|
|
|
|
#1 |
|
Yasaklı
Esengül Şuan
Son Aktivite: 02.09.2010 23:31
Üyelik Tarihi: 16.12.2007
Mesajlar: 520
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Kaale almamak !! Bizleri ( tabirinizle ) kaale almayabilirsiniz, saygı duyarım ama HZ. ALİ EFENDİMİZİ kaale almamanız enteresan !!!! HZ. MUHAMMED (S.A.V ) Buyuruyorki ; Ben ali denim, ali de benden, aliyi seven beni sever, beni sevende HAKK ı sever. Şimdi soruyorum. Kaale alıyormusunuz ? |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Yasaklı
Esengül Şuan
Son Aktivite: 02.09.2010 23:31
Üyelik Tarihi: 16.12.2007
Mesajlar: 520
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Boş boş şeyler yazıp tartışılacağına lütfen okuyalım ve doğruları öğrenelim ------------------------------------------------ Cem İbadeti Aleviler ibadetlerine CEM adı verirler. CEM; toplanmak, bir araya gelmek, topluca davranmak anlamlarına gelir. Ayrıca; "Cem ayini" veya "Ayini Cem" adı da verilir. Aleviler, Anadolu'da Osmanlı döneminde, Osmanlı şeriatla yönetilen Sünni bir din devleti olduğu için ibadetlerini yüzyıllarca saklı, gizli yapmışlardır. Bu nedenle cami veya kilise gibi geliştirilmiş bir dinsel, mekan mimarisi, Cemevi mimarisi v.s. oluşmamıştır. Aleviler yüzyıllarca ibadetleri olan cemleri köyün veya yerleşmenin en büyük evinde yapmışlardır. Evlerin dışında ibadetlerini, açık bulundukları sürece tekke ve dergahlar ile son yıllarda yapılan CEMEVLERİNDE yapmaya çalışmışlardır. Aleviler, yaptıkları ibadet biçimi olan CEM'in kaynağının; Hz. Muhammet'in Miraç'tan dönüşte uğradığı dergahtaki topluluğun birlikte yaptığı ve adına KIRKLAR CEMİ denilen ibadetten geldiğine inanırlar. Bu mitolojik meclis kendisini şöyle ifade ediyor: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüzde uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir." Bu anlayıştan kaynaklandığı kabul edilen Alevi ceminde kapıdan içeri giren her can, kadın olsun, erkek olsun birdir. Dışarıda toplumsal ünvanı ne olursa olsun her kişi cem erenleri meclisinde eşittir. Alevilerde cemi dede yönetir. Dedenin yanında bağlama eşliğinde nefes söyleyen bir veya birden fazla zakir bulunur. Bazen bağlamayı çalıp nefes söyleyen cemi yürüten dede de olabilir. Dede cemin yapıldığı yerde kapıdan içeri girenin rahatça görebileceği bir yerde oturur. Kapıdan giren canlar önce orada bulunan toplumu niyaz anlamında, toprağı niyaz eder. Arkasından dedeye niyaz eder. Sonra dedenin karşısında; eşi ve çocukları ile ayakta öne eğilerek selamlama vaziyetinde durarak dededen dua alırlar. Ceme lokma getirmek diye bir adet de vardır. Herkes kesesine göre evinden cem için bir lokma getirir. Bu bir kilo elma da olabilir. Birkaç kurban da olabilir. Gelen lokmalar görevli tarafından toplanır ve cem sonunda tüm canlara eşit olarak dağıtılır. Cem, Alevilerde geçmişte kırsal kesimde genellikle üretimin olmadığı herkesin zamanının daha uygun olduğu kış aylarında ve haftada bir gün Perşembe akşamları yapılırdı. Tabii son yıllarda ülkemizde geçler nedeni ile bu takvime uymak şartlar nedeni ile zorlanmıştır. Son yıllarda büyük kentlerde ibadetler Cumartesi veya Pazar gününe kaymıştır. Alevi ibadetine kadın-erkek birlikte katılınır. Haremlik-selamlık yapılmaz. Cemevinin kapısından içeri giren her can cinselliğinden arınır ve kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın insan olarak, can olarak görülür. Alevi cemine katılan insanlar anne, baba ve çocuklar temiz elbiselerini giyerek lokma veya kurbanlarını alarak bir bayram sevinci ile ceme gelirler. Ceme, küskün