|
|||||||
| SİTE ANA SAYFA | Galeri | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Oyunlar | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumlar? Okundu Kabul Et |
| Hertelden Her Telden Muhabbet Burada |

|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#11 |
|
Tecrübeli Yiğido
![]() ![]() ![]() cebe Şuan
Son Aktivite: 17.08.2016 14:36
Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 671
![]() |
Yorum:
Israel Shamir’in makalesinde İstanbul merkezli ve Osmanlı Devlet yapısı gibi bir konfederasyonun kurulması çalışmalarının başlatıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, bu konfederasyonun merkezinin legal ortamlarda İstanbul, gizli olarak Kudüs olduğu da birçok kaynakta ileri sürülmüştür. Böyle bir konfederasyon oluşturtabilirse, Yahudiler ezeli ve ebedi düşmanları Batı’nın karşında tek başlarına varlıklarını sürdüremeyeceklerini bildiklerinden Batı’nın karşında içlerinde en iyi gizlendikleri ve en iyi sömürdükleri Rus, Türk, Arap, vb halklardan oluşan bir bariyerle korunmuş olacaklardır. Çok dikkat çeken bir nokta da , Yahudi’nin “rol çalma”sıdır. Başkasına ait olan bir konumu, bir görüntüyü fark ettirmeden kendisine aitmiş gibi göstermeye ‘rol çalmak’ denilir. “Doğu ve Batı metafizik temellerde bölünmüştür. Batıda Mammon (Para Tanrısı) galip gelmiştir. Batı iştaha korkunç bir imanı, bireyci başarıya dizginlenemez hırsı, alabildiğince tüketme hak hatta görevini kabul etmiştir. Dayanışmaya, "insanın mutlak özgürlüğü" adı altında egoizmi tercih etmiştir. O kadını erkeğe benzetmeye çalışarak yoketmiş, erkeği kadınla rekabete sokup yoketmiştir. Tanrı'yı reddetmiştir, kiliseleri bomboştur, şehirleri iş merkezlerinin etrafına kuruludur; bizimkiler ise bilgi, sanat ve duanın etrafına kurulu. “ Yukarıdaki paragrafta özetlene dünyayı anlama/algılama tarzı tamamen Yahudi düşüncesinin ifadesidir. Yahudi yazar burada, dünyayı anlamlandırmada Yahudice düşünüş, duyuş ve algılamaları Batılı insana malederken onun düşüncelerini de kendine mal etmiştir. Eğer öyle olmasaydı, yani Yahudiler paraya değil de Tanrı’ya tapsalardı, ırk olarak dizginlemez bir bireyci hırsın esiri olmasalardı en azından 150 yıldır yönettikleri ülkemiz insanları bugünkü Kasımpaşalı saralı İspanyol’un ifadesiyle. “ sadaka toplumu” olmaz ve temel nedeni işsizlik, asgari ücret denilen kölelik ücreti, yoksulluk, yoksunluk ve cehalet olan cinnet, cinayet, intiharlar gibi yıkımlar Türkiye toplumunda bu kadar yayılmaz, sıradan haberler haline gelmezdi. Son günlerde bazı aile üyelerinin tüm ailesini vurarak, boğarak, nehre atarak yok ettiklerini Yahudi medyanın “rating” kaygılarından doğan bir yarış ve reklam aracı olarak vermesinden öğreniyoruz. Türkiye ekonomisi resmi verilere göre 172 ülke arasında 18.sırada olmasına karşın halkı, bugünkü başbakan’ın deyimiyle” sadaka toplumu”dur. O zaman para kimde? Burada İsrail’e Hürriyet’ten bir haber ip ucu olabilir: Akbank'ın Private Banking'den (özel bankacılık) sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fikret Önder, "Yapılan araştırmalara göre Türkiye'de 'süper zengin' diye tanımlanabilecek 22 bin aile var. Bunların servetleri 100 