Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)

Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)
AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1 - Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar
Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > Serbest Alan > Serbest Kürsü
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Arama Bugünki Mesajlar Forumlar? Okundu Kabul Et

Serbest Kürsü Serbest Konular



Son 15 Mesaj : Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2           »          Sitemizin Ozanları           »          SEVDİM İŞTE....           »          NEFRET ETTİM İŞTE!!!!!           »          AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1           »          SEÇKİNLER/SEÇİLMİŞLER DÜNYASI           »          Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle.           »          Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim)           »          İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim.           »          ULAŞ-Yapalı           »          TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR PAYLAŞIMAZ           »          TAŞ DUVARLAR           »          Yahudi- Alman Savaşı-1           »          Türk-Moğol Kabile Yaşantısı-1           »          Sen Yoluna Ben Yoluma - Serdar Yıldırım
Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 09.01.2016, 10:10   #1
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ , GİZEMLİ BİR SAYI VARMIŞ:12
SİHİRİLİ SAYI: 12

► Eski Mısır’da: bir yıl 12 ay

►Günümüzde 1 yıl: 12 ay

► Yahudilik: 12 kabile

►İsrail kuruluşunun 60. yılını kutluyor. Törende, alanlarında önde gelen 12 isim, İsrail’in gelecek nesillerini temsil eden 12 çocukla birlikte 12 meşaleyi yaktı. (Hürriyet, 8 Mayıs 2008.)

► Hıristiyanlık:12 Havari

► Eski Yunan: 12 Tanrı (Önce 9, sonrada 3 ilave. Kim ne zaman ve neden ilave yaptı)

► Çin Takvimi: 12 hayvanlı takvim

► Eski Türkler: Göktürkler 12 hayvanlı takvim

►İskender 12 şehir inşa etti, 12 yıl hüküm sürdü (İskender, Yahudileri aldı ve bunlar onu selamladılar( Bar Hebreaus: Abu-l Farac Tarihi (Kronografya) s: 109.TTK Yayınları) (Bar: İbranice Oğul, Hebrew: Yahudi. Abu-l Faraç'ın gerçek adı bilinmiyor, dünya tarihinde Malatyalı Ahron(Harun)'un oğlu
olarak kayıtlıdır)

► Alevilik: 12 imam, Cem’de 12 hizmet, Aşure çorbasında 12 çeşit besin, Muharrem Orucu 12 gün

► İspanyol Yahudi’si Kristof Kolomb,12 Ekim 1492’de Amerika kıtasına ve yerli halklara soykırma başladı. (Kolomb’un Yeni Dünya’ya ayak bastigi 12 Ekim 1492 tarihi ise, Yahudi takviminin bir baska önemli günüdür: 21 Tisri 5253, yani Sukkot’un son günü, Hoshana Rabba.)

►12 Mart 1921’de İstiklal Marşı birinci TBMM ‘de kabul edildi.

12 Ocak 1942’de Varlık Vergisi Yasası çıktı.

►12 Temmuz 1947’de Türk-Amerikan anlaşması imzalandı.

►12 Mart 1947’de Harry Salamon Truman Doktrini ilan edilmişti.

► Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, 10 Nisan 1950 tarihinde vefat etti. Cenazesi 12 Nisan 1950’de Eyüp Sultan Camiinden kaldırılırken, cenaze namazında yüz binlerce vatandaş bulundu. Mareşalin tabutu tekbir sesleriyle Eyüp Mezarlığı’na getirildi. Burada Gümüşsuyu denen tepedeki (Üzeyir Garih’in öldürüldüğü kabirde) Küçük Hüseyin Efendi olarak bilinen şeyhin yanına defnedildi. (internet siteleri)

►12 Mart 1971’de askeri darbe yapıldı

12 Eylül 1980’de askeri darbe yapıldı

►AK parti başkan yardımcı sayısı: 12 ( Ak=Libni)

►Ak (libni) partinin 3. kez iktidar olduğu seçimler 12 Haziran 2011’de yapıldı.

► Amerikan başkanı Kenya Yahudi’si Hüseyin Obama’nın güvenliğini 12 kişilik ekip sağlıyor. (Vatan Gazetesi, 14.04.2012.)

► Said-i Nursi 23 mart 1960’ta Urfa’da vefat etti. İsteği üzerine Halilürrahman Camii haziresine defnedildi. 27 Mayis 1960 askeri müdahalesinden sonra, "Mezarı siyasi bir sembol haline getirililiyor" iddiasiyla, 12 Temmuz’da mezarından çıkarıldı ve bilinmeyen bir yere götürüldü. (Soner Yalçın: Efendi Beyaz Müslümanlar’ın Büyük Sırrı,s: 395)

► PKK terör örgütü tarafından Türkiye eyaletlere bölünmüş ve 12 bölgeye ayrılmış. (Vatan Gazetesi, 11.10.2012) (PKK’nın bayrağının tam ortasındaki yıldız David Megan mı?)

► Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK) Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçisinin öldürülmesini ‘alçakça işlenmiş bir katliam’ olarak tanımlayarak, “Cinayetlerin hesabını mutlak soracağız” dedi. Fransa hükümetinden katliamı aydınlatmasını isteyen CDK, Kürtleri ise katliamı kınamak amacıyla 12 Ocak Cumartesi günü Paris’in Bastille Meydanı’na çağırdı. ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...])

►Öcalan’ın 12 Nisan 1999’da avukatları ile yaptığı görüşmede hükümetle 8 maddelik pazarlık yürütülmesi için talimat verdiği belirlenmişti. ( Vatan Gazetesi, 22.02.2012)

►Başbakan RTE daha önce Öcalan’ın idamını engelleyen ’Devlet Bahçeli imzalı’ protokolü açıklamıştı. Erdoğan’ın açıkladığı protokol MHP, DSP, ANAP koalisyonunun 12 Ocak 2000’de imzaladığı protokol ile Öcalan’ın idamını ertelediğini gösteriyordu. (Vatan Gazetesi, 22.02.2012)

►Suriyeli muhalifler, ABD, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar arasında 3-11 Kasım tarihlerinde "Yeniden yapılanma" adı altında yapılan toplantıda 12 maddelik gizli bir anlaşma üzerinde uzlaşıldığı iddia edildi. ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...])

►Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, IKYB’nin, Irak anayasasında ’sorunlu bölgeler’ olarak adlandırılan bölgeler için bundan sonra "Kürt bölgesinin dışındaki Kürt toprakları" ismini kullanacağı belirtildi. çıklamada, kararın 12.12.2012’de alındığı ve bugün kamuoyuna duyurulduğu ifade edilerek, Irak hükümetinden üst düzey yetkililerin, anayasada ’sorunlu bölgeler’ olarak adlandırılan bölgeleri anayasaya aykırı...

►RTE, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 12.12.2012 tarihine özel olarak ”12.12.12’de 112 Dev Eser Milletimizin Hizmetinde” adıyla Voleybol Federasyonu Spor Salonu’nda gerçekleştirdiği programda, söz konusu eserlerin
kazandırılmasında başta Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu olmak üzere emeği geçenlere teşekkür etti. (Vatan Gazetesi, 12.12.2012)

Kızılbaş göçebe aşiret yapısı: 12 oymak. ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...])

► Eurovizyon şarkı yarışmalarında tam puan: 12

►Basket oyunu 5 kişiyle oynanır ama Türkiye Milli Basketbol Takımı: “12 dev adam” olarak adlandırılır. Neden?

► Yahudi asılılar (Y. Ata-can-, G.Duran, N. Öz-yılmazel, (12 Nisan).A. Tanrıyar ( 12 Ocak 2008, vb) nikahlarını özellikle ayların 12’sinde kıydırırlarmış.

►’Muhteşem Yüzyıl’ dizisinde Mahidevran karakterini canlandıran Nur Fettahoğlu ile anılan Necati Şaşmaz, sürpriz bir kararla Ömer Lütfi Mete’nin yeğeni 1992 doğumlu Nagehan Kaşıkçı ile nikah masasına oturdu. Mahidevran sarayda da gercekhayatta da hep ezikleniyor, Necati Şaşmaz onu şutlayip 2 hafta sonra 12.12.12 modasına uyup dunyaevine girdi ! (akşam,12.12.2012

►12.12.12 tarihinde evlenmek isteyen yüzlerce çiftin nikahı bugün kıyılıyor. Antalya’da da 12.12.12 tarihi, nikah işlemlerinin zirveye çıkmasına neden oldu. Kentin en büyük ilçesi Muratpaşa’da, 48 çift bugün nikah masasına oturuyor. Çiftlerin arasında en şanslı olan Sinem Palalı- Serkan Kurşan’ın nikahını Muratpaşa Belediye Başkanı CHP’li Süleyman Evcilmen, saat 12.12’de kıydı. (Hürriyet Gazetei, 12.12.2012)

NOTLAR:
Türkiye’de geçen birçok dramatik toplumsal olayların ve bazı devlet uygulamalarının nedenleri tam olarak bilinmez. Örneğin, Batı kültürünü Anadolu’ya yerleştirmek, Anadolu insanına “kul” değil, “birey” olduğu bilincini aşılamak ve teknikle donatmak, başka bir söylemle ilkel insanı uygarlaştırmak için kurulmuş olan ‘Köy Enstitüleri’nin kapatılması ve bunun yerine ‘İmam Hatip Liseleri’nin açılması, 12 Mart 1947’de Truman Doktrini (Japonya’ya atom bombalarını attıran Yahudi Harry Salamon Truman’ın adına açıklanan dünya Yahudi egemenliğinin maddeleri) ilan edilmesinden hemen sonra 12 Temmuz 1947’de Türk-Amerikan anlaşması yapılması, 1948’de İsrail’i ilk tanıyan ülke olmamızı, “Milli Şef” ismet İnönü’nün Türkiye’yi yönettiği zaman diliminde gerçekleşen olaylardır.

1. İstiklal Marşı: 12 Mart 1921

İstiklal Marşı 1921 yılında, Mart ayının 12’sinde birinci TBMM ‘de kabul edildi. Türk Marşı da denilen tam 41 satır olan şiirin tek bir satırında bile Türk” sözcüğü geçmez! Türk adının anılmadığı“Türk Marşı!

Ayrıca , bu uzun şiirde bir yıldız sahiplenilir ve Tanrı’nın vaat ettiği bir vatandan söz edilir:

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
…..
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın
….
Türklerin kendilerine ait ilk yazlı belgeleri olan Göktürklerin “Orhun Abideleri”, Uyguların “Sine Uşu”, Kırgızların “Manas” ve Oğuzların “Dedekorkut” destanlarında, Karahan Türklerinin “ Kutadgubiliğ”inde, İran Selçuklularının “Siyasetname”sinde, “Moğolların Gizli Tarihi”nde Türklere ait bir yıldızdan söz edilmiyor. Yine, yukarıda adları geçen Türk ve Moğollar orijinal eserlerine ve İbnül esir, Nesevi, Cüveyni, Vassaf, Raşid-ed Din (Reşidettin), Nizamülmülk, İsfizarf gibi İran-Arap-İslam kaynakları ile Marco Polo, Paulo Caprini, Wilhelm von Rubruk gibi Avrupalı tüccar veya misyoner seyyahlar (gezginler) tarafından kaleme alınmış gezi notlarına dayanılarak yazılmış olan Boris Yakovleviç Vladimirtsov’un “Moğolların İçtimai Teşkilatı”, Jean-Paul Roux’un “Moğol İmparatorluğu”, Vasili Viladimiroviç Barthold’un “ Moğol İstilasından Önce Türkistan, “Orta Asya Türk Tarihi Dersleri”, Claude Cahen’in “Osmanlılardan Önce Anadolu”, Leon Cahun’un “Asya Tarihine Giriş” adlı eserlerde de Türklerin tanrıları, tapınma ritüelleri, gelenekleri hakkında çok ayrıntılı bilgiler verildiği halde, kendilerine ait, yani sahiplendikleri, ne bir yıldızdan, ne de Hak’ın vaatlerinden söz edilliyor. Kısacası, Türklere(?) özgürlük marşını yazan büyük Türk şairi (!)“yıldız” ve Hak vaadi”ni hangi kavmin tarihinden aldı ? Yıldız , “Davut Yıldızı, Hak vaadi de bugün BOP (BİP) Eşbaşkanı’nın da katkılarıyla şekillenmeye başlayan “Arz-ı Mevut” olabilir mi?
İbrani Tanrısı Rab, ABRAM (Abraham, Avram=Hz. İbrahim: Ata) çağırarak sadece ona vatan vaat etmişti ve Nil’den Fırat’a kadar bir harita takdim etmiştir.
Tevrat’ın Tekvin kitabının 15. Bab’ında şöyle yazar:
“O günde Rab, Abraham’la ((Hz. İbrahim) ahdedip(söz verdi) dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.
” Tekvin, Bab: 16, Bölüm: 18, s: 13)

2. Varlık Vergisi : 12 Kasım 1942
12 Kasım 1942 tarihinde Rumların talan edildiği “Varlık Vergisi Yasası” çıkmıştı.
Prof. Dr. Yalçın Küçük’e göre, “Varlı Vergisi’ni icra eden heyet Sabetayist idi. Bu işten çok kazançlı çıktılar.” (Prof. Dr. Y. Küçük: Gizli Tarih, s:246.)
Prof. Dr. Yalçın Küçük’e göre, 1942 yılında Kasım ayının 12’sinde çıkarılan ‘varlık vergisi yasası’ ile bir yandan Rumlara ve açık Yahudilere ait malların, servetlerin Müslüman Yahudilere (Sabetayistlere) transfer edilirken, diğer yandan Yunanistan’a giren ve böylece İstanbul’a çok yaklaşan Alman ordusundan Yahudileri kurtarmak için vergi vermeyenlerin Nazilerin hiç gitmeyecekleri yere; Türkiyenin en uzak noktasına götürülerek Nazilerden kurtarılmışlardır.
“ Dokuz Kasım 1942 tarihinde ise, Atina gazeteleri, Hitler’in, "international Jewry will disappear from Europe" demecini yayınladılar, enternasyonal Yahudiliğin, Avrupa’da, kökünün kazınacağı ilanını haber yaptılar. Bundan üç gün sonra, 12 Kasım 1942 tarihindeki Ankara’da, Yüce Meclis, Varlık Vergisi yasasını kabul etti, çıktı ve resmi gazetede yayınlandı. Tam bir senkronizasyon buluyoruz; iki yanlı tedbir, tehdit’e karşı hem yaranma ve hem de koruma görüyoruz. Müthiş bir adım, demek, zorundayım.. Acizleri de işte bu zamandan itibaren, Almanlar’ın Selanik’e girişleriyle birlikte, Ankara’nın bir tedbir arayışına girdiğini postüle ediyorum. Selanik ve İstanbul arasında, mükemmel bir senkronizasyon çıkarabiliyorum. Demek ki, bir sonuca ulaştık; bu sözde "facia" ile, Yahudilerimiz’e ve sabetayistlerimize her hangi bir zarar gelmesi imkansızdır. Yahudilerimiz, Alman tehdidi karşısında en uzak noktaya nakledilmişler ve sabetayistlerimiz de, çok karlı çıkmışlardır, başkalarını bilemem, bu sonuç bir masal yazıcısı ve anlatıcı olarak, beni şaşırtıyor.” (Prof. Dr. Y. Küçük: Gizli Tarih, s:242.)

