Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > İlçelerimiz ve Köylerimiz (Sivas ilçeler) > İlçelerimiz > Gürün
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Arama Bugünki Mesajlar Forumlar? Okundu Kabul Et

Gürün Gürün İlçesi ve Köyleri



Son 15 Mesaj : Hatıra defteri           »          Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2           »          Sitemizin Ozanları           »          SEVDİM İŞTE....           »          NEFRET ETTİM İŞTE!!!!!           »          AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1           »          SEÇKİNLER/SEÇİLMİŞLER DÜNYASI           »          Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle.           »          Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim)           »          İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim.           »          ULAŞ-Yapalı           »          TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR PAYLAŞIMAZ           »          TAŞ DUVARLAR           »          Yahudi- Alman Savaşı-1           »          Türk-Moğol Kabile Yaşantısı-1
Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 16.09.2008, 13:01   #1
gul-i_ahmer
Usta Yiğido
 
gul-i_ahmer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gul-i_ahmer Şuan gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 27.08.2010 16:43

Üyelik Tarihi: 15.09.2008
Yaş: 31
Mesajlar: 698
Tecrübe Puanı: 519 gul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart GÜRÜN İLÇESİ FOLKLORU

GÜRÜN İLÇESİ FOLKLORU



-Folklor Hakkında

-Halk Oyunlarımız, Çıkış Zamanı ve Tahlili

-Gürün İlçesinde Düğün Adetleri

-Tarihsel Kökenli diğer Oyunlar

-Gürün İlçesinde Hikaye ve Masallar

-Gürün İlçesi’nde Çocuk Oyunları

-Gürün İlçesinde Halk İlaçları

-Gürün İlçesi’nde iklimsel özellikli kültürler



Mehmet Ali Öz




Bu yapıtın tamamı ya da bir kısmı 5846 Sayılı Yasanın Hükümlerine göre; bu kitabı yayımlayan yazarın izni olmadan elektronik, mekanik, fotokopi ya da hehangi bir kayıt sistemiyle çoğaltılamaz, yayınlanamaz, depolanamaz. Yapıtın tüm hakları saklıdır ve Araştırmacı Yazar Mehmet Ali ÖZ’e aittir.




İÇİNDEKİLER

1-İçindekiler

2- Takdim (I)

3-Takdim (II)

4- Önsöz

5-Folklor Hakkında

Halk Oyunları hakkında

Halk Oyunlarımız

Halk Oyunlarımızın Çıkış Zamanı ve Tahlili

Gürün İlçesinde kullanılan halk sazları/çalgıları

6-Gürün İlçesinde Düğün Adet ve gelenekleri Hakkında

7-Tarihsel Kökenli diğer Oyunlar

Ters Eşeğe Bindirme Oyunu

Abdurrahman Halayı

Sinsin Oyunu

Tura Oyunu

At yarışları

Cirit Oyunu

8-Tarihsel Kökenli diğer Gelenekler/Oyunlar

Ekin salavatlama

İlk Saban İzi Bayramı

Hıdırellez Bayramı

Çiğdem Eğlencesi

Nevruz Bayramı

Deve Oyunu

Kış Yarı Eğlencesi

9-Hikaye ve Masallar

10-Gürün İlçesi’nde Folklor (Çocuk Oyunları)

Çocuk Oyunlarında Ebe seçiminde tekerlemeler

Üşüdüm Oyunu

Yer Boncuk, Gök Boncuk Oyunu

Gürün İlçesi’nde Oynanan Diğer Çocuk Oyunları

a-Erkek Çocuklarının oynadığı Oyunlar

Cüz oyunu (Üç Taş)

İp atlama

Beş taş oyunu

Sal taşı (1)

Sal taşı (2)

Sal taşı (3)

Sal taşı/Fettek (4)

Çömlek oyunu

Bezirgancı başı

Çaput top (Cıs cıs)

Yeşil taş

Deve dışı

Kale oyunu

Hay masıra

Kayış oyunu

Battal Baba oyunu

Yer boncuk, Gök boncuk

Üşüdüm oyunu

Aşik oyunu

Kör ebe oyunu

Söbe oyunu

Saklambaç oyunu

Çile oyunu

El el üstünde

Aile sayma

Mendil kapmaca

Gavur kalesi

Kaledüz oyunu

Kale çeliği

Yer çeliği

Ocak çeliği

Çelik (Metlik) oyunu (Horhana)

Metlik (Çelik) çalma oyunu

Çelik (Metlik 1) oyunu

Noççuk (Gildik) oyunu

Ara getti oyunu

Esir oyunu

Misket oyunu (Üçgen, Mors)

Kuyu misketi

Uzun atmaca

Duvara atmaca

Baş oyunu

Kondum oyunu

Futbol

Voleybol

Pin pon

b-Kız Çocuklarının Oynadığı Oyunlar

Cüz oyunu

İp atlama

Beş taş oyunu (Fetlek)

Sal taşi ( Filakka)

Bezirgancı başı

Ara getti oyunu

El el üstünde

Aile sayma

Kibrit atma oyunu

Mendil kapmaca

Kör ebe oyunu

Söbe oyunu

Saklambaç oyunu

Üşüdüm oyunu

Battal Baba oyunu

Kovalambaç

Çizgi

Yeşil taş

Köşe kapmaca

Can can

Stop

Yakan top

Eşek oyunu

Çömlek oyunu

Ebe saat kaç?

Yumurta oyunu

Çürük elma

Zıldırzıp oyunu

Kulaktan kulağa

Kutu kutu pense

Tavşan kaç, tazı tut

Canlı mı, cansız mı?

Agasta magasta

Aydede aydede

Ormandaki dede

Alfabe

Yedi cüceler

Çekişmece

Ayşe ayakkabıyı sakladı

Tüttürmece

Sos

Yolunu ben kestim

Elim elim ebelik

Televizyon

İsim sehir

Kare bulmaca

Paslaşma

Yakan top

İsim şehir

Güreş

Elim elim epelik

Birdir bir

Köprü altından geçme

Deve cüce

Kış yarısı

Çiğdem eğlencesi

Sinsin oyunu

Tura oyunu

Cirit oyunu

At yarışı

Lamba kapma oyunu

Paslaşma

Voleybol

Dal Emine

Mossura

11-Halk İlaçları

12-Gürün İlçesinde iklimsel özellikli kültürler




ÖNSÖZ



Modern Türkiye’nin Kurucusu, Gazi Mustafa kemal Atatürk, “Bir yolda ilerleyen yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir; ufkun arkasını da görmesi lazımdır...” der. Tarih, devletlerin kuruluş-yükseliş ve çöküşlerini, yapılan savaş ve barışları anlatan, yazılı belge olduğu kadar, bu olayların arka planında kalmış olanların da aydınlatılmasını sağlayan bilim dalıdır. Zira tarihi gerçekleri elde edebilmek sadece birkaç savaşı, zaferi ve antlaşmayı, anlatmakla mümkün değildir. Bunların arka planını da iyice irdelemek şarttır. Bu nedenle Fuat Köprülü, “Tarihçilerin hedefini; “Herhangi bir cemiyetin muayyen bir zaman ve mekan içindeki gidişatının sebeplerini izah etmek” olarak tarif ederek. “Tarihçi yalnız umumi ve resmi vesikaları değil, her türlü hususi vesikaları, mektupları ve muharreratı, sicilleri, Defter-i Hakani kayıtlarını, san’at eserlerini tetkikten geçirmeye mecburdur”der.

Bu nedenle, bugün yapılması gereken ve büyük ölçüde de yapılan en önemli işlerden birisi, sözlü kültürümüzü yazılı hale getirmek ve sonraki nesillere aktarabilmektir. Zira yaşadığımız karmaşık hayat tarzı sözlü iletişimi iyice sınırladığı gibi, yeni sözlü kültürün oluşmasını ve bunun bizden sonrakilere aktarılmasını da büyük ölçüde engellemektedir.

Tarihi belgelerin dayanağı, yazılı kültürdür. Sözlü kültür (Halk Bilimi), gelenek ve görenekler, kısacası folklor de yazılı kültürün kaynağıdır. Bu nedenle sözlü kültür, mutlaka yazılı kültür haline getirilmelidir. Rene Guenon, “sözlü kültürün ve geleneğin yazılı kültürün kaynağı olduğunu ve en az onun kadar dikkate alınması gerektiğini”söyler. Walter j. Ong ise; “sözlü anlatımın varolmak için yazıya muhtaç olmadığını, fakat yazılı kültürün varolmak için sözlü kültüre muhtaç olduğunu” vurgular.

Tarihçi, tarihi niteliğe sahip bulduğu her ne varsa; hepsini kullanılarak tarih yapmak zorundadır. O halde, insanın dile getirdiği ve insana ait olan her şey ile; onun varlığını, uğraşlarını, zevklerini ve yaşam biçimlerini anlatan ne varsa, bunların hepsiyle tarih yapılabilir ve yapılmalıdır.