milyar doları aşıyor. (Türkiye bütçesi 110 milyar dolar civarında, cebe) Türkiye'deki 'özel bankacılık' birimleri bu paranın 15 milyar dolarını yönetiyor. Bu rakamın 8 milyar dolarlık bölümü Akbank Private Banking tarafından yönlendiriliyor" dedi. Dünyada 10 milyon 'süper zengin' ailenin 37.2 trilyon dolar serveti bulunduğuna dikkat çeken Önder şöyle konuştu: "Bu servetin yüzde 50'si Private Banking hizmeti alır. Bu servetin yüzde 64'ü ABD, Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa kaynaklıdır. Son yıllarda Çinli zengin sayısının arttığı gözleniyor. Biz Türkiye'de 500 bin dolar tasarrufa yönlendirebileceği varlığı olanı potansiyel müşteri görürüz. Örneğin, 2 milyon dolarlık kendi evinde oturan birisi tek başına bu varlığıyla bizim müşterimiz olamaz. Ama oturduğu eve ek olarak 500 bin dolarlık bir evi daha varsa o zaman müşterilerimiz arasına girebilir. Private Banking hizmeti alma sınırı dünyada ortalama 1 milyon dolar." Fikret Önder, İstanbul'da merkez, Suadiye, Nişantaşı, Ankara, İzmir, Adana ve Bursa'da Private Banking şubeleri olduğuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi: "Özel müşteri yöneticisi başına 60 müşteriye hizmet veririz. Müşteri gizliliği ve buna bağlı karşılıklı güvene özen gösteririz. İsteyene Güney Afrika Borsası'nda bile hisse senedi alım satımı hizmeti veririz." 1 milyar dolar parası olan müşteriye sahibiz' Akbank Private Banking'ten sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fikret Önder, "Sabancı ailesinin fertleri kişisel nakit varlıklarını sizin aracılığınızla mı değerlendiriyor?" sorusuna, "Müşteri sırrına özen göstermek zorundayız" yanıtı verdi. Önder, "Yönettiğiniz en büyük kişisel servet nedir?" sorusunu ise, "1 milyar dolara yakın" diye yanıtladı. 'Aileler 60-70 milyar doları dışarıda tutuyor' Fikret Önder, Türkiye'deki 22 bin 'süper zengin' ailenin 100 milyar doları aşan servetinin 60-70 milyar dolarını 'her ihtimale karşı' yurtdışında tuttuğunu belirterek, "Private Banking hizmetlerinin önünün daha da açılmasıyla Türkiye'ye bir miktar da olsa dönüş yapabileceğini söyledi. ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]) (Bu sitede bir anket açılsa acaba insanların zihnindeki bu ailelerin soy kütüğü kimleri işaret eder) Bu soruya bağlı bir soru dada sorulabilir: 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinin gizli gerçek amacı neydi? Bu soruya da bağlı bir başka soru soralım: Söz konusu darbeler Yahudi sermeyenin önündeki engelleri temizlemek ve Türkiye toplumunu kökeni Yahudi mitolojisi olan din kültürüyle kuşatıp edilgen bir hale getirmek olabilir mi? Bilimsel normlara göre Doğu medeniyeti denildiğinde ilk akla gelen “din”, dolayısıyla da “Yahudilik”tir. Çünkü üç kitaplı dinin kurucusu da Sami-Semit ırkındandır ve üç din de Kudüs kaynaklıdır. (İslam peygamberi bile Miraç’a bulunduğu Medine’de değil, Kudüs’te çıkmıştır). Batı uygarlığı denildiğinde ise, akla gelen Eski Yunan-Helen-Roma uygarlığıdır. Bu uygarlığın temelinde “akıl’ın rehberliği vardır, çok tanrılı uygarlıktır. Hıristiyanlıktan önce din savaşları görülmez. Sami-Semit-İbrani-Arap kültürü Hıristiyanlık adı altında Avrupa'yı