“Yalnız bir mesele daha var, neden Aşkale; eğer iş taş kırmak ve yol yapmak ise, yapılacak yol ve kırılacak taş mı kalmadı, Aşkale çok uzaktadır; üstelik, Aşkale’ye gidenlerin hiç birisinin taş kırıp yol yapmadığını biliyoruz. Evlerde veya otellerde kaldılar, evlerinden uzaktılar, sıkıntı çektiler, ama güven içindeydiler. Her halde taş kırmak bahane, Aşkale Şark hududunda ve Garb hududundan çok uzakta, muhtemelen ve bu sebebe binaen seçildi. Tabii mantıken naklediyorum, nihayet masal dünyasındayız, mantıklı olmak şartıyla istediğimiz muhakemeyi yürütüyoruz.“ (Prof. Dr. Y. Küçük: Gizli Tarih, s:239)

2. 12 mart 1971 ve 12 Eylül 1980
12 Mart 1971 darbesini yapanlar gibi, 12 Eylül 1980 darbesini yapanlar da İbrani ırkındandır:

“..her iki cunta lideri Orgenerel Memduh Tağmaç ve Orgeneral Kenan Evren, İbrani asıllıdırlar. Yakında ölen Orgenereal Nurettin Ersin de öyle idi. Oradan seçiyorlar./…/ Naim Talu , 12 Mart darbesinde Başbakan olmuştu. Darbenin başında Genelkurmaya Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç vardı, İbrani asllıdır. Naim, Naomi , “hoş” demek olup, İbraniler tarafından da taşınıyor. İstanbul’da son Sinegog baskınında ölene Yahudiler arasında Talu adlılar da vardı.“( Prof. Dr. Yalçın Küçük: Gizli Tarih, s: 374.)

İbrani asıllı OR-generaller Yahudiliğin 12 kabilesine atfen ayların 12’sinde yapmışlardı ve özünde Türkiye’deki Yahudi egemenliğini güçlendirmek ve Yahudi mitolojinin merkezi Kudüs’e yönelişi hızlandırmaktı. Nitekim, bu askeri darbelerden sonra dinsel yaşam hem eğitim ve hem de yaşam pratikleri olarak gittikçe yayılmıştır.

“ 12 Mart 1971 Darbesi’nden sonraya rastlıyordu; [b]kuskusuz Darbenin lideri Orgeneral Memduh Tağmac ve daha sonra yerine gecen ve Kıbrıs Savaşı’nda Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Semih Sancar da sabetayisttiler[/B].( Prof. Dr. Yalçın Küçük: Tekeliyet 1, s:343.)

“Cunta reisi Memduh Tağmaçı’ın İbrani asıllı olmaları ihtimalini hayli yüksek görüyoruz. Kaldı ki, “Memduh” ismi “Yeduh” kelimesinin lisanımızdaki mübadillerinden birisi olmakla “övgü” veya “övülmüş” manasını vermektedir.”( Prof. Dr. Yalçın Küçük: Gizli Tarih, s: 109.)

“12 Mart Darbesi’nin ilk başbakanı, Turan Güneş’in akrabası, Nihat Erim ve üçüncü başbakanı bankacı Naim Talu da sabetayist ailelerden geliyorlardı; ortadaki başbakan Vanlı Ferit Melen ’in bir Kürt-Yahudi kökeni olup olmadığı araştırmaya değer görünmektedir. “(Yalçın Küçük, Tekeliyet 1, s:343.)

Sonuç olarak;
“ İsrael’in kullanması ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyordu, artık geriye de giderek darbelerin (12 Mart 1971, 12 Eylül 1980) realizasyonunda İsrael’i düşünmemiz daha isabetlidir” (Prof. Dr. Y. Küçük: Gizli Tarih, s:285,286.) (Or: İsrail’in kuvveti. Türk ordusu (!)’ndan başka hiçbir orduda “OR” rütbesi yok)
3. Truman doktrini:
12 Mart 1947’de Harry Salamon Truman Doktrini ilan edilmişti.
“ İsmet Bey’li (İsmet İnönü) yılların pek de karanlık olmadığına işaret etmek istiyordum, kaldı ki, ilahiyat fakültesi ve okullarda tercihli din dersler de bu dönemdedir; bunları Truman Doktrini çerçevesinde mütalaa ediyoruz. Orta Doğu’ya giriş, bir elde ibraniyet ve diğer elde islamiyet tutmayı zorlamaktadır.”( Prof. Dr. Yalçın Küçük: Gizli Tarih, s:55.)

4. Suriyeli muhalifleri olarak adlandırılan Suriye’deki Mossad ajanları, ABD, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar arasında 3-11 Kasım tarihlerinde "Yeniden yapılanma" adı altında yapılan toplantıda 12 maddelik gizli bir anlaşma üzerinde uzlaşıldığı iddia edildi.
Bu maddelerden bazıları şunlardır:

1. Suriye Arap Cumhuriyeti Ordusu’nun sayısı 50 bine düşürülecek ve ordu savunma ordusuna dönüştürülecek.

2. Türkiye’nin Atatürk Barajı’ndan su boru hatlarıyla Suriye üzerinden İsrail’e su ulaştırmasına müsaade edilecek.

3. İran, Rusya ve Çin’le ilişkiler sınırlandırılacak, Filistin direniş hareketleriyle ilişkiler kesilecek.

4. Suriye Golan’dan sadece siyasi yollarla hak talep edebilir. İsrail’le Suriye arasındaki barış görüşmeleri, Amerika ve Katar’ın gözetiminde gerçekleştirilecek.

5. Rus ve Çin şirketleriyle şimdiye kadar imzalanan tüm silah ve yer altı zenginliklerinin araştırılması anlaşmaları iptal edilecek.

6. Suriye’de yeni kurulacak rejim, Liberal İslam esaslarına uygun olacak. (Yeni Türkiye gibi Yeni Suriye: Suud-Yeni Suriye-Yeni Türkiye Sünni (Nakşi) eksen!)
: [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

7. İbrani Asıllı Yazarlarda 12 sayısı

Dosyoveski: Ölü Evinden Anılar
“Deri yarmak için kullanılan âleti, sağlık çavuşu fi tarihinde kayıp mı etmiş, bozmuş muydu, yoksa âlet kendiliğinden mi bozulmuştu, her ne hal ise, bu âlet şimdi yoktu, hastanın derisi bunun yerine küçük neşterle yarılıyordu. Her vantuz için on iki yarık açılıyordu. Bunlar özel âletle yapılırken hasta hiç acı duymazdı. Küçücük on iki bıçak, birden, acı duyurmadan deriyi çiziverirdi. ( s:270)
...
Paskalya aşı için on iki domuz yavrusu doğuracağına seviniyor. (s: 32)
...
Akim akiviç, siibiryada , kaleden ikinci sıınıf sürügün olarak on iki yıl kalama cezı verildi. ( s:38)
...
Yahudi İsay Fomiç, on iki yıllık ceza süresinin bitmesini bekliyordu (s:87)
...
Lomovların köyden uzakta, Sibiryalıların “ Zaimka” dedikleri bi çiftlikleri vardı. Bir sonbahar, oraya , eskiden beri evlerinde çalşışan altı Kırgız yanaşmayı yerleştiremişlerdi. Bir gece bunların altısı da öldürüldü. Dava başladı... ...İhtiyar Lomov öldü. Oğulları mahkum olup sürüldü. Oğullarından biri amcasıyla birlikte on iki yıl süreyle bizim cezaevimize ağır hizmete geldi. (Dosyoyevski, ölü evden anılalr, s:311)
...
Ama bunların hepsi ruhça hasta, saldırgan, kuruntusu eksf olmayan insanlardı. Bunu da doğal görmek gerekir. Çünkü durumları onlara pek güç, hattâ bizden de daha güç geliyordu, çnkü memleketlerinden şimdi pek uzaklarda idiler. Bazıları, on iki yıl gibi uzun bir süreyle sürülmüşlerdi.( Dstoyevski, ölü evinde anılar, 358)
...
Bölük komutanı olarak bir üst subay, bundan başka , cezaevinde sırayala nöbet bekleyen dört astsubay geldi. Akdsaçlılar yerini on iki çavuşla bir böülük emini aldı. (Dostoyevski, ölü evinde anılar, s: 374)

Dosyoveski: Ecinniler,

“Mektupta: ‘Günde on iki saat çalışıyrum idyordu. (cvaravara petrovna bu satırları okuyunca on bir saat çalışsa hiç olmazsa diye homurdandı) /.../ Gecelerimi gençler arasında geçititriuotum, güneş doğuncayay kadar söyleşiyoruz. Adeta eski Atina gecelerini yaşıyoruz. /.../ Varvara Petrovna, mektubu katlarken yargısını verdi: “ Eee, bunların hepsi saçma,” dedi. Atina geceleri sabaha dek sürerse günde on iki saat nasıl çalışıyor?Bunları yazarken sarhoş muydu?” (Dostoyevski :Ecinniler, s: 24-25)
...
“Henüz ona içki ısmarlamadım. Ne olursa olsun uğruna para harcamaya değmez; hem bilmem, onun sırlarının niçin bu kadar önemi var sizce, ben hiç de önem vermiyorum. Tersine, içkiyi bana ısmarlayan ol On iki gün önce gelip benden elli kapik dilendi. Şimdi parayı savGrûyörTyani ben ona değil, o bana şampanya ısmarlıyor (ecinniler, s-100)
...
“Gelin, çabuk gelin, görüşmeyeli on ik yıl oluyor, ama gene tanıdım. Oysa o... Nasıl, beni tanımıyor musunuz?” (ecinniler, s 104)
...
“Nerden mektup gelecek size Praskovya Ana, diyordum ona, on iki yıldan beri bir tane bile almamışsınız. Bir kızı varmış, kocası alıp Türkiye’ye götürmüş; on iki yıldır öldü mü kaldı mı, haber alamamış, ...” (Ecinniler, s:143)
...
“Bu anda aklıma geldi; Stepan Trofimoviç, bana bir gün bu kızı, on iki yaşında Petersburg’a götürdükleri zaman kızın bayağı hasta düşüp günlerce iki gözü iki çeşme, Stepan Trofimoviç’i isterim diye sayıkladığını anlatmıştı. (ecinniler s 104)
...
“Tanrım, duvarda benim resmim asılı. Verir misiniz bakayım. Nasılmışım o zamanlar! Ah, anımsıyorum, anımsıyorum!» Liza on iki yaşındayken yapılmış bu suluboya portreyi, hocaya dokuz yıl önce Drozdov’lar Petersburg’tan göndermişlerdi! Bu portre o gün bugün hep duvarda asılı duruyordu.” (ecinniler 107)


Stephen King: Mahşer
Brad, “ hemen on iki kişi bulurum,” dedi ( 305)
•••
Patrick White : Teyzenin Hikayesi
On ikinci yaş gününde bir yıldırımın yere fırlatmasına rağmen yine de ayağa kalkan bir kızı, ateşten nehirler kolay kolay yutamazlar .”(P.White: Teyzenin Hikayesi, s:57. Türkçesi: Gönül Suveren. Altın Kitaplar)

[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 01.02.2016, 12:54   #2
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

KRİPTO VE “ULU DAVA”YA BAĞLILIK

Ahmedinejad'la ilgili şok iddia

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Devrim Muhafızları tarafından yedi saat gözaltında tutulduğu iddia edildi. ABD'li haber sitesi WND.com'un haberine göre Devrim Muhafızları, İslami rejime zarar verecek gizli bilgileri ifşa etmekle suçladığı Ahmedinejad'ısessiz kalmasıkonusunda uyardı. 26'ncı Uluslararası Kitap Fuarı için Tahran'da bulunan Ahmedinejad'ın konvoyunun önünü kesen Devrim Muhafızları'nın İran Cumhurbaşkanı'nı Dışişleri Bakanlığı'na ait gizli bir binada sorguya çektiği öne sürüldü. Devrim Muhafızlarının lideri HüseinTaeb'in ofisinin bulunduğu binaya getirilen Ahmedinejad 7 saat boyunca Taeb tarafından sorguya çekildi. Sorguda Ahmedinejad'la beraber İran'ın dini lideri Ayetullah Hamaney'in istihbarat sorumlusu Asghar Hecazi; Hamney'in oğlu Muctaba Hamaney ve Başsavcı Golam Huseyin Muhsini'nin de bulunduğu iddialar arasında yer alıyor. (Hürriyet Gazetesi, 02.05.2013)
•••
İran lideri Ahmedinejad Yahudi kökenli mi?

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, İran lideri Mahmut Ahmedinecad'ın iki ay önce seçim sırasında sandık önünde poz verdiği görüntüdeki kimliğini bir adli tıp detektifi gibi araştırdı. Gazete, önce fotoğrafı büyüttü sonra sayfada neler yazdığı belirledi. Daha sonra da bunların peşinden gitti.. Gazete, kimlikte, Mahmut Ahmedinecad'ın daha önceden soyadının Saburjian olduğu yazılı. Saburjian, dokumacı anlamına gelen bir İbranice isim.. Biraz daha araştırıldığında Saburjianların Ahmedinecad'ın doğduğu yer olan Aradan'dan yayıldığı bulundu..

Ayrıca İran liderinin kimliğinde, küçük bir notta, ailenin soyadını İslamiyete geçtikten sonra Ahmedinecad'a çevirdiği yazılı..

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, "şaşırtıcı bir sırrı ortaya çıkardığını" iddia ederek, Ahmedinejad'ın Mart 2008'deki seçimler sırasında kimlik kartını yukarı kaldırarak poz verdiği fotoğrafın bu sırrın delili olduğunu öne sürdü.İddaya göre, kimlik kartı Ahmedinejad'ın ailesinin Yahudi kökeni olduğunu gösteriyor. Kimlik kartı yakından incelendiğinde Ahmedinejad'ın önceden 'Sabourjian' olarak bilindiğini belirten gazete, bunun bir Yahudi ismi olduğunu ve 'kumaş dokuyan' anlamına geldiğini yazdı.

Kimlik kartında kargacık burgacık yazılmış olan kısa notun, ailenin Ahmedinejad soyadını, İran liderinin doğumundan sonra, İslam dinine geçmeleriyle değiştirdiğini gösterdiği öne sürülüyor. Sabourjianlar geleneksel olarak Aradan'dan (Ahmedinejad'ın doğum yeri) geliyor ve isim 'Sabourcu, Sabour dokuyan' yani Yahudilerdeki Tallit şalının İran'daki isminden geliyor. İsim, İran İçişleri Bakanlığı tarafından derlenmiş İranlı Yahudilerin kullandığı isimler listesinde bile bulunuyor.