İnsanlar tarafından meydana getirilen, insanın duygu ve dileklerini dile getiren, onun varlığını, uğraşlarını, zevklerini ve yaşam biçimlerini anlatan ne varsa, bunların hepsi onun kültürünü, yani folklörünü oluşturur.

Toplumların kendine has karakteristik özelliklerini yansıtan eserler olarak günümüze kadar ulaşan folklor, üzerinde yaşadığımız topraklar üzerinde uygarlıklar kurmuş milletlerin kendileri ve yaşamları hakkında önemli bilgiler veren, iklim şartlarına uygun olarak değişme ve gelişmeler gösteren, belirli kültürlerin özelliklerini yansıtan bir olgudur.

Bir toplumun kültürel zenginliklerinin bir bölümünü oluşturan ve geçmişten geleceğe doğru geleneklerin devamını sağlayan folklor, ait oldukları ulusların özelliklerine sahip bulunmaktadır. Bu özellikleri de şöylece sıralayabiliriz: Toplumsal gelenekleri yansıtan ve buna dayanan bir karaktere sahiptir. Toplumsal düşüncenin ve toplumsal zevkleri yansıtmaktadırlar. Toplumların milli zevkini ve yaşayış tarzını yansıtmış olduğundan toplumsal bir kültürün özelliğini taşımaktadırlar. Toplumsal hayatın bir aynası durumundadır, toplumların psikolojik yapısını anlatır.

Folklor ürünleri, onu meydana getiren kişilerin düşüncelerini ve zevklerini, ortaya koyarak bir milletin kültürünü temsil etmesi bakımından tarih, coğrafya, etnoğrafya ve antropoloji ilmiyle çok yakın ilişki içindedir.

Başlangıçta bir kişi tarafından söylenmiş veya yazıya geçirilmiş, aradan yüzyılların geçmesiyle Bir ulusun ortak duygu ve düşüncesi haline gelmiş, ferdin damgasını taşımayan, halkın edebi zevk, düşünce, terbiye ve tefekküründe yeri olan her türlü maddi ve manevi ürünlerin her türlü adet, gelenek ve göreneklerin tümüne, maddi ve manevi kültürel varlıklarımıza, batı diliyle folklor adını vermekteyiz.

Anadolu’nun dünkü değerleri, bugünkü kültürümüzü çok büyük ölçüde etkilemiştir. Anadolu, tüm geçmişiyle birlikte, bugün de herşeyiyle bizimdir.

İnsan biyolojisiyle, düşünceleriyle ve kültürüyle kısacası yaşamıyla doğduğu topakların ürünüdür. Bu yüzden yöremizin kültürel değerlerine sahip çıkma sorumluluğu hepimize aittir. Bu nedenl eyaşadığımız yerin tarihi zenginlikleri ve kültürel değerlerinin sorumluluğunu üstlenerek evrensel niteliklere taşınmasını sağlamak hepimizin görevidir. Bizler, bizden öncekilerden devraldığımız güzel unsurları geliştirerek, bizden sonrakilere taşımakla yükümlüyüz.

Sahip olduğumuz varlıkların değerini bilemiyoruz. Bu yüzden değerlerimizi koruyamıyoruz. Kültürel değerlerini koruyamayan milletler, uygarlık ve medeniyet yarışında varmak istediği nihâi hedefe ulaşamazlar. Geleceğin verimli hale gelmesi, geçmişin çok iyi bilinmesine bağlıdır. Bu yüzden geçmişten geleceğe uzanan çizgide, bizi biz yapan değerlerimizi, kültürel varlıklarımızı, çok iyi bilmek ve bunları muhafaza etmek zorundayız.

Bir bölgenin tarihi, coğrafyası ve kültürel yapısı, tüm özellikleriyle birlikte en başta o yörede yaşayanlarca bilinmesi; sosyal ve kültürel gelişimin bir göstergesi olduğu kadar, aynı zamanda kültürel turizmin de önemli bir koşuludur. Kültür turizminin tüm olanaklarına fazlasıyla sahip olmasa da Gürün İlçesi, tarihi ve kültürel zenginliği çok yoğun olan bir beldedir. Gürün İlçesi, küçük bir kasaba olmasına rağmen çok büyük bir geçmişi var. Her şeyden önce Gürün İlçesi, bizim kendi memleketimizdir. Her türlü faydalı ve hayırlı hizmete layık olan yine İlçemiz Gürün’dür.

Geleceğin en iyi şekilde yönlendirilmesi, geçmişin çok iyi bilinmesiyle mümkündür. Biz, bu hareket noktasından yola çıkarak, kaybolmaya yüz tutmuş folklorumuza ait unsurlar hakkında yapmış olduğumuz yirmi yıllık bir emeğin ürünü olan bu çalışmayı, bir kitap halinde siz değerli hemşehrilerimiz ve okuyucularımızın hizmetine sunmaya çalıştık. Gayemiz, Gürün ve yöresine ait kültürel özelliklerin gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır. Bize bu çalışmamızda yardımcı olan herkese, özellikle, kaynak kişilere teşekkürlerimi sunuyorum. Çalışma ve gayret bizden, takdir ve lütuf Allahü Teala (c. c. )dandır.

Mehmet Ali ÖZ

15 Mart 2001

Gürün













HALK BİLİMİ/FOLKLOR HAKKINDA



Avrupa’da, Halk Biliminin maddi ve manevi cephelerinin tetkiki “Folklor” denilen ilmin doğmasına sebep oldu.

Avrupalılar, folklor çerçevesinde mütaala ettikleri, malzemesi dile dayanan; destan, masal, atasözü, bilmece, türkü, ninni, cinsinden anonim ve kollektif karakter taşıyan eserleri “La litterature orale”-La litterature populaire” isimleri altında topladılar.

Folklor sözcüğünü ilk kez İngiliz Araştırmacı William Thoms halk kültürü anlamında kullanmıştır. Folklor, yazılmadan kuşaktan kuşağa aktarılan töreler, masallar, boş inanışlar ve gelenekleri içerir.

Türkiye’de ise Halk Edebiyatı Osmanlı döneminde oluşmuş olan ve Avamın Kültürünü yansıtan veya onlara hitap eden Divan Edebiyatı’nın zıddına olarak, Türk Halkının maddi ve manevi hayatını aramak, bulmak düşüncesi ve Divan Edebiyatının yanında bir Halk Edebiyatı ürünleri meydana gelmiştir. Halk kesimin meydana getirmiş olduğu tüm maddi ve manevi kültüre de halk kültürü ve folkloru veyahut eşanlamlı olarak Halk Edebiyatı adı verilmektedir.

Folklor: Milli kültür denilen pek çok unsurdan oluşan birikiminin tarihi gelişim içinde bir milletin çeşitli grupları tarafından farklı ölçülerden yaşanılan verilerinin varyantlarına ve bu verileri inceleyen ilme verilen isimdir.

Folklor, yabancı kökenli bir kelime olmasına rağmen günümüzde oldukça sık kullanılmaktadır. Çoğu kez, “Halk Bilimini” ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Halk biliminin içerdiği, içermesi gerektiği konuların eksiksiz, yeterli ve herkesin üzerinde anlaşabileceği bir çerçevesini çizmek ya da belli bir profilini çıkarmak imkanı çok zordur. Çünkü sosyal bilimlerin çoğunda olduğu gibi halk biliminde de bir takım konuların kesin sınırlarını çizmek oldukça zordur. Halk Edebiyatını meydana getiren bu ürünleri maddeler halinde sıralayacak olursak Edebiyatını)meydana getirir ve oluşturur. Bunları maddeler halinde sıralayacak olursak şöyledir: Bunları maddeler halinde sıralayacak olursak şöyledir:

El san’atları; Dokumacılık, Kilim ve halıcılık, Şal, dantela ve oylar ile çorap ve başlıklar, Halk Oyunları, Düğünler ve adetler, Gelenekler ve Görenekler, Halk İnanışları, Halk İlaçları, Yemek Kültürü (Mutfak kültür), Halk Türküleri, Halk Hikayeleri, Halk Masalları, Destanlar, Fıkralar, Ağıtlar, Ninniler, Bilmeceler, Maniler, her türlü tarihsel kökenli oyunlar ile Çocuk Oyunlarını sayabiliriz.

Bir ülkenin, bir yöre halkının, bir etnik gurubun yaşamının bütününü kapsayan temelinde o halkı oluşturan insanların ortak ve yaygın davranış kalıplarını, yaşama biçimlerini belirli olaylar ve durumlar karşısındaki tavrını, çevresini ve dünyayı algılayışını açıklamada; geleneksel ve törensel yaşamı düzenleyen, zenginleştiren , renklendiren bir beceriyi, beğeniyi; kurumu, kurumsallaşmayı göz önüne sermek, bir ucuyla geçmişe, bir ucuyla zamanımıza uzanan gelenekler, görenekler, adetler zincirini saptanmasında halk kültürünün temel taşıdır.