fethe çıktıysa da Yunan bilgi birikimi onun köklerinden kopararak kendisi olmaktan çıkardı, tanınmayacak hale getirdi, hatta ve hatta Yahudiliğe düşman bir hale soktu. Paraya Batılılar değil, Doğu’nun en belirgin hatta yegane temsilcileri olan Yahudiler tapar; meşhur sözdür, " Yahudi’yi arıyorsan parayı takip et”. Yahudiliğin parayla ilişkisini en iyi Yahudi Karl Marx tarif etmiştir: "Yahudiliğin Tanrısı para değil, para aşkıdır". Bir çok araştırmacı, uygarlık tarihinde uygarlık yaratan, kentler kuran, bilim, sanat ve felsefe geliştiren daha büyük ve uzun süre etkin olmuş toplulukların kendi adı ve dilleriyle ortadan kaybolmasına rağmen, bu özelliklerin hiç birine sahip olmayan Yahudiliğin sanki tüm antik birikimin mucidiymiş gibi kendini sunmasının nedeni olarak, işte bu Tevrat eksenli asabiyenin inatla korunmuş olmasını gösterir. Diğer bir çok uygar topluluğun ortaya çıkardığı birikim dahi Yahudilerce sahiplenilmektedir. Oya, Yahudi düşüncesinde “okul”, yani “bilim” , dolayısıyla da uygarlık düşmanlığı vardır ve bu, “iyi” olarak belletilir. Bu durum hem Türkçe söyleyip/yazan kriptolarda, hem de hem de Batı dillerinde yazan entelektüel kripto Yahudilerde çok açık şekilde görülür. Görebilmek, görünenin/gösterilenin içinde-arkasında görünmeyeni/saklanmış olanı yani özü görebilmektir. Böyle bir açıdan baktığımızda, “Kavgam” daki karakteri görürüz. “En güzel yalanları söylemesini bilenler, her devirde ve her zaman Yahudiler olmuştur. Zaten varlıkları da, büyük bir yalana dayanmıyor mu: bir dini topluluk olduklarını söylerler, oysa bir ırk topluluğudur bunlar . Ve ne ırk! “( kavgam 186) Yahudi yazar hiç sıkılmadan “Batı, göçebe bir uygarlık düşler” diyebilmiştir. Oysa, Yahudiler tarihleri boyunca hep göçebe idiler. Bunu, Bulgaristan Rusçuk doğumlu İspanyol Yahudisi Elias Canetti, “Marekeş’ten Sesler” adlı kitabında şöyle belirtmiştir: Çoğunluğun başında bu ülkede Yahudilerin belirleyici özelliği olan siyah takkeler (günümüzde Güneydoğu’daki illegal Medreselerin legal öğrencilerinin üniforması, hepsinin başında kipa var, cebe) vardı, pek çoğu da sakallıydı/…/ Ezeli ve ebedi Yahudiler hep göçebe rolündeydi; tüm mallarını kendileriyle gittikleri yere taşıyan ve bunlarla kalabalık arasından kendilerine bir yol açmaları gereken, arkalarından gelecek bir kimsenin üç beş parça mallarını yağmalayıp yağmalamayacaklarını bilemeyen, sağdan soldan ya da dört bir yandan saldırıya uğrayıp uğramayacaklarını kestiremeyen insanlardır./.../ Tedirginlik tüm vücutlarına işlemiş Ezeli ve ebedi Yahudi yüzleri vardı sonra. Fransız yüzleri, İspanyol yüzleri, kırmızımsı Rus yüzleri vardı. Birinin yüzü öyleydi ki, Yahudilerin ilk atalarından Hazreti İbrahim gözüyle bakılabilirdi kendisine; Napolyon yüzlü birine tenezzül buyurup bir şeyler anlatıyor, derken Goebbles’e benzeyen çok bilmiş ve ateşli biri lafa karışıyordu./…/ Ama bazıları da sokakta çömmüş oturuyor, ufak tefek malları satışa sunuyordu. Çokluk pek kalitesiz sebze ve meyvalardı bunlar: ilgili kişiler, sanki aslında satacak bir şeyleri yokmuş da sadece atıcı rolünü oynuyorlarmış gibi bir izlenim uyandırıyorlardı. (Marekeş’ten Sesler, s: 