Gazeteye göre, uzmanlar da Ahmedinejad'ın İsrail'e yönelik saldırgan söyleminin geçmişi gizlemeye çalışmaktan kaynaklanıyor olabileceğini söylüyor. Arap ve İran Çalışmaları Merkezi'nden Ali Nurizade, "Ahmedinejad'ın geçmişine dair bu durum onun hakkında çok şeyi açıklıyor. Farklı bir dine dönen her aile eski inançlarını kınayarak yeni bir kimlik edinir. İsrail karşıtı açıklamalar yaparak Yahudi bağlarıyla ilgili tüm şüpheleri tamamen ortadan kaldırmaya çabalıyor olabilir" diye konuştu.

Londra'dan İranlı Yahudiler konusunda uzman olan bir araştırmacı da "jian" son ekinin ailenin Yahudi kökenini gösterdiğini söylüyor. Kendisi de İran doğumlu bir Yahudi olan uzman, "Adını dini nedenlerden dolayı değiştirmiş ya da en azından ailesi öyle yapmış. Sabourjian İran'da çok iyi bilinen bir Yahudi adıdır" diyor. Londra'da İran elçiliğinden bir sözcü ise, konuyla ilgili yorum yapamayacağını belirtti.
Ahmedinejad, ailesi 1950'lerde Tahran'a yerleştiğinde soyadının değiştiğini inkar etmiyor. Ama bunun din değişikliğinden kaynaklandığını asla dile getirmedi. Yakınları daha önceden, dini ve ekonomik nedenlerin İran liderinin bir nalbant olan babası Ahmed'iAhmedinejad dört yaşındayken isim değiştirmeye zorladığından söz etmişti. Bu yılki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi televizyonda yapılan tartışmada Anmedinejad soyadı değişikliğini söylemek zorunda bırakılmış ve bundan rahatsız olduğu gözden kaçmamıştı. Öte yandan bu yaz Ahmedinejad'ın kökenlerinin araştırılmasını talep eden internet yazarı Mehdi Hazali, tutuklandı. (Radikal Gazetesi, 03/10/2009)
(NOT: Ahmedinejad’ın tüm açıklamları, konuşmaları gözden geçirilirse İran’ın siyasal, ekonomik ve özellikle nükeer enerji çalışmalarını ifşa ettiği , yani İsrail’e açıktan bilgi aktardığı çok net görülür. O halde İran Cumhurbaşkanı çok aktif bir MOSSAD ajanıdır. )
•••
“1958 yılında Lübnan’da Müslüman Araplarla Hıristiyan Araplar arasında savaş çıkmıştı. Ben Ankara Etimesgut 12. Hava Üs Komutanlığı’nda Uçucu Seyrüseferci Yüzbaşı olarak görevliydim. Lübnan’a yedi sefer uçtum. Her uçuştan önce uçağımız kapalı sandıklarla yükleniyordu. İlk yüklemelere o zamanki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu nezaret ediyordu. Yükümüzün ne olduğunun biz bile farkında değildik. Bir uçağımız, Beyrut Havaalanı Müslüman Arapların eline geçtiği sırada alana indiğinde enterne edildi. Uçak ekibi tutuklandı. Rahmetli Bnb. Rıza Kalaycıoğlu ve ekibi, iki ülkenin anlaşması sonucu bir ay sonra ülkeye getirildi.

Bu olaydan sonra Lübnan’da Müslümanlara değil de Hıristiyanlara Türkiye’den 85 uçak dolusu silah ve cephane götürdüğümüzü ve bilmeden iktidarın günahına alet olduğumuzu öğrendik. Gene yükümüzün ne olduğunu bilmeden Londra’ya iki tondan fazla altın götürdüğümüzü ve uçaklar dışında gemilerle, trenle ve TIR’larla yüz ton kadar altının dış ülkelere rehin gönderildiğini biliyorum. 27 Mayıs’ta Maliye Bakanı Kemal Kurdaş, takriben doksan altı ton altını geri getirtti. Kurdaş, tasarruf bonoları çıkararak memur ve işçilerden alınan paralarla bu görevi başardı.” [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
•••
İsrail havadan, karadan ve denizden Gazze'yi bombalarken, Gazze'yi vuran savaş araçlarının yakıtının Türkiye'den gittiği ortaya çıktı.
İsrail havadan, karadan ve denizden Gazze’yi bombalarken, Gazze’yi vuran savaş araçlarının yakıtının Haziran ayı sonunda Türkiye’den İsrail’in Aşkelon limanına SCFAltai tankeri tarafından taşındığı ortaya çıktı. İsrail dün gece kalıcı ateşkes yapılacağı düşünülürken ani bir kararla Gazze’ye kara harekatı başlattı ve bu karar bütün dünyadan tepki gördü. İsrail’e tepki gösteren ülkelerden biri de Türkiye’ydi. İsrail hava kuvvetlerine ait savaş uçakları mütemadiyen Gazze’yi bombalarken bir yandan da karaden ve denizden kuşatma gerçekleşti.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

İSRAİL YAKITI TÜRKİYEDEN
İsrail havadan, karadan ve denizden Gazze'yi bombalarken, Gazze'yi vuran savaş araçlarının yakıtının Türkiye'den gittiği ortaya çıktı.(SÖZCÜ, 18.07.2014)
İsrail havadan, karadan ve denizden Gazze’yi bombalarken, Gazze’yi vuran savaş araçlarının yakıtının Haziran ayı sonunda Türkiye’den İsrail’in Aşkelon limanına SCFAltai tankeri tarafından taşındığı ortaya çıktı. İsrail dün gece kalıcı ateşkes yapılacağı düşünülürken ani bir kararla Gazze’ye kara harekatı başlattı ve bu karar bütün dünyadan tepki gördü. İsrail’e tepki gösteren ülkelerden biri de Türkiye’ydi. İsrail hava kuvvetlerine ait savaş uçakları mütemadiyen Gazze’yi bombalarken bir yandan da karaden ve denizden kuşatma gerçekleşti.

SAVAŞ ARAÇLARININ YAKITLARI TÜRKİYE ÜZERİNDEN GİDİYOR!
Bu belgelerden bir tanesi de Gazze’yi vuran uçakların ve kara hareketına katılan tank ve araçların yakıtlarının Türkiye’den gittiğini ortaya koydu. Geçtiğimiz Haziran ayının sonunda Kürt petrolünü önce Ceyhan’a oradan da gemiyle İsrail’e taşıyan tankerin İsrail’in Aşkelon limanına yanaştığı ortaya çıktı.

HAZİRAN SONUNDA 81 BİN TON PETROL
Rotahaber’in edindiği bilgiye göre Irak Bölgesel Kürt Yönetimi petrolünü taşıyan SCFAltai tankeri 20 Haziran 2014 sabahı İsrail limanına yanaştı.
Uluslar arası liman denetleme merkezlerinden de teyit edilen bilgiye göre, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından Türkiye`nin Ceyhan limanına pompalanan petrolü taşıyan tankerlerden Liberya bandıralı SCFAltai, İsrail`in Ashkelon limanına yakıt götürdü.SCFAltai tam 81 bin ton petrol taşıma kapasitesine sahip büyük bir gemi.

KÜRT PETROLÜ İSRAİL’E CEYHAN ÜZERİNDEN TAŞINIYOR
Irak Merkezi Yönetimi ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasında gerginliğe neden olan Türkiye-Ceyhan üzerinden Kürt petrolünün satışı halen devam ediyor.
İsrail’in yakın müttefiki olan ABD Kürt petrolünün bağımsız olarak satılmasından rahatsız ve petrolün alıcılarını uyarıyor ama Türkiye buna rağmen Kürt petrolünün İsrail’e taşınması işine devam ediyor.

ELDE EDİLEN GELİRLER HALKBANK’TA BİRİKİYOR

Bu taşımadan elde edilen gelirler de Halk Bankası’nda birikiyor. 14 Temmuz 2014’te Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin Ankara ziyaretinin de Halk Bankası’nda biriken petrol parasından Kuzey Irak kısmına düşen miktarın tahsili için gerçekleştiği iddia edilmişti. Enerji Bakanı Taner Yıldız bu iddiayı kabul etmedi ama bu ziyaretin, “Geçici olan hesapların, kalıcı hesaplar haline gelmesi ve yetkililerle bu hesapların açılması için gerçekleştiğini” belirtmişti.

HALKBANK İNTERNET SİTESİ PETROL TAŞIMA İŞİNİ DUYURMUŞ
Halkbank’ın internet sitesi de Kürt petrolünü Türkiye üzerinden İsrail’e taşıma işini 20 Haziran’da kendi sitesinden duyurmuştu. Halkbank’ın sitesinde yer alan haberde şu ifadeler kullanılmıştı:

“Foreks’in gemi izleme kayıtlarından aldığı bilgiye göre, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından Türkiye’nin Ceyhan limanına pompalanan petrolü taşıyan tankerlerden Liberya bandıralı SCFAltai, İsrail’in Ashkelon limanına yanaştı. SCFAltai 81 bin ton petrol taşıma kapasitesine sahip.”

İSRAİL’İN ORTADOĞU’DA ÇIKIŞ NOKTASI OLDUK

Resmi yetkililere göre, İsrail Kürt Yönetimi ile sıkı ilişkiler geliştirmeyi ve böylece Orta Doğu ile sınırlı olan diplomatik ağını genişleterek enerji tedariki seçeneklerini arttırmak istiyor. Bu noktada ise Türkiye, İsrail ve Kürtler arasında aracılık yapıyor. Elde edilen paralar da HalkBank’ta birikiyor. Türkiye’nin bu aracılığı sıkışan İsrail’i enerji anlamında rahatlatıyor. Böylece Şu an Gazzelileri bombalayan İsrail’in savaş araçlarında kullanılan yakıtların Haziran ayının sonunda Türkiye üzerinden Aşkelon’daki rafinerilere getirildiği anlaşılıyor.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

Özet: Kriptolarne acayip insanlar; kimisi biryandan "Toprağı sıksan şehit kanı fışkıracak" şiirini okuyor, öte yandan -yaşama en çok bağlı oldukları genç yaşlarında toprağa düşen- şehitlerin kurtardıkları vatanı soyup soğana çeviriyor, yani hırsızlık yapıyor. Bir başkası ise, örneğin bu fotoğraftaki gibi, bireysel dürüstlüğün sembolü olurken ülkesini satıyor. Bir başkası da, Müslümanlara ilaç ve giyecek yardımı gönderiyorum diyor ancak aslında Müslümanları öldürenlere silah sevkiyatı yapıyor. Sonuç olarak, ister adi bir hırsız, ister işportacı kılığında dürüst, isterse tek parti döneminden (diktatörlükten) demokrasiye geçişin sembolü olsunlar hepsi de "ulu dava"ya bağlıdırlar.
•••
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 02.02.2016, 10:26   #3
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

[IMG][Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...][/IMG]

KİTAP OKUMAK VE DERİNE BAKMAK

Teyze’nin Hikayesi
(Patrick White: Teyzenin Hikayesi. Türkçesi : Gönül Suveren. Altın kitaplar yayınevi)
(Nobel Ödülü)

Ön Bilgi:
1. Prof.Dr. Yalçın Küçük ve Gazeteci Yazar Soner Yalçın’ın kitaplarını okumamış olanlar bu kitabı anlayamaz diye düşünüyorum; baştan sona “kod” ve “şifre”.

2. Kitabı, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı 1973 yılında, üniversite öğrencisi uzaktan akrabam da olan arkadaşım hediye olarak verdi, ben lisede okuyordum. Belki de kapağındaki erotik bir kadın siluetinin o yaştaki beni gereğinden fazla tahrik etmesiyle hemen okumaya başladım, ama en fazla 10 sayfa okuyabildim; ne erotizm, ne de bişi...kapattım.

3. Bundan 16 yıl önce ÖSYM'nin yaptığı yabancı dil ve bilim sınavlarını kazandım (127 kişi'den 11'i barajı geçti, ben 3. oldum; 100 üzerinden 83 aldım) sözlü mülakat sınavını kaybettim ( 100 üzerinden 15 aldım, jüri başkanı Kızılbaş olduğumu biliyordu; beni jüri önünde öyle bir aşağıladı ki yerin dibine batırdı); dünyam yıkıldı. İşte o günlerde, kitap okuma alışkanlığımın olduğunu bilen biri (sonradan TTB başkanı oldu), benim perişan halimi görünce, “üzülme , sadece sen değilsin, hepimiz ayaklar altındayız,” dedi. Ertesi günü Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün “Şebeke” adlı kitabını bana uzatarak , “Bugüne kadar başka kitaplar okun, bir de bunu oku!” dedi. Y. Küçük’ü “deli” olarak bilirdim, ama ‘şimdi kitabı almasam kabalık olur’ dedim ve aldım ; kitap ertesi günü bitti. Hemen o hafta Y. Küçük’ün Tekeliyet, İsyan-1, İsyan-2, Sırlar, Gizli Tarih, Putları Yıkıyorum, İsimlerin İbranileştirilmesi adlı kitapları ile Soner Yalçın’ın “Efendi-1” ve “Efendi-2” kitaplarını aldım, çok kısa sürede tümünü bitirdim. Bu sürede başka kitaplar, dergiler, internet makaleleri okudum, verilen bilgileri, anlatılan olayları kendi kişisel tarihimle karşılaştırdım: Raskolnikov’un dediği gibi, ”gerçekten bir böcek olduğumu anladım.”

4. İran Devlet Başkanı AhmediNeJad’ın kripto olduğunu, BBC’den tam 1.5 yıl önce işyerimizde 15-20 kişilik gruba söyledim; çok eğlendiler, kahkahalarla güldüler...

5. Kitabı yeniden okudum, 2 günde bitirdim; üstelik özetini de çıkardım.

Kitap Özeti:

1. Nobel ödülü verilen ( Nobel edebiyat ödülü alanların belki de tümü İbrani asıllı) “Teyzenin Hikayesi” adlı roman -baştan sona- I. Siyonist Kongre’yi toplayan Theodor Herzl’in çalışmalarını, örgütlülüğünü ve Eski Yahudi vatanı Filistin’e özlemlerini anlatıyor. Kitapta Filistin veya Kudüs adı geçmiyor, “Meroe” adı verilen hayali bir yerin içinde ve çevresinde geçen olaylar anlatılıyor. Ancak, kitaptaki coğrafi tanımlardan anlatılan yerin Filistin olduğu kolayca anlaşılıyor. Nitekim, sayfa 26’da, “Ve timsah Nil denilen bir yerde yatıyordu. Bu nehir Meroe’nin yakınlarında akmaktaydı.(s:26) Kitaptan aldığım aşağıdaki birkaç alıntıda –kodlar çözüldüğünde- tanımlanan yerin Filistin, anlatılan olayların İsrail Devleti’nin kuruluş süreci olduğu çok net anlaşılıyor.