Folklor ve gelenek birbiriyle ilişkilidir. Çünkü gelenekler tarihi süreç içerisinde zaman ve mekan içinde nesillerden nesillere geçmesiyle folkloru meydana getirmektedir. Bu yüzden, folklor halka mal olmuş ve halkın ürünü olan tüm değerlerin tümüne verilen isimdir. Onun içinde folklora, halk hayatının ve kültürünün bilim dalıdır denebilir. “Folklor hakkında bilgi veren birçok eserde birçok değişik tarifleri yapılan folklorun yirmiye yakın tarifi yapılmaktadır. Bütün bu tariflerin ortak özelliği olabilecek şekilde folklorun tarifini şöyle yapabiliriz:”

Folklor: Milli kültür denilen pek çok unsurdan oluşan birikimin tarihi gelişim içinde bir milletin çeşitli grupları tarafından farklı ölçülerden yaşanılan varyantlarına ve bu verileri inceleyen ilme verilen isimdir.

İnsanlar tarafından meydana getirilen, insanın duygu ve dileklerini dile getiren, onun varlığını, uğraşlarını, zevklerini ve yaşam biçimlerini anlatan ne varsa, bunların hepsi onun kültürünü, yani folklorunu oluşturur.

Toplumların kendine has karakteristik özelliklerini yansıtan eserler olarak günümüze kadar ulaşan folklor, üzerinde yaşadığımız topraklar üzerinde uygarlıklar kurmuş milletlerin kendileri ve yaşamları hakkında önemli bilgiler veren, iklim şartlarına uygun olarak değişme ve gelişmeler gösteren, belirli kültürlerin özelliklerini yansıtan bir olgudur.

Bir toplumun kültürel zenginliklerinin bir bölümünü oluşturan ve geçmişten geleceğe doğru geleneklerin devamını sağlayan folklor, ait oldukları ulusların özelliklerine sahip bulunmaktadır. Bu özellikleri de şöylece sıralayabiliriz: Toplumsal gelenekleri yansıtan ve buna dayanan bir karaktere sahiptir. Toplumsal düşüncenin ve toplumsal zevkleri yansıtmaktadırlar. Toplumların milli zevkini ve yaşayış tarzını yansıtmış olduğundan toplumsal bir kültürün özelliğini taşımaktadırlar. Toplumsal hayatın bir aynası durumundadır, toplumların psikolojik yapısını anlatır.

Folklor ürünleri, onu meydana getiren kişilerin düşüncelerini ve zevklerini, ortaya koyarak bir milletin kültürünü temsil etmesi bakımından tarih, coğrafya, etnoğrafya ve antropoloji ilmiyle çok yakın ilişki içindedir.

Bu görevi üstlenen halk bilimi; etnoloji, toplumbilim, ruh bilim, sosyal ve kültürel antropoloji, edebiyat, sanat tarihi, coğrafya, tıp, hukuk, din, tarih ve filoloji ilimleriyle çok yakından ilgilidir. Bu yüzden Halk bilimleri (Folklor), evrensel kültürün temsilcisi, insanlığın ortak kültürel mirasıdır.

Folklor, anonim bir yapı ve özelliği taşıyan, halka mal olmuş, halkın ürünü olarak, tarihi bir geçmişi olan değerler bütününe verilen bir isimdir. Halk Bilimi yerine kullanılmaktadır. “Folklor: Halk hayatının veya kültürünün ilmidir. Medeni bir millet içinde okumuş insanların kültürüne zıt olarak yaşayan büyük kalabalıkla onun gelenek yolunda tecrübe ile elde ettiği maddi ve manevi bilgiler folklorun konusunu meydana getirir.”

Halk bilimi kapsamına giren bir çok zengin kültürel unsur vardır. Halk biliminin çeşitli alanlarını oluşturan konularda yapılan inceleme ve araştırmalar, bu konuda oldukça geniş ve faydalı birikimleri meydana getirmiştir.

Başlangıçta bir kişi tarafından söylenmiş veya yazıya geçirilmiş, aradan yüzyılların geçmesiyle Bir ulusun ortak duygu ve düşüncesi haline gelmiş, ferdin damgasını taşımayan, halkın edebi zevk, düşünce, terbiye ve tefekküründe yeri olan her türlü maddi ve manevi ürünlerin her türlü adet, gelenek ve göreneklerin tümüne, maddi ve manevi kültürel varlıklarımıza, batı diliyle folklor adını vermekteyiz.

Folklor, sahip olduğumuz maddi ve manevi değerlerin tümüne verilen isimdir. Folklorumuzu meydana getiren unsurlar geçmişten günümüze kadar ulaşmış, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen ve birçok tarihi olayı ve izlerini benliğinde taşımaktadırlar. Folklor, bizzat halkın kendisi tarafından meydana getirilmiş yüzlerce yıldan beri, nesilden nesile aktarılan tarihi kökeni bulunan geçmiş ile geleceği birbirine bağlayan kültürel mirasımızdır.

Türk folkloru, Türk Milleti’nin özünden fışkıran, birlik ve beraberliğini sağlayan unsurların ifadesi olduğundan, ürk folklorunun bütün ürünleri, bu özelliğin korunmasında ve sağlanmasında en byük görevi yerine getirmektedirler.



HALK OYUNLARIMIZ HAKKINDA



Bilindiği gibi folklorumuzu meydana getiren bir çok halk kültürü bulunmaktadır. Bu maddi ve manevi halk ürünlerinden birisi de oyunlarımızdır. Oyun denince akla gelen sadece halkımızın düğün, eğlence gibi şenliklerinde oynamış oldukları halk dansları (halayları) akla gelmemelidir. Zira halk ürünlerimizin bir parçası olan halk danslarımızın haricinde yine halk tarafından meydana getirilmiş ve mazideki hayatla bugünü yarına bağlayan ve sosyal bağları kuvvetlendirecek oyunlarımızın, ilmi zihniyetten uzak müdahalelerle zamanımıza kadar gelmiş olanlarından birisi çocukların oynamış oldukları geleneksel ve yöresel “Çocuk Oyunlarıdır.” Bu oyunların yanı sıra bir de yine bizzat halkın kendisi tarafından meydana getirilmiş ve tarihi kökeni bulunan yüzlerce yıldan beri, nesilden nesile aktarılan kültürel miraslarımızdan olan kaynağını da yine tarihimizden alan Tura Oyunu, Sinsin Oyunu, Deve (Cüce) Oyunu, İlk Saban İzi Bayramı, Hızır Bayramı, Kış Yarısı Eğlencesi, Çiğdem Eğlencesi gibi halk arasında yapılan ve geleneksel varlığını hala sürdürmekte olan kültür mirasımızın bir parçası milli ve tarihi değerlerimiz olan milli oyunlarımız bulunmaktadır.

Bütün bunların yanı sıra köylerimizde oynanan Köy Orta Oyunları ve Tiyatro gibi veyahut bunların konusunu oluşturan oyunlarımız da vardır. Anadolu Köy Orta Oyunlarının Orta Asya Kökenli olanları olduğu gibi tarihi daha eski olanları da vardır. Bütün bu oyunları kendi aralarında iki türlü bir sınıflandırmaya tabi tutabiliriz:

A) Ritüel Oyunlar

B) Profan Oyunlar

Gerek köylerimizde oynanan oyunlar ve gerekse diğer oyunların tümüde halkın malı olmuş halk tarafından meydana getirilmiş her birisi yılların değil yüzyılların binlerce yılın ardından süzülerek gelen, nesilden nesile aktarılan geçmiş ile geleceği birbirine bağlayan kültürel bağlarımızdır. Bu nedenle oyunlarımızı yine halk ürünlerimiz olan yani folklorumuzu meydana getiren destan, masal, hikaye, türkü, ağıt, mani, atasözü gibi mahsüllerimizden ayrı tutamayız ve farklı göremeyiz.