ve dargın olanlar alınmaz. Cemde suçlular bulunamaz. Örneğin, hırsız, katil vs. ceme alınmaz. Ceme katılıp çeşitli nedenlerle kırgın, dargın olan canlar varsa onlar barıştırılmadan cem başlamaz. Üstünde "kul hakkı" olan kişi Ceme katılamaz. Kırgın, dargın veya birbirinden davacı olan canlar var ise, onlar toplum huzurunda dedenin hakemliğinde cemde kurulan adını Hallacı Mansur'dan alan "dar"da kurulan divanda yargılanma olur ve aklanmış olanlar ceme katılabilir. Bu adeta bir mahkemedir. Yargılamada tüm canlar jüri üyeleridir. Karar, halkın tümünün katıldığı bu yargılamada topluca alınır. Şeriatla yönetilen Osmanlı'nın mahkemelerine 700 yıl boyunca gitmeyen Anadolu Alevileri mahkemelik sorunlarını cemlere taşımış ve orada çözmeye çalışmışlardır. Bu yargılama biçimi daha başarılı olmuş ve bugün çağdaş adalet sistemine adeta örnek oluşturmuştur. Alevilerdeki cemler iki türlü yapılır. Bunlardan biri, tüm toplumun katıldığı cemlerdir. Buraya kadın-erkek, çocuk-yaşlı, evli-bekar herkes katılır. Bunun dışında bir de sadece müsahip ve evli olanların katıldığı daha dar e kendine özgü cemler vardır. Orada her kişinin görgüsü de yapılır. Bu her kişinin görgüsü de yapılır. Bu her kişinin kendi isteği ile bir yıl boyunca kendini eleştiriye açmasıdır. Bir önceki görgü ile bu görgü arasında işlediği hataların ister görülen olsun, ister hiç görülmeyenler olsun meclise açıklanması yani "kendini dara çekmesidir." Kendini gönüllü olarak yargılamasıdır. Buna "görgü" denir. Alevi Cemleri genellikle akşam yapılır. Akşam yaklaşık saat 7 civarında başlar. Gelecek olanlar tamamlandıktan sonra cem başlar. Cemi dede yönetir. Cemevinin sorumlusu gözcü vardır. Bir de dış tehlikelere karşı dışarıda bekçi bulunur. Geçmişte Alevilerin ibadetleri yasak sayılırdı ve gizli yapılırdı. Bu nedenle köyün ve mahallenin girişine ve çıkışına bekçi konurdu. Cemlerde hizmetler 12 İmamlar adına görüldüğü için ceme "12 hizmet" adı ad verilir. "12 hizmet" sahipleri şunlardır: 1) MÜRŞİT: Cemi yöneten kişidir. İnsanı kamildir. Hz. Muhammet, Hz. Ali veya Hünkar Hacı Bektaş Veli makamlarını sembolik olarak temsil eder. Onların adına cemde bulunur. İkrar alır. Nasip verir. Mürşitlik, dedelik kurumunun en üst makamıdır. Kendisinin soyunun Hz. Ali'ye dolayısıyla Hz. Muhammet'e dayandığına inanılır. 2) REHBER: Mürşide, dedeye yardımcı olan kişidir. Yol ve erkan konusunu iyi bilen, yol gösterendir. 3) GÖZCÜ: Cemde rehberin yardımcısıdır. Cemin düzenini sağlar. 4) ÇERAĞCI: Cem evinin aydınlanmasından sorumludur. Bazı yörelerde "delilci" de denilir. 5) ZAKİR: Cemde, dede bağlama çalmazsa, bağlama çalıp nefes, duvaz, mersiye okuyan görevlidir. 6) SÜPÜRGECİ: Cemevinin temizliğinden sorumludur. 7) BEKÇİ: Cemevinin dış güvenliğini sağlar. 8) KURBANCI-LOKMACI: Cemevindeki kurban ve lokma işleri ile ilgili görevlidir. 9) SAKA: Cemevinde, su, şerbet, dolu sunan görevlidir. 10) PERVANECİ: Cemevinde "semah" görüldüğü zaman ilgili hizmet görevlisidir. 11) PEYİKÇİ: Cemden önce ve cem esnasında haberleşmeyi sağlayan görevlidir. 12) MEYDANCI: Ceme katılanlara yer gösteren, meydan görevlerini yapan, meydanevi yani cemevinin hizmet görevlilerinden birisidir. -------------------------------------------------------------------------------- |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() sandalli Şuan
Son Aktivite: 21.04.2016 18:58
Üyelik Tarihi: 19.02.2006
Mesajlar: 38.277
Tecrübe Puanı: 4589
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Allah hepimizi Hz. Ali gibi yasayanlardan eylesin... Amin.