2. Kitap Avustralya’da yazılmış ama olaylar daha çok Ortadoğu ve Yahudilerin yoğun olduğu Doğu Avrupa’da geçiyor.

3. Dünya Yahudiliği, İsrail Devleti kurmak için Filistin’den önce Afrika’da, Mısır’a komşu Habeşistan’da bir yer arayışına girişmişler, o çalışmalar da konu ediliyor.

4. Roman kahramanları: Theodora, Julya, Jack, Lou, Joe, Leontini, Pavlou, Brawne, Rafferty, Rapollo, Ralph, Stepper, (Tümü Tevratik adlar)

5. Romanın başkahramanın adı TheodoraGoodman (Good=İyi, Man=Adam: İyi adam)

6. TheodoraGoodman’ın bir kripto olduğu, yani İngiliz uyruğunda ve Hıristiyan göründüğünü ama gerçekte Yahudi olduğu sayfa 198’de net ifade ediliyor: “Matmazel Marthe, “Size Yahudi olduğumuzu söylememiz gereğini duyuyoruz.” dedi. Matmazel Bloch ve Matmazel Bloch bu gerçeği sanki bu kırılır bir şeymiş gibi sundular. Matmazel Berthe, “İnsan şaşırıyor,” dedi. “Daha gençken bize Komünistlerden korkmamızı söylemişlerdi. Şimdi korkmamız gereken kimselerin Faşistler olduklarını öğreniyoruz. Siz nesiniz? TheodoraGoodman, “Açıkçası, ben hiç bir zaman bunu düşünmedim,” dedi.Matmazel Berthe, “Bu korkunç bir şey!” dedi. Matmazel Marthe, Bu kripto-bilmem ne olduğunuz anlamına geliyor,” diye içini çekti.(s:198

7. Kripto olmak, yani çift kimlikli olmak; örenğin, Türk, Kürt, Alman, Rus, Müslüman ,vb kimliklerle tanınıp ama gerçekte Yahudi olmak. Yaşamı boyunca sadece ve sadece Yahudi ırkının iyiliği, diğer ırkların kötülüğü için çalışmak.

8. Kitapta, TheodoraGoodman, kriptoluğuyla övünür: Hristiyan azizler arasında da çift kişilikli (kripto) Yahudiler olduğu ve bunları aziz oldukları için değil, Yahudi oldukları için sevdiğini söylüyor.Fakat seni en çok azizlerin arasında çifte kişiliğinle oturduğun zaman seviyorum.” (s:205)

9. Nitekim, gerek Paplar ve gerekse Osmanlı Şeyülislamları arasında çok sayıda kripto (gizli Yahudi) vardır.

11. Roman, dünyada ilk Siyonist Kongre’yi 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde toplayan Siyonist TheodorHerzl’in yaşamı ve Siyonist çalışmaları, dünya Yahudiliğini örgütleyişi kodlarla, şifrelerel anlatılıyor.

12. Birinci Siyonist Kongre, 29 Ağustos 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde TheodorHerzl adında bir Siyonist Yahudi’nin başkanlığında toplandı. Kongreye tüm dünyadan yaklaşık 200 delege katılmıştır. Avusturyalı Yahudi bir gazeteci olan TheodorHerzl, 1896'da yazdığı Judenstaat (Yahudi Devleti) isimli bir kitapta Siyonizm'in kuruluşunu anlatmış, 1897'de I. Siyonist Kongre ile Dünya Siyonist Teşkilâtı kurulmuştur. Kongre ile 1897'ye kadar Yahudilerin, Filistin'de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, 1897'de hedef haline getirilmiştir. Kurulan Dünya Siyonist Örgütünün başkanlığı'naTheodorHerzl getirildi. Kongrede hazırlanan Siyonist programı hayata geçirmek için gereken altyapının oluşturulması için finans desteğini sağlamak amacıyla bir fon kurulması kararlaştırıldı. Bu fon Filistin'de toprak satın alınması ve bu topraklarda bir devletin altyapısının oluşturulmasına harcanması kararlaştırıldı. 14 Mayıs 1948'de İsrail Devleti'nin Kuruluş Deklarasyonu, TheodorHerzl'in1897'de I. Siyonist Kongrede, “Ben Basel'de İsrail Devletini kurdum. En geç 50 yıl içinde bu gerçek olacak,”demesinden 50 yıl sonra ilan edilmiştir (vikipedi)
( Hürriyet Gazetes'si 1 Mayıs 1948'de çıkmaya başladı; İsrail Devleti 14 Mayıs 1948'de ilan edildi; Oysa, T.C 1923'de kurulmuştu ama Hürriyet 1948'de yayınlnadı. O halde, kimin için Hürriyet!? )

Kitaptan Alıntılar:

“Lou, “Bana bir şey anlat,” dedi. Bu sözleri söylerken soluğu Theodora’nın omuzunu ısıttı.”Bana Meroe’yi anlat.”... Theodora, “Meroe?” dedi. “Fakat hayatım, sen bu hikâyeyi dinledin. Zaten anlatacak fazla bir şey de yok.”... Meroe’nin hikâyesini anlatmıştı. Meroe, içinde dikkati çekecek hiç bir olay geçmeyen, fakat müzik parçalarının çalındığı, güllerin saplarından koparak düştüğü, insan bedeninin asıl görevi olan aşk ve nefreti başka biçimlere soktuğu eski bir evdi (eski vatan ?). Fakat Meroe’nin hikâyesini anlatmak, Theodora için kendi kanının sesini dinlemek demekti. ( s:21)
•••
Kırların arasından aşağıya yola şaşkınlıkla bakardı bu renk. Dürüst bir evdi bu. Çünkü yapıcılığın amacının bir ev, duvarlar ve bir dam yapmak olduğu bir dönemde inşa edilmişti. Evi yapanların en belirli nitelikleri de; amaçlarındaki doğruluktu. Bu, uygarlığın üzerini kapayıp, gözden kaybettirdiği bir şeydir. Goodman’lar gelmeden önce biri eve bu Meroe adını takmıştı.(s:22)
•••
Hiç kimse kuru günlük düzyazılarının dudaklarından dökülen Meroe kelimesiyle birdenbire karanlık bir süre dönüşmesinin nedenini tartışmıyordu. Kelimenin için için yanmasına karşılık onlar tepeler kadar açık, kuşku götürmeyen bir nesneden söz etmekteydiler. Yalnızca Meroe’nin çevresindeki tepeler bu adla gizlice anlaşmışlardı. Böylece daha koyulaşmış ya da kara kayalarınm daha derinlere kadar çatlatıp açmış veya daha vahşi bir Habeş şiddetiyle kaşlarını çatmışlardı. Tepelere Meroe’ydi. Meroe de kara volkanik tepeler./..../ İskelet gibi ağaçlar bir fon görevini yüklenirlerdi. Fakat Meroe’nin ölü ağaçlarının öyle hüzünlü bir görünüşü yoktu. Kökleri Habesistan’da olan bu ağaçlar her şey den çok uzaktılar./.../Sürekli bir kaynaşma, mırıltılar, kuruntular ve belirsiz bir hoşnutsuzluk sızardı bunlardan odalara. Güller, “Theo,” diye seslenirlerdi. “Vakit geldi. Boynunu yıkama zamanı.” (s:23)
•••
Heredotus bunu bir kitapta yazmıştı. Ve timsah Nil denilen bir yerde yatıyordu. Bu nehir Meroe’nin yakınlarında akmaktaydı. /.../ Theodora, “Fakat Meroe’de yalnızca bir dere akıyor,” dedi. Babası, “Başka bir Meroe daha var,”dedi. “Habeşistan denilen kara ülkede, ölü bir yer orası...”Kızın, o anlaşılması zor kitapların eski, lekeli sayfalarına dayadığı elleri buz gibi olmuştu. Çünkü bu ikinci Meroe’ye inanamıyor, inanmayı istemiyordu. Kendi sarı taşlarını, Habeşistan denilen o ülkenin kara çimenleri üzerine yerleştiremezdi(s:26)

Sonra Fanny bir bıçak alarak, tereyağını kesip yardı. Bunu, hala kahkasının altında cerhatlanıp acıyan bir duygunun , açıklanamayan bir şeyin etkisiyle yapmıştı. Belki de Habeşitan yüzünden. ( s:351)
•••
Kız, evin sarı yüzüne, sakin çiçek bozuğu taşlarının arasındaki beyaz kabuklara çekinerek baktı. Meroe’yi saran tepeler, güneşte bile karaydı. Kendi gölgesi kuşku uyandıracak bir paçavra gibiydi. Theodora’ nın gördükleri ve hissettikleri yüzünden o mitolojik görüntü bir gerçek halini aldı, kız gitgide yayılan bir dehşetten kaçıp kurtulamıyordu. Ancak zamanla ikinci Meroe hayali sönükleşti, kafanın derinliklerinde sessizce yatan kabullenilmiş bir kaygıya dönüştü. Theodora birinci Meroe’yi sevebilirdi. Bu konuda özgürdü. Dokunabileceğiniz bir nesneydi. Kız, yanağını altın taşlara sürdü, bunlara gömülü yelpaze ve helezon biçimindeki aşina deniz kabuklarının cildine battıklarını duydu. Burası ‘Bizim Yerimiz’di. Sahip olmak insana huzur veren esrarlı bir şeydi. (s:27)
•••
“TheodoraGoodman, boş bir kâğıda, “Bizim Yerimiz’ de,” diye yazdı. “Meyva vermeyen yaşlı bir kayısı ağacı var ve inekler hava sıcak olunca sağılmadan önce burada dururlar, ya da kulübenin yıkılmış olduğu o eski bahçedeki armut ağacının altında. Bütün bunları ata binerek, Babamla Bizim Yerimiz’de dolaşırken görüyorum. Bizim Yerimiz uygun bir büyüklükte, Parrott’ların ya da Trevelyan’ların toprakları kadar büyük değil. Oysa Babam, ‘Bizim Yerimiz’in insan kafasını dinç tutacak kadar geniş olduğunu söylüyor.” Ata binmiş, Babasıyla ‘Bizim Yerimiz’de dolaşıyordu. Kız, üzengilerin şıkırtısını, atların burun kanatlarını şişirerek solumalarını, hışırdayarak sallanan kaba telli kuyruklarından dökülen o ağır, yavaş, tembel ses sellerini dinliyordu. Onların olan topraklara bakıyordu Theodora. Meroe ‘de yeteri kadar kafa huzuru vardı. Bunun ne olduğunu bilmiyordunuz, bu bakımdan pek emin değildiniz. Ama bunu ta kemiklerinizin içinde hissediyordunuz. Ve Theodora buna bağlı olarak ‘Bizim Yerimiz'in bir başlangıç ya da son olmadığını da keşfetti. Kız ilk defa tarafsız bir bakışla karşılaşıyordu. Parrott,”Meroe mi?” dedi. “Bir yıkıntı orası.” Theodora bunu duydu. Şehirde, İmperial Oteli’nin uzun balkonunun altında Babasını bekliyordu.” (s:28).
•••
“ Theodora, ellerini birbirine kenetlemiş öylece oturuyordu. Bir keder yükünün altında ezilmekteydi. Kimse bu yükü kaldırıp atamazdı. Çünkü Theodora’nm bunu omuzladığını bilen yoktu. “ (s:29)
•••
“Yoldaki dönemeçte birdenbire ortaya çıkıyordu. Arabasının tekerlekleri orayı dövüyor, derenin geçit yerindeki kahverengi suları etrafa sıçratıyordu. Oldukça uzaktan arabanın üzerindeki pis tentenin sağa sola sallanıp devrilecekmiş gibi eğildiğini görebiliyordunuz. Diğerlerine haber vermek, “Suriyeli!İşte Suriyeli geliyor!” diye seslenmek için zaman bulabiliyordunuz. Bu sesle herkes evden fırlıyordu./.../ Gertie, Suriyelinin değersiz birtakım şeyler sattığını söylüyordu. Fakat herkes satın almayı, eşyalara dokunmayı, seçmeyi seviyordu. Şimdi bu gün, konuşmalar, gülüşmeler, Suriyeli’ nin uyuz köpeğinin sızıldanmaları, adam yaşlı sıkıntılı renksiz atının koşum takımının şıngırtısıyla doluyordu. Artık kimse çalışmazdı. Suriyeli gelmişti çünkü. Suriyeli kupkuru, esmer bir adamdı. Ellerinde mavi dövmeler vardı. Bir deri bir kemik kalmış yüzünde, derine kaçmış gözleri kapkara duruyordu. Ama bu gözler insana pek bir şey söylemiyorlardı. Konuştuğu dilde sesi de öyle. Suriyeli’nin lâfları ancak şilinlerden sözettiği ya da kahverengi elleriyle işaretler yaptığı zaman anlaşılırlık kazanıyordu. Sanki Suriyeli geliyordu. kurgulu bir oyuncakmış gibi kahverengi dişlerini göstererek gülüyordu adam. Bir defasında gümüş işlemeli bir şal gösterdi. Gertie bunun için, “Doğu işi,” dedi. Suriyeli herkesin görebilmesi için şalı şöyle bir attı. Kış rüzgârında ne güzel uçtu. Sanki Suriyeli’nin elinden gümüş sular akıyordu. “(s:34)
•••
“1899 (Siyonist kongre 1897’de toplandı). Theodora sönmüş tepeleri ve onların bir zamanlar sürdükleri hayatı biliyordu. (s:37) Adam, “gelecek yılın Ağustos ayının on yedisinde “ dedi .(s:57)
•••
Problem hem çok basit, hem de çok güç gözüküyordu. Theodora oturdu. Kız, violetin birşey söylemesini , yeni bir biçim yaratmasını ve çözüm yolu bulunması gereken benzer bir problemi açıklamasını bekliyordu. Sonsuzdu bunlar. (s:74)
•••
Şurada tavşanlar (Araplar?) var. Ateş edebilirsiniz. Tepenini diğer tarafındaki yuvalarından yakınında bir sürü tavşan vardı. ( s:91)
•••
Theodora kendi tüfeğini kaldırdı. Yollarına devam ettiler ( s: 93)
•••
Fanny goodman (Theodora’nın kız kardeşi) başını nehirdeki kaplumbağalara doğru sallayarak , “la la le-le lasa, “ diye şarkı söylüyordu ( s: 98)
Burada bir parantez açıyorum, “la la le-le lasa,“ şarkısı rastgele seçilen bir tekerleme değil, mitolojik bir anlamı var:

