|
|
|
|
#1 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Dünyanın En Acımasız Hayvanı İnsandır Sabah işe gelirken, arabada yine gazete haberlerini dinliyorum. Duyduklarım karşısında; ne yapsam, ne yazsam, ne söylesem bilemedim… Nietzsche’nin sözü dilime dolandı yeniden…. “Dünyanın en acımasız hayvanı insandır”. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve bunlar karşısında her geçen gün artan duyarsızlığımız, tepkisizliğimiz bu cümleyi haklı kılıyor ne yazık ki. Ne dersiniz ? Nietzsche haksız mı “dünyanın en acımasız hayvanı insandır” derken… Dünyaca ünlü bir piyano virtüözü konser vermek üzere salona giriyor. Dinleyicileri büyük bir ciddiyetle selamlayarak daha önceden tuşları sökülmüş piyanosunun başına geçiyor ve çalmaya başlıyor… Elbette piyanodan ses çıkmıyor ama virtüöz her parçadan sonra yine büyük bir ciddiyetle dinleyicileri selamlıyor ve diğer eseri çalmaya devam ediyor. Dinleyiciler önce birbirlerine şaşkın şaşkın bakıyorlar ve ne yapıyor bu sorusunu gözleriyle soruyorlar ama yinede çılgınlar gibi alkışlıyorlar sanatçıyı. Konserin bitimine kadar bu böyle sürüyor… Konser bitiyor ve kapıda Gazetecilerden biri diyor ki;”siz çalıyor gibi yaptınız biz de siz çalmışsınız gibi çılgınca alkışladık, ama ne yapmaya çalıştığınızı anlamadım”. “Sahi ne yapmaya çalıştınız”? Yanıtlamış sanatçı: “İnsanların tepkisizliğinin boyutunu merak etmiştim, meğer sonsuzmuş... *** ” Barış; yanına “ama” kabul etmez… Barış istiyorum “ama” diyemezsiniz yani. Dememelisiniz de zaten… Öte yandan; teröre karşıyım “ama” deyip yanına mesela; nereden ve kimden geldiğine bakmaksızın karşıyım diyebilirsiniz.. Terörü her anlamda; siyasal, ideolojik ve felsefi anlamda reddetmek koşuluyla…. Doğrusu da bu değil midir? Alıntı [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
__________________
|
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 2 Kullanıcı Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#2 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() filografozan Şuan
Son Aktivite: 30.06.2014 00:13
Üyelik Tarihi: 05.04.2010
Yaş: 56
Mesajlar: 3.298
Tecrübe Puanı: 928
![]() |
Tahta perdede ki çivi...
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. " arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence "bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)" demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik kapanmayacaktır. |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar filografozan'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#3 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hacer Menekşe
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı. Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi. Gölgeyi sever menekşeler derdi. Oysa; öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yapığını anlatmıştı onlara. Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı. Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi... "Her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar?" diye düşündü, durdu Hande... Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi. Küçücük kafası o gün herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. İlk, kimsenin yanına oturmak istemediği, "Hacer'in yanına oturmak istiyorum öğretmenim." diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış, şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer, çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise; mühendis Kamil Beyin biricik kızı... Öğretmen, pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande'yi... Hande, ısrar ediyordu Hacer'in yanına oturmak istiyordu. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmem Hande'nin annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu: "Neden yavrum Hacer'in yanına oturmak istiyorsun?" Hande cevap verdi: "Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin. Oysa, her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı... Belki de bu yüzden bu kadar güzeller... Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki, Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum." dedi. Hande'nin annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4 .sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak "Peki kızım, kimin yanında istersen oturabilirsin." dedi. Pazartesi, Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer... Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlar da soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi iki kere anlatma ile anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti? Doktor Cemal bey'in kızı Esin idi en çok alınan... Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı her Pazar... Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi? Çok gururu kırılmıştı Esin'in... Hande ile konuşmuyordu. Bir gün, Hande ve ailesi, Esinler'le dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler.. Hande, gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı, arkadaşları ile arasının bozulmasına sebeb olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu, yoksa aptal mıydı? Sonra menekşeleri hatırladı. Hemen düşüncelerinden utandı. Hacer, farklı diye yargılamamaları gerekiyordu. Hacer'in kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Tam umduğu gibi olmuştu. Esin, somurtarak karşısında oturuyordu. Hande ile konuşmuyordu. Hande, canını sıkkınlığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı. Kar atıştırmaya başlamıştı. Hande kar'ı çok seviyordu. Yürüdü, yürüdü... Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresindeki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi... Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi, eve doğru bir adım attı, kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti. Bu Hacer idi. Hande'ye gülümsüyordu... "Hoşgeldin Hande" dedi Hacer, biraz ürkek "Buyurmaz mısın?" Şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda, sıcacıktı. Odun sobası her yeri ısıtmıştı. "menekşeler" diyebildi sadece Hande, "bu soğukta" Hacer gülümsedi: "Onlar annem için, annem onları çok sever." Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. "Annen hasta mı?" dedi. Hacer: "Evet, 2 sene önce felç oldu, ona ben bakıyorum. Bizim kimsemiz yok. Birtek ineğimiz var, onunla geçiniyoruz ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor." dedi Hacer utanarak... Bir de dedi: "Bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum." Hande'nin gözleri dolmuştu... Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı... Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu... Bir müddet sonra "Anne, bu Hacer!" diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacerler'e gidip Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande, annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlıyarak. "Bir şeyler yapalım anne"dedi. O hafta, annesi ve Hande, Hacerler'e gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar... Hacer, artık Handeler'den okula gidip geliyordu. Ne dağınıktı, ne de aptal... Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti... Hacer ve Hande bir arkadaş değil, bir kızkardeşlerdi artık... Mor menekşeler Handey'e Hacer'i armağan etmişti... Hacer'e ise; hem Hande'yi, hem hayatı... Seneler sonra ikisi de evlendi... Hacer şimdi bir doktor... Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Hastalarına vicdanı ile birlikte şifa dağıtıyor... Hande ise; bir öğretmen... Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor... Bir kızı var. Adı: HACER MENEKŞE... Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande. Hacer Menekşe, teyzesi Hacer'i çok seviyor ve annesine teyzesi için her gün teşekkür ediyor... LÜTFEN SEVGİNİZE ÖNYARGI SOKMAYIN. DİNLEYİN VE YORUMLAYIN. HERŞEY, SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR. SEVDİKTEN SONRA İSE; SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR... Özen Kıraç [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
__________________
|
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#4 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() filografozan Şuan
Son Aktivite: 30.06.2014 00:13
Üyelik Tarihi: 05.04.2010
Yaş: 56
Mesajlar: 3.298
Tecrübe Puanı: 928
![]() |
Einstein ve Şoförü..
Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş..Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü einstein' a ; Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz herşeyi kelimesi kelimesine biliyorum demiş ..Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş ; Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar, o halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim..Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış..Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş ; Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp ; Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip demiş..Sonra da salonun arkasında oturan einstein' ı işaret ederek şöyle devam etmiş ; Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak...* ' Akıllı insanlar ; Akıllı insanlarla çalışır...*
__________________
BAKİ KALAN BU KUBBEDE BİR HOŞ SADA İMİŞ... |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar filografozan'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#5 |
|
Usta Yiğido
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() filografozan Şuan
Son Aktivite: 30.06.2014 00:13
Üyelik Tarihi: 05.04.2010
Yaş: 56
Mesajlar: 3.298
Tecrübe Puanı: 928
![]() |
Boluda bir ilçeye bir kaymakam atanmiş. Kaymakam yanina başçavuşu alip, köylülerle tanişmak üzere köy, köy dolaşmaya başlamiş, bakmişlar ki yolda bir adam kucağinda bir eşek yavrusuyla gidiyor... kaymakam baş çavuşa demiş ki.. "ben bu köylülye biraz sataşayim" başçavuş kaymakami uyarmiş. "aman efendim, bunlar lafta altta kalmazlar. Dikkat edin" "kaymakam bir şey olmaz. Ben yillarca mektep okudum. Kültürlüyüm. Cahil bir köylü mü beni lafta yenecek demiş." arabayi durdurup köylüye yanaşmişlar kaymakam selam verip sormuş ""nereye böyle kucağinda yavrunuzla" köylü bir kaymakama bakmiş, birde başçavuşa "mektebe demiş..mektebe yazdirmaya gidiyorum..."çok okursa kaymakam, az okursa başçavuş olsun diye".......