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Yasaklı
Deniz5835 Şuan
Son Aktivite: 18.12.2009 16:42
Üyelik Tarihi: 16.07.2008
Yaş: 52
Mesajlar: 90
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Kelime-i şehadet:
Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden resulullah ve eşhedu enne Aliyyün veliyullah manası: şahitlik ederim ki tanrı birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir ve yine şahitlik ederim ki Hz Ali onun velisidir (yani sırrına ermiştir) Kelime-i tevhit: Lailahe illallah Muhammeden resulullah Aliyyün veliyullah Manası:Tanrı birdir Hz Muhammed onun peygamberidir,Hz Alide onun velisidir (yani onun sırrına ermiştir) |
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Tecrübeli Yiğido
![]() ![]() ![]() eyupk Şuan
Son Aktivite: 02.01.2013 08:50
Üyelik Tarihi: 05.04.2007
Yaş: 35
Mesajlar: 330
Tecrübe Puanı: 743
![]() |
Alıntı:
Allah (c.c.) kelimesi ile tanrı kelimesi arasında ne fark vardır : Bizim eski atalarımız müsliman olmadan önce yaratıcı bir varlığa inanıyorlardı. Belki kendilerine göre değişik tanrılarıda vardı ama onlar daha çok kendi lehçeleri ile ''tengri'' dedikleri zaman zat-ı uluhiyeti kasdediyorlardı. Bu kelime sonra biraz daha incelik kazandı tanrı şeklini aldı ki aslında mabud demektir ve arapca'daki ilah'ın fransızca'daki diyo'nun farsca'daki huda'nın karşılığı olan bir kelimedir. Ama hiç bir zaman Cenab-ı Hakkın bütün Esma-i Hüsnasını cami,ism-i zat olan Allah (c.c.) kelimesinin karşılığı değildir. Allah (c.c.) dendiği an,bütün kainatta tecelli eden isimleriyle bir zat-ı ecell-i A-la akla gelir. Allah (c.c.) kelimesiyle anlaşılan budur,yani o Mabudu mutlak, Halıkı mutlak, Maksud-u mutlak, Rezzak-ı mutlak, Bari-i mutlak, Cemil-i mutlak'tır. İlhesma-i Hüsnayı cami Allah (c.c.) kelimesinde böyle umumi bir mana anlaşılır ve bu itibarla da Allah'ın (c.c) ism-i hass dır. Allah (c.c.) dendiği an bu mabudu mutlak anlaşılır ve vacib-ül vücud akla gelir. Ama tanrı dendiği zaman yunanlıların aklına zeus, mısırlının apis boğası ve hintlinin aklınada kendi inekleri gelir. Tanrı kelimesiyle yerli yersiz mabud kelimesinin akla gelmesine karşılık, Lafz-i celale olan Allah (c.c.) kelimesi vacib-ül vucut un ism-i hassı olarak sadece o Esma i Hüsna sahibi Za-tı Zülcelali akla getirir. Onun için bir insan Tanrı demekle Allah (c.c.) yerinde kullanırsa maksatını anlatamaz ve hata etmiş olur. Tanrı ilah kelimesi yerinde, huda, diyo ve god yerinde kullanılabilir. Fakat Allah (c.c.) yerinde değil.... Allah (c.c.) cenab-ı Hakk ın Zatının has ismidir. Onun için LÂ İLAHE İLLALLAH diyoruz. Fakat la Allaha illallah demiyoruz. Evvela ilahlar tanrılar ne varsa hepsi nefyediliyor, sonrada isbatta mabudu mutlak getiriliyor ve sadece ALLAH (c.c.) vardır deniliyor. Mevlid yazarı Süleyman Çelebi bu hususu çok güzel tefrik ederek ''Birdir ALLAH ondan artık tanrı yok'' deyip her iki kelimenin yerinide tayin ve tesbit etmiştir. Buna binaen bir insanın ağzından tanrı kelimesi çıktığında hemen reaksiyon göstermemeli o adamın maksadına bakmalı ALLAH (c.c.) yerine o manayı kullanmışsa tatlıca ikaz etmeli aksine tevehhür gösterilmemeli. Hele günümüzde asla... |
|
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() madımak_58 Şuan
Son Aktivite: 16.10.2012 12:47
Üyelik Tarihi: 15.07.2008
Yaş: 40
Mesajlar: 1.068
Tecrübe Puanı: 775
![]() ![]() ![]() ![]() |
Alıntı:
sizin ikazınızda kendinizden büyük biri için gayet tatlı olmuş. ...................