Dostoyevski, “Ölü Evinden Anılar” adlı eserinde , Sibirya’daki bir hapishanede mahkum olan roman kahramanlarından Yahudi İsay Fomiç’i şöyle tanımlar:
“Sonunda bütün tutukluların heyecanla ve hazırlıklar yaparak bekledikleri Noel yortusu geldi. ... Kışlamızda bu işe en fazla sevinen ve endişelenen İsayFomiçBumtayn’dı. Yahudi tututluydu./.../ Kuyumcuydu /.../ Muhtaç durumda olması şöyle dursun , zengin denirdi kendisine . Bununla birilikte tutuklulara faizle para veriyordu. Şehirli Yahudiler ondan dostluklarını, korumalarını esirgemiyorlardı. /.../ Hayatta pek çok Yahudiy’le karşılaşmış olan Luçka, onsa sık sık sataşırdı. /.../ Bunun üzerine tiz, incecik bir sesle anlamsız, acayip bir ezgiyle bir "La - la la - la!..." tuttururdu. Bu, güfte sayılmayan la - la -lâ'larİsayFomiç'in cezaevinde söylediği tek şarkıydı. Benimle daha yakından samimi olunca, bu şarkı ve ezginin, bir zamanlar, altı yüz bin Yahudi’nin Kızıldeniz'i geçerken söylediklerinin aynı olduğuna inandırdı beni. Her Yahudi için, düşmanına karşı zafer sağladıktan sonra bu şarkıyı söylemek zorunluymuş. “ ( Dostoyevski: Ölü Evinden Anılar, s: 150-154. Türkçesi: Hasan Can, alter Yayınları.) (Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün kripto olduğunu ima ettiği Ayten Alp-man’ın, “ Benim Memleketim” adlı şarkısının lal la lal laylay olan nakaratının bu mitolojikle imanla bir ilgisi var mı acaba?)
•••
La lala ilgili başka bir örnek. Umberto Eco’nu n “Gülün Adı” adlı eserinden veriyorum:

"Venantius önemli bir gizi saklamak istiyordu; bunun için de iz bırakmadan yazan, ama ısıtılınca yeniden ortaya çıkan bir mürekkep kullanmış. /../ "Hiç kuşku yok, çözülmesi gereken gizli bir alfabe bu," dedi. "İşaretler kötü çizilmiş, belki sen daha da kötü kopya ettin, ama kesinlikle bir burç alfabesi bu. Görüyor musun? Birinci dizede..." Yay, Güneş, Merkür, Akrep..."/.../ "Venantius saf olsaydı, en yaygın burç alfabesini kullanırdı: A eşittir Güneş, B eşittir Zeus... O zaman ilk dize şöyle olurdu... Şunu bizim alfabemizle yazmaya çalış: RAIQASVL..." Durdu. "Hayır, hiçbir anlamı yok bunun; hem Venantius saf değildi. Alfabeyi başka bir anahtara göre yeniden düzenlemiş." /.../ Örneğin, bir harfin yerine başka bir harf koyabilirsin, bir sözcüğü tersinden yazabilirsin, sözcüğün yalnızca her iki harfinden birini alarak harfleri tersine sıralayabilirsin, baştan başlayarak burada olduğu gibi harflerin yerine burç işaretleri koyar, gizli harflere sayısal değerlerini verirsin; sonra da sayıları başka bir alfabeye göre başka harflere dönüştürebilirsin..."/.../ Mesajın ilk olası sözcükleri üstüne varsayımlar kurulabilir; sonra da, bunlardan çıkardığın kuralın, metnin geri kalanına uyup uymadığına bakarsın. Örneğin, burada Venantius, fınisAfricae’yi çözümlemenin anahtarım kesinlikle kaydetmiştir. Mesajın bununla ilgili olduğunu düşünürsem, birden bir uyum aydınlatır beni... Harfleri değil, işaretlerin sayılarını dikkate alarak, ilk üç sözcüğe bakmaya çalış... Şimdi de bunları, her biri en az iki işaretten oluşan hecelere ayırmaya çalış; yüksek sesle oku: la-la-la la-la la-la-la... Secretum fınis Africae...( (Lat.) Afrika’nın sonunun gizi.)” (Umberto Eco,s: Gülün Adı, s:195.)

Parantezi kapatık, Teyze’nin Hikayesi’ne dönüyorum:
Halk (Yahudiler ?) soruyordu. “Ne diyorsunuz ? “Kötü mü olacak ?” “Theodora ne düşünüyor ?” (s:119)
•••
“Theodora o fotoğrafı hatırladı ve bazen kişisel irade hayalinin , hangi noktada evrensel rüyaya yenildiğini kendi kendine sordu. ( s: 122)
•••
Ama nedense Theodora yönetimi eline almayı istemiyordu (s:155)
•••
Bir kızıl horozun (Sovyetler Birliği?) belli belirsiz kavranan ilkel (soyalizm?) kuyruk kabartışıydı.(s:160)

•••
Biliyor musunuz , Hitler’in savaş çıkaracağını söylüyorlar (s: 197)
•••
Matmazel Marthe, “Size Yahudi olduğumuzu söylememiz gereğini duyuyoruz.” dedi.
Matmazel Bloch ve Matmazel Bloch bu gerçeği sanki bu kırılır bir şeymiş gibi sundular.
Matmazel Berthe, “İnsan şaşırıyor,” dedi. “Daha gençken bize Komünistlerden korkmamızı söylemişlerdi. Şimdi korkmamız gereken kimselerin Faşistler olduklarını öğreniyoruz. Siz nesiniz?
TheodoraGoodman, “Açıkçası, ben hiç bir zaman bunu düşünmedim,” dedi.
Matmazel Berthe, “Bu korunç bir şey!” dedi.
Matmazel Marthe, Bu kripto-bilmem ne olduğunuz anlamına geliyor,” diye içini çekti.(s-198)

•••
“Matmazel Bloch ve Matmazel Bloch, dikenlerin arasından ilerlediler. Bu yürümek değil, ilmek ilmek örgü örmekti sanki. İkizler, gülümsemeler saçıyorlardı. Minnet duyuyorlardı çünkü. Buz çiçeklerinin arasında ve İsa çarmıha gerildiği sırada başına geçirilen dikenli tacın gölgesinde yaşamak gibi bir ayrıcalığa sahip oldukları için minnet duyuyorlardı. Onların ardından giden Theodora, bir çok eski yaranın açıldığını hissetti. Yaşlı Yahudi kadınlarının gerilerinin ıstırap çekmeyi tekellerine almalarına izin veremezdi pek. Ama onların bu konuda kendilerine özgü bir istek ve eğilimleri olduğunu da itiraf ediyordu.”(s:199)

Böylece, varoluşun sürekliliği, kesilmeyecekti. Görünüm, sonsuz bir varoluş haliydi.Ümit ve ümitsizlik , sonsuz olarak yiyip yutuyor ve kusuyordu.” ( s: 244)

Konu cebe tarafından (02.02.2016 Saat 10:43 ) değiştirilmiştir..
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 06.02.2016, 09:50   #4
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1




Kissinger Putin'le görüştü

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, ABD eski dışişleri bakanı Henry Kissinger'ı başbakanlık binası 'Beyaz Ev'de kabul etti.

ABD'nin barış elçisi olarak Moskova'ya gelen akil adamlar heyetinde yer alan Kissinger, Rusya eski başbakanı Yevgeni Primakov'la da bir görüşme gerçekleştirdi.

Başbakanlık basın merkezinden yapılan açıklamada, görüşmede geniş kapsamlı olarak uluslararası sorunların ele alındığı belirtildi. Açıklamada, "Vladimir Putin ve Henry Kissinger geniş kapsamlı olarak uluslararası sorunları ele aldı" denildi. Kissinger ve Putin'in hangi konuları görüştükleri ile ilgili detay bilgi verilmedi.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

Kissinger-İsrail

“Kissinger’in hep Yahudi kaldığında hiçbir kuşku bulunmamaktadır.”(Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:241. İthaki Yayınları)
•••
“Asıl adı “Heinz” olan Henry Kissinger, tarihin belli bir kesitinde, belki de seçime girmeden cumhurbaşkanı yetkilerini kullanabilmiş tek Amerikalıdır. Bir Alman Yahudi’si olarak dünyaya gelmesi ve Yahudiliğini hep kimlik sayması, 1973 Arap-İsrail Savaşı’ndaki tutumunu anlamamıza yardım etmektedir;Kıbrıs için de anahtarlardan birisi sayabiliriz. Kissinger’ın ilk büyük konspirasyonu ise 1973 Yom-Kippur Savaşı’nda ve sonuçlandırılması sırasındadır; buradaki mahareti, diplomasi ve özellikle soğuk savaş yazınında, tartışmasız kabul edilmektedir. Bu da. daha 1972 yılında, Yom Kippur ve Kıbrıs Savaşları öncesinde, biyografi¬sin yazan bir eski çalışma arkadaşının “Rasputin” nitelemesini doğrulamak¬ladır. .(Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:243. İthaki Yayınları)

(Yom Kippur Savaşı: (Yom Kippur Savaşı: Dört Arap devleti ile İsrail arasında 6-26 Ekim 1973 'te, İsraillilerin en büyük bayramını kutladığı gün (Yom Kippur) 'da başlayan savaştır. .( [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Savaşları’nın bu en önemlisi, Mısır ve Suriye’nin taarruzuyla başladı; Sovyetler Birliği’nin yakın müttefiki Mısır’ın, savaş başlatacağını, bir çözümü zorlamak için de olsa, Amerikan tarafına bildirmesine karşın, buna, ne Washington ve ne de Tel-Aviv inanıyordu, hazır olmadıklarını düşünüyorlardı ve bu nedenle taarruz sürpriz etkisi yaratmıştır. Savaşın başında Mısır ve Suriye birlikleri büyük başarılar kazandılar. Sovyetler, bir yandan, deniz imkanları ve diğer yandan hava taşımasıyla hem Mısır’ı takviye ediyorlar ve hem de başından itibaren ateşkes arıyorlardı. İsrail’in çok umutsuz olduğu zamanlar yaşandı. Bütün mühimmat bitmişti, nükleer silahı olup olmadığı ve varsa kullanıp kullanmayacağı tartışılıyordu. Amerikan yardımı zamanında yetişti; savaşın ikinci kısmı İsrail’in lehine dönmüştür./…/ Mısır Üçüncü Ordusu çok tehlikeli bir duruma düşmüştü; Sina’da açılmış ve İsrail küvvetleri tarafından kuşatılmıştı, İsrail kuvvetlerinin zahmetine gerek kalmıyordu, Üçüncü Ordu, susuzluk ve açlıktan kırılmak üzeredir. Bu, Sovyetler için, Mısır’ın yenilmesinden de öte, utanç verici bir durumdur, Sedat Moskova’ya bastırıyor ve Moskova, Washington’a ortak güç kullanımı taleplerini tekrarlayıp duruyordu, en sonunda Brejnev, Amerika katılmasa da Sovyetlerin tek başına hareket edeceği haberini gönderdi; 24 Ekim 1973 akşamı, Amerikan istihbaratı, Sovyetler Birliği’nin savaşı başlatmak üzere olduğunu tespit etti. Aynı saatte, dünyanın her yerindeki Amerikan kuvvetlerine, en yüksek derecede savaşa hazır ol emri veriliyordu; bundan sonraki aşama, harekettir. Sovyetler geri adım atmışlardı. (Prof. Dr. Yalçın Küçük : Tekeliyet-1,s : 253))
•••
“Yom Kippur Savaşı’nın kritik noktasında, Amerikan kuvvetleri, en yüksek teyakkuz haline sokulurken, Nıxon’ın , Watergate Skandalı nedeniyle istifanın eşiğindeyken, sarhoş, Beyaz Saray’ın bir bölmesinde yalnız ve muhtemelen sızmış halde bulunduğu, neredeyse, kesindir. Yom Kippur Savaşı’nın, Amerikan başkanına ait en kritik kararlarını, Kissinger’m aldığı konusunda pek az kuşku bulunmaktadır. Bu, hemen izleyen Kıbrıs Savaşı’nın analizi açısından önemli bir ayrıntı sayılmalıdır, bu nedenle üzerinde duruyorum.”(Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:251. İthaki Yayınları )
•••
“Yom Kippur Savaşı’nın tam ortasında, Elen asıllı Başkan yardımcısı Agnew görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı ve Türk-Yunan Savaşı’nın tam ortasında da, 9 Ağustos 1974 tarihinde Başkan Nixon, Watergate Skandalı nedeniyle hapse girmemek için istifa ediyordu; başkan yardımcısı tayin edilen ve pasif tabiatlı Ford, böylece Başkan oluyordu. Ford, Kssinger’i hem Ulusal Güvenlik Konseyindeki Başkanlığı’nı ve hem de Dış İşleri Bakanlığı’nı teyit etti; iki görevin bir elde bulunması, Amerika tarihinde başka örneği olmayan bir durumdur. Bu , Kisisnger’e, istihbarat bilgilerinin kullanımında seçici olma imkanı sağlıyordu.KıbrısSavaşı’nda bu imkanı cömertçe kullandığı tespitedilebilmektedir.” (Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:255. İthaki Yayınları )
•••
”Nixon’unayağını kaydıran gazeteci Yahudi çıktı, “watergate” skandalı patlatmıştı, Clinton’u rezil eden de Yahudi idi, ilerde yazabilirim,’ Kennedy’i düşüren parmağı çıkarabiliriz, Nixon paralize olmuştu, Nixon’unYahudileri hiç sevmediği kayıtlıdır, Kissinger ile denge tuttuğunu anlıyoruz, Kissinger sadece Dış İşleri Bakanı değil, de facto başkan idi ve Yahudi’dir, işte bu zamanda biz Kıbrıs’ı aldık, …”(Prof. Yalçın Küçük: Gizli Tarih, s:338. Salyangoz Yayınları )
•••
“Kissinger’ın, en yüksek derecede savaşa hazır ol emri de, Brejnev’i' Mısır’a yardıma gitmekten alıkoyabiliyordu; 1962 ve 1973, soğuk savaş döneminin en sıcak anları kabul edilmektedir, Sovyet tarafı, her zaman, tehdide boyun eğmiştir. Kuşkusuz, Sovyetler, böylece Mısır Üçüncü Ordusu’nu kurtarabilmiştir; fakat, Üçüncü Dünya’da güvenilirliğini ve Orta Doğu’da etkisini kaybettiğikesindir. İsrail’e gelince, askeri anlamda olmasa bile politik planda, 1967 Savaşı’ndan daha değerli bir başarı elde etmiştir; “Altı-Gün Savaşı”, İsrail’in bir devlet olması anlamına geliyordu ve Yom Kippur’sa, bu topraklardan, Araplar tarafından sökülemeyeceğini gösteriyordu, bundan sonrası etki alanını genişletme dönemidir. Kıbrıs’ın parçalanmasını, etki alanının genişlemesi olarak değerlendirmek yerindedir.” (Tekeliyet-1,s:254)
•••
“ Önce Başkan Nixon’in yardımcısı, Elen kökenli Spiros Agnewve daha sonra da Nixon başkan yardımcılığından istifa etmek zorunda bırakılmıştı, yeni başkan Ford ise henüz duruma hakim değildi ve ayrıca hiçbir zaman olamamıştır. Hem Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başında ve hem de Dış İşleri Bakanı olan Kissinger’ın, hem Ekim-1973 Yom Kippur Savaşı’nda ve hem de 1974 Kıbrıs çıkartmasında kendisine ait olmayan pek çok yetkiyi kullandığı tespit edilmektedir. Kıbrıs’ın taksimi, aynı zamanda entrikalar tarihidir.” (Tekeliyet,s:241. Dipnot)
•••
“1973 Savaşı’na bakışta, Nixon ile Kissinger arasında bir ortak nokta ve bir de ayrılık var, ortak olan yan her ikisinin de, bu en önemli Arap-İsrail ihtilafına, ilk planda, bir bölgesel savaş gözüyle bakmamalarıdır; her ikisi de bu savaşı iki blok arasında bir karşılaşma ve prestij mücadelesi olarak görüyordu. Ayrılık noktasıysa şudur; Nixon,bu savaşta İsrail’in bir başarı elde etmesini istiyor, fakat, bu başarının, Sovyetleri, Orta Doğu’daki iddialarından geriletecek ölçüde olmasını yeterli buluyordu. Bu nedenle, İsrail’in tam yenileceği bir zamanda, hava taşıması yoluyla, airlift, İsrail’e mühimmat takviyesinde hiç tereddüt göstermemişti, açık olmasından çekinmiyordu; Kissinger burada çek¬ince göstermiş ve ikircikli davranmıştır.Fakat bu sağlandıktan sonra, Sovyetlerle ortak bir ateşkes için esnek hareket konusunda, Moskova’daki Kissinger’a direktif vermekte gecikmemiştir ve Kissinger çok şaşırmış, bu direktifi sabote etme yollarını da aramıştır, demek iki bakış saptayabiliyoruz.” (Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:251. İthaki Yayınları.)
•••
” Kissinger, yıllar sonra 1991 yılında, iki araştırmacıya, “ben 1969 yılında Sovyetleri Orta Doğu’dan atmalıyız, demiştim, kıyamet kopmuştu, ama yaptık” diyordu. Kissinger için Sovyetler Birligi’nin Orta Doğu’dan çıkmas: Araplar’ın, Israil-Amerikan Cephesi karşısında yalnız kalması demektir; nitekim Kissinger, 25 Ekim 1973 sabahı, üç saatlik bir uykudan sonra bakanlığa gittiğinde, masasında, Mısır Devlet Başkanı Sedat’ın, bir Sovyet-Amerikan barış gücü isteğinden vazgeçtiğini bildiren telgrafını bulunca, anılarına göre “kazanmaya başladık” diyordu; çünkü bu, Sovyetler’in Orta Doğu’daki en yakın ve en önemli müttefikinin, Sovyetler’den uzaklaşmaya başladığının işareti oluyordu, kazanma iddiası yerindedir.” (Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:252. İthaki Yayınları.)
•••
“Kissinger’m, Sovyetler Birliği’ni Orta Doğu’dan atma siyaseti, Kennedydaha 1960 yıllarının başında fark ettiği ve İsrail ve Dünya Yahudiliğim: 1967 Savaşı’ndan sonra temel politik yönelimi olan çizgiye uygundur. Yalnız bu direktifin, artık kendisini bağlantısız sayan ve Kıbrıs Komünist Partisi Akel ile harmoni içinde çalışan Makarios’un, Kıbrıs cumhurbaşkanlık sürdüğü müddetçe, realize edilebilmesi belli ki zordur; bu nedenle, Yom-Kippur’dan hemen sonra, Makarios’a darbe yapılması ve daha sonra Kıbrıs’ın taksim edilmesi bir gereklilik olmaktadır.”(Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:252. İthaki Yayınları)
•••
“Demek ki muzaffer askerlerimiz İzmir’e girdiklerinde, 1922 Sonbaharı, Filistin’de İngiliz mandası kuruluyordu.Ve 1948 yılında, Türkiye, Amerikan mandası altına girerken, ilanı 1947 Baharı’nda idi, Filistin’de, Israel Devleti ortaya çıkıyordu. Bu arada, Türkiye’nin bir “iç savaş” ile paralize olduğu da iddia ediliyordu. Bir birleşik kap mı, yok yapay ayrılık mı; her halde masal’dır.Masallar da heyecan verebiliyor, 1922 yılında, Türk askerleri, Elenleri Ege’den kovarken, Filistin’de, Israel üzerinde İngiliz mandası oluşturuluyordu. 1948 yılında, Truman tarafından, Israel Devleti kurulurken, 1947 yılında, Türkiye, Amerikan mandasını davet ediyordu.1958 yılında ise, Israel Devleti’nin kurucu Başbakanı ve Osmanlı tabiyetinden Ben-Gurion, tıpkı bir masaldaymış gibi, tebdil-i kıyafet Ankara’ya düştüğünde, İsrailoğulları ile Türkleri, “tamamlayan kavimler,complementary nations,ilan etmişti. Hepsini notediyoruz”. (Prof. Dr. Yalçın Küçük: Gizli Tarih, s:48. Salyangoz Yayınları)

