldü.
¥ Ebû Abdüllah Muhammed bin Kayyım Cevziyye (Kitâbür-
rûh) adlı eserinde, Ibni Ebiddünyânın (Kitâb-ül-menâmât),
kitâbından nakl etmisdir. O da Kureysli bir ihtiyârdan
rivâyet etmisdir: O ihtiyâr söyle anlatmısdır: Sâmda yüzünün
bir tarafı siyâh bir adam gördüm. O tarafını dâimâ bir seyle
örterdi. Yüzünün neden böyle oldugunu sordum. Hâlimi her
sorana anlatacagıma dâir Allahü teâlâya söz verdim, dedi ve
anlatmaga basladı. Ben hazret-i Alî “radıyallahü anh” hakkında
çok kötü sözler söylerdim. Bir gece rü’yâmda, bir kisi
gelip, sen benim hakkımda kötü sözler mi söylüyorsun diyerek,
yüzümün bir tarafına bir sey vurdu. Sabâhleyin yüzümün
o tarafının siyâh oldugunu gördüm.
¥ Hüseyn bin Alî “radıyallahü anhümâ” söyle anlatmısdır:
Medîne vâlîsi Ibrâhîm bin Hisâm el-Mahzûmî, her
Cum’a bizi minber etrâfında toplar ve hazret-i Alî “radıyallahü
anh” hakkında yakısmayan sözler söylerdi. Yine bir
Cum’a günü mescid dolu idi. Ben minberin yanında oturuyordum.
Uyumusdum. Rü’yâmda Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” kabrinin açıldıgını gördüm. Bana, ey Ebû
Abdüllah! Bu sahsın sözlerine üzülmüyormusun buyurdu.
– 323 –
Evet üzülüyorum, dedim. Gözlerini aç bak, Allahü teâlâ ona
ne yapacak buyurdu. Gözlerimi açdım, yine hazret-i Alî “radıyallahü
anh” hakkında uygunsuz sözler söylüyordu. Birdenbire
minberden düsüp öldü.


Kaynak:ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE (Peygamberlik Müjdeleri)Kitabından Alıntıdır...

Sesli Olarak Dinlemek İçin:[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bilgisayara indirmek İçin(Mp3 Formatında):[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
__________________
Nefsini baş tacı eden , Dinini hor görür...
WåñTêd_øØ7 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 2 Kullanıcı WåñTêd_øØ7'e Teşekkür Ediyor...
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
HAYIRLI CUMALAR... sibelYILMAZ Dini sohbet 1230 08.02.2013 02:13
Günün hikayesi altuntas58 Serbest Kürsü 410 29.12.2012 00:33
HzMuhammed (SAV) Efendimizin Hayati Özet spainloco Peygamberler Tarihi 4 22.10.2009 10:36
EY HOCA, BİR FATİHA DA ATATÜRK’E OKU! 65serdal58 Serbest Kürsü 99 19.08.2009 18:43
Ebu Dâvud seva Hadisler 2 25.07.2009 16:26


WEZ Format +2. ?uan Saat: 20:18.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.