Nesilden nesile aktarılan kültürel mirasımız olan bu oyunların kimileri zaman içinde unutulmuş olduğu gibi, eskiden beri var olan bu oyunlara birtakım yeni oyunlar da eklenmiş bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı, Anadolu’da eski çağlarda yaşayan kavimlere ait olanları bulunduğu gibi kimileri de eski Şamanist dinden beri Orta Asya’dan beri sürdürülen adetlerin devamı niteliğindedir. Bu oyunların bir kısmı eski devirlere ait ayin ve dini merasimlerden kalanlardır. Bir kısmı da eski devirlere ait birtakım savaş, hastalık, açlık gibi sosyal durumlarla ilgili konulardan kalmakta veya onları simgesel olarak anlatan ve bu olayların izlerini ritmik şekillerle anlatmaktadırlar. Bunun için, bugün halk arasında oynanan ve yaşatılan geçmişten günümüze nesilden nesile aktarılmış bu kültür varlıklarımıza sadece bir eğlence vasıtası yani bir oyun havası veya eğlence aracı olarak görmek yanlış olur. Çünkü “İlk insan, duygu ve düşüncelerini ifade için tabiat ve hayvan sesleri ile jest ve mimiklerden faydalanarak “Taklid”i meydana getirdi. Taklid zaman içerisinde “Temsil’i doğurdu. Sözden önce başlayan bu “Taklid-Temsil” sonraları hayatı hareket halinde göstermeye çalışan “Dram” sanatının nüvesini teşkil etti. İptidai insanlar olarak nitelenen klanlar döneminde Toteme bağlı oldukları yani mukaddes saydıkları için Toteme bağlı insanlar, törenli oyun (dans) larla Totemin hareket ve hususiyetlerini temsil veya taklid ederler. Bu hareket tarzı elbette bir düşünceden kaynaklanmaktaydı. Bu düşünce, insanın kendi ruhunu, hayata, eşyaya ve tabiata aksettirmesinden başka bir söyleyişle subjeyi objede görmesinden ibarettir. Zaman içinde ayinlerin büyük bir kısmı “Oyun” mahiyetini aldı. İnançları doğuran faaliyet sanat eserlerini meydana getirdi. (4) Folklor konusunda ve halk oyunları (halk dansları) konusunda yapılan araştırmalar, Anadolu’daki halk danslarının büyük bir kısmının dizi ya da sıra dansı olduğunu göstermektedir.

İlk insanların topluluklar halinde yaşamaya ve kendilerini yöneten bir kısım bilinmeyen büyük ve sihirli güçlere tapmaya başlamaları ilk dans (oyun) ların doğmasına neden oldu. Kuşkusuz daha çok taklide dayanan ve ritüel ve majik karakter taşıyan bu ilk tapınma hareketleri genelde daha sonra sanatsal faaliyetleri de içine alan günümüzdeki oyunların nüvesini oluşturdu. Bu demektir ki, din, sanat ve uygarlık birlikte doğmakta ve birlikte yürütülmektedir. Bu nedenledir ki folklorik özellik taşıyan her türlü faaliyetler (buna halk dansları ve diğer oyunlarda dahildir) bir topluma ait dini, felsefi ve psikolojik her türlü düşüncenin birer ürünü ve birer parçasıdırlar. İşte halk oyunları da folklor içinde çok önemli bir yere sahip bulunmaktadır.

İlk insanlara ait olaylar bu insanlara ait ilk kültür olayları olan av, savaş, evlenmek, doğurmak, ateş yakmak ve bu gibi faaliyetleri taklid edilmesiyle başlamıştır. Belki de ilk insanın taklit ettiği şey ateşin hareketiyle ve ateş etrafında ilk defa dans ederek eşyayı taklid etmeye başlamıştı. Üzerinde yaşamış olduğumuz Anadolu toprakları belki de dünyanın ilk medeniyetler merkezidir. Bugünkü araştırmalar nitekim bunu doğrular niteliktedir. Nitekim Çatalhöyük’te yapılan Neolotik kazılardaki duvar resimleri bu görüşün doğruluğunu çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

M.Ö. 5500-6500 yıllarına ait yapı kalıntılarının duvarlarında bulunan iki metre boyundaki resimlerin konularını toplu danslar oluşturmaktadır. Hem de bu dansın davul eşliğinde meydanlarda oynanan bir oyun olduğunu kanıtlamaktadır. Çünkü konular arasında av törenleri de vardır. Musiki aletleri, ulusların psikolojisiyle çok yakından ilgilidir ve buna göre oluşarak gelişmektedir. At yarışları, cirit oyunları, devlette mehtersiz; halk arasında ise, davulsuz ve zurnasız, olmazdı.

İslamiyetin ilk çağlarında Araplar, sahura dümbelek ile kaldırılırdı. Davul, def, zurna, kaval, mey, kaval, saz gibi halk kültürümüzün unsuru olan aletlerin Türk Kültür Tarihi içerisinde çok önemli yeri bulunmaktadır. Bu eski çağ Anadolu toplumların böyle olduğu gibi Eski Türklerde de durum aynıydı. Davul ve diğer çalgı aletlerinin bir çoğu da halk kültür ürünlerinin hemen hepsinin de içinde yer almakta ve bunların içinde çok önemli bir yeri bulunmaktaydı. Bu durum günümüzde de aynı değil midir? Bu yüzden başta mehter olmak üzere, davul, zurna, saz gibi araçları sadece bir eğlence ve şenlik aracı olarak görmek yanlış olur. Çünkü davul ve zurna halk arasında ve halk kültüründe yapılan Türk Kültür Tarihi Araştırmalarına göre; birer meydan sazı durumunda idiler. Meydan ise, halkın istekle ve koşarak geldiği, şen ve şenlik içinde yaşadığı bir yerdir.

Bu yüzden, Türk Tarihi içinde, Türk Folkloru ve Türk Kültürü içinde eski çağ insanlarında olduğu gibi davul ve zurna, halkı birbiriyle kaynaştıran; birlik, beraberlik ve dayanışma içinde, halkı ortak istek ve dileklere yönelten; toplumun dinamizmini koruyan, geleceğe hazırlayan, devlete ve düzene bağlayan kutlu bir alet gibi görülmüştür. Kısacası Türk tarihinde davul veya mehter devlet sembolüdür. Türk Tarihi ve devlet anlayışının temelidir. Bayrak ile davul, birbirinden ayrılmayan iki unsurdur. Hakanın otağının önünde asılı tuğ ve davul, devletin “istiklal ve bağımsızlık”sembolüdür. Davul ve zurna, Türk mehterlerinin geliştiği, bir çekirdek, Türk Toplumunu bir araya getiren, bir ses ve işaret idi. Türk Kültür Tarihi içerisinde çok önemli yeri ve toplumun iç dünyasıyla ilgili olması nedeniyle; davul, zurna, def, mey, kaval gibi daha bir çok kültürel aletler, Türk Toplumundaki yeri çok önemlidir. Sadece davul ve zurna ile değil, kopuz da Tanrı ile kul arasında Tanrı ile kul arasında onunla söyleşilir idi.

Halk kültürümüzü ve folklorumuzu anlayabilmek için Türk Ulusunu ve O’nun felsefesini, Türk Kültür Tarihini çok iyi bilmek ve derinlemesine araştırmak gereklidir. Mehter azamettir, ihtişamdır ve görkemdir: Devletin ululuğu ve kutluluğu, davulların gümbürtüsü ile yankılanır. Davul (Kövrüg) sözü Türkçemizde ve Türk Tarihinde çok eski zamanlarda girmiş bir unsurdur. XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut “Tovıl, Davul(tabl)demektir” diye yazmaktadır. Bugün bile davul kelimesinin ve davul, zurnanın Türk Folklorunda önemli bir yere sahip bulunması ve halk kültüründe de davul gibi şişti, “Davlumbaz” (Ocak bacasına verilen isim) gibi kelimelerin bulunması bunu doğrulamaktadır. Bu kelimeler diğer Türk topluluklarında, Kırgızlarda, Kalmuklar’da, ve diğerlerinde de bulunmaktadır.

Eski çağ Türk dini olan Şamanizmde davulun pek önemli bir yeri vardı. Anadolu'daki büyük derviş defleri, belki de bu geleneğin bir devamı niteliğindeydi. “Mazhar” adı verilen bu derviş defleri, bildiğimiz bugünkü deflerden de çok büyüktürler. İçlerindeki zincir veya demir halkalar zil sesi verirlerdi. Bu büyük defler, oldukça geniş bir topluluğu, heyecan ve hareket verirdi. (5)

Yine davul ile ilgili bir kelime olan davula vurularak ses çıkartılan tokmak, eski Türkçe'de, darbe ile vurmak anlamına gelmektedir. Bugünkü tokmak sözü de buradan gelmektedir. Kövrüg (Dayal) veya kös(büyük davul) ise, hakanlık sembolüydü.