__________________
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
|
|
|
|
|
|
|
#7 | |
|
Yasaklı
Deniz5835 Şuan
Son Aktivite: 18.12.2009 16:42
Üyelik Tarihi: 16.07.2008
Yaş: 52
Mesajlar: 90
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Alıntı:
Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar Nûr-u Nebi, kerem-i Ali, Kerâmâtı Velî Pirimiz, hünkârımız, Üstadımız Kûtb-ül Arifîn Hacı Bektaş-ı Veli Dem-ü, devranına hü diyelim Hüüüü ………… |
|
|
|
|
|
|
#8 | |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() sandalli Şuan
Son Aktivite: 21.04.2016 18:58
Üyelik Tarihi: 19.02.2006
Mesajlar: 38.277
Tecrübe Puanı: 4589
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Yasaklı
Esengül Şuan
Son Aktivite: 02.09.2010 23:31
Üyelik Tarihi: 16.12.2007
Mesajlar: 520
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Yasaklı
Esengül Şuan
Son Aktivite: 02.09.2010 23:31
Üyelik Tarihi: 16.12.2007
Mesajlar: 520
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
6 AYLIK KERBELA ŞEHİDİ Sabahın erken saatlerinde başlayan kanlı direniş, artık yerini sükûnete bırakmıştı. Kuru sahrada binlerce kişilik düşman ordusu karşısında yarensiz kalan Hüseyin (a.s), feryadına henüz bir cevap alabilmiş de değildi. Hayata karşı dakika dakika yabancılaşıyor, adeta yeni bir dünyayla tanışıyordu. Bir an için eskiye dönmüş; çektiği sıkıntıları, tattığı acıları tek tek gözden geçiriyordu: Ceddi Resul-u Ekrem’in (s.a.a) rihleti ve onun ardından anası Fâtıma’nın (s.a) bitmek bilmeyen çileler zinciri, çektiği ıstırap ve işkenceler; babası Hz. Ali’ye (a.s) yapılan zulümler ve onun hazin sonu; kardeşi Hasan’ın (a.s) Muaviye karşısında sabrı ve o melun tarafından şehit edilişi ve bir de bu acılara ek olarak Kerbela faciası.. İşte tüm bu çileler Hüseyin (a.s) için örülmüş, onun için takdir edilmişti. Bu yüce şahsiyet, Resul-u Ekrem’in “İyisi de var, kötüsü de” şeklinde beyanlarda bulunduğu ashap ve tabiinin arasındaki “iyi” olarak tanınan “kötüler” sınıfının kurbanı olmuş, tüm Ehl-i Beyt gibi, o da bunun cefasını çekmişti. Artık Hüseynî çadırlarda Hüseyin’den (a.s) başka savaşabilecek kimse kalmamıştı. Vefalı dostların tümü, az önce arka arkaya aşk diyarına doğru süzülmüşlerdi çünkü. Hüseyin yavaş yavaş çadırlara doğru yürürken Ehl-i Beyt hatunlarına sesleniyordu: -Ey Sakine, ey Fâtıma ve ey Zeynep! Allah’ın selamı size ve yanınızdaki diğer Ehl-i Beyt’ime olsun. Bu, benim size olan son selamım, sizinle son görüşmemdir. Bilesiniz ki, artık hüzün defteri size yeni yeni sayfalar açacak, keder size daha da yakınlaşacaktır!.. İmam, daha fazla dayanamamış, ağlamaya başlamıştı son sözlerinden sonra. Bu sözler, aynı zamanda onun hazin sonunun da habercisiydi. Gözyaşları Kerbela sahrasında kaybolup giderken herkes susmuştu şimdi. Ne var ki bu suskunluk fazla sürmemişti. Kahkahalar, küfürler ve nâralar... Az önceki sessizlik, düşman askerlerinin bu çirkin çığlıklarıyla tekrar bozulmuştu. Onların bu çirkin saldırıları Kerbela’yı kuşatmışken Hüseyin (a.s) çadırların hemen önlerinde toplanan birkaç şehidin yanı başındaydı. Buruk bir dille, onların huzurunda feryadını tazeliyordu: -Bana yardım edecek kimse yok mu? Bu cümlenin hemen ardından gözyaşlarına mani olamayıp ağlamaya başladı: -Abbas, Müslim, Kâsım!.. Neredesiniz? Neden Hüseyin’e cevap vermiyorsunuz? Siz değil miydiniz bir seslenişime bin can veren fedailer, şimdi ne oldu da cevap vermiyorsunuz bana? İmam, Allah’a şikâyetini böyle dile getirmeye, acısını böyle dindirmeye çalışıyordu. Yarenlerinin, biricik yavrularının ve can dostu yakınlarının cansız bedenleri onu epey hüzünlendirmiş, yasa boğmuştu çünkü. O, şimdi kendi çadırına yönelmiş, Ehl-i Beyt’ine uyarılarda bulunuyordu: -Gördüğünüz ve göreceğiniz cefalar karşısında sabredin. Yüksek sesle ağlamayın. Düşman sesinizi duyup da sevinmesin sakın! Sonra, kız kardeşi Zeynep’e döndü: -Hatırlıyor musun; sana hep derdim “Sonsuz hayat sahibi yalnız Allah’tır” diye. Ey kardeşim! Benden sonra kadınlar ve çocuklar sana emanet! Zeynep ağlamaya başladı. Kızı Sakine de... Onlar, Hüseyin’in meydana çıktıktan sonra bir daha geri dönmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Onun da diğer şehitler gibi paramparça edileceğini, atların altında lime lime edileceğini ve şehadet şerbetini içip sonsuz diyara doğru uçup gideceğini biliyorlardı. Bu ayrılık ateşi onları tamamen yasa boğmuştu. Şimdi her üçü de ağlıyordu. Hüseyin (a.s) içindeki ıstırabı beyitlere dökerek kızı Sakine’ye seslendi: Benden sonra çok ağlayacaksın kızım Istırabın artacak, keder sahibi olacaksın Ama en azından hayatta olduğum Ve seni görebildiğim müddetçe Islak gözlerinle yakma kalbimi! Hasret gözyaşlarını şimdiden akıtma! Eğer cansız bedenim yere düşer de Tutunacak hiçbir dalım kalmazsa Ey güzel kızım benim! İşte o zaman sarılır, ağlarsın bana!.. Vedalaşmak için sırada en küçük yavrusu Ali vardı. Kerbela’nın en küçük kahramanı Ali Asgar’dan da vedalaşmak istiyordu şehitler serveri. Zeynep’e dönerek minik yavrusunu istedi: -Ey benim vefalı kardeşim; kundaktaki yavrumu getir bana, gönlüm onunla da vedalaşmak ister! Bir müddet sonra Ali Asgar da getirildi. Kızgın güneşe karşı gözlerini sıkı sıkı kapayan minik yavru, susuzluktan neredeyse kurumak üzereydi. Hüseyin, yavrusunun kuruyan dudaklarına son kez sıcak bir buse etti. Ancak yüreği onun acı feryadına dayanamıyordu. Minik yavruyu havaya kaldırıp Kûfelilere seslendi: -Ey Yezid'in yandaşları! Sizin gözünüzde ben zalim ve dinden çıkmış biri de olsam en azından şu masum çocuğa Muhammed'in (s.a.a) dini hatırına su verin! O sırada Kûfe ordusu içerisinde Harmile b. Kâmil adlı bir okçu da onları sinsice izliyor, şeytani planlar kuruyordu. Özel olarak hazırladığı üç başlı çatallı oku torbasından çıkarıp yayına yerleştirerek minik yavruyu nişan aldı. Kısa bir süre sonra ok yayından çıkmıştı bile... Hüseyin’in veda öpücüğü henüz sıcaklığını kaybetmemişken Ali Asgar’ın narin bedeni bir anda sarsılmış, bembeyaz kundağı bu okla al kanlara bulanmıştı. Ali Asgar babasının elinde can verirken düşman saflarından yükselen sevinç çığlıkları daha da fazlalaşmıştı. Küçük yavru, gerdanına saplanan okla birlikte babasının kucağından halası Zeynep’in kucağına taşındı. Hüseyin, avuçlarına dolan kızıl kanları gökyüzüne saçarken bir yandan da bağırıyordu: -Musibet ne türden olursa olsun, tahammülü benim için o denli kolaydır. Şüphe yok ki Allah, beni görmede, bilmededir!.. Hüseyin'in Kanı / Metin ATAM |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
|
|