__________________
BAKİ KALAN BU KUBBEDE BİR HOŞ SADA İMİŞ... |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 3 Kullanıcı filografozan'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#6 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
“…” BURAYA ONUN ADINI YAZ Kimin mi? Hani o, seni en çok üzenin, en kızdıranın adını Eşin belkiBelki de annen-baban Ya da kardeşin, komşun, en iyi arkadaşın Artık, seni inciten ve de “kıymetlin” her kimse, işte onun Yaz adını buraya; “. . . . .” ve ekle; “. . . . .” Öldü! Yok artık! Ne bir daha bu eve gelecek, ne telefon edecek, ne de bir daha karşılaşacağım onunla! Artık “. . . . .” Yok! Öldü O Hiç olmayacak bir daha Bundan sonra, aranızda geçen olayları düşün Hani seni çok inciten, üzen-kızdıran ve “Asla!” dedirten her yaşanmışlığı Gör bak, nasıl bomboş ve anlamsız gelecek Ölümün değdiği her şey nasıl silikleşecek, nasıl artık fonda kalacak hayat! Aniden değişecek paradigmalar! “Neden?” diyeceksin”Neden kırdım ki onu?” “Şu üç günlük dünyada değer miydi?” Ve Tarifsiz sızlayacak yüreğin İşte bak dünya bir an! Bir varmış, bir yokmuş Giden asla geri gelmiyor ve insan “keşke” diye bir ömür boyu yürek sızılarıyla kalıyor sonra. Böyledir ölüm Ansızın gelir ve keskin bir bıçak gibi ayırıverir dünyaları Ve bizler, hep “ölecek yaşlarda” olduğumuz gerçeğini bile bile, görmezden gelir, hiç ölmeyecek gibi yaşarız Oysa geçen her saniye haykırır bize; “Ölüm var heyy!” Bir ebemkuşağıdır ölüm Her giden hep “sırma saçlı-badem gözlüdür” ya hani “. . . . .” Öldü diyerek işte, şimdi değiştir paradigmaları! Ve en bâdem gözlüne sımsıkı sarıl! Bırakma sakın! Bak, tik-taklıyor zaman; “Ölüm var heyy!” İşte bu, “Ölmeden önce ölmek” yani Olmak sırrındandır Ve bundandır “Her vakit ölümü hatırlayın!”diye emredilmesi Sırra eren, hiç “keşke” demeyecek. Ve Nasıl hayattayken öldürüp de gayrımızı, sıfırlıyorsak ona karşı içimizi, aklımızı-yüreğimizi Nefsimize de böyle yapmalı!Sıfırlamalı dâim Sınır dışı tüm arzu ve dayatmalarını, ölüm silgisiyle silivermeli Ölmeden Ölmeli! Ölmüş olan, hiç dünyaya tapar mı? “Şunu, şunu da isterim” der mi? Ölmüş olan, yalan-kötü söz söyler mi? Ölmüş olan, haset-zulüm eder mi hiç? Ölmüş olan, benlik davası güder, kin tutar mı? Ölmüş olan, incinir mi? Ölmüş olan, İncitir mi hiç? ? Gelin ÖLüverelim hadi! OLuverelim Selam ve Duâ ile… [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 3 Kullanıcı Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#7 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 4 Kullanıcı Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#8 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Namazini Geç Kilanlara İbretlik Hikaye Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı?'' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... Hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, Korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden.... " Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum. " Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu. Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım. " Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.. "Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar..... .Namazım....Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. " Namazlarım.....Namazlarım....N amazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum."dedi.... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. C)alinti. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 5 Kullanıcı Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#9 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Fırtına Çıktığında Uyuyabilirim Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı. Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'. Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar: Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu. Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. hıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim' Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), manen (dua), maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca. Sevgiyle kalın. Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin. İkisi de sarhoşluk anıdır, akıl başta değildir. C)Alinti. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 3 Kullanıcı Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
|
|
#10 |
|