Meydan sazlarımızdan olan, folklorumuzun önemli aletlerinden birisi olan davul, Arapça'da “Tabl” adı verilmektedir. Tabl’ın, Arap kültüründe büyük bir öneme sahiptir. İslam’ın ilk çağlarında Araplar, sahura dümbelek ile çağrılmaktaydı. Hz. Ayşe r.a. hın rivayet ettiği bir hadisi şerifte şöyle belirtmekte ve Hz. Peygamberimiz S.A.V.’in bizzat: Ya Aişe! Hani sizin def çalan ve şiir söyleyen muganniyeniz yok mu? Ensar’ın böyle oyun hoşuna gider” Buyurdu. Hz. Ayşe Ensardan kendi eli altında büyüttüğü kızı birisine vermişti ve onun düğününü yapmaktaydı, kayıtı vardır. Bu kayıtta görüldüğü gibi Arap literatüründe de davul (Tabl) ın yeri ve önemi bulunmaktaydı.(6)

Davul’un Türk Tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Çünkü davul da aynı bayrak veya sancak gibi kabilelerin bağımsızlığını tanıma işareti kabul edilmekte ve sayılmaktaydı. Selçuklu Hakanı, Osman Gazi’ye bayrak ve davul Selçuklu Hakanı, Osman Gazi’ye bayrak ve davul (Tabl-u alem) veriyor ve bağımsızlığını tanıyordu. Bu bir yetki belgesi idi. Ancak bu, bir İslam geleneği değil, İslamiyetten önceki çağlarda uygulanan, çok eski bir Türk geleneği idi. Bu yetki belgesi, büyük beyler için verildiği kadar, büyük kabilelerin bağımsızlığını tanıma işareti olarak görülüyordu. (7)

Türkler’de özellikle Hunlar'da dansa davul ile oynanan oyunlara oldukça sık rastlanmaktaydı. Bir Hun beyine gelin olarak gelmiş olan bir çinli kadın, memleketine gönderdiği mektubunda; Davulu her gece durmaz döverler, ta güneşler doğana kadar döverler, diye yazmaktadır. (

Davul, Türklerde en yaygın olan bir müzik, ilan ve işaret aletidir. Çeşitli zamanlarda, çeşitli adlar ile anılmıştır. Davulların küçükleri ile büyüklerine de, ayrı ayrı adlar verilmiştir. Eski Türk Dini Şamanizm’de kutsal sayılan “Çaluu”ve “tüngür” adı verilen küçük davul, günümüzde de kullanılmakta, halk arasında def olarak adlandırılmaktadır.

Türk folkloru, Türk Milleti'nin özünden fışkıran ve birlik ve beraberliğinin bütünlüğünün bir ifadesi olduğundan Türk folklorunun bütün materyalleri de (davul, zurna, def, saz, kopuz gibi aletler de) bu özelliğin korunmasında ve sağlanmasında büyük görevleri icra etmektedirler. Türk kültür ve gelenekleri Türk Kavmi'nin kendi felsefesinin ve psikolojisinin birer ürünü olduğu içindir ki bu kültür ve gelenekleri içinde yer alan her türlü unsur da bu kültürün birer vazgeçilmez parçalarıdırlar. Türk folklorunu oluşturan tüm oyunlarda davul ve zurna, kopuz ve saz bulunmaktadır. Bütün bunların yanı sıra Türk folklorunun ayrılmaz diğer parçalarından bazıları ise, atlar, yarışlar, güreşler, ve diğer halk ürünü folklorik özellik taşıyan her şey bu kültürün birer parçalarıdırlar.

Eski Türkler’de dua ve ibadetler bile saz ve söz ile yapılmaktaydı... “Sevgi ve saygı, Tanrı’ya yakarış ululardan medet umma, hep bu sazlar ile anlatılır ve yapılırdı. Kahramanlık destanlar, Dede Korkut’un diliyle “Gazi Erenlerin” başından geçenler”, bu sazların eşliğinde söylenirdi. Saz ile söz, söyleyenlerin de; dinleyenlerin de ruhlarını kaynaştırırdı. Toplumla ilgili duygular tazelenir ve güçlendirilirdi. Sazı ve sözü dinleyip duygulananlar arasında, bir duygu birliği ve yakınlaşma doğardı. Birlik ve bütünlük içinde bir millet olma yolunda, telli sazlar bir aracı olurlardı. (9)

İbn-i Haldun’un da dediği gibi, İslamiyete uzun ömür ve dinamizm veren Türk devlet anlayışı idi. İslam dünyasında atlı sporlar da Türklerin gelişi ve Türk ordu geleneği ile başlamıştır. Atlı oyunlar, birer savaş eğitimi idiler. Atlı oyunlar da mehtersiz olmazdı. Düğünlerde, Türk tarihinde atlıdır. Daha yakın zamanımıza kadar yöremizde de böyleydi. Düğün evinde çalınan çalgılar, önemli değildir. Önemli olan, gelin bindirme ve indirme Anadolu’nun en uzak yörelerinde, hala Cezayir Marşı vurularak gelin götürülmektedir. Bu durum yöremizde de aynıdır.

İç Asya’daki Türk Kavimlerinde, atlı oyunlar ve hareketler için geniş bir Musiki Repertuarı vardır. Anadolu’daki cirit oyunlarında, davul zurna ile Köroğlu vurulmaktadır. Bu durum yöremizde de aynıdır. Zurna, Türk Topluluklarında, özellikle de askeri mehterlerde kullanılan bir melodi aletidir. Zurna, sipsili bir borudur. Sipsi ise, ağızda ses çıkaran bir kamış parçasıdır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi adlı eserinde, Arap ve Fars toplumlarında da çok eski çağlardan beri kullanılan bir folklor aleti olduğunu açıklamaktadır. Osmanlı döneminde kullanılan zurnalar kalın olduğu gibi sesi de kalın ve kaba(baz)idi. Günümüzde Anadolu’da kullanılan zurnalar, cura zurnalardır. Anadolu’da, davul ve zurnanın bulunmadığı musiki topluluklarına ince saz adı verilir. Zurnanın bir boru olması, zurnayı, kaval ve düdüklerden ayıran bir özelliğidir.

“Atlı oyunlar ve yarışlar, Türkler de davulsuz, zurnasız olmazdı. Aslında, zurnasız şenlik olmazdı. At yarışları ile cirit oyunları da eskiden kössüz; sonradan da davulsuz ve zurnasız olmamıştır. Anadolu’daki cirit oyunlarında Köroğlu adı verilen hızlı tempolu bir hava, davul zurna ile vurulmaktaydı. Kırgız Türk kültür çevrelerinde ise atlar için ayrı Mehter Marşları bestelenmiştir. Kör ozan da bunlardan birisidir. Anadolu’da bugün güreş oynanırken veya diğer yarışmalarla ilgili bu tarihi oyunlarda Köroğlu havasaınını vurulmuş olması bir rastlantı olmasa gerektir. (10)

Mesela Dodurga pehlivan havası Anadolu’da Çorum'da çalınmaktadır. Kınık boyunun bir kolu olan Kızıklar’a ait bir hava (Kızık havası) halen Yozgat ve Sivas yörelerinde (Güründe) çalınmakta ve oynanmaktadır. Ayrıca Türk Kültür Tarihinde ve folklorunda aynı davul ve zurna gibi önemli bir yeri olan çalgılardan birisi de Çengi (Çeng-Çang) adı verilen (çan, zil gibi aletlere verilen isimdir.) bir çalgı da bulunmaktadır.

Hatta yöremizdeki türkülere değil ağıtlara bile davul, zurna gibi aletler girmiş olduğu gibi çengi unsuru da girmiştir. Mesela yöremize ait bir ağıtta şöyle denir: “Ben gardaşa düğün tuttum çalgısız oynadı kızlar” bir başka mısrasında bu davulsuz oynadı” deniyor.

Aslında at ve atlarla ilgili oyunlar ve savaşa hazırlık niteliğinde bulunan her türlü oyunlar İslam Dininin de bizzat Hz. Peygamberimizin de teşvik ettiği bir husustur. O dönemin en iyi savaş aracı olan at, Kur’an-ı Kerim’in birçok Sure ve Ayetinde yer almakta hatta “Adiyat” Suresinde ise övülmektedir. Harp oyunlarının bizzat Hz. Peygamberimizin S.A.V. in mescidinde bile oynandığı İslami kaynaklarda belirtilmektedir. Örneğin Sahihi Buhari’nin ikinci cilt sayfa: 398 de ve 284 nolu hadisi şerifte: Ve yine bu eserin üçüncü cildinin 204. sayfasında ve 524 nolu hadisi şerifte bu konuda bilgi verilmektedir...