Disraeli- Kissinger-Kıbrıs
•••
“ABD’de Dış İşleri Bakanlığı koltuğuna oturmuş ilk ve şimdilik son Yahudiolan Kissinger da Disraeli’den “Yahudi” olarak söz etmektedir.“(Prof. Dr. Yalçın Küçük, Tekeliyet-1,s:238. Dipnot. İthaki Yayınları)
•••
“Kıbrıs’ın Osmanlı’dan koparıldığı zamanda, en güçlü emperyalist ülke olan Büyük Britanya’da Yahudi kökenli Disraeli başbakandı. Kıbrıs’ın bir bölümünün Türkiye’ye geçtiği tarihte en büyük emperyalist ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’ni de bir Alman Yahudi’si olan Kissinger yönetiyordu. Cumhurbaşkanı Nixon idi, ancak Nixon, şimdi öğreniyoruz, bir Yahudi gazetecinin açıkladığı skandal ile, “watergate deniliyordu, paralize olmuştu, istifa ederek hapisten kurtulmanın yollarını arıyordu”.(Prof. Dr. Yalçın Küçük: Gizli Tarih, s:48. Salyangoz Yayınları.)
•••
“Disraeli’den çıkartılacak bir ders ve aynı zamanda bir “çözüm “var; Disraeli, hem Yahudilik’ten ayrılmıştı, bir converso idi, fakat Yahut pratiğini yerine getirmemekle birlikte bütün ruhu ile Yahudi olduğu kuşku bulunmuyordu. Profesör Cantor, Disraeli’nin, sadece Yahudi Kavmi’nden geldiğini açıklamakla yetinmediğini, aynı zamanda bundan iftiharla söz ettiğini kaydetmektedir. Tarihe böyle birisinin dünya Yahudiliğine çok büyük hizmetler yaptığın görüyoruz; dolayısıyla “converso” ya da “dönme” müessesesinin Yahudilik için her zaman olumsuz olmadığını da çıkarabiliyoruz. Demek ki, Disraeli, sadece “rezerv devlet” için değil aynı zamanda “dönme” kurumu lehine de dersler içermektedir ve tartışmaya açmış oluyorum.”(Prof. Dr. Yalçın Küçük, Tekeliyet-1,s:240. İthaki Yayınları.)
•••
“1880’li yılların ortasından itibaren Batı Avrupa’da anti-Yahudi dalgası yükseliyordu, Dreyfus tekdeğildir. Hitler’in acımasız politikaları böyle bir ortamda ortaya çıkmıtır. Hitler’in yenilgisinden sonra ölüm kamplarının resimleri belli olunca, dalga zayıflamıştı. Dolayısıyla, Hitler’i, İsrail Devleti’nin kurucuları arasında görebiliriz; Truman ve Stalin’den sonra gelmektedir. Kissinger ise Kıbrıs’ın taksimi ile İsrail’in ihtiyacı olan güvenceyi sağlayan kimsedir; bu açıdan Disraeli’nin hemen arkasında bir yerdedir.” (Prof. Dr. Yalçın Küçük:Tekeliyet-1,s:240. İthaki Yayınları)
•••
“Kıbrıs da, 1947 yılında, Truman Doktrini ile Türkiye ve Yunanistan, Amerika'nın siyasal şemsiyesi altına girdikten sonra, kısa bir ortak devlet denemesinden sonra taksim edilmiştir; Kıbrıs’ın taksiminde en önemli rolün Kissinger tarafından oynandığı kesindir. Kıbrıs Türkler’den alındığı sırada, en güçlü emperyalist devletin başında, Yahudilik’ten döndüğüne hiç inanılmayan Disraeli vardı ve taksim edilirken de en güçlü emperyalist devletin, görünüşe göre ikin¬ci ve tarih ayrıntıyla incelendiği takdirdeyse fiilen birinci güçlü adamı da Yahudi idi, Kissinger’ın hep Yahudi kaldığında hiçbir kuşku bulunmamaktadır.” (Prof. Dr. Yalçın Küçük:Tekeliyet,s:241)
•••
“Disraeli’nin Kıbrıs’ı, Yahudilik adına da ilhak ettiğini, yukarda, göstermiş bulunuyorum; Kissinger analizleri de her adımını, ilk önce Yahudiliği düşünerek attığı konusunda birleşmektedir. Bu serüvende Türkler, geri plandadır.Kıbrıs’ın talihiyle Filistin arasında bir paralellik kurabilir miyim; verimli olacağını sanıyorum. Filistin’de bir İsrail Devleti kurulmasının ilk kez, tarihinde Büyük Britanya tarafından ilan edildiği hep bilinmektedir, “Balfour Deklarasyonu” adını almıştı; Dış İşleri Bakanı Balfour, İngiltere’de tanınmış siyonist Lord Rothschild’e bir mektupla, bağımsız bir Yahudi Devleti’nin kurulmasmı kabul ettiklerini bildiriyordu. Savaş devam ediyordu ve herhalde dünya Yahudiliğinin desteğini elde etmek istiyorlardı, böyle değerlendirenler çoğunluktadır. Çünkü savaştan sonra bu angajmanlarından uzak durdu herhalde bu kadar çok Arap toprağını ellerine geçirebilmeyi beklemiyorlardı. Orta Doğu’da Osmanlı mirasına kondular. Artık Arap halklarını yönetiyorlardı ve üstelik mandater oldukları Irak’ta, 1927 yılında, çok değerli petrol rezervleri bulunmuştu ve Londra, bağımsız devlet yerine otonomi öneriyordu, fakat kurulmuştur.
1947 yılının sonunda yeni kurulmuş Birleşmiş Milletler, Filistin’in ikiye bölünmesini kabul etti; Londra buna karşı çıkıyordu, ama bu kez, Başkan Truman, bir Yahudi Devleti’nin kurulmasını destekliyordu, karar alınmış: Aynı yıl birisi Truman tarafından olmak üzere iki kararın daha alındığını kaydetmek durumundayız, bunlardan ilki Truman Doktrini’ydi ki böylece Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan ve Türkiye’yi koruması altına aldığını il ediyordu.”(Prof. Dr. Yalçın Küçük:Tekeliyet,s:242.)
•••
“1974 yılında Kissinger konspirasyonundan önce de, 1950’li yılların sonunda, Amerika Dış İşleri Bakanlıgı’nın Kıbrıs’ın bölünmesi için taraflara plan sunduğu biliniyor; “çifte enosis” adı veriliyordu. Bu, demek ki, Filistin’de olduğu üzere, savaşsız realize edilemiyor- 1974 yılındadır.Kissinger’ın ilk büyük konspirasyonu ise 1973 Yom-KippurSavaşı’nda ve sonuçlandırılması sırasındadır; buradaki mahareti, diplomasi ve özellikle soğuk savaş yazınında, tartışmasız kabul edilmektedir.”(Prof. Dr. Yalçın Küçük:Tekeliyet,s:243.)

•••
“Hangi olay veya “olgu” büyüktür; eğer elde bir teori yoksa, tarihçi, bir mi- voptur. 1948 yılında, elimizdeki teori açısından, iki önemli gelişmeye tanıklık ediyoruz, ilki, 14 Mayıs 1948 tarihinde, Filistin’de, İsrail Devleti’nin kurulmasıdır. Öncülüğün, Truman kadar Stalin’e de ait olduğunu hatırlamak duru¬mundayız./../ İsrail Devleti’nin kuruluşu ile Hürriyet Gazetesi’nin doğuşu arasında sadece iki hafta var,Hürriyet, 1 Mayıs 1948 tarihinde yayma başlamıştır. Yalnız her ikisinin hazırlıklarının daha önce başlamış olması normaldir; kuruluş ve çıkışın aynı güne rastlaması da mümkündü, iki haftayı uzun sayamayız.(Prof. Dr. Yalçın Küçük:Tekeliyet,s:243.)

•••
Peki Hürriyet Gazetesi bir Yahudi projesi olarak mı yayın hayatına girmişti; bu alanda, hep böyle bir iddiayla karşı karşıya geldiğini söyleyebiliyoruz. Bu o kadar öyle ki, AvramGalante’nin yerini hakkıyla dolduran, Türkiye Yahudiliğinin değerli araştırmacısı Rıfat Bali’den öğreniyoruz, Hürriyet kurucusu Sedat Simavi, bir başyazıyla bu iddiaları tekzip etmek zorunda kalmıştı. (S. Simavi, Mecburi Bir Açıklama, Hürriyet, 11 Aralık 1949.)Fakat bu tekzi- Elen kökenlilerin daha da azalmasına yol açmıştı ki, bunda, yayınlan bir Hürriyet Gazetesi çalışanlarının da etkili olduğu “6-7 Eylül Olayları” önemlidir, öyle görüyoruz. (Tekeliyet,s:247)
•••
“İsrail Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi olarak 1967 yılını öneriyorum; Hail, Mısır’ın saldıracağım düşünerek ani bir baskınla başlattığı savaşla, “Al¬tı Gün Savaşları”, topraklarını üç katından fazla büyütmüştü, bu, Mısır’ın ve özellikle lideri Nasır’ın prestijinin en yüksek olduğu bir zamandır. Sovyetler Birliği’nin de, belki de en güçlü olduğu bir zamanda, Sovyetler Birliği tarafından desteklenen ve Sovyetler Birliği olan Mısır ve Suriye’nin hezimete uğratılması sanıldığından fazla önemlidir. Bu, İsrail Devleti’nin kalıcılığının işareti sayılmıştır; iki anlamdadır ve iki yönü saptamamız gerekmektedir.