43-107.) Dr. Rıza Nur, “Hayat ve Hatıratım” adlı kitabındaki aşağıdaki paragraftan da Yahudilerin sürekli göçebe yaşadıkları anlaşılmaktadır: “Kuzguncuktan Yahudiler binerlerdi:çoğu ihtiyar ve uzuz saklı idiler. Oturur, Tevrat okurlar, uzun sakalları bir düziye ve tuhaf surette sallanır, dururdu. (isyan-2, s 172) Zaten Türkiye Yahudileri pek çirkin, ekseriye kırmızı saçlı , kel, pis insanlardı. Yirmi yıldır, aralarında fuhuşun artıp diğer milletler erkekleriyle temasları dolayısıyla güzelletişler. Şimdi gerek Türkiye, gerek Mısır ve Avrupa’da Yahudiler pek güzel oldular. ( Rıza Nur’dan aktaran Y.Küçük, isyan-2, s: 174, dipnot) O halde, bir kez daha Kavgam’daki Yahudi’nin karakter özelliklerine bakarsak, “…Yahudi’nin şeytani kurnazlığından ve hilekarlığından başka bir şey görmüyordum. Dikkati kendi üzerinden başka hedeflerle çeviriyorlardı. Bavyera ile Prusya birbiriyle çekişirken, Yahudi onların varını yoğunu gözlerinin önünden aşırıyordu. Bavyera, Prusya karşı tahrik edilirken Yahudi ihtilal hazırlıyordu ve hem Bavyera‘yı , hem de Prusya’yı ayını zamanda yere vurmakta, yıkmaktaydı. ( Kavgam,s:156). Bazı sosyolojik gözlemlerinin dışında tarih, sanat, siyaset, ekonomi, sosyoloji, felsefe, genel kültür alanlarında hiçbir bilgi bikrimi olmayan bir onbaşının adına çıkarılan “Kavgam” kitabı, aslında Alman düşünürler tarafından kaleme alınan ve Alman-Yahudi, aslında Roma-Yahudi ve hatta Yunan-Yahudi (akıl-inanç) savaşlarının bir tarihidir. Bu kitabın Türkiye’ye girişi yasak, neden? Türkiye bugün kapitalizm-oligarşi yönetimi altında, bunu hepimiz biliyoruz. Marksizm ise, kapitalizme ve oligarşiyi düşman görür. Türkiye’de Marksizm’e ait tüm kitaplar serbestçe satılmasına karşın kapitalizm ve oligarşiyi övdüğü iddia edilen Kavgam kitabının Türkiye’ye girişi yasaktır; bu nasıl bir iştir, böyle ! Eğer sözü edilen kitap dikkatlice okunursa, hem dünya Yahudiliğinin dayanışması ve amaçları, hem de bu amca bağlı olarak Türkiye solunun ve sağının kimler tarafından yönetildiğini dolayısıyla ihanetinin nedeni çok net anlaşılır kanısındayım. Sağ ve sol ideolojilerin teorisyenleri ve pratiğe uygulayanların hemen tümü İbrani ırkından. “Burada "Siyonizm" den söz etmek istiyorum: Yahudilerin azınlığı bu hareketi destekliyor, çoğunluğu ise bunları kötü buluyordu. Fakat bu olaya çok daha yakından bakılınca bu görünüş hemen siliniyordu, çünkü bu durum, davanın gereklerini yerine getirmek için uydurulmuş kötü sebepler-yalanlar dememek için bu kelimeyi kullanıyorum-den ibaret bir hale geliyordu. Bu gerçeği gizlemek için kendileri tarafından icat edilmiş bir perde idi. Liberal denilen Yahudiler Siyonist Yahudilerin kendi ırklarından olmadığını fakat Musevi dinini kabul etmiş olduklarını, tatbikatta buna da uymadıklarını ve bunun tehlikeli olduğunu inkar etmiyorlardı. Fakat bu aralarındaki birliği asla bozmuyor, hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Liberal Yahudilerle Siyonist Yahudiler arasındaki bu danışıklı dövüş kısa sure sonra beni onlardan nefret ettirdi. Çünkü bu mücadele hiçbir şeye cevap vermiyor, bir yalandan ibaret bulunuyor ve bu hilekarlık bu kavmin sürekli ovunduğu ahlak, temizlik