Türk folklorunun birer parçası olan oyunlarımız (halk oyunları, geleneksel oyunlar ve çocuk oyunları ve diğerleri) ın da kökü tarihi devirlere, Eski Çağ Anadolu’suna kadar uzandığı gibi Eski Çağ Türk Dini Şamanizme kadar gitmekte ve uzanmaktadır. Çünkü bu oyunlar ve oyunlardaki ritmik hareketler, ritüeller incelendiğinde Eski Çağ dönemine ait birçok tarihi olayı anlatmakta ve hareketleriyle de bunu sembolize etmektedirler. Çünkü halk oyunlarımızın bir çoğu sıra dizi ve meydanlardaki halk oyunlarıdırlar. Bunlar ise Anadolu'da yaşamış olan Hristiyanlık ve İslamiyet gibi ilahi kaynaklı dinlerin bir çoğu da bugüne kadar ulaşmış olan ve Eski Çağ Anadolu’da dini merasim ve ayin törenlerini anlatan oyunları ya tamamen yasaklamış veya birçok sınırlama getirmiş durumdaydı. Bunun içindir ki bütün sıra dizi ve meydan oyunları (halk dansları) tek tanrılı dinlerden önceki zamanlara aittirler. Çünkü bu oyunların bir çoğu Hititler dönemine ait dini merasim veya ayinlerde yapılanlara benzediği gibi bu devrin savaş ve diğer sosyal olaylarını anlatan ritmik hareketlerle doludur. Ve yine halk oyunlarımızın birçoğunda Anadolu'ya yerleşen Türk ırkı’nın, burada girişmiş olduğu büyük tarihi mecerasını, oyunlarına sembolik bir şekilde yansıtmış bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Orta Asya Türk Şamanizmi'nin etkilerinin yanı sıra Diyonizos ayinleri, Lidya ve Friyg, Sümer Efsaneleri de karışmış durumdadır. Ayrıca bu dönemlere ait olduklarını gösteren öğelerden birisi de halk oyunlarımıza birçok hayvan öğesinin de karışmış olmasından (Sivas'ta oynanan, çekirge halayı, kartal ve koç, turnalar oyunları gibi) da açıkça belli olmaktadır. Çünkü halk oyunlarımızın birçoğunda hayvanlara ait hareketlerin (el çırpma, çökme, vurma, yere oturma) bulunmasından da anlaşılmaktadır.

Anadolu’da oynanan halk oyunlarının % 60’ı erkekler tarafından oynandığı gibi % 30’u da kadınlar tarafından oynanmaktadır. % 10 luk bölümü de kadınlı erkekli beraber oynanmakta olan oyunlardır. Ve yine halk oyunlarımızın % 10 unu bar, % 30 unu halay, % 15 ini zeybek ve seğmen oyunları, % 8 i horon ve sallama, % 7 si hora ve karşılama % 17 si de kaşıklı ve zilli, çeşitli oyunlardır. % 9 u taklididir. Köy seyirlik oyunları ve iş hayatıyla ilgili olanları, % 4 oranındadır. Davullu, çomaklı, silahlı ve ateşli ve diğer araçlarla oynanan oyunlarıdır. Bunların arasına sportif oyunları da katabiliriz...



HALK OYUN (DANS) LARI HALAYLARIMIZ



Folklorumuzu meydana getiren ve vazgeçilmez unsurlarından birisi olan halk oyunlarımızı geçmişten günümüze kadar ulaşmış olan tarihin derinliklerinden süzülüp gelen ve birçok tarihi olayı veya izleri de benliğinde taşımaktadırlar. Halaylarımızdan bir kısmı Eski Çağda Anadolu'da yaşamış olan Hititler, Lidyalılar, Frygler gibi kavimlerin izlerini taşıyanları bulunduğu gibi büyük bir kısmı da Türk ırkı'nın Anadolu’da girişmiş olduğu destansı yaşayışının ve tarihi macerasının tüm özelliklerini ve izlerini taşımaktadırlar. Halk oyunlarının toplumumuzda dün olduğu gibi bugün de sosyal hayatında çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi de Türk toplumumun gelenekçi bir yapıda ve özellikte olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için, Orta Asya’dan günümüze kadar o devre ait birçok geleneklerini ve yaşayış şekillerini aynı özelliğiyle ve güzelliğiyle birlikte getirerek taşımışlardır. Bunda da en büyük etken Halk arasında yine halka ait ve halk tarafından meydana getirilmiş olan maddi ve manevi bütün ürünlerin yine halk tarafından korunması sayesinde olmuştur. Önceleri Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra göçebe veya yerleşik düzene geçmiş olsalar bile kendi yaşam şekillerinde çok büyük değişiklikler yapmamışlar Anadolu’da da aynı Orta Asya’da olduğu gibi yaşamaya devam ettirmişler ve Türkmen oymakları'nın Müslüman olmalarına ve bu konuda İslami prensiplerin birtakım sınırlar getirmesine rağmen yine de bu geleneklerini devam ettirmişlerdir. Çünkü Halk oyunları, çoğunluğu halkın yaşayışını, tarihi alışkanlıklarını ve hayatında çok önemli olan birtakım tarihi, milli ve manevi olayları simgelemektedir. Bu oyunlarda bulunan hareketlerde bunlar anlatılmaktadır. Oyunlarımız dikkatli bir şekilde incelendiğinde çok net bir şekilde de görülmektedir. Bunun içindir ki halk oyunlarımızda milli ve manevi değerlerimizin korunmasında ve milli birliğimizin sağlanmasında çok önemli bir görevi insanlar arasındaki dayanışmayı ve birlikteliği kuvvetlendirmekte ve sağlamaktadır.

Halk oyunları folklorun ayrılmaz bir parçası olduğundan dolayı, Türk Toplumu'nun zevklerini, düşüncesini, felsefesini, tarihini milli ve manevi değerlerini birtakım imgelerle anlatmaktadır. Her şeyden önce insanımızın dayanışmasını, ağırbaşlılığını ve ciddiyetini, bölgesel özelliklerini kendine has diliyle anlatmaktadır. Halaylarımızda genelde başlarken ağır bir tempo ile başlanması çoğu oyunlarımızın kol kola veya el ele tutularak oynanması veya parmaklarla veya kollarla kenetli bir şekilde tapılması Türk toplumunu meydana getiren fertlerin birbirine olan güvenini ve birbirine olan yardımını anlatmaktadır. Önce ağır başlayan oyun sonra aniden hızlanır. Sanki önceki ağır başlayış sonraki hızlanmanın bir başlangıcıdır. Sonra da sanki hücuma geçer gibi hızlı ve ani hareketler başlar. Adeta bir savaşta bir yandan saldıran bir taraftan da savunan kişilerin pozisyonunu anlatır gibidir. Bütün bunların yanı sıra Anadolu’nun iç bölgesiyle doğu bölgesi arasında Tohma Havzası'nda bulunması sebebiyle buranın iklimsel ve tarımsal faaliyetlerini özetli bir şekilde anlatmaktadır. Kısacası Gürün'de oynanan halk oyunları Sivas bölgesi oyunlarının tüm özelliklerini yansıttığı gibi Doğu Anadolu’nun oyunlarının da karakteristik özelliklerini taşımaktadır.

Gürün yöresinde Sivas, Tokat, Çorum, Çankırı, Kırşehir, Yozgat, Erzurum, Erzincan, Kars, Van, Siirt, Muş, Elazığ, Harput, Malatya, Adana ve Maraş yörelerine ait oyunların büyük bir bölümü oynanmaktadır. Bunların yanı sıra Gürün de Ermeniler’e ait oyunlar da oynanmaktadır. Örneğin Ermeniler’e ait üç bar çeşidi de yöremizde oynanmaktadır.

İlçemizde ve köylerinde oynanan halk oyunları hemen hemen aynıdır. Erkekler ile kadınlar genelde bu oyunları ayrı ayrı oynanmaktadırlar. Bazı köylerimizde birlikte oynanan oyunlar da vardır. Yöremizde oynanan halk dansları erkekler tarafından oynananlar ile kadınlar tarafından oynananları ayrı ayrı oyunlardır.

Bunları sıralayacak olursak:

1- Erkeklerin oynadıkları oyunlar.

2- Kadınların oynadıkları oyunlar.

Erkekler tarafından topluca oynanan (kol oyunu) halk oyunları (Halaylar)

1-Sivas Halayı (Ağırlama)

Köy Ağırlaması/Düz Halay:

Kızık Halayı: Ağırlama, sıktırma/Yanlama, Hoplatma

2-Abdurrahman Halayı

3-Üç ayak (Adana, Sivas, Kars)

4-Kargın (Gargın: Bolluk, bereket anlamındadır)

5-Hırpala

6-Tan(m)zara (Elazığ/harput)

7-Keçiko

8-Narey (Erzurum Barı)

9-Kırıkhan

10-Habuduyar

11-Cane cane

12-Halaylım yar

13-Temirağa (Erzurum)

14-Güreş (Kızık)

15-Sinsin (Kızık)

16-Tura (Kızık)

17-Serhoş: Ser/Baş, Hoş/güzellik :Baş güzellik anlamındadır. (Erzurum Yöresi)

18- Hoşbilezik (Tokat, Erzurum ve Van yöresi)

19-Delilo (Hınıs yöresi)

20-Pekmez (Maraş yöresi)

21-Halaylı (Maraş Yöresi)

22-Helvacı

23-Lorke: Sallantı anlamındadır. (Erzurum ve Malatya yöresi)

24-Hançer Barı (Erzurum)

25-Hırpani (Siirt)



Kadınlar tarafından oynanan halk oyunları (Halaylar)