Birincisi, Dünya Yahudiliğini ilgilendiriyordu; bu tarihten sonra, dünya¬nın her bölgesindeki Yahudiler, bir Yahudi Devleti’nin yaşayabileceğini göre¬rek sadakatlerini, İsrail’e çevirdiler. O zamana dek saçılmış olarak, diaspora, yaşayan Yahudiler, bulundukları ülkeyi bir tür “Yahudi Devleti” sayıyorlardı; artık, İsrail devletleriydi ve yaşatmak zorunluluğunu duydular. İkincisi, sade¬ce Araplar’ı değil Arap ittifaklarını da düşman kabul etmeye başladılar; Arap dostlarını bozmak, İsrail’i yaşatmakla özdeş olmuştu. O tarihte başta Sovyet¬ler Birliği, dünyanın tüm sosyalistleri ve solcuları, Araplar’ı destekliyorlardı ve öyleyse yıkılmaları gerekiyordu. Bu maksatla dünyanın her yerinde, açık veya kripto-yahudiler, sosyalist ve sol örgütleri terk etmeye, terk etmedikleri hallerde de içlerinde nifak çıkarmaya başladılar; Sovyetler Birliği’nde Yahudi exodus’u ve Yahudi-Aydını muhalefetinin ve Türkiye’de güçlü ve Parlamento’da grubu olan Türkiye İşçi Partisi’nin parçalanması hareketlerinin başlama¬sı, Haziran 1967 tarihli “Altı Gün Savaşları”nın hemen sonrasına tekabül eder. “Altı-Gün Savaşı” sırasında yönetim Johnson’un elindeydi, İsrail’in ku (Prof. Dr. Yalçın Küçük: Tekeliyet, s:247)
•••
“iki noktayı birbirinden ayırmak zorundayız; Amerikan politikasının ahlak standartlarının yüksek olmadığını biliyoruz ve politikada yolsuzluğun yaygın olduğunu da tartışmıyoruz. Yalnız Kennedy’den Nixon’ın düşüşüne kadar, on beş yıllık zaman içinde, katledilen bir başkan, istifaya zorlanan bir başkan yardımcısı ve bir başkanın, en ince sözcükle, İsrail politikaları konusunda temkinli olmaları düşündürücü değil midir;ayrıca katledilen başkanın yerine geçenin tümüyle Yahudi lobisine bağımlı veistifaya zorlanan başkanın yerine en önemli yetkileri kullanan zatın da siyonizme inanan bir Yahudi olmasını eklemek zorundayız.Bu yetki gaspı ve kullanımının Kıbrıs Savaşı öncesinde ve sırasında da devam etmesini düşünmek isabetlidir.”(Prof. Yalçın Küçük: Tekeliyet-1,s:251. İthaki Yayınları)
•••
“İbrani tsadik karakterini, tekrarlıyorum, “tz”, ç, fakat çokça “s” ve biliyoruz. “Er” üzerinde ise yeterli ölçüde durduğumu biliyorum. Kutlamalar bir de “kitap” çıkarılarak taçlanmış haldedir; bu kutlama kitabında Ayhan Bermek, Özhan Canaydın, Mehmet Ağar ve Selahattin Beyazıt’ın veciz kutlamaları okunmaktadır. Selahattin Beyazıt, Anglo-Amerikan emperyalizminin ülkemizdeki ilk kollarından birisidir, sütundur, diyebiliriz. Bilderberg’ci olarak bilinmektedir ve Terim analizimizin içinde yer alması şaşırtıcı görünmemektedir. (Prof. Dr. Yalçın Küçük: Putları Yıkıyorum, s:301. İthaki Yayınları)
•••
Asistanlarım olduğunu ve asistanlarla çalıştığımı tekrarlıyorum; Leyla umar, yener Susoy misali, Yaşar Kaya da asistanlarım arasındadır. Yaşar Kaya’nın ”büyük” Kürt ve hatta “akrabam” dedikleri hakkında hemen güçlü hipotezler kuruyorum. Yaşar Kaya, Selahattin Beyazıt’ı da “elli büyük Kürt” arasında gösteriyordu; hem Yaşar ve hem de Beyazıt, Kürt-Yahudisi mi, bu soru yerli yerindedir.Araştırmacı Gök Yüzü’nün bana özel olarak bildirdiğine göre, bu Selahattin için Yahudi kökenli Kissinger, “Türkiye’den tanıdığım ilk dostum” diyordu, oturduğu yalıyı diplomat Muharrem Nuri Birgi’den devralmıştır, “Birgi”, bir kasaba olsa gerektir. Gök Yüzü, Musa Kart ile Selahattin Duman’ı da Selahattin Beyazıt’ın akrabaları arasında saymaktadır. Uygundur ve itiraz etmiyorum..( Prof. Dr. Yalçın Küçük : Putları Yıkıyorum, s:301. İthaki Yayınları .)
•••
“Onomastique bilgiler hiçbir zaman tümüyle belirleyici değildir; böyle olmakla birlikte bilgilerimizi tekrarlamakta bir sakınca görmüyorum. Bir, “yaşar” bu telaffuz ile İbraniler tarafından da taşınmaktadır. İki, “kaya”, sela veya selah çevirisi olup, bizde İbrani asıllılar arasında, kızlar ve erkekler için, sıklıkla kullanmaktadır. Üç, selahattin, selah’ı temsil edebiliyor, ancak Kürt Selahattin Eyyubi, Kudüs’ten Haçlıları kovup Yahudilere ibadet özgürlüğü sağladığı için aziz sayılıyor ve adı, özellikle Kürt-Yahudiler arasında yaygındır. Dört, Beyazıt seferadları kabul eden sultan sayılıp isim olmaktadır. Taşıyorlar.( Prof. Dr. Yalçın Küçük : Putları Yıkıyorum, s:301. İthakiYayınları)
•••
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 08.02.2016, 11:10   #5
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

Ne yazık ki, "düzelt" fonksiyonu inaktif. Bu nedenle, yukarıdaki yazının -kendimce-uygun yerlerine insert edeceğim ilaveleri buraya yazıyorum. "Düzelt" fonksiyonunun birkaç gün aktif halde kalmasının ne gibi sakıncası olabilir?

Yukarıdaki yazıyı, Suriye'deki savaşın BOP=BİP projesinin tam tersi bir yöne dönmesi; Suriye'nin parçalanması, dolayısıyla İsrail sınırının Kuzey-Doğu'da Rusya'nın sınırına dayandırılması; böylece, Arz-ı Mevut'un yakın zamanda gerçeklemesi umutları bir başka "Arap Baharı"na kaldı gibi. Tüm dünya yahudileri gibi bizdeki "derin stratejistler"de de derin bir hayal kırıklığı yaşıyorlar; çöküş! Tam bu süreçte, tıpkı 1973'de Mısır ordusunun Bar Lev Hattı'nı dağıtmasına ve İsrail'in ortadan kalkacağı tartışmaları yapılırken ABD başkanının tüm yetkilerini kullanarak SSCB'yi nükleer silahla tehdit eden Siyonist Yahudi Kissinger, yine İsrail'in Rus ordusu karşısında güvenliğinin tehlikeye düşmesi nedeniyle Rus ayısının ayağına koştu; belki de yine tehdit etti , belki de yalvardı! Bilemiyoruz.
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 01.03.2016, 15:17   #6
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 02.03.2016, 05:48   #7
sivaslınet
Usta Yiğido
 
sivaslınet - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
sivaslınet Şuan sivaslınet isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 02.03.2016 05:48

Üyelik Tarihi: 11.09.2011
Mesajlar: 2.221
Tecrübe Puanı: 507 sivaslınet FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

Alıntı:
cebe Nickli Üyeden Al?nt? Mesajı Göster
Sorgulama zhniyeti ya da alışkanlığı olmadan kitap okunursa olumsuz sonuçlar oluşabilir. Bilgi algısında mutlaka sorgulama ilkesi kullanılmalıdır.
__________________
Ezberlerimizin yerini bilgiler almalı..
sivaslınet isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2016, 11:27   #8
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

SORGULAMA

Bu sitede ve başka sitelerde yazdığım yazılar,” İbrani ırkçılığı”nı fark eden, onun kuşatmasını iliklerine kadar hisseden bir Kızılbaş Türk-Moğol’un “çığlığı” dır.

Dur ve bak, bak ama anla; anla ama kavra; kavra ama sorgula; sorgula ama önce kendinden, birey olma konumundan başla !” (Jean-Paul Sartre)

“Sorgulama, en basit anlamıyla “bir suçla ilgili olarak ilgili kişilere sorular sormak” anlamına gelse de bu çok dar kapsamlı bir tanımdır. Sorgulama, geniş anlamıyla “kişiler, varlıklar, kurumlar, olay ve olgular ile fikirler, inançlar ve ideolojiler hakkında, sorular sormak, düşünmek, araştırma ve incelemeler yapmak, o konuyla ilgili doğru ve yanlış yönleri ortaya koymak demektir." Sorgulama akıl gerektirir; bu nedenle insana özgüdür. Denilebilir ki, insan doğa ve toplum içindeki huzur ve mutluluğunu büyük ölçüde bu yeteneğiyle sağlar.
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

Bu tanıma göre, sorgulama, basit bir iş değil, hayata dair ne varsa içine alan bir beyin fonksiyonudur. İnsanın en basit hareketi “yer değiştirme”, en gelişmiş hareketi ise “düşünmek”tir. Düşünme, kişinin bir konu üzerindeki yargısı, bir nesnenin fikirlerle oluşturulmuş soyut tasarımı; bilinçli insan varlığının kavramları birbirine bağlamasını ve yeni bilgilere ulaşmasını mümkün kılan işlemler, süreçler bütünü. Düşünme eylemi bireysel yaratı değildir; insanların toplumsal çalışma süreçleriyle birlikte, onun içinden doğmuştur. Demek ki, kişin düşüncesi içinde yaşadığı toplum ve çağla biçimlenir.

Cebe Muhali adındaki bir Moğol’un sorgulaması, yani kişiler, varlıklar, kurumlar, olay ve olgular ile fikirler, inançlar ve ideolojiler hakkında, sorular sorması, düşünmesi, araştırması ve incelemeler yapması, o konuyla ilgili doğru ve yanlış yönleri ortaya koyması," –bir kılavuz olmadan-mümkün mü!? Sorusunun yanıtı kesinlikle “hayır”dır. Çünkü, Cebe Muhali mensubu olduğu etnik grup, bin yıllarca süren göçebe yaşam, bunun sonuçlarından biri olarak her girdiği yerleşik toplum içinde asimle olması(kendi köklerinden kopması), daha kuvvetli göçebe topluluklar tarafından kırılması veya esir edilmesi, büyük kıtlıklar ve salgın hastalıklarda topluluğu büyük kısmının yok olması, vb nedenlerden dolayı “toplumsal belleğin” sürekli kesintiye uğraması, geçmişin unutulması, yeni kültürel ortamlarda yeni toplumsal kimlikler oluşturulması ve toplum üyelerinin kişiliklerinin bu yeni (yapay) kimliğe göre biçimlendiği Türk-Moğol topluluklarıdır.

Türk tarihi denilince, karşımızda sürekli akan bir nehir değil, yalnızca kopuk kopuk bir tarihin bağlantısız parçalarını görüyoruz; o da gösterildiği kadarıyla. Cebe Muhali’nin bugünkü aykırı, kaba, rafine olmamış ve uygarlık normlarına ters düşünce yapısı gibi temel sorunlarının ana nedeni içinden geçip geldiği tarihsel sürecimizdir. Böyle bir geçmişin sonucu olarak biz düşünceyi, yani teoriyi sevmiyoruz, somutu yani pratiği ve anlık yaşamayı seviyoruz; buna “köylü kurnazlığı” da diyebiliriz. “Kurnaz”, kendini akıllı karşısındakini aptal sanan ama gerçekte kendisi ebleh (aptal) olandır. Kuşaktan kuşağa hep aynı şarkıyı dinlediğimizi, yani açlık, işsizlik, ucuz işçilik(taşeron elinde kölelik), korumak için canını feda ettiği vatan üzerinde insan gibi yaşayamama, umutsuzluk, dinsel kuşatma gibi her kötülüğü dönüp dönüp yeniden yaşadığımızı, tekrarladığımızı fark edemiyoruz. Tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak ahlak çöküntüsünün yıkıntısı altında eziliyoruz. Çoğumuz kaderimizi, yani geleceğimizi düşünmekten aciziz, az çok okumuş olanlarımız, sezgisi-algısı çoğunluktan farklı olanlar ise bazen korkunç hüzünlere kapılıyor, histeri derecesinde neşe saçıyorlar; tam bir dengesizlik hali. Daha önemlisi, yükselen öfkemizi bizi 'etrak-ı bi-idrak' İdraksizTürkler: Hayvanlar) seviyesinde tutan- asıl hedefe değil, karşıt takımın ya da karşıt inancın yandaşları gibi yaşanılan koşulların oluşmasında doğrudan hiçbir etkisi olmayan ve çoğunlukla masum insanlara yönlendirilmesi gibi kurnazlıklar ve bunu, ezilen halkın asıl “büyük oyunun” yapı taşları olduğunu fark edememesi. Biz bunları sürekli ömrümüz boyunca-kuşaklar boyunca-sürükleyerek geldik- getirdik. Yahudi bilgiçliği (Alevilik-Batınilik-Sünnilik) bizi aptallaştırdı, dengesiz ve değersiz yaptı. Bu nedenle, Cebe Muhali adlı Türk Moğol’un “sorgulama” yapma yetisi gelişmemiştir.

Türkiye’de, Cebe-Muhali gibi sıradan bir insanın –kendi halinde yaşarken; başarılarını şansına, başarısızlıklarını da şansızlığına sayıp hayatın kıyısına köşesine tutunmaya çalışırken birden yaşamının başkaları tarafından biçimlendirildiği farkettirilir (kendisi fark edemez, farkettirilir). Yaşamının bir döneminde, ‘komplo teorisyenleri’ olarak tanınan İbrani asıllı Prof. Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’ın kitapları başta olmak üzere, Ilgaz Zorlu, Rifat N. Bali gibi diğer İbrani asıllı yazarların kitaplarına, televizyonlardaki söyleşilerine, internet ortamlarında –belki de yine bilinmeyen bir planın bir parçası olarak- “içerden verilen” bilgilerle/belgelerle desteklenen bazı iddialarına zaman ayırıp kafa yorduğunda kendi bildiğinden/inandığından çok farklı bir ülkede yaşadığını, adı Türkiye olan ülkenin gerçek sahibinin Türkler olmadığını sarsılarak ve çoğu kez de ruhsal bakımdan bir enkaz yığınına dönüşerek anlayacaktır.