Navigator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kardelencicegi Şuan
Üyelik Tarihi: 27.10.2008
Yaş: 59
Mesajlar: 48.623
Tecrübe Puanı: 5527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] SAKIN O KAPIYI ZORLAMA VEDE AÇMAYI DÜŞÜNME Ey Okuyucu ! İşitici, dikkatle oku ! Her insanın gayibi merakı ve keşif hevesi içinde mutlaka vardır. Buna en kolay ulaşma yolu Havas ilmi olarak bilinir ve yola çıkılır. Neden en kolay çünkü klavyenin tuşuna bastığında önüne bir çok bilgi çıkar,şu koruma duasını oku birde üstüne şunu oku oldu bitti gelirler giderler,yaparlar ederler İşin aslı bu kadar kolay olmamalı nedersin ! Havas İlmini icra etmiş ilim erbabı zatlar,günümüze kıymetli ve değerli notlar bırakmıştır. Aşk,rısk,dilek,amaca ulaşma derken dua ve okuma adetleri binlerce seçeneğe dönüşüveriyor. Hal böyle iken günümüz meraklı insanı, genci, yaşlısı bu okunanlara ve okumalar neticesindeki sonuca cezboluyor. Fakat göz ardı edilen ciddi meseleler vardır. Benim sizlere diyeceğim şudur ki ,kapatamayacağınız kapıyı ne çalın nede açın,şayet o kapıyı açarsanız sizi ağırlayacaklar hayallerinizdeki size yardımcı olacak,hizmet edecek birileri hiç bir sonuca varamazssın. Bu deneyim ve tecrübeyi bizlerle paylaşan zatlar,bizler gibi iki satırda bir şeyleri okuyarak ulaştıkları amacı anlatmıyor olsa gerek. Havas ilminin başlangıcı Allah aşkı ile ve gününüzü dakikanızı Yaradana dua ederek geçirmenizle başlar. Bununla birlikte Kur an Ayetlerini iyi okumak ve anlamak esas tır. İyi bir alt yapı iyi bir islami bilgi şarttır. Düşünün ki bir binanın temeli yok,başladınız inşaat yapmaya, çıktınız 2. kat-5.kat derken bir bakmışınız ummadık bir an çöküvermiş. Veya okumamış ve okumaktan uzak birini 3 ay derse alarak, Ünüversite sınavına soktunuz.3 değil 13 ay okuması dahi bir çok eksiği kapatacak zaman dilimi olmaz/olamaz. Aklın cevabı, mantığın hükmetiğine "evet " derken,gözle görünmeyen ve hesabı yapılamayan bir konuda " hayır " demekte gayet normaldir. Allahın himayesine korumasına geçmek için, uymak ve bu şekilde yaşamak esastır. Yaşam alanımızda emek harcanmadan hiç bir konu yoktur ki elde edilmiş olsun. Emek harcamadan alt yapı olmadan sizleri ne koruma duası korur nede amaca yönelik okumalarınız yerine gelir. Havasa girmenin ilk sayfası Kuran dır. Bir atletizim ci o yolu kat etmek için yıllarca koşar,bir enstüruman çalan kişi yıllarını verirki çaldığı alet ruhumuzu okşar. Ben kemanı elime alınca çalarım, veya ben kanu nu elime alınca daha iyi çalarım diyebilirmisin.? Cevabın kesinlikle "hayır " olacaktır.!! o halde her bir işe gönül veren mutlak sıfırdan başlamalı ve daha sonra tecrübesini icra etmeli. Aksi halde 1 ay 5 ay duaları okuma ile size refakat edecek olanların rahmani olmayacağı kaçınılmazdır. Zaten! ben herşeyi inkar ettim dost arıyorum? kim var? diye çağrıda bulunursan çok kısa sürede gelir kolunuza birileri girer. Kolunuza kimin gireceğini siz çok daha iyi biliyorsunuz. Kaldıki alt yapısız şekilde yapılan her işin ucuda buraya gidecektir. Buna sakın olaki zerre şüpheniz olmasın.. Siz siz olun 3-5 aylık form bilgileri ile o kapıyı zorlamayın. Sizin ve ailenizin, alt üst olabilecek yaşamına sebep olarak başınıza gelebilecek kabusa vesile olmayın. Emeksiz ve zahmetsiz hiç bir şey olmaz. Hukuk kitabını çarşıdan almak ile kimse avukat savcı olamaz. O bilgiler sadece o safhaya ulaşmış kişilerin hakkıdır,alt yapısına emek vermiş kişilerin hakkıdır. Her birimiz bir avukat, bir savcı olur,işziliğede çözüm bulmuş olurduk.!! Benzer konular bir çok kez dile getirilmiş olsada amaç örenekler ile beyinlere nakşetmektir. Doğru yu söyleyen bu köyden kovulmaz.!! Yarın bir gün ne köy kalır nede kovulacak kişi kalır. Dikkat et ... Saklıbahçe C)Alinti. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...] |
|
|
|
| Yukarıdaki Mesaj için Yandaki Kullanıcılar Kardelencicegi'e Teşekkür Ediyor... |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir) | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Günün, Ayet ve Hadisi | altuntas58 | Serbest Dini Konular | 19 | 13.11.2011 16:09 |
| -CUMA SOHBETLERİ- | Abdurrahman 58 | Dini sohbet | 50 | 28.08.2009 08:50 |
| Peygamber Efendimizin tüm Ramazan boyunca okuduğu dua:)) | seva | Dualar | 0 | 19.08.2009 17:02 |
| Acıklı bir aşk hikayesi :) | gürün_güzeli | Hertelden | 0 | 27.06.2008 18:09 |
| Bİr Gelİncİk Hİkayesİ | bayatlı kenan58 | Arşiv | 0 | 23.05.2008 16:58 |