1-Madımak

2-Çifte Telli

3-Kasap

4-Adanalı

5-Halaylı yar

6-Delilo

7-Develi

8-Konyalım

9-Birilerine

10-Küstüm

11-İlvanlım

12-Tombulum

13-Çayda çıra

14-Oy (Hay) mendil





Erkekler tarafından topluca oynanan(kol oyunu)halk oyunları(Halaylar)

1-Sivas Halayı(Ağırlama)

Köy Ağarlaması/Düz Halay:

Kızık Halayı: Ağarlama, sıktırma/Yanlama, Hoplatma

2-Abdurrahman Halayı

3-Üç ayak(Adana, Sivas, Kars)

4-Kargın(Gargın: Bolluk, bereket anlamındadır)

5-Hırpala

6-Tan(m)zara (Elazığ/harput)

7-Keçiko

8-Narey (Erzurum Barı)

9-Kırıkhan

10-Habuduyar

11-Cane cane

12-Halaylımyar

13-Temirağa (Erzurum)

14-Güreş (Kızık)

15-Sinsin (Kızık)

16-Tura (Kızık)

17-Serhoş: Ser/Baş, Hoş/güzellik :Baş güzellik anlamındadır. (Erzurum Yöresi)

18-Hoşbilezik (Tokat, Erzurum ve Van yöresi)

19-Delilo (Hınıs yöresi)

20-Pekmez (Maraş yöresi)

21-Halaylı (Maraş Yöresi)

22-Helvacı

23-Lorke: Sallantı anlamındadır. (Erzurum ve Malatya yöresi)

24-Hançer Barı (Erzurum)

25-Hırpani (Siirt)

26-Tersbico

27-Harami

28-Üçayak

29-Sarıkız

30-Çemberim

31-Akçık

32-Sallan gelin

33-Kürthalayı

34-Harmandalı

35-Hançer oyunu

36-Ondört

37-Kartal oyunu (Kafkas)

38-Hançer Oyunu: İki kişi ile oynandığı gibi, daha fazla kişiyle de oynanır. Oyunculardan biri kadın yapılır başına örtü atılır ve halayın en önünde durur. Halay başı ise oyunculardan ayrıdır. Oyuncu başlamasıyla halay başı dahil bütün oyuncular 3-4 defa yavaş olarak üç ayak yürür. Sonra halay başı ortaya gelir kadın kıyafetini girmiş oyuncuya yaklaşarak onun gönlünü çekebilmek için çeşitli bağımsız ancak ritmik nitelikte hareketler yapar. Kadına para gösterir, ayna tutar, tesbih çıkartır tarakla saçını tarar. Halay başı haricindeki bütün oyuncular ise yavaş hareketlerle üçayak oynar. Kadın halay başına yüz vermez. Kadını anlatmak için muhtelif oyunlar yapan ancak onun gönlünü çekmeyen halay başı bu defa sinirlenir cebinden kamasını (kama/Hançer/Bıçak) çıkarır sert ve sinirli hareketlerle kamayla çeşitli hareketler yapar. Örneğin; kamayla kadının kafasına ya da vücuduna vuruyormuş gibi yapar. Ancak bunda da başarılı olmayınca halay başı yavaş yavaş kadına yaklaşır onun elini tutar kadın ese çıkarmaz ve razı olmuştur. Oyuncular 1-2 sıra üç ayak oynayarak oyunu bitirirler.

Yöremizde Türkülü Kadın Oyunları:

15-Candarma Çavuşu: Oyun çevirme halayı tarzında oynanır. Oyuncu sayısı sınırlı değildir. Üç ayak tarzında oynanır. Sağ ayakla başlamak suretiyle ileriye doğru üç adım atılır ve durulur. Durulan yerde önce sol ayak yukarıya kaldırılır yere konulur ve bu defa sağ ayak aynı şekilde yukarı kaldırılır ve tekrar üç adım yürüyerek aynı hareketler yapılır. Oyunun II. Bölümü aynı hareketlerin hızlı yapılmasıyla devam eder. Sözleri şöyledir:

“ Candarma çavuşuyum

Yol verin savuşuyum

Beni candarma sanman

Ordunun başkanıyım



Süt içtim dilim yandı

Döküldü kilim yandı

Kilimin şurda dursun

Bahçede gülüm yandı.”

16-Penceresi Cam Cama: Oyuncu sayısı sınırlı değildir. Oyuna sağ ayakla başlanır. Sağ ayak ileri doğru atılır ve sol ayak vücut esnetilerek sağ ayağın yanına getirilir. II. Bölüm aynı hareketlerin hızlı yapılmasıyla devam eder. Sözleri şöyledir:



Penceresi cam cama muallim

Haber saldım amcama muallim

Amcam kızını vermezse muallim

Turşu vursun fincana muallim



Penceresi perdeli muallim

Çiçek açmış zerdali muallim

Yenile bir yar sevdim muallim

O da benden sevdalı muallim



17-Hoyda: Oyun 9-10 kişiyle oynanır. Oyuncular yan yana elek tutuşur. Oyuna sağ ayakla ileriye doğru bir adım atılarak başlanır. II. Defada sol ayak sağ ayağın yanına getirilir. III. Defa tekrar sağ ayak atılır, önceki gibi sol ayak sağ ayağa yaklaştırılır. II. Bölümde aynı hareketler hızlı bir şekilde oynanır. Oyunu sözleri şunlardır:



Hoyda yarim hoyda

İkimizde bir hoyda

Oynamazsan nazlı yarim

Gençliğine doyma



Kara koyun etl’olur

Kavurması datl’olur

Dul yerine varan gız

Ölmez ama dertl’olur



Irmağın geçeleri

Gız kaldır peçeleri

Sende bu güzellik var

Öldürün niceleri



Yöremizde gerek erkekler ve gerekse kadınlar tarafından oynanan bu oyunların haricinde bir takım hava (oyun) lar da vardır. Bunlar ise sırasıyla şöyledir:



1-Gelin İndirme Havası

2-Gelin Bindirme Havası

3-Seğmeni Yürütme Havası

4-Oturak Havası

5-Seğmen Toplama Havası

6- Ömeroğlan







HALK OYUNLARIMIZIN ÇIKIŞ TARİHİ, ZAMANI VE TAHLİLİ:



Halaylarımız bilindiği gibi toplum vicdanında derin izler bırakmış olan büyük olayların tarihi izlerini taşımaktadır. Bu izler ise zamanımıza kadar oyun figürleri olarak gelmiş böyle yansımıştır. Bu oyunlar bunun içindir ki geçmişte yaşanmış birtakım olayların hikayesi durumundadır. Mesela Sivas bölgesinin ve dolayısıyla da yöremizin en belli başlı oyunlarından birisi olan ve halay çekenlerin ilk önce oynadıkları bu oyunun adı Sivas Düz Halayı (Sivas Ağırlaması) dır. Bu oyunun figürlerini tahlil ederek yöremiz oyunlarında anlatılmak istenen geçmişte yaşanan olayları ve hikayeleri hakkında bir fikir elde edebiliriz. Yöremiz oyunları genellikle üç bölümden oluşmaktadır. Sivas Ağırlaması (Ağırlama) düz halayı adı verilen bu halayımız üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler ise; (Aslında bu halayımız altı bölümden ibarettir. Esas Sivas halayı budur.)

1-Başlangıç (ağırlama) bölümü.

2-Yanlama (sıktırma) bölümü.

3-Hoplatma bölümü.

4-Kör oğlu havasıyla oyuncuları döndürme bölümü.

5-Ayak vurma bölümü.

6-Tekrar hoplatma bölümü.

Yöremizde oyunların başında oyunun kurallarını yani hareketlerini çok iyi bilen kendisine “Baş çeken" adı verilen birisi, halay çekmek için eline bir mendil alarak ortaya çıkar. Ardından halaya girmek isteyen gençler ortaya çıkar birbirlerinin elinden tutarak davul ve zurnanın çalmasıyla birlikte oynamaya başlarlar. Bu halay ağır bir şekilde başlamaktadır. Bu yüzden, oyunun adına “ağırlama" adı verilmiştir. Oyunun ilk figürünü dikkatli bir şekilde incelenerek tahlil edildiğinde oyunun kendine has anlatım biçimi ve hikayesi çok rahatlıkla anlaşılabilmektedir...