Cebe Muhali’nin toplumsal yaşamdaki ekonomik, siyasal, kültürel değişimleri/dönüşümleri, sivil ve askeri bürokrasideki atamaları, İsrail’ tanıyan ilk Müslüman! ülke olmamızı, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nın Türkiye’deki siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel dönüşümlere doğrudan ve çok keskin etkilerini, hemen arkasından 12 Mart 1971 ve 12 Mart 1980 askeri darbelerinin asıl amacını, vb uygulamaları fark edememesinde şaşılacak bir şey yok. Eğer bir kimsede herhangi bir nedenden dolayı, örneğin Cebe Muhali’nin tarihi boyunca uygarlaşamamış ve bu nedenle toplumsal belleği oluşmamış bir topluma mensup olması gibi, –kültürel birikimle kazanılan- derine bakma yeteneği gelişmemişse ve kendisini yöneten devletin adı “laik, sosyal, demokratik hukuk devleti” ise, her şey ona olağan görünür. Kendisinin atama başvurusuna “münhal kadro” yok diye cevap verilirken, kendinden 9 ay sonra mezun olanların –hem de istedikleri yerlere (Örneğin: Ankara’da Bakanlıklar ve Sıhhiye civarındaki Kamu kurumlarına) - tayin edilmelerini de şansızlığı, toplumsal konumunun düşüklüğü, yeteneksizliği, tembelliği, fırsatları değerlendirememesi, vb bireysel özelliklerinin bir sonucu olarak görür ya da -daha kestirmeden giderek- “kader” der ve huzur bulur.
Fakat, tüm bunlardan daha korkunç olanı, yönetilenlerin, yani Cebe Muhali gibilerin, yönetenleri kendilerinden bilmeleridir. Bu, insanın en aşağılık konumu; “sürü” halidir. [color="red"]Yani, Türkiye’de kimin, kim olduğunu ve devlet hiyerarşisinde nerede olduğunu, yani asker-sivil bürokrasisinin hangi kriterlere göre yapılandırıldığını bilemezler.[/COLOR] Ne yazık ki, yöneten gerçek azınlık –yönettiği çoğunluğun kimliğine gizlendiği için-pek nadiren tanınır. Çünkü, bu iki sınıf insanı birbirinden ayıran işaretler açıkta değildir, yani onları ayıran özel kıyafetler, üniformalar, vb gibi ayırt edici işaretler yoktur; ayırt edicilik dış görünüşten daha çok içsel/zihinsel bir olgudur. Dışardan bakan Yahudi olmayan birisi, üstün ve basit insanların oluşturduğu toplumu tek biçim (uniform) görebilir, bu, bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Çünkü, bu iki kategorinin birbirine karışması mümkün değildir. Hele, yöneten yabancı, yönettiğinin tarihini, dilini, kültürünü, vb ondan daha iyi biliyor, daha iyi konuşuyorsa bu ayrımı yapmak sıradan bir insan için imkânsız olur, ancak Türkiye’de son yıllarda olduğu gibi- belki de bilinmeyen bir planın tamamlayıcısı olarak- içerden bilgi aktarılırsa yöneticinin yabancı olduğu anlaşılabilir.

Bir sorunu doğru bir şeklide ortaya koymak, onu çözmekten çok daha zordur, ancak bundan daha zoru, farkında olmayanları farkına vardırmaktır. Prof. Dr. Yalçın Küçük ve yazar Soner Yalçın’ın kitapları başta olmak üzere. Ilgaz Zorlu, Ergun Poyraz, Harun Yahya (nick: sembolik ad), vb adındaki yazarların kitaplarını ve internet ortamındaki makalelerini okuduktan sonra, günümüzdeki ve yakın geçmişteki iktidarlara, parlamento ve mahalli seçimlere, üniversiteler ve kamu mülakat sınavlarına daha bir dikkatle bakmaya başladım ve anladıkça/kavradıkça şaşırdım/sarsıldım; sorun bir solcu-sağcı, Alevi-Sünni, laik-şeriatçı, Türk-Kürt, vb sorunu değildi. Sorun “etnik” bir sorun idi ve inanç örtüsü altına gizlenerek yürütülüyordu.

Ömrünü Türkiye ve dünya gizli Yahudilerinin şifrelerini, kodlarını ve planlarını/projelerini çözmeye/anlamaya adayan ve bu konuda çok sayıda kitap yazan baba tarafından Hatay Yahudi’si olan Prof. Dr. Yalçın Küçük, Cumhuriyet’in görünürde 1923’te, gerçekte ise 1926’da (İstiklal Mahkemeleri’nde Filistin’de bir devlet isteyen Siyonistlerin asılmasından sonra) kurulduğunu, laiklik, kadın-erkek eşitliği, demokrasi, yazı devrimi, kılık-kıyafet düzenlemesi, medeni kanunun, kız-oğlan karma eğitimi, vb gibi şeriata cepheden karşı olan Çağdaş Batı Uygarlığı değerlerinin bu tarihten itibaren devlet yapısına ve toplum yaşamına girmeye başladığını(reformasyon), ancak 1948 yılında İsrail’in kurulmasından sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurulmasında çok büyük katkıları olan dünya Yahudiliğinin, bu kez kurduğu bu rezerv (saklanmış, yedek) devletini yıkmak için temeline döşediği Batı Uygarlığı taşlarını sökmeye başladığını ileri sürmüştür. İlk önce mitsel bir toplum yapılanması için gerekli olan dönüşümler yapılmıştır. Bunun için, 1950’lerde Ezanın yeniden Arapça ’ya çevrilmesi, köy çocuklarına bir yandan evrensel değerleri öğretip, ulusal bilinç aşılarken diğer yandan onları teknik alanlarda (yol, okul, ev yapımı, elektrik, su tesisatı, terzilik, arıcılık, ziraat, bahçecilik, vb ) kalifiye eleman olarak biçimlendirme kurumu olan Köy Eğitim Enstitüleri’nin kapatılarak yerine Türk çocuklarında tarih bilincinin oluşmasını engelleyen, eski medreselerin devamı niteliğindeki “imam-hatip okulları”nın açılması ve özellikle 1967’de İsrail’in Arap ordularını hezimete uğratarak kalıcı bir devlet olduğunu kanıtlamasından sonra bu reformların yine Yahudiler eliyle daha kapsamlı ve kan dökerek kazınmaya başladığını ileri sürmüştür.( Prof. Dr. Y. Küçük: İsyan-1, s: 541)

Türk-Moğol etniğinden olanların, her şey den önce, egemen ırkın; İbranilerin, yönettiği halkın dikkatini her zaman –o günün koşullarına göre- kendi üzerinden başka tarafa, örneğin Alevi-Sünni, sağ-sol, laik-anti laik, Türk-Kürt, vb çevirmekte, ustalığını anlayabilmeli/görebilmeliyiz. Bunun için, egemen ırkın yönlendirdiği yüzeysel görüşlerin ötesine, derine bakma yeteneğinin gelişmesi şarttır; bize gösterilen uyduruk senaryoların yazıcılarını ve aktörlerini görebilmenin yanında yaşadığımız zamanın çok gerilerinde kalanları da görebilmeliyiz.

Son söz: Tarihimize Türk kimliğindeki İbrani tarihçilerin baktırdığı efsaneler-destanlar penceresinden değil, ‘materyalist’ açıdan bakabilmeliyiz ki, “sorgumla” yetimiz gelişebilsin.

Konu cebe tarafından (05.03.2016 Saat 11:47 ) değiştirilmiştir..
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 10.03.2016, 09:23   #9
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

İsrail'de kanlı gece

“Bu iki olaydan önce de Doğu Kudüs'te "bıçaklı saldırı girişiminde bulunduğu" iddia edilen Filistinli bir kadınla, Petah Tikva kentinde bıçaklı saldırı düzenlediği iddia edilen Filistinli bir erkek İsrail polisi tarafından vurularak öldürülmüştü”.([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...])
•••
Fransa’da yaşayan Yahudilerin kurduğu Alyans İsrail Üniversitesi, 1878 yılında Filistin’de ilk olarak Mikveh Yisrael ( İsrail’in Ümidi) adında bir Yahudi tarım okulu kurmuştur. Bu okuldan hemen sonra Kudüs’te bir müzisyen topluluğu “PetahTikva” (Ümit pasajı) adıyla ilk Yahudi köyünü kurdular. Bu adın Tevratik bir anlamı ve tarihi var.

“İsrail Devleti’nin kurucu devlet başkanı Ben-Gurion, Filistin’e göçtüğünde ilk önce bu köyde, Petah Tikva, Ümit Pasajı’nda çalışmaya başladı. Adını, Petah, “Geçiş”, Tevrat’tan almaktadır. Bu köyün kurulması, şimdi bir şehir büyüklüğünde, Yahudiler arasında sevinç yarattı; o kadar öyle ki, “ Ümit, siyonizmin resmi marşı olmuştu. 1878 yılında, “Ümit Pasajı” Köyü’nün kurulmasının yarattığı sevinçle, Herz İmber, 1886 yılında, “Tikvatenu” şiirini yazdı ve daha sonra bestesi yapıldı, notalarının, 1896 yılında yayınlandığı kaydedilmektedir; şiirin ve dolayısıyla marşın Türkçe adı Ümidimiz’dir. Bundan sonra marşın her fırsatta söylendiğini biliyoruz. İngiliz mandası sırasında “Ümidimiz”,siyonizmin resmi marşı oldu. Bu, 1920 yıllarındadır. 1920 yıllarından itibaren, çeşitli radyolarda da çalınmaya başladığı tahmin edebiliyoruz.
Bizde ilk “Ümit” adının, 1920 yıllarında doğanlarda görülmesini normal karşılıyorum. Ümit Haluk Bayülken ve Ümit Yaşar Oğuzcan, ilk ümit’lerimizdendir ve gerçekten de, Ümit Bayülken, 1921 ve Ümit Oğuzcan da 1926 yılında dünyaya gözlerini açmışlar; onomastique açıdan uygun zamanlarda doğduklarını tespit edebiliyoruz. İsrael Devleti’nin ilan edildiği mecliste, “Ümit” Marşı hep bir ağızdan söylenmişti. Bu nedenle, 1948 yılından hemen sonra “Ümit” adı üzerine yeni bir dalga olması gerekiyor; bu dalgadan doğanların şimdi altmış yaşına merdiven dayadıklarını hesaplayabiliyoruz.(Prof. Dr. Yalçın Küçük: İsimlerin İbranileştirilmesi, s: 165,166.)

Türkiye’de Türkler ve Kürtler arasında 1967 yılından, yani İsrail’in Arapları 6 gün gibi çok kısa bir sürede dağıtıp, kalıcı bir devlet olduğunu kanıtladıktan sonra, hem oğlan çocuklarında ve hem de kız çocuklarında çok yaygındır.
“İspanyolca “Mikve”, Ladino da olabilir ve İbrani “Tikva", Türkcekarşlığı "Umut" ve Farisi karşılığı "Ümit" olmakla, bizde hem kızlar ve hem de erkeklere konmaktadır.Tarihsel nedenleri de var, Sultan Hamit zamanında, Filistin, bugünkü İsrael'de, kurulmuş olan model çiftliğin adı “Mikve" veya "Tikva” idi ; "İsrael’in Ümidi” deniyordu ve yıllar sonra, İsrael’in kurucularından Ben-Gurion, Israel Devleti'nin oluşumunda en önemli iş olarak görüyordu. O kadar öyle ki bir benzerini de Aydın çevresinde kurmayı denediler. Bu ad çok yüksek tutulmaktadır. Ümit Yaşar Oğuzcan, Ümit Haluk Bayülken,vb.”( Prof. Dr. Yalçın Küçük: İsimlerin İbranileştirilmesi, s:106, dip not)
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 06.04.2016, 10:16   #10
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 406 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1

Prof. Dr. Yalçın Küçük'e göre Anadolu Yahudi-Hristiyan savaş meyadanıdır. Bu düşüncesini kitaplarının bazılarında ileri sürmüştür.
1915'te Ermeni kırımı, 1922'de Pontus Rum kırımı, 1924'te Rum kovulması (mübadele) ve son yıllarda Tabzon’da öldürülen Rahip Andrea Santoro, 2007'de, Malatya'daki Zirve kitabevi katliamı, İskenderun'da 2010'da öldürülen Anadolu Temsilcisi Piskopos Luigi Padovese cinayeti.

Prof. Yalçın Küçük gibi bazı uçuk tipler hariç, tüm Türkiye halkı ve hatta belki de tüm -Yahudiler hariç- tüm dünya halkları bu kırımları, bu cinayetleri Türklerin yaptığına inanıyor. Oysa, katil yılan Türk/Müslüman kimliğindeki Yahudi ırkçılarıdır.

Oysa, Anadolu'nun eski adı Rumeli (Rum diyarı)'dır. Mevlana'nın sıfatı Cellaleddin Rum-i'dir, yani Rum ülkesinden olan Celalleddin.

Yahudi jeopolitiğinin bir gereği olarak, yüzlerce yıldan beri Hristiyan halklar (Ermeni, Rum, Süryani, vb) kendi vatanlarından kovulurken, onlardan boşalan yerlere Yahudiler getirilip yerleştirilir.

Bir gazete Haberi (06.04.2016):

Musevi nikahına Erdoğan şahitlik yapacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk kez Sinagogta kıyılan nikahta şahit olacak. Yüzyıllardır süren devlet büyüklerine dua geleneğine tanık olacak.
Cumhurbaşkan Recep Tayyip Erdoğan, bir Musevi çiftin Sinagog'da kıyılacak resmi nikahında şahitlik yapacak. Erdoğan'ın katılarak şahitlik yapacağı Musevi çiftin nikahında Erdoğan için 2 bin 600 yıllık Anoten Duası okunacak. Hahambaşı, Erdoğan ve Türkiye için de dua edecek.

Anoten Duası'nın bu topraklarda okunması 1492 yılında İspanya’dan sürülen Yahudilere sahip çıkan Osmanlı Devleti’nde başlıyor. Türk Musevi Cemaati eski Başkanı Sylvio Ovadya, “Dua, nikah işleminin son bölümünde kutsal Tevrat metinlerinin saklandığı dolap açıldığı anda yapılır. Sinagogda gerçekleşen her düğün davetinde, yaşanılan ülkenin bekası için ülkenin en yüksek devlet yetkilisi Cumhurbaşkanı için yapılır.” dedi.
ürkiye tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyan bu olayın, Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilere de olumlu etki yapabileceği konuşuluyor.

İLK KE SİNAGOG'DA RESMİ NİKAH KIYILMIŞTI

İstanbul'daki Neve Şalom Sinagogu'nda 10 Ocak'ta düzenlenen nikah töreniyle Selin Saporta ve Vedat Peranva çifti dünya evine girdi. Bu törende, dini nikahın yanı sıra ilk kez Sinagog'da bir resmi nikah da Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar tarafından kıyıldı. Bu nikah töreninde de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın şahsında Türkiye Cumhuriyeti için dua edilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz ay Türk Musevi Cemaati temsilcilerini kabulünde, bu gelişmeden Haberdar olduğunu belirterek, kendisinin de Sinagog'da kıyılacak bir nikaha şahitlik yapmak istediğini söyledi.

ABD'de TURKEN'de öğrencilerle sohbet eden Erdoğan, Sinagog'da kıyılacak bir nikaha şahitlik edeceğini açıkladı. Mayıs ayı sonunda veya Haziran ayında gerçekleşecek nikahta, Erdoğan'ın şahitlik yapmasının beklendiği belirtildi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen Edirne Sinagogu'nun açılışında da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye için dua okunmuştu.(yeniyüzyıl)
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

Bilinç: Fark etmek
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +2. ?uan Saat: 05:21.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.