ve asaletle hiç bağdaşmıyordu. Zaten maddi olsun, manevi olsun, bu ırkta temizliğin manası aynı idi. Sudan pek hoşlanmayan insanlardı bunlar. Onun için insan onlara baktığı zaman çok defa gözlerini kapamak zorunda kalırdı. Sonraları o uzun kaftanları giyenlerin kokusunu duydukça içimin bulandığı oldu. Elbiseleri de pek kirli, dış görünüşleri hiç kibar değildi. Beni en çok düşündüren şey, bazı sahalardaki Yahudi faaliyetinin özeliği oldu. Sonraları bunun sırrını çözmeye başladım. Çünkü, özellikle sosyal hayatta, herhangi bir pislik, bir rezillik olsun da, buna en az bir Yahudi katılmamış olsun, bu mümkün değildi.” (Kavgam) Batı uygarlığı olarak bilinen yaşam biçimi İ.Ö. 600 yılardan itibaren Eski Yunan uygarlığında aklı inançtan bağımsız gören ve aklı rehber alan düşüncenin ortaya çıkmasıyla mayalanan ve günümüze kadar olan yaklaşık 3000 yıllık süreçte tarım-ticaret toplumlarında damıtılarak, rafine edilerek bugünkü halini almış insanın düşüncesini, duygularını, yaşama sevincini, refahını, zevklerini, yeteneklerini yükselten bir uygarlıktır. Bu uygarlığı yaşayan toplum yapısına “ulus” denilmektedir. Batı uygarlığının çıkış noktası çadır, ağıl, yayla değil, "Kent" tir. Yahudiler bu kentlerde binlerce yıl göçebe yaşadılar ve hep ihanet ettiler. Batı uygarlığının temelinde Eski Yunan uygarlığının kuramsal bilgisi vardır. Roma, bu kuramsal bilgiyi pratiğe geçirmiştir; yani teknolojiyi ilerletmiştir. Başka bir söylemle, Yunan'da teorik bilgi yoğun iken, o uygarlığın üstünde yükselen Roma devletinde teknik ( büyük kamu binaları, büyük yollar, su kanalları, savaş araçları, suyun gücünden yararlanan değirmen, taş kesme testereleri, kanalizasyon ve kalorifer sistemleri, vb) yoğundur. Roma'yı "Ger" kabileleri işgal ederek hem kendileri barbarlıktan uygarlığa evrilmişler, hem de ona yaptıkları "barbar aşısı" ile daha ilerilere sıçratmışlardır. Sonuçta, Eski Yunan kuramı ile Eski Roma'nın teknolojisi Helenistik dönem, Ortaçağ, Rönesans ile tüm Avrupa kıtasına yayılmış, toplumları uygarlık yönünden çok ilerilere yürütmüştür. Bu uygarlık 1100'lü yıllarda Doğu Roma ( Bizans) kanalıyla Rus barbarlara (Büyük Petro, Germen ve Normanlardan yararlanarak geçmişi güncelledi), oradan 1940'larda Mao ile Çin'e; 1500'lerden sonra Avrupalılar ile Amerika kıtasına, 1850'lerden itibaren ABD'den Japonya'ya ve nihayet 1920'lerden sonra da -daha çok Fransa kananıldan olmak üzere- Türkiye toplumuna yukarıdan aşağıya dayatılmıştır. Yani, Batı kültürü Avrupa'da tabandan tavana doğru olağan bir süreç içinde oluşurken, Avrupa dışındaki toplumlara yöneticileri tarafından yukarıdan aşağı ve zorla dayatılmıştır. Aslında Türkiye'ye ( o zamanki Osmanlı ) 1683 İkinci Viyana Kuşatması ile Batı'yı izlemeye başlamış ve onun -özünü kavrayamadığı için- biçimsel yönünü almaya çalışmıştır ( yaprak dökümü, eylül, aşkı memnu, sergüzeşt, vb romanlar bu şekilcilikleri çok çarpıcı traji-komik hikayelerle yansıtırlar.) Yahudi, Yunan’ın bilgi birikimi karşında ezik, Roma’nın kölesi olduğundan her ikisine de kin duyar, bugünkü ardıllarını, yani Batı uluslarını yok istemektedir. Türklerin sorunu sorunumuz Batı'lı olamamak, çünkü Doğu'lu ilkellik buna izin vermiyor. Alevi-Sünni sorunu da böyle bir sorun. Doğulu ilkellik demekle neyi kasttteğimi daha iyi açabilmek için aşağılık duygusuyla kombine bir cehalet örneği vermek istiyorum: 13 Kasım 2004’de Almanya’da Kreuzberg’deki Mevlana Camii’nin imamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi görevli imamı sıfatıyla, Bayram Namazı’nda verdiği vaazda şunları da söylüyor. “Biz buraya geldiğimizde bu Almanlarda tuvalet bile yoktu” diyor. (cumhuriyet gazetesi, 17.11..2004). Yani, Alman Ulusu, Türklerin açlıktan kurutulmak için Almanya’ya akın ettiği (Türk işçilerin, henüz Türkiye’de iken, Alman hekimler tarafından dişlerine varıncaya kadar – tıpkı hayvan pazarındaki gibi- muayene edildiklerini anımsatmak isterim) 1960’lara kadar tuvalet nedir bilmezlermiş meğer. Oysa, 08.07.2004’de Cumhuriyet Gazetesi’nde “ Almanların imajı tehlikede” başlılık küçük bir haber çıktı. Haber aynen şöyle: Almanya'da gerçekleştirilen bir araştırma, "Almanlar çok temiz" imajını tehlikeye soktu. Alman erklerin üçte birinin her gün iç çamaşırı değiştirmediği, sadece % 37’sinin her gün duş yaptığı iddia edildi. Alman yayın kurumu Deutsche Welle'e göre, Offenbach’daki Marplan Enstinisü'nce 14 yaş üzerindeki 2 bin 500 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırma, Alman halkının kişisel temizliği sanıldığı kadar önemsemediği tartışmasını gündeme getirdi. Araştırmaya göre Alman kadınları erkeklerden daha sık iç çamaşırı değiştiriyor ve yıkanıyor.(Cumhuriyet Gazetesi, 08.07.2004,) . Bırakalım her gün duş alıp, iç çamaşırı değiştirmeyi, Türkiye’de her köyde kaç evin tuvaleti var? Burada emekli bir generalin bir anısını aktaracağım: Bir gün PKK’ya pusu kurmaları için bir tim görevlendiriyor. Timin içinde de bir yüzbaşı var. Bir Kürt köyünün yanında gidip pusuya yatıyorlar. Sabah olunca bir grup kadın topluca köyden biraz uzaklaşıp oturup tuvaletlerini yapıyorlar. Biraz sonra yüzbaşının kafasına bir taş geliyor. Bakıyor... bo .. lu bir taş.( Emekli General Hasan Kundakçı: “Güneydoğu’da Unutulmayanlar.” İmam, “biz” derken, “Türkler” demek istiyorsa, durum bu; belki de bundan daha kötü. Eğer, “biz” sözcüğü ile tüm Müslümanları işaret ediyorsa, tümünün durumu Türklerden daha kötü. Ayrıca, milyonlarca gecekondudaki hijyenik şartlar nasıldır, haftada bir de olsa banyo yapabiliyorlar mı? Son söz: Yahudi, Batı uygarlığı karşındaki ezikliğinden kurtulamamıştır, onu yok etmek için Batı uygarlığının yükselttiği Rusları bile kendi yanına çekmeye çalışmaktadır. Bolşevikler Yahudi, Bolşevizm ise Siyonizm’in diğer adıydı. Alman ordularını Rusya’da durduran teknoloji Yahudi beyninin ürettiği değil, yine Alman beyninin ürünüydü. Yahudilik bilim düşmanlığıyla, zalimlikle ve ahlaksızlıkla birlikte anılır. Yahudiliğin temelinde tefecilik (bugün bankacılık deniliyor), vardır. Dünyada ilk zenci köle ticaretini ve o ticaretin sonuçlarından biri olan uyuşturucu ticaretini içlerinde Hahamlar da bulunan İspanya göçmeni Hollanda-Amsterdam Yahudileri yapmıştır. |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar cebe'e Teşekkür Ediyor... |
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|