Oyunun ilk bölümü, baş çekenin elini yukarı kaldırıp “ilk işareti" vermesi ve önce sağ ayağının hareketiyle başlatır. Oyunun baş tarafı sadece davulun ritmine uymaktan başka bir şeye benziyor diye düşünülecek kadar ağır ve hafiftir. Çünkü bu oyunun baş tarafındaki ilk figürde oyuncular arka arkaya dizilmişler, başlar öne eğilmiş, melül ve mahzun bir şekilde ağır, ağır yürümektedir. Davulun ritmine ve çalan zurnanın havasına uymaktan başka oyuna benzer tarafı olmayan bu sessiz yürüyüşüne elbette bir manası ve anlamı olmalıdır ki vardır. Bu sessiz yürüyüşün anlamı Sivas yöresi insanının üzüntülü ve mahzun oldukları ve düşünceli oldukları zamandaki hallerini anlatmaktadır. Bir sıkıntıya uğramış veya başına herhangi bir olumsuz durum gelen insanın almış olduğu pozisyona benzeyen bu figürün neyi ifade etmiş olduğu oyunun bu ilk aşamasında pek belli olmamaktadır. Fakat oyun biraz ilerledikten ve oyuncular da oyun sahasından birkaç kez döndükten sonra bir sağa bir sola dönerek elleri göğüs üzerine çapraz bağlayan oyun dizisinin Gök Tanrı’ya yöneldiğinin tasvir edildiği net bir şekilde bu pozisyonlarla anlatılmaya çalışılmaktadır.

Oyunun ikinci bölümüne gelindiğinde ise eller göğüs hizasında iken alınır ve yukarı kaldırılarak ellerin birbirine vurulmasıyla başlanır. El çırpmalar ise bir neşenin veyahut bir üzüntü halinde sevinçli bir hale gelmenin işaretidir. (Belki de bu eski cahiliyye Araplarının İslam dini henüz yeni yayılmaya başladığı dönemdeki Kabe’de yapılan ve putlara karşı tapınıldığının ifadesi olarak el çırpmalarına benzemektedir. Çünkü oyunun ilk başlangıcı ağır ve yavaş seyrederken hafif bir şekilde de sağa ve sola sallanarak sanki aç bir insanın halini yansıtır ve anlatır gibi pozisyonda bulunurken oyunun ikinci aşamasında yavaş yavaş oyun hareketlenmekte ve bu durum vücut hareketlerinin tamamında da görüldüğü gibi eller de çırpılmaya başlamaktadır. Bu el çırpmalarla oyuncuların bir şeye sevindikleri ve bunu da bu ritmik hareketlerle de anlattıkları açıkça bellidir.)

Oyunun üçüncü bölümünde ise, eller göğüslerden alınır ve yukarı kaldırarak yine bir evvelkinde olduğu gibi el çırpmaya devam edilirken oyun dizisinin (oyuncuların) yavaş yavaş çömeldiği görülür. Bu figür ise daha önceki figürlerin ne manaya geldiklerini ve neyi anlatmak istediklerini belirtmekte ve net bir şekilde de ortaya çıkarmaktadır. Hemen yere çömelmiş oyuncuların bu defa büyük bir neşe içinde un eleme taklidi yapmaktadırlar. Un eleme figürünün ardından da hemen unu hamur haline getirme (hamur yoğurma) ve yumak yapmalar ve bu yumakları da ateşe atmalar başlar.

Oyunun buraya kadar olan kısmını bir daha gözden geçirir isek, ilk figürdeki üzüntülü yürüyüşün açlığı ifade ettiğini ve ikinci figürde görülen hareketler Tanrıya yalvarışı ve Gök-Tanrı’dan rızık isteyişi ve üçüncü figürde de ekmek hamurunu hazırlama ve bunu pişirmeyi yani yapılan duaların Tanrı tarafından kabul edildiği (yağmurun yağdığı mahsulün de bol olduğu ve harmanın kaldırılmasıyla birlikte de aç olan insanların doyduğunu ifade eden hareketler) anlaşılmaktadır. (11)

Oyun bu kadarla da bitmiyor, halay dizisinde bulunan oyuncular tekrar ayağa kalkıyorlar ve tekrar oyunun başına dönüyorlar ve aynı şekilde oyunun baştan sona kadar aynısını tekrarlıyorlar ve aynı ritmik hareketleri büyük bir özenle yerine getiriyorlar. Ardından da un eleme, hamur yoğurma, ekmek pişirme figürlerinin ardından bu defa da yün tarama ve çıkrık eğirme figürlerini yapıyorlar. Bu demektir ki, karınları doyduktan sonra da giyinme istekleri baş gösteriyor ve bu defa bunun gerçekleştirilmesi için yine Tanrı ya dua ederek yakarışları bulunuyorlar. Bunda gerçekleşmiş olduğunu bu figürlerden sonraki el çırpma hareketleri ve yere çömelerek yapmış oldukları hareketlerden anlaşılmaktadır. Oyun bu hareketlerle de bitmiyor, oyuncular tekrar oyunun ilk bölümüne yani başlangıç bölümündeki yalvarış pozisyonuna dönüyorlar. Bunu yaptıktan sonra tekrar çömelme fiGürüne geçiyor bu defa da başka figürleri yapıyorlar. Bu figürler ise oyuncuların birbirlerine sırt dönmeleri ve elleriyle birbirlerini yıkar gibi hareketlerle (yöremizdeki ifadesiyle birbirlerinin sırtını ovalıyorlar) birlikte saçlarını tarıyor, aynaya bakıyor işareti yapıyorlar. Böylece halkın karnı tok ve sırtı pek oluncaya kadar Tanrıya yalvarmalarına devam ediyorlar. Bu zaten Türk toplumunda daha Bilge Kağandan beri Türk devlet idarecilerinin ve Türk toplumunun en belirgin gaye ve amaçlarından birisidir. Çünkü Orhun Abidelerinde bile böyle ifade edilmekte değil midir? Sivas halayının son bölümü sıçratma(hoplatma)kısmıdır. Karnı tok ve sırtı pek haline gelmiş üzüntüden sevince dönüşmüş hali anlatan bu bölüm birtakım sıçrama ve hoplamalarla yani sevinci karakterize eden ve sembolleştiren bu figür ile bitmektedir.

Görüldüğü gibi, Sivas Halayının figürleri incelendiğinde ve tahlil edildiğinden kesinlikle bu halay bir yokluktan varlığı geçişi, hüzünlü bir durumdan sevinçli bir yaşama kavuşmanın halini sembolize etmektedir. Ancak bu sembolize edilerek çeşitli figürlerle anlatılan olayın ne zaman ve hangi toplumlar döneminde ve tarihin hangi döneminde meydana gelmiş olduğu hakkında ise kesin bir tarih vermek veya kayıt bulmak imkanı ve olanağı yoktur. Ancak bu bölgede yaşamış olan halkların vicdanında ve belleğinde çok büyük bir tesir etmiş olayın yine bu bölgede vukuu bulmuş olduğu da muhakkaktır. Ancak halaydaki oyuncu dizimiyle, Hitit kabartmaları arasında çok büyük benzerlikler bulunmaktadır. Aynı zamanda bu bölgede Hititler döneminde çok büyük kıtlıkların ve buna bağlı olarak da toplu ölümlerin meydana geldiği tarihi kaynaklarca da belirtilmektedir.

Örneğin Hititler de 4. Tuthaliya zamanında (M.Ö. 1300’lü yıllarda) Hitit ülkesindeki büyük kıtlıktan bahsedilmekte ve Asurlular’dan tahıl ithal edildiği açıklanmaktadır. (12) Bu bölgede açlık ve kıtlık sadece Hititler, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde büyük kıtlıklar meydana gelmiştir. İşte bu oyun da bu kıtlık yıllarının birisinden kalan izleri taşımaktadır. Sadece bu oyun değil diğer oyunlarımızın da toplum vicdanında tesir izler bırakmış olan olayların sonucunda ortaya çıkmış oldukları kesin ve mutlaktır. Bunun içindir ki topluma mal olmuş ve halkın vazgeçilmez kültür mirası şeklinde halen sürdürülmektedir. Sırf halay olarak çekilen oyunlarımız değil aynı zamanda düğünlerde ve diğer şenliklerde oynanan köy ortaoyunu türünden ve diğer oyunların da yöremize göre birtakım ortaya çıkış tarihleri ve çıkış nedenleri belli olan oyunlarımız vardır. Bunlardan birisi ters eşeğe bindirme oyunudur...


ALINTI-MEHMET ALİ ÖZ

gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
KÖYÜNÜZ HANGİSİ? (SİVAS`IN TÜM KÖYLERİ ALFABETİK LİSTE) Sivas Köyleri Güner Köylerimiz (Sivas Köyleri) 368 22.02.2016 00:01
HANGİ KÖYDENSİNİZ? (Anket) Sivaslilar.Net Köylerimiz (Sivas Köyleri) 1222 17.01.2016 17:03
Kangal İlçesi _DuMaN_58 Kangal 35 04.12.2012 22:15
Gürün İlçesi _DuMaN_58 Gürün 8 17.08.2010 15:53
GÜRÜN FESTİVALLE COŞTU Sivaslilar.Net Anasayfa Haberler 1 30.07.2007 01:44


WEZ Format +2. ?uan Saat